1922'de Lozan Konferansı çalışmalarına başladı...

T.B.M.M. Hükümeti, İtilaf Devletlerine gönderdiği 4 eylül 1922 tarihli notada, barış konferansının toplanma yeri olarak İzmir'i önermişti. Müttefikler ise 27 Ekim tarihli notlarında konferansın Lozan'da yapılmasını istemişler ve konferansa T.B.M.M Konu (-S-A-S-24-) tarafından açılmış, 1302 kişi tarafından görüntülenip, 7 yanıt almış.

Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!


Karşı sistemi kendi makineniniz gibi kullandıran uzaktan yönetim programı.
  • Canlı ekran izleme,vnc ve mouse kontrolü
  • Antiviruslerce %100 tanınmaz, güncelleme garantili
  • Ortam sesi dinleme
  • Webcam izleme
  • Online/offline keylogger
  • Kopyala/Yapıştır, Clipboard Yöneticisi (Canlı)
  • Warlogger desteği
  • Çalıştırma,upload,download,yeniden adlandırma,silme,gizli çalıştırma,thumbnail görüntüleme(indirmeden dosya görme)
  • Registry yöneticisi (tam özellikli)
  • Msn şifrelerini ve geçmişteki tüm adresleri çıkartma
  • Firefox şifrelerini çözme
  • Görev yöneticisi, görev sonlandırma
  • Çalışan programları listeleme
  • Bağlı sistemlerin yaptığı işlemleri tek listede görme!
  • Binder / dosya birleştirici
  • Virus tipinde resource kullanmadan bindleme özelliği
  • Mp3,resim,jpeg,vs her türlü dosya ile birleşip,exploitler ile link üzerinden,htmlden yayılır
  • Keyloggerda dll kullanmadan system hooklarıyla loglama ve tabii dll kullanmadan kimse yapamıyorken %100 sisteme zarar vermeden stabil bütün dünya dillerinde loglama.
  • Internet Explorer 9 şifre çözme
  • Chrome Şifreleri (bütün sürümler)
  • Firefox Şifreleri (bütün sürümler)
  • Internet Exporer Şifreleri (bütün sürümler)
  • Safari Şifreleri (bütün sürümler)
  • Reklam Bot ile site reklamı, dosya yükletme, bulaştırma,vs. MSN,Yahoo Messenger,ICQ ve AIM sistemlerinin hepsini tanır. Reklam bot aynı anda birden fazla sisteme komut verebilir.
  • Browserda geçmiş verileri, form girdilerini kayıt edip trojandan erişme
  • Klavye Kilitleme
  • Mouse Kilitleme
  • Masaüstü Gizleme
  • Sistemlere takılı flash/usb disk varsa bulaştırma Birden fazla sisteme aynı anda autorun oluşturabilir.
  • Uzaktan exe yükletme Aynı anda birden fazla sisteme exeleri tek komutla yükletebilir.
  • Fake sistem kilitleme. Tek tıklama ile karşı sistemi restart/yeniden başlat moduna geçmiş gösterip kilitleme. Kullanıcı fişten çekmediği sürece siz istemedikçe bilgisayarı kapatamaz, yeniden başlatamaz.
  • Karşı sistemin yeniden başlatılma talebinde masaustu ve bütün ekranı kapanıyor gibi gösterip kapanış sesini çalara kullanıcıyı bekletme. Kullanıcı sistemi kapatmak istediğinde siz izin vermezseniz windows kapanmaya çalışıyor gibi görünür ancak yonetim panelinden her türlü işlem yapılır.
  • Sistem servislerini yönetme
  • Outlook şifreleri çözme. (bütün outlook versiyonları outlook expressler dahil)
  • Otomatik güncelleme özelliği ile yakalanma durumunda kısa sürede otomatik güncelleme alma
Sadece 690 TL! Satın almak için iletişim formunu kullanabilirsiniz.


Ayrıca, iki farklı üst sürümü var:
Özel Trojan 990 TL: İstediğiniz isimle çalışıp, istediğiniz yere kopyalanır ve başlangıçta, msconfig'de, registry'de görünmez.
ÖZEL TROJAN 1490 TL: Görev yöneticisinde ve sistemin hiç bir yerinde görünmez.


Sürümler: 1200 TL: - Kimsenin bulamayacağı şekilde çalışır!> m3hm3t. 1750 TL: %100 gizlidir, RAM'de çalışır ve bentrojanim.exe olarak çalışsa dahi hiç bir yerde görünmez.

Wardom.Com.TR bir bilgisayar güvenliği sitesidir; hack konuları bilgisayar güvenliğinin ve bilgisinin uç noktaları olduğundan dolayı, kullanıcıları bu konularda bilgilendirmek ve güvenliklerini arttırmak için yazılmaktadır.

Geri Dön   Wardom.Com.TR > Milli ve Dini Unsurlar > Milli Unsurlar
Üye Ol Sözlük Üye Listesi Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Konu Başlıkları: 1922de basladi calismalarina konferansi lozan
Üye Olmadan Yorum Yazmak İçin Tıklayın!
1922'de Lozan Konferansı çalışmalarına başladı... konusundaki toplam yorum: 7, okunma sayısı: 1302.
 
Eski 23-11-2008, 13:20   #1
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 
1922'de Lozan Konferansı çalışmalarına başladı...

T.B.M.M. Hükümeti, İtilaf Devletlerine gönderdiği 4 eylül 1922 tarihli notada, barış konferansının toplanma yeri olarak İzmir'i önermişti. Müttefikler ise 27 Ekim tarihli notlarında konferansın Lozan'da yapılmasını istemişler ve konferansa T.B.M.M hükümetinin yanı sıra İstanbul hükümeti'ni de davet etmişlerdi. İstanbul hükümeti'nin konferansa davet edilmesi, Ankara'nın şiddetle tepki göstermesine neden oldu. Bu olay, milliyetçilerin Osmanlı Padişahı'nın durumu sorununu ele almalarını gerektirdi. T.B.M.M. 1922'de yaptığı toplantıda, saltanatı kaldırması hakkında M. Kemal'in yaptığı açıklamayı dinledikten sonra, Osmanlı Saltanatı'nı resmen kaldıran kanunu kabul etti. Hilafiyet ise bir çok yetkiden yoksun olarak Osmanlı Hanedanından bırakıldı. Saltanatın kaldırılmasından sonra Osmanlı Hükümeti istifa etti ve T.B.M.M. Hükümeti tarafından vatan haini ilan edilen Osmanlı Hanedanı'nın son padişahı V. Mehmet Vahideddin, 17 Kasım 1922'de bir İngiliz Savaş gemisi ile İstanbul'dan ayrıldı. 18 Kasım günü Abdülmecit Efendi, T.B.M.M. tarafından bütün müslümanların halifesi ilan edildi. Hilafet kurumunun bir süre daha devam etmesi, iç ve dış politika bakımından yararlı görülmüştü. Böylece, İstanbul'da artık müttefik devletlerin üzerinde baskı kurabilecekleri bir hükümet kalmamıştı: Lozan Barış Konferansı'nda Türkiye'yi sadece Ankara Hükümeti temsil edecekti.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Mudanya Mütarekesi görüşmeleri sırasında teati edilen notalarda barış görüşmeleri için Lozan'da bir konferansın toplanmasına karar verilmişti. Barış görüşmeleri bir yandan Türkiye; diğer yandan İngiltere, Fransa, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya katılacaktı. Konferansa Türkiye'nin isteği üzerine boğazlar ile ilgili sorunların görüşmelerine katılmak için Sovyet Rusya ve Gürcistan davet edildi. A.B.D, konferansta gözlemci bulundurdu. Bulgaristan'ın Ege Denizi'nde bir mahreci bulundurması konusu görüşülürken bu devletin bir temsilcisi de görüşmelere katıldı. Mali ekonomik sorunların görüşülmesi sırasında Belçika, Portekiz, İsveç, Danimarka, Hollanda, ve İspanya temsilcileri de bulunuyordu. Konferans genel oturumuna 21 Kasım 1922'de başladı. Görüşmeler 4 Şubat 1923'de kesintiye uğradı. 23 Nisan 1923'te tekrar başladı ve barış antlaşması ile bununla ilgili diğer belgeler 24 Temmuz 1923'de imzalandı.

Konferansta Türkiye'yi temsil edecek heyetin seçilmesi önemli bir sorun olarak belirmişti. Lozan Konferansı, sadece Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları çözümlemek üzere toplanmış bir konferans değildi. Bu konferans, aynı zamanda Müttefik Devletlerle Türkiye arasında 1. Dünya Savaşını sonuçlandıracak olan barış antlaşmasını da hazırlayacaktı. Konferansa gidecek Türk temsilcilerinin bazı önemli niteliklere sahip olması gerekmekteydi. Bu kimselerin her şeyden önce Osmanlı İmparatorluğu'nu yabancı devletlere verilen tavizlerle günü gününe yaşatmaya çalışan bir zihniyet içinde yetişmiş ve bu sistemi benimsemiş diplomatlar olması gerekmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa Devletleri ile devamlı ilişkilere girdiği Tanzimat'dan sonraki devrede, İmparatorluğun dış ilişkilerini yönetenler, Avrupalı ile temaslarında kendilerini aşağılık duygularından kurtarmamışlardı. Bu kimselerin Konferansta Türkiye'nin milli çıkarlarını gereği korumayacaklarını düşünülmekteydi. Osmanlı devletlerine batılı devletler tarafında takılan "Hasta Adam"ın zayıf bünyesine elverişli önlemlerle onu biraz daha yaşatmak siyaseti doğmuştu. Bu görüşlerin etkisi altında yetişmiş olan Osmanlı vezirleri, Avrupalılarla bir toplantıda kendilerini, büyük devletlerin delegeleriyle eşit görmezlerdi. Bu şartlar altında M. Kemal Paşa, Türk delege heyetini Mudanya Mütarekesi görüşmelerindeki başarısından memnun kaldığı için, barış konferansında da Türkiye'yi İsmet Paşa'nın temsil etmesini istedi. Ancak Lozan'a gönderilecek Türk temsilci heyeti başkanının siyasi bir göreve sahip olması gerekmekteydi. Bu nedenle, M. Kemal, o sırada Hariciye Vekili olan Yusuf Kemal Bey'den (Tengişerk) görevinden istifa etmesini istedi. Yusuf Kemal Bey, bu isteği derhal yerine getirdi ve Hariciye Vekilliği'ne atanan İsmet Paşa'nın siyasi bir görev sahibi olarak Türkiye'yi Lozan'da temsil edecek olan heyetin başkanlığına getirilmesi mümkün oldu. İsmet Paşa'nın başkanlığındaki Türk delege heyeti askeri, mali, iktisadi, hukuki, danışmanlar ve katiplerle 20 kişiyi geçiyordu. Delege Heyetinde İsmet Paşa'nın dışında şu kimselerde bulunmaktaydı.Dr. Rıza Nur (Sıhhıye Vekili), Hasan Bey (Saka; eski maliye vekili), Münir (Ertegün), Muhtar (Çilli), Veli (Saltık), Zülfü (Tiğrel), Zekai (Apaydın), Celal (Bayar), Şefik (Başman), Seniyeddin (Başak), Şevket (Doğruer), Tevfik (Bıyıklıoğlu), Tahir (Taner), Nusret (Metya), Hikmet (Bayur), Zühdü (İnhan), Fuad (Ağralı), Mustafa Şeref (Özkan), Şükrü (Kaya), Hamid (Hasancan), Cavid, Ruşen Eşref (Ünaydın), ve ***** Kemal (Beyatlı) beyler Lozan Konferansına Türk gazeteciler ise şunlardır: Ahmed Cevdet, Ahmet Şükrü (Esmer), Hüseyin Cahid (Yalçın), Velid Ebuzziya, Subhi Nuri (ileri), Ali Naci (Kayacar), Kerami (Kurtbay), Mecdi (Sayman), Kemal Salih ( Sel), Asım (Us), ve Ahmet Hidayet (Reel) beyler, Lozan'a gittiği sırada 38 yaşında bulunan Türk heyeti başkanı İsmet Paşa, Milli Mücadele ve İstiklal Savaşı sırasında büyük başarılar göstermiş bir komutan olmakla birlikte, dış politika konusunda tecrübesizdi. Lozan'da karşısına çıkacak müttefik devletlerin temsilcileri ise, dünyanın en güçlü devletlerini savunacak, dış politikada büyük deneyim sahibi olan devlet adamları idi. Buna karşılık, kişisel yeteneklerden başka İstiklal Savaşı'nın başından sonuna kadar Anadolu'da bulunması, Anadolu halkının bu savaşı kazanılmasında katlandığı fedakarlık ve çabaları yakından görmüş olması, İsmet Paşa'da bir güven duygusu yaratmıştı. İsmet Paşa, Lozan Barış Konferansı'nda, 1. Dünya Savaşı galiplerini yenilgiye uğratan bir devletin temsilcisi olduğunu unutmaYasak Kelime başından sonuna kadar bu bilinçle hareket etti.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

İngiltere baş delegesi, Dış İşleri Başkanı Lord Curzon idi. Başbakan Llody George'un görevinden ayrılmasında en önemli etken olduğundan, o sırada ülkesindeki siyasi mevkii çok yüksekti. Ayrıca, İngilizlerin en büyük doğu uzmanı olarak tanınmaktaydı. Uzun yıllar Hindistan'da kral naipliği yapmış, Türkiye'den Çin'e kadar bütün Asya ülkelerini dolaşmış ve doğu sınırlarına ait pek çok eser yazmıştı. Lord Curzon, yeniden bir savaş olmak şartıyla görüşülecek bütün sorunlarda İngiltere adına son sözü söylemeye fiilen yetkiliydi.

Yunanistan baş delegesi Venizelos ise Yunan Hükümeti ve kral adına tam yetkiye sahipti. Konferanstaki bütün delege heyetleri arasında böyle mutlak bir yetkiye resmen sahip başka hiçbir ülke delegesi yoktu. Fransa'yı konferansta Roma büyükelçisi Barere ile eski İstanbul büyükelçisi ve senatör Bompard temsil edecekti. İtalyan delegeleri ise Garraniile Montagna idi.

Lozan'da ele alınması gereken konular üzerinde, T.B.M.M. Hükümetinin temel görüşlerini tespit eden Türk tezi savunma ilkeleri, 14 maddelik bir drektif halinde özetlenmiş olarak delege heyetine verildi. Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Bakanın niteliğindeki bu direktif şöyleydi:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

1-) Doğu sınırı; Ermeni yurdu sözkonusu olamaz, olursa görüşmelerin kesilmesini gerektirir.
2-) Irak Sınırı, Süleymaniye-Kerkük, ve Musul Sancakları istenecektir. Konferansta bundan farklı olmak üzere ortaya çıkacak güçlükler için Vekiller Heyeti'nden talimat alınacaktır. Petrol ve benzeri ayrıcalıklar sonucunda İngiliz'lere bazı ekonomik Çıkar sağlanması görüşülebilir;
3-) Suriye Sınırı; Bu sınırın düzeltilmesine, imkan ölçüsünde son derece çalışılacak ve bu sınır şöyle olacaktır; Re'si İbni Hayd'dan başlaYasak Kelime Harm, Müslimiye, Meskene ve sonra Fırat yolu ile Deyrizor, Çöl ve nihayet Musul vilayeti güney sınırına ulaşır;
4-) Adalar; Duruma göre hareket edilecek ve kıyılarımıza pek yakın meskün olan ve olamayan adalar kesinlikle sınırımız içine alınacak, başarı elde edilmediği takdirde Anakara'dan sorulacak.
5-) Trakya Batı Sınırı; 1914 sınırının elde edilmesine çalışılacaktır.
6-) Batı Trakya; Misak-ı Milli maddesi uygulanacaktır.
7-) Boğazlar da ve Gelibolu Yarımadası'nda yabancı askeri kuvvet kabul edilemez kesilmesi
gerekliyse, kesilmeden önce Ankara'ya bilgi verilecektir.
8-) Kapitülasyonlar kabul edilemez. Görüşmenin kesilmesi gerekliyse yapılır.
9-) Azınlıklar; esas, mübadeledir,
10-) Düyün-ı Umumiye (genel Borçlar) : Türkiye'den ayrılan ülkelere dağıtımı, Yunanlılara devri, yani tamirata karşılık tutulması, olmadığı takdirde 20 yıl ertelenmesi. Düyün-u umumiye idaresi kalacak, güçlükler çıktığı takdirde sorulacaktır.
11-) Ordu ve donanmayı sınırlandıran konu olmayacaktır.
12-) Yabancı kurumlar Türk kanunlarına bağlı olacaktır.
13-) Türkiye'den ayrılan ülkeler için Misak-ı Milli'nin özel maddesi yürürlüktedir.
14-) Toplumlar ve İslâm vakıflar hukuku eski antlaşmalara göre sağlanacaktır.
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Görüntülediğiniz konu içerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanunun 8. Maddesine ve T.C.Knın 125. Maddesine göre yayınlanmakta olup içeriğinden yazarı sorumludur. Bu konu hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
Eski 23-11-2008, 13:22   #2
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Bunun üzerinde gerekli çalışmaları yapan Dışişleri Bakanı İsmet Paşa ve delegeler 8 Kasım'da Türkiye'den ayrılarak 11 Kasım akşamı Lozan'a vardılar. Konferansın 13 Kasım'da başlaması kararlaştırıldığı halde, Türk delege heyeti Lozan'a vardığı zaman müttefik devletlerin delegelerinden hiçbiri gelmemişti. İsmet Paşa, M. Kemal'den aldığı direktif gereğince, hiçbir zaman insaflı görünmemek ve küçümsenmeleri tepkiyle karşılamak kararındaydı. O, yenik Osmanlı Devleti'nin değil, galip gelmiş bir ordu ve milletin temsilcisi olduğu her davranışıyla gösterecekti. Bu düşünce ve karara uygun olarak Fransa, İngiltere, ve İtalya dış işler bakanına şu mesajı gönderdi: "Barış konferansının toplanması hakkında Fransa, İngiltere ve İtalya hükümeti tarafından, T.B.M.M hükümetine resmi olarak yapılan davet ve bu konuda teati edilen notalar üzerine, bu konferansın açılması için 13 Kasım 1922 tarihi kesin olarak kararlaştırılan yukarıda yazılı tarihte görüşmelere hazır bulunduğunu asil şahıslarına bildirmekle şeref duyarım. Barışın geciktirilmesi, Türk milleti için büyüklüğü ölçülmeyecek fedakarlılar ve zahmetleri sürdürecek ve giderilmesi yalnız bizim iyi niyetlerimize bağlı olmayan beklenmedik sonuçlar doğurabilecek bir nitelik olduğunu, benimle birlikte asil şahısları da takdir edecektir. Bu bakımdan, Cihan barışının çıkarı adına, Konferansın bir an önce başarı için beslediğim en ateşlerimi ve üstün saygılarımı asil şahıslarına bildiririm." Bunun üzerine, Fransa'nın Bern Elçisi Lozan'a giderek, İsmet Paşa'ya : İngiltere ve İtalya'ya bazı iç olayların gecikmeye sebep olduğunu ve 20 Kasım'a ertelendiğini bildirdi. İsmet Paşa Verdiği cevapta: "Gecikmenin usulüne göre hükümetler arasında anlaşarak yapılması gerekirdi, 20 Kasım tarihinin Türk Hükümetine yazılması lazım olduğunu hükümetinize bildiririz." Dedi. Bu cevap üzerine Fransız baş Vekili Poincare ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, birer telgraf göndererek özür dileyince, Türk delegelerinin üzüntüsü hafiflemiş ve Fransız Hükümetince yapılan davete uYasak Kelime, İsmet Paşa 14 Kasım 1922'de Paris'e gitmişti. Bu ziyaret sırasında, Türkiye'nin her türlü gecikmelere karşı olduğunu ve Misâk-ı Milli ilkelerinden ayrılmasının beklenemeyeceğini, ilgililere özel şekilde anlatmaya çalıştı.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

İsmet Paşa'nın ileri sürdüğü konularda kapitülasyonlara değinen Poincaré çözüm yollarının aranacağını, özellikle adli işlerde ortalama bir şekil bulunmasını veya Türkiye'nin bazı güvenceler vermesi gerekeceğini belirtti. İsmet Paşa'nın sert ve kesin bir durum takınması üzerine, Poincaré onu yatıştırmaya çalıştı ve bu konuya bir çare bulacaklarını tekrarladı. İsmet Paşa'nın ilk günlerde en çok önem verdiği konu, konferansta eşitlik ilkesi idi. İkinci planda kalmak veya oldu bittilerle karşılamak isteğini İngiltere duyururken, onlarda uygun cevaplar almayı da ihmal etmedi.

Konferansın açılış töreni, İsviçre hükümetinin özel olarak bu tören için ayrılığı Montbenon gazinosu konser salonunda yapılmıştı. İsviçre Cumhurbaşkanı Heab, konferansı 20 Kasım 1922 saat16.00'da açıp yaptığı kısa konuşmada özet olarak İsviçre'nin konferans yeri seçilmesinden duyduğu memnunluğu belirttikten sonra devletlerin gösterecekleri uyanıklık ve barış severlik ile 1. Dünya Savaşı'nın acılarının silinmesi ve barışın sağlanması dileğinde bulundu. Bundan sonra İngiliz baş delegesi Lord Curzon, devletlerin karşılıklı olarak gösterecekleri anlaşmaya eğilimleriyle barışın kazanılmasının mümkün olacağını belirtti, İsviçre'nin barışçı konferansı için en uygun yer olduğunu söyleyerek İsviçre devlet başkanına teşekkür etti. Lord Curzon'dan sonra bir konuşma yapan İsmet Paşa, bu konuşmasında şu noktalara da değindi: "Dört yıldan fazladır, Wilson ilke ve inancı üzerine kurulmuş bir mütareke, Osmanlı İmparatorluğu'nun girmiş olduğu çatışmaları resmi olarak durdurmuştur. Barışın iyiliklerinden daima yoksun kalan Türk Milleti, o tarihten beri hak ve adalet için yaptığı birçok barış girişimlerinin yetersizliğini ve yararsızlığını anlaYasak Kelime, varlığını korumayı ve kendi maddi, manevi araçlarıyla bağımsızlığını kazanmayı sağladı (...) 1918'den sonra Türk milletinin uğratıldığı sonsuz hücumları ve acıları burada anımsamaktan kendimi alamıyorum. Gerekli hücumları, gerek hiçbir askeri zorunluk olmaksızın Türkiye en zengin ve en bayındır bölgesinde yalnız yok etmek ve yıkmak düşüncesiyle yapılmış tahripleri hiçbir surette mazur göstermek kabil değildir. Hala bu dadikada bile, bir milyondan fazla masum Türk'ün Küçük Asya ovalarında ve yaylalarında evsiz ve ekmeksiz, başıboş dolaştıklarını da hatırlatmak isterim. Türk milleti, bu insan gücü üstündeki fedakarlıklara katlanarak, uygar insanlık arasında derin bir yaşama gücünü sahip milletlere özgü olan varlık ve bağımsızlık hakkı ile barış ve sükun unsuru olarak büyük bir yer kazanmıştır.

T.B.M.M.'nin kesin amacı, bu yeri korumak ve kuvvetlendirmekten ibarettir. Son yılların olayları insanlığın vicdanında genel barış ve sükunun, devletler tarafından birbirinin haklarına ve özgürlüklerine saygı göstermedikçe sağlanamayacağı gerçeğini bir inanç haline koyduğundan, bu olayların anısının gelecek için bir barış ve sükun güvencesi olacağı umudundayım (...)".
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-11-2008, 13:24   #3
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Lozan'da Hotel du Chateau'da yapılan toplantılarda müttefik devletlerin temsilcileri bir iki hafta içinde bir savaş anlaşmasının hazırlanabileceğini ümit ediyorlardı. Ancak, İsmet Paşanın Türk çıkarlarını ısrarla savunması karşısında, görüşmeler sekiz ay sürdü. Lozan Barış Konferansının uzun sürmesini başlıca nedenleri şöyle özetlenebilir:

1-) Konferansta Türkiye'nin tutumu açık ve kesindi. Türkiye, sadece bir uygar devlet gibi kayıtsız şartsız bağımsızlık istemekteydi. Müttefik devletler ise yüzyılların kökleştirmiş olduğu alışkanlıklarıyla Türk isteklerini kolay kolay kabule yanaşmamışlar, eski düzeni değişik yollardan sürdürmeye çalışmışlardı.
2-) Türkiye, yeni barış düzenini uluslar arası hukukun ilkelerini dayandırmaya çalışmaktaydı. Batılı devletler ise, Osmanlı Devleti'ne kabul ettirilen Sevres Barış Antlaşması'nı esas almışlar ve katlandıkları fedakarlığı bu antlaşmada yapılan değişikliklerle ölçmüşlerdi. Bu nedenle,iki tarafın esas olarak aldığı ölçüler birbirinden temelde farklıydı.
3-) Müttefik Devletler, Türkiye'ye kendilerine karşı yenilmiş ve Yunanistan'ı yenmiş bir devlet saymakta ve bütün sorunları bu görüş açısından değerlendirmek istemekteydiler. Türkiye ise, bağımsızlığı için savaşmış ve bunda başarıya ulaşmış bir devlet olarak, bu başarısını bütün devletlere kabul ettirmek için çaba göstermekteydi.
4-) Lozan Barış Konferansı'nın açıldığı gün Lord Curzon, İsmet Paşayı özel bir görüşmeye çağırdı. Konferansla ilgili olarak yapılan görüşmede Lord Curzon, İsmet Paşanın açılış konuşmasına da değinerek, bazı cümlelerin sertliğinden yakındı, tarafların birbirine şiddetli davranışlarda bulunmamasını diledi. İsmet Paşa, acı çeken bir milletin temsilcisi olduğundan sert sayılan noktaların, yakınmaktan başka bir şey olmadığını, Anadolu'da söylenen nutuklarda bile hiçbir milletin onurunu incitecek bir söz söylemediğini, kendisinin de bütün özel ilişkilerinde sözlerine dikkat etme alışkanlığının olduğunu belirtti. İsmet Paşa, Ankara'ya gönderdiği 21 Kasım 1922 tarihli raporda, bu görüşmenin dış görünüşünü "fırtınadan önceki tatlı yel" olarak nitelendirmekteydi.

Konferans ilk genel toplantısını 21 Kasım günü, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya, Türkiye delegelerinin katılmasıyla yaptı. Toplantıya Amerika temsilcisi de katıldı. Konferans başkanlığını, davet eden üç hükümet delegesi tarafından yürütülmesi kararlaştırıldı ve üç komisyon kuruldu.

1-) Lord Curzon'un başkanlığında arazi ve askeri sorunlar ve Boğazlar için uygulanacak usulü inceleyecek komisyon;
2-) İtalyan Başdelegesi Carroni başkanlığındaki ikinci komisyon, azınlıklar sorununu ve yabancılara uygulanacak usulü inceleyecekti;
3-) Fransız baş delegesi Barréré'in başkanlığındaki komisyon mali ve ekonomik sorunlara bakacaktı. Sekreterlikleri ise Türkiye, İngiltere, İtalya, Japonya, yürütecekti. 21 Kasımdaki oturumda konferansın hangi devletlerin delegelerinden kurulacağına dair olan içtüzüğün birinci maddesinden, notalarda tespit edilen devletlerden başkasının çıkarılmasında Türk delege heyeti kesin olarak direndi. Boğazlar rejimine ait komisyon hakkında görüşülürken, Türk Baş delegesi, Sovyet Rusya katılmaksızın boğazlar rejimi üzerinde bir karar alınamayacağını söyledi ve Lord Curzon, onların da çağırıldıklarını, fakat henüz cevap vermediğini bildirdi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

İngiltere, 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'nın en güçlü devleti olarak çıkmıştı. Konferansta İngiltere'nin üzerinde en fazla durduğu konular Musul ve Boğazların statüsü konusu idi. Fransa, özellikle borçlar, kapitülasyonlar ve imtiyazlar. İtalya ise, kapitülasyonlar, adalar ve kabotaj sorunlarına önem verdi. Bu devletler arasında tatmin edilmesi en zor olan devlet İngiltere idi. Aslında Milli Mücadele sırasında İtalya ve Fransa, Türkiye'nin göstermiş olduğu çabayı daha iyi anladıklarını tutumlarıyla ortaya koymuştu. Konferans görüşmelerinin başlangıcında İsmet Paşa, bu devletlerin temsilcileri tarafından desteklenmişti. Konferansın ilk bölümünde en zorlu tartışmalar İngiltere ile oldu. İngiliz donanmasının İstanbul'da, İngiliz kuvvetlerinin de Musul'da bulunması Türkiye'nin güvenliği için tehlike oluşturmaktaydı. Bu nedenlerle, konferansın ilk bölümünde özellikle İngiltere ile Türkiye arasındaki anlaşmazlıklar üzerinde duruldu ve bu sorunlar kısmen çözümlendi veya çözüm yoluna girdi. Öte yandan, Fransa'yı doğrudan ilgilendiren mali ve ekonomik sorunlar çözümlenemedi, hatta Osmanlı borçları yüzünden çıkan uyuşmazlıkların çözümü konferansın sona ermesinden itibaren uzun bir süre sürüncemede kaldı.

O sırada Fransa'nın Alman sorunu ile karşı karşıya bulunması bazı konularda Türkiye'ye karşı daha yumuşak davranılmasına neden oldu. İtalya ise Oniki Ada kendisine verildikten sonra, Türkiye üzerindeki toprak iddiaları açısından kısmen tatmin edildi. Bununla birlikte, Lozan'dan sonra İtalya'daki faşist yönetim Anadolu'nun bazı bölgeleri üzerindeki iddiaları yenileyince, İtalya ile Türkiye arasında önemli çatışmalar ortaya çıktı.

Bu arada Lozan Barış Konferansı'na, Ermeni Heyeti'nin de kabulü için heyet adına Hadisyan tarafından Fransa, İngiltere ve İtalya hükümetlerine mektupla başvurulmuştu. Ayrıca Ermeni Heyeti, isteklerini Lozan Konferansı'na bir muhtıra ile de bildirdi. Bu muhtıra verildikten sonra Ermeni Cumhuriyeti heyetinden Aharonyan ve Hadisyan, Milli ermeni heyeti'nden de kabriyel Noradunkyan'dan oluşan bir heyet Lozan'a hareket etti. Lozan'da bir Ermeni bürosu kuruldu ve bütün delegelerle sürekli olarak bağlantı sağlandı.

İsmet Paşanın Lozan'da Karşılaştığı sorunlardan biri de, Sovyet Rusya ile Müttefik Devletler arasında boğazların gelecekteki statüsü konusunda beliren görüş ayrılıklarından yararlanarak Türkiye'nin çıkarlarını savunabilmek oldu. Konferansın devam ettiği sürede İsmet Paşa hemen hemen her gün Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin ile temas etti, boğazlar sorunu ve diğer konularda kendisiyle görüşmeler yaptı. Türkiye ile Müttefiklerin karşılıklı tavizler vererek barışın esasları üzerine anlaşmaya varmaları ihtimallerinin belirmesi Sovyetleri zaman zaman endişeye sürüklediği gibi, İsmet Paşanın Sovyetlerle işbirliği yapmak ihtimali de endişeyi mucip oldu.

İlk komisyon toplantısı, Lord Curzon başkanlığındaki arazi komisyonunun toplantısı oldu. İsmet paşa, Doğu Trakya için 1913 sınırını ve batı Trakya için Plepist istedi. Görüşmeler uzun ve tartışmalı geçti. Ayrıca diğer ilgili devletlerin temsilcileri ile İsmet Paşa ve öteki Türk delegeleri arasında özel görüşmeler de yapıldı. Diğer komisyon ve konular üzerinde; Boğazlar ve kapitülasyonlar sorunu da sert mücadele ve tartışmaları gerektirdi. Kapitülasyonları en çok savunan ve bu konuda Türklere karşı çıkan Fransız delegeleriydi. Fransız delegeleri, kapitülasyonlar kaldırıldığı taktirde yerine son duruma uygun bir sistem getirilmesi ileri sürecek kadar ileri gittiler. 8 Aralık günü toplanan Boğazlar Komisyonunda Türk tezi açıklandı. İsmet Paşa, 500 yıldan beri Boğazlara sahip olan Türkiye'nin daima antlaşmalarla tespit edilmiş olan hukuk içinde hareket ettiğini, hukuk dışında ve savaş halinde devletlerin ummadığı bir davranışta bulunmadığını, gelecekte de antlaşmalara saygı göstereceğini söyledi. Daha sonra İsmet Paşa, boğazlar konusundaki Türk önerilerini şöyle açıkladı.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

1-) Boğazların İstanbul'un ve Marmara'nın baskınlara karşı korunması için güvence sağlanması ve Boğazlardan geçecek savaş gemilerinin bir tehlike olamayacak kadar sınırlandırılması,
2-) Savaşta ve barışta ticaret gemilerinin gece ve gündüz serbestçe geçişi ve Türkiye'nin katılacağı veya tarafsız bulacağı bir savaşta özel hukukun tespit edilmesi,
3-) Yalnız deniz trafiğini düzenlemek üzere uluslar arası bir komisyon kurulması, İngiliz baş delegesi Lord Curzon ile Rus baş delegesi Çiçerin söz alarak görüşmelerini ve isteklerini bildirdiler. Çiçerin özellikle Karadeniz'e savaş gemileri geçirilmesi üzerinde durdu ve böyle bir hareketi şiddetle reddetti.
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-11-2008, 13:25   #4
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Boğazlar rejimi için müttefik devletlerin askeri uzmanlarınca hazırlanmış olan tasarı ise 9 Aralık da görüşüldü. 18-19 Aralık günleri Boğazlar konusundaki görüşmelerde çok sert tartışmalar oldu. Rus delegesi ve diğer delegelerin son konuşmalarının ardından söz alan İsmet Paşa, müttefik tasarılarının tümünü kabul etmediğini, değişiklikleri gösteren Türk tasarıları olduğunu, önceden kararlaştırdığı gibi uzmanların teknik görüşlerinin alınacağını ve henüz karar alınmadığını, dolayısı ile görüşmelerin alt komisyonda sürdürülmesinin gerektiği açıklandı. İsmet Paşanın bu konuşması üzerine, delegeler İsmet Paşayı ağır şekilde eleştirdiler ve Lord Curzon, alt komisyon kurulmasına ve Türk tasarılarının dikkate alınmasına gerek bulunmadığını ileri sürdü. Fransız delegesinin, Türklerin esasında kendileri ile uyumlu olup olmadığını sorması üzerine İsmet Paşa "Düşünce ve isteklerini dinlemek ve dikkate almaktan başka çere yoktur, düşüncelerimizi tartışmaya koymak imkanı bulunup bulunmadığını öğrenmek istiyorum" karşılığını verdi. Müttefik devletler delegelerinin düşmanca davranışları arasında toplantı 19 Aralık gününe ertelendi. Ancak, Lord Curzon'un direnmesine rağmen, Türk önerisinin ele alınmasına karar verildi. İsmet Paşa 20 Aralık 1922 tarihli raporunun bir bölümünde konferansın bir bunalım sonunda kesintiye uğraması ihtimaline karşı hazırlıklı bulunması gerektiğini bildirmekteydi. Bunun üzerine M. Kemal Paşa, durumu, Genel kurmay başkanına bildirdi. Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve uzmanlarla birlikte durumu inceledikten sonra, Genelkurmay başkanı ve batı Cephesi Komutanı Fevzi Paşaya kararını şu emirle bildirdi. "Konferansın kesilmesi ihtimali yakın görüldüğüne göre, orduların derhal harekete geçirilmesi ve ilk hedefleri, Trakya'da hareket tarzı hakkındaki düşüncelerinin ve şimdiden alınması gereken önlemlerin ordulara emir buyrulmasını ve bildirilmesini rica ederim."
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Genelkurmay başkanı, 21-22 Aralık 1922 yazısı ile düşüncelerini gerekli gördüğü önlemleri bildirdi. M. Kemal'in yapılan önerileri uygun bulması üzerine, Türk ordusuna Boğazları kapamak ve Musul üzerine yürümek amacıyla hazırlık emri verildi. 18 ve 19 Aralık günleri Boğazlar rejimi üzerindeki bunalım ve konferansın kesilmesi tehlikesini göz önünde tutan Türk delegasyonu görüşmelere başladı. 20 Aralıkta, Boğazlar sorununu özetleyerek bir konuşma yapan İsmet Paşa, Türkiye'nin tahkimattan vazgeçtiğini ve Boğazlardan geçecek gemiler için yapılan fedakarlıkları tekrarladıktan sonra, Türk önerilerini yeniden şöyle özetledi:

1-) Yunan Donanmasının boğaz karşısına gelebilmesinde Ege Adalarında asker bulundurulması kabul edilemez;
2-) Gelibolu Yarımadasında 5000 kişilik bir garnizon bulundurmak istenmişti, bu miktar İtilaf Devletlerinin taktirine bırakılmıştır.
3-) Uluslar arası boğazlar komisyonunun, savaş gemilerinin geçiş kurallarını doğru uygulayıp uygulamadıklarını incelemekten başka görevi olamaz;
4-) Askerden arındırılacak bölge sorununda, Türkiye'nin tahahüdüyle yetinmelidir. Bu konuda hiçbir kontrol ve denetim kabul olunamaz;
5-) Askerden arındırılacak bölgenin kontrolünde direnilirse, boğazlar için kabul edilen maddelerin, Türkiye'nin içişlerine karışma nedeni olmasına dayanılamaz, Boğazlar konusu da bu noktada sona erer.

İsmet Paşanın bu kesin konuşma ve istekleri, müttefik delegelerce büyük bir olgunlukla karşılandı.

15 Ocak 1923'de maliye ve kapitülasyon alt komisyonları toplandı ve yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Aynı gün Amerikan delegesi, İsmet Paşa ile Lord Curzon'u kendi oteline davet etti ve bu toplantı da adli teminat sorunu tartışıldı. Getirilen önerileri, İsmet Paşa yine reddetti. Bunun üzerine Lord Curzon ile Mr. Child: "Adli sisteme bir çare bulmadan Amerikan ve İngiliz kamu oyunu tatmin edemeyiz. Bu sebeple de barış yapamayız; Konferansın kesilmesi faciası doğacaktır" diyerek görüşlerinde direndiler. Konuşma arasında Lord Curzon İsmet Paşa'ya: "15 gün sonra Londra'ya gidip parlamento açıklamasında bulunacağım, müsaadenizi ediniz de, İsmet Paşa çok tatlı ve ılımlı bir kişidir diyeyim. Eğer konferans kesilirse, ömrümde İsmet Paşa gibi inatçı ve aksi bir insan görmediğimi iddia edeceğim" dedi. Bu görüşmelere ait 16 Ocak 1923 tarihli raporunda ise İsmet Paşa: "Lord Curzon'un esas amacı, Musul sorunu oldukça hiçbir sorunu çözümlememektir. Aksine olarak, her milletin isteğini genişletip destekliyor ve sürekli olarak baskı tertipleri yapıyor" demekteydi.

Alt komisyonlarda, Musul ve Adli Rejim konuları sert tartışmalarla devam etti. Diğer komisyonlardaki çalışmalardan da olumlu sonuç alınamadı. 18 Ocak 1923 tarihli raporunda İsmet Paşa, konferans çevresindeki elektrikli havayı şu şekilde açıklamaktaydı: "Bir iki günden beri çok kötümserlik havası sızmaktadır. Müttefikler bize, hayır dedirtecek bir proje hazırlıyorlar. Bunu Pazartesi vereceklerdir. Yakında müttefiklerle büyük bir meydan muharebesi vereceğiz. Tek ve birbirinden ayrı sorunlar üzerinde parça parça muharebeler vermekten yoruldular. Askıdaki sorunlar üzerinde büyük bir meydan muharebesi vermek istiyorlar. Bu, sinir meselesidir. Acaba bunda hangi millet kuvvetlidir?"
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

19-23 Ocak günlerinde mübadele, mezarlılar ve esirler konuları ile ilgili komisyonlarca etraflı bir şekilde görüşüldü. 23 Ocak ta toplanan arazi komisyonunda, Türkiye'nin güney sınırları görüşüldü, Fransızlar Ankara Antlaşması ile Suriye sınırının kararlaştırılmış olduğunu belirttiler ve Türk heyeti Fransız görüşünü karşılıksız bıraktı. Öte yandan, Musul sorunu sert çekişmelere yol açarak, anlaşmazlığı derinleştirmekteydi. Anlaşmazlığın Milletler Cemiyeti'ne götürülmesi kararlaştırıldı
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-11-2008, 13:26   #5
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Lozan Barış Konferansı'nın Birinci Safhası (10Kasım-4 Şubat 1923)

İtilaf Devletleri, barış görüşmelerine T.B.M.M. Hükümeti ile birlikte Osmanlı Hükümetini de davet etmişlerdi. Bu durum T.B.M.M Hükümeti tarafından olumlu karşılanmadı. Yapılan toplantıda Ankara Hükümeti, Osmanlı Hükümeti ile birlikte ilişkileri bulunmadığını ve Türkiye'yi yalnız Ankara Hükümetinin temsil edebileceğini, aksi halde toplantıya katılamayacağını İtilaf Devletlerine bildirdi. Bu sırada İngiltere'de savaş taraflısı Llody George kabinesi düştü. Yerine barış yanlısı Bonarlow kabinesi geçti. Dış işleri bakanlığı görevi Lord Curzon'a verildi. Curson, barış görüşmelerinin hemen başlaması için, diğer devletlerle ilişki kurarak, çalışmalara başladı. Fransa, İtalya ve Yunanistan görüşmelere hemen başlama kararı aldılar.

T.B.M.M Hükümetinin uyarmasını da dikkate alan bu devletler, Lozan Konferansı'na yalnız Ankara hükümetinin katılmasında bir sakınca görmediklerini Lord Curzon'a bildirdiler. Lord Curzon'da bu durumu Ankara'ya yazdı. T.B.M.M Hükümeti Lozan Konferansı'na 28 Ekim 1922 de resmen çağrıldı.

Barış konferansına T.B.M.M: Hükümeti, İngiltere, İtalya, Japonya, Yunanistan Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven krallığı katıldı. Konferansa Türkiye'nin isteği ve ısrarı üzerine Boğazlarla ilgili meselelerin görüşmelerine katılmak için Sovyet Rusya Ukrayna ve Gürcistan da davet edildi. Amerika konferansa temsilci gönderdi. Bulgaristan'ın Ege Denizi'nde bir kıyısı bulunması işi görüşüldüğü zaman bu devletin temsilcisi de görüşmelere katıldı. Mali-ekonomik sorunların görüşülmesi sırasında Belçika, Portekiz, Danimarka, Hollanda ve İspanya temsilcileri de konferansa katıldı.

Ankara'da Lozan'a gidecek Türk heyeti seçildi. Heyete İsmet Paşa'nın (İnönü) başkanlık etmesi kararlaştırıldı. M. Kemal Paşa 26 Ekim'de Garp Cephesi kumandanı İsmet Paşa'nın Dışişleri Vekilliğine seçilmesi sağlamıştı. Oysa bütün siyasi çevreler, Rauf Bey'in başkan, Dışişleri vekili Yusuf Kemal, Sıhhiye Vekili Dr. Rıza Nur Bey'lerin de murahhas heyetinin tabi üyeleri olarak atanmasını önermişti. M. Kemal Paşa, İsmet Paşa'dan müşavir olarak sağlanacak yararın çok az, fakat başkan olduğu taktirde pek çok olacağı kanısında olduğunu bildirdi. İsmet Paşa'nın başkanlığındaki Dr. Rıza Nur ve Hasan (Saka) beylerden başka müşavir olarak şu kimseler bulunmaktaydı: Münir (Ertegün), Muhtar (Çilli), Veli (Saltık), Zülfü (Tiğrel), Zekai (Apaydın), Celal (Bayar), Şefik (Başman), Seniyeddin (Başak), Şevket (Doğruer), Tevfik (Bıyıklıoğlu), Tahit (Taner), Nusret (Metya), Hikmet (Bayur), Zühtü (İndan), Fuad (Ağralı), Mustafa Şeref (Özkan), Şükrü (Kaya), Hamit (Hasancan), Cavit (Maliyeci), Ruşen Eşref (Ünaydın), ve ***** Kemal (Beyatlı), Konferansa katılan Türk gazeteciler ise: Ahmet Cevdet, Ahmet Şükrü (Esmer), Hüseyin Cahid (Yalçın), Velid Ebüzziya, Subhi Nuri (İleri), Ali Naci (Karacan), Keremi (Kurtbay), Mecdi (Sayman), Kemal Salih (Sel), Asım (Us), Ahmet Hidayet (Reel) beylerdi.

Lausanne Barış Konferansı'nda İngiltere'yi, daha önce Hindistan'da Kral nipliği yapmış ve doğu sorunlarında güçlü bir uzman sayılan Dışişleri Bakanı Lord Curzon ve Sir Horace Rumbold; Fransa'yı Roma büyükelçisi Barrece ve Bompord; Yunanistan'ı en büyük diplomatlarından biri olan Venizelos temsil etmekteydi. Bu baş murrahasların maiyetlerinde ayrıca güçlü diplomatlar ve değişik sorunların teknik uzmanları bulunmaktaydı. Konferansın açılış tarihi olarak önce 13 Kasım kararlaştırıldı. Fakat bu arada müttefik devletler birtakım tertiplere başvurdular; nitekim Türk heyeti Lausenne istasyonunda, devlet ileri gelenleri tarafından özellikle karşılanmadı. İsmet Paşa, bu durumdan yararlandı ve Fransa Başkanı Poincare'nin özel davetini kabul ederek Paris'e gidip onunla görüştü. Bu görüşme İngilizleri etkiledi ve Fransız basınında Türkler hakkında yararlı yayımlar yapıldı.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Lausenne'de ele alınması gereken konular üzerinde, T.B.M.M. Hükümetinin temel görüşlerini tespit eden Türk tezini savunma ilkeleri 14 maddelik bir direktif halinde özetlenmiş olarak murahhas heyetine verildi.

Başvekil, Genelkurmay Başkanı ve altı bakanın imzasını taşıyan ve yönetmelik şeklinde bu direktif şöyleydi.

Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762
1-) Doğu sınırı; Ermeni yurdu söz konusu olamaz, olursa görüşmelerin kesilmesini gerektirir.
2-) Irak Sınırı, Süleymaniye-Kerkük, ve Musul Sancakları istenecektir. Konferansta bundan farklı olmak üzere ortaya çıkacak güçlükler için Vekiller Heyetinden talimat alınacaktır. Petrol ve benzeri ayrıcalıklar sonucunda İngilizlere bazı ekonomik çıkar sağlanması görüşülebilir;
3-) Suriye Sınırı; Bu sınırın düzeltilmesine, imkan ölçüsünde son derece çalışılacak ve bu sınır şöyle olacaktır; Re'si İbni Hayd'dan başlaYasak Kelime Harm, Müslimiye, Meskene ve sonra Fırat yolu ile Deyrizor, Çöl ve nihayet Musul vilayeti güney sınırına ulaşır;
4-) Adalar; Duruma göre hareket edilecek ve kıyılarımıza pek yakın meskün olan ve olamayan adalar kesinlikle sınırımız içine alınacak, başarı elde edilmediği takdirde Anakara'dan sorulacak.
5-) Trakya Batı Sınırı; 1914 sınırının elde edilmesine çalışılacaktır.
6-) Batı Trakya; Misak-ı Milli maddesi uygulanacaktır.
7-) Boğazlar da ve Gelibolu Yarımadası'nda yabancı askeri kuvvet kabul edilemez kesilmesi gerekliyse, kesilmeden önce Ankara'ya bilgi verilecektir.
8-) Kapitülasyonlar kabul edilemez. Görüşmenin kesilmesi gerekliyse yapılır.
9-) Azınlıklar; esas, mübadeledir,
10-) Düyün-ı Umumiye (genel Borçlar) : Türkiyeden ayrılan ülkelere dağıtımı, Yunanlılara devri, yani tamirata karşılık tutulması, olmadığı takdirde 20 yıl ertelenmesi. Düyün-u umumiye idaresi kalacak, güçlükler çıktığı takdirde sorulacaktır.
11-) Ordu ve donanmayı sınırlandıran konu olmayacaktır.
12-) Yabancı kurumlar Türk kanunlarına bağlı olacaktır.
13-) Türkiye'den ayrılan ülkeler için Misak-ı Milli'nin özel maddesi yürürlüktedir.
14-) Toplumlar ve İslâm vakıflar hukuku eski antlaşmalara göre sağlanacaktır.
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-11-2008, 13:27   #6
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Lozan barış Konferansı, Lozan'da Mont Benon gazinosunda 20 Kasım günü saat 15.30 'da açıldı İsmet Paşa salona Lord Curzon ile birlikte girdi. Konferansa Lord Curzon başkanlık edecekti. Konferans, İsviçre Cumhurbaşkanı M. Heab'ın bir nutku ile açıldı. M. Heab, nutkunda konferansın tarihi önemini anladığını söyleyerek, delegelere başarı diledi ve "Yeryüzündeki iyi insanlara selâm" sözleriyle bitirdi.

İtilaf devletleri bu konferansı Şark İşleri Konferansı olarak adlandırdılar. Onlara göre, bu 1914'den beri doğunun huzurunu bozan savaşlara kesin olarak son vermek ve karşılıklı anlaşmaya varmak üzere toplanan bir konferanstı. Bu nedenle Lozan'daki görüşmeler sırasında İsmet Paşa Osmanlı Hükümeti ile ilgili bütün sorunlarla uğraşmak zorunda kaldı. Konferansın açılış töreninde İtalya Başbakanı Mussolini ile Fransa Başbakanı Poincaré bulunuyordu. İsviçre Cumhurbaşkanı'ndan sonra bir konuşma yaparak. "Eğer delegelerin hepsi aynı uzlaştırıcı ruhla çalıştırılırsa, masaya gelecek her meseleyi çözmek ve barış yapmak isteğini duyarlarsa, amaca ulaşmak kolaylaşacaktır" dedi. Konferansın dört yıldan beri toplanan konferansların sonuncusu olması dileğini Lord Curzon, şimdiye kadar bu konferansların savaşan ülkelerin topraklarında toplandıklarını hatırlatarak bu kez tarafsız bir ülkede toplanmasındaki anlama da işaret etti. Sonra Türk delege heyetinin başkanı İsmet paşa söz alarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun Wilson ilkelerine inanarak dört yıl önce mütareke imzaladığını, fakat Türk milletinin hayat hakkından yoksun bırakılmak istendiğini, bu sebeple silaha sarılmak zorunda kaldığını, bağımsızlığa hak kazanan Türk milletinin barışa ulaşmak için temsilcilerini Lozan'a gönderdiğini söyledi ve barış konferansının bağımsızlığa bu kadar değer veren bir ülkede toplanmasından memnun olduğunu ifade etti. Ayrıca Türkiye'nin uğradığı haksızlıkları açıklayan İsmet Paşa, Anadolu'daki ********ı, mezalimi, halkın çektiği acıları anlattı ve konferansa bir ricacı olarak gelmediğini tekrarladı.

Asıl görüşmeler, 21 Kasım günü saat11.00'de, Hotel de Chateau d'Ouchi'nin büyük salonunda başladı. Oturumun başkanı Lord Curzon idi. Konuşmalar sert ve açık bir hava içinde başladı. İsmet paşa, komisyonlardan birinin başkanlığının Türklere bırakılmasını, genel sekreter yardımcılığına bir Türk delegenin verilmesini ve Türk delegeleri sayısının ikiden üçe çıkarılmasını önerdi. Bu önerilerin hepsi reddedildi. Yalnız Boğazlar sorunu konuşulurken bu konuşmalara Karadeniz'de kıyıları bulunan devletlerin temsilcilerinin çağırılması önerisi olumlu karşılandı.

İsmet Paşa, bütün oturumlar boyunca Fransızca konuştu. Konferansta önce üç ana komisyon kuruldu. bunların sayısı gerekirse arttırılacak, veya alt komisyonlar seçilecekti. Üç ana komisyon şöyleydi:

1-) Birinci komisyon: Lord Curzon'un başkanlığında, arazi ve askeri sorunlar ve boğazlar için uygulanacak usul.
2-) İkinci komisyon: İtalyan Başdelegesi Marki Karroni başkanlığında, azınlıklar sorunu ve yabancılara uygulanacak usul.
3-) Üçüncü komisyon: Fransız Başdelegesi Sarrere'in başkanlığında, mali ekonomik sorunlar.

Sekreterlikleri de Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, ve Japonya yürütecekti. İlk komisyon toplantısını 22 Kasım günü yaptı. Lord Curzon başkanlığındaki bu arazi komisyonunda, İsmet Paşa Doğu Trakya için 1914 sınırını ve Batı Trakya için Plabisit istedi. Görüşmeler uzun tartışmalı geçmekteydi. Ayrıca diğer ilgili devletlerin temsilcileriyle İsmet Paşa ve öteki delegeleri arasında özel temaslarda yapılmaktaydı.

24 Kasım'da Çiçerin, İtilaf Devletlerine bir nota göndererek, konferansa katılacak Sovyet temsilcilerinin adlarını bildirdi. Sovyet heyetinin Çiçerin dışındaki üyelerin 26 Kasım'da Lozan'a geldiler ve ertesi gün komisyon başkanlarına bir nota vererek bütün görüşmelere katılmak istediler.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

İtilaf Devletleri temsilcileri bu notaya cevap vererek Rus öneri ve iddialarını reddettiler ve Rus heyetini 1 Aralık Cuma günü toplanacak olan boğazlar konusundaki ilk toplantıya çağırdılar. Ancak Berlin'de bulunan Çiçerin'in beklenmesi üzerine bu toplantı 4 Aralık'a ertelendi. Çiçerin de Lozan'a geldikten sonra İsmet paşa 2 Aralık akşamı Sovyet Heyeti onuruna bir akşam yemeği verdi. Bu yemekte Çiçerin'in Boğazların Türkiye tarafından tahkim edilmesi ve savaş gemilerine kapsanmasını öneren Rus projesi için Türk desteğini istemesi üzerine İsmet Paşa, Misak-ı Milli'nin Boğazların serbestisini öngördüğünü ve bundan geri dönmeyeceğini söyledi. Ertesi gün de Türk ve Sovyet temsilcileri arasında özel görüşmeler yapıldı. Diğer komisyonlar kanunlar üzerinde, mesela Boğazlar ve Kapitülasyonlar sorunu çetin mücadele gerektirdi. Kapitülasyonları en çok savunan ve bu konuda Türklere karşı çıkan Fransız delegeleriydi.

8 Aralık'da toplanan Boğazlar komisyonunda, Türk tezi açıklandı, İsmet Paşa beş yüz yıldan beri Boğazlara sahip olan Türkiye'nin daima antlaşmalarla belirtilmiş olan hukuk dışında ve savaş halinde devletlerin tahmin edemeyeceği bir davranışta bulunmadığını, gelecekte de antlaşmalara saygı göstereceğini söyledi. İsmet Paşa'nın Boğazlar konusundaki Türk önerilerini açıklamasından sonra İngiliz Başdelegesi Çiçeri söz alarak görüşlerini ve isteklerini bildirdiler. Boğazlar rejimi için müttefik askeri uzmanlarca hazırlanmış bir proje vardı. 9 Aralık'da bunun üzerine görüşmeler yapıldı: 18 ve 19 Aralık günleri, Boğazlar konusunda çok sert görüşme ve tartışmalar oldu.

Konferansın açılışı üzerinden bir ay geçmesine rağmen Boğazlar, azınlıklar ve diğer sorunlar üstünde olumlu gelişmeler olmadı ve ele alınan sorunların çözümü konusunda her iki tarafta görüşünü değiştirmedi.

İsmet Paşa, bu hava içinde Ankara'ya durumu bildirmek ve konuyu daha yakından görüşebilmek için heyetten Hasan Bey'i (Saka) Türkiye'ye gönderdi. Hasan Bey T.B.M.M' de Türklerin Lozan'daki tutumu ve diğer devletlerin öne sürdüğü bütün sorunları açıklığıyla anlattı. Bir bölüm konuşmacılar silaha sarılmaktan ve sorunları silah gücüyle çözmekten söz ettiler. Bu arada 24 Aralık tarihli bir emirle Boğazların güvenliği için Türk Ordusunun düzeninde bazı değişiklikler yapıldı. 15 ocak 1923'de maliye ve kapitülasyonların tüm komisyonları toplandıysa da , yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Aynı gün Amerika delegesi, İsmet Paşa ile Lord Curzon'un kendi otelinde bir toplantıya davet etti. Orada adli güvence sorunu tartışıldı ve İsmet Paşa yine reddetti. Bunun üzerine Lord Curzon ve Mrç Child: "Adli sisteme bir çare bulmadan Amerikan ve İngiliz halkını tatmin edemeyiz. Bu sebeple de barış yapamayız; konferansın kesilmesi faciası doğacaktır" diyerek görüşlerinde direndiler. Alt komisyonlarda Musul ve Adli Rejim konuları sert tartışmalar sürüp gitti. Diğer komisyonlardaki çalışmalarda olumlu sonuçlara ulaşamıyordu.

19-23 Ocak 1923 günlerinde mübadele, mezarlıklar ve esirler konuları ilgili komisyonlarda uzun uzun görüşüldü. 23 Ocak 1923'te toplanan arzi komisyonunda, Türkiye'nin Türkiye' nin güney sınırları konuşuldu, Fransızlar Ankara Antlaşması ile Suriye sınırının kararlaştırılmış olduğunu söylediler, Türk heyeti bu Fransız görüşünü karşılıksız bıraktı. Öte yandan, Musul Sorunu, çetin çekişmelere yol açarak anlaşmazlığı derinleştiriyordu. 26 Ocak 1923'e kadar çeşitli komisyonlarda değişik konular tartışıldı. Bu arada Fransız'ların çıkardığı zorlukları İsmet Paşa 26 Ocak tarihli raporunda yakınarak bildirdi. 27 Ocak 1923 görüşmelerinde bir çok konu ele alındı. Musul, Trakya sınırı ve adli kapitülasyonlar sorunları bir sonuca bağlanmadı.

Türk delegelerinin Musul'u kesin olarak istemesi üzerine Konferansın kesilmesi tehlikesi baş göstermeye başladı. Komisyonlar 28 Ocak 1923'de raporlarını hazırladılar. Fakat önemli konulardan biri çözümlenmemiş ve ana konularda görüş birliğine varılmıştı. Konferansta ilk suçlanan belge, sivil rehine ve asker esirlerin geri verilmesi anlaşması idi ve 30 Ocak 1923'de Türkiye ve Yunanistan delegeleri arasında imzalandı. 31 Ocak 1923'de her üç komisyon kendi aralarında toplanarak, kendi görüşlerini kapsayan 161 maddelik bir antlaşma tasarısını Türk heyetinin 4 gün içinde inceleyerek cevaplandırması gerekmekteydi. Müttefik devletin verdiği bu barış antlaşması tasarısı İsmet Paşa tarafından kabul edilmedi.

4 Şubat 1923'de İngiliz heyeti, 5 Şubat'ta da Fransız heyeti konferanstan ayrıldılar. Bu ayrılışa, hükümetleriyle görüşmek biçimi verildiği için konferans, resmi olarak kesilmemişti. Böylece konferans ertelenmemiş oldu ve Türk murahhas heyeti 7 Şubat 1923'de Romanya üzerinden Türkiye'ye döndü. 24 Şubat'tan 6 Mart'a kadar barış konusunda T.B.M.M'nde tartışmalar oldu.
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-11-2008, 13:28   #7
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra Atatürk Türkiyesi'nin Dış politikası
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Lozan Barış Antlaşması,birinci Dünya Savaşından sonra ,savaştan galip çıkan devletlerin yenilenlere zorla kabul ettirdikleri barış antlaşmalarından farklı nitelikler taşımaktaydı. Bu antlaşma, Osmanlı İmparatorluğuna Sevr antlaşmasının zorla kabul ettirilmek istenmesi üzerine milli mücadele hareketine girişen ve bu mücadeleyi başarıyla sonuçlandıran yeni Türk devleti ile birinci dünya savaşının galipleri arasında eşit şartlar altında yapılan bir antlaşmaydı. Birinci dünya savaşında yenik düşmüş devletler arasında ,sadece Türkiye böyle bir antlaşma yapmayı başarabilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun yerini alan Türkiye,on dört milyon nüfusa sahip küçük bir devlet olmakla birlikte,imparatorluktan daha güçlü ve milletler arası ilişkilerde Osmanlı İmparatorluğu'ndan daha üstündü ancak,Osmanlı İmparatorluğu gibi yeni Türkiye devleti de zamanın güçlü devletlerinin politik emellerine hedef oldu. Lozan'dan sonra Türkiye'nin stratejik önemi daha da artmıştır.1923ten sonra Türkiye,Avrupa'nın bütün güçlü devletleriyle komşu haline gelmiştir. Sovyetler Birliği,doğu bölgesinde;İngiltere,Irak mandası ve Kıbrıs vasıtasıyla;Fransa Suriye mandası ile; İtalya ise on iki ada ve Meis adasını ele geçirmiş olduğu için Türkiye ile sınırdaş durumdaydı. Bu durum Türkiye'nin milli mücadeleden sonra gerçekçi bir dış politika izlemesini gerektirdi. İstiklal Savaşı sonunda kazanılan büyük zafer, Türk önderinin güvenliğini artırdığı gibi, Türk milletinin moral gücünü de yükseltmişti. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra galip devletlerin, varlığına kasteden hareketlerine maruz kalan Türkiye, hareketli bir genişleme politikası izleyebilirdi. Ancak, Türk önderleri bu yola gitmediler. Milli Mücadele'den sonra, Türk dış politikasının ana hedefini belirlemek görevini üstlenen M. Kemal Paşa, Türkiye'nin Milli Misak sınırları ile tatmin olduğunu kabul ederek, devleti yeni maceralara sürüklemekten kaçındı. Lozan'dan sonra Türkler, toplum yaşamında köklü değişiklikler yapan önemli devrim ve kalkınma hareketlerine de giriştiler. Bu atılımların başarıyla sonuçlana bilmesi için içerisinde olduğu kadar milletler arası ilişkilerinde barış içinde yürütülmesine ihtiyaç vardı. Devrimlerin başarıya ulaşması ve elde edilen olumlu sonuçların devam ettirilebilmesi, Türkiye'nin bütün devletlerle dostluk ilişkileri içinde bulunması gerekmekteydi. İsmet Paşa Başvekili sıfatıyla söylediği 29 Ekim 1923 tarihli nutkunda şöyle demekteydi.

"Cumhuriyet Hükümetinin dış ilişkilerde üssüleası Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcudiyetini ve tamamiyetini sağlam tutarak hayati çıkarlarını göz önünden ayırmamak esası dahilinde müsalemeti, huzuru, iyi ilişkileri mümkün olduğu kadar tevsi ve teyit etmekten ibarettir. Hemhudutlarımızla ve kendileriyle antlaşmaları imza edip sefahatını tatbik etmekte olduğumuz ve diğer taraftan henüz ilişki kuramadığımız devletlerle samimi dostluk kurulması için kuvvetimizi sarfedeceğiz" (64)

Bununla birlikte, Türkiye'nin barışcı bir dış politika izlemek yolunda gösterdiği çabalar, zaman zaman bazı engellerle karşılaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında kapitülasyon rejimine alışmış bulunan büyük devletler, yeni Türk devletiyle tam eşitlik ve bağımsızlık haklarına dayanan esaslar içinde ilişki kurmakta güçlük çekmişler ve çeşitli vesilelelerle Türkiye'nin içişlerine karışmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Bu girişimlerinde Türkiye'nin ile karşılaşan devletler Lozan Antlaşması'nı onaylamayacaklarını ileri sürerek tehdit yolu dahi denemişlerdir. Müttefik devletler Lozan Antlaşması'nı onayladıktan sonra da Türkiye'nin içişlerine karışmaya kalkışmışlardı. Bu devletlerin müdahale için seçtikleri konularda önemli örnekler şöyledir.

Milli Mücadele sırasındaki deneylerden sonra Osmanlı Devleti'nin başkenti olan İstanbul'un yeni Türk devleti'nin başkenti olarak kalmayacağı ortaya çıkmıştı. Tarihi, Coğrafi, Stratejik nedenlerle, Lozan'dan sonra M. Kemal Paşa'nın ilk düşündüğü konulardan biri baş kenti Ankara'ya taşımak olmuştu. (65) Öte yandan Müttefik devletler, özellikle İngilizler, siyasi ve askeri nüfuzlarını donanmaları aracılığı ile İstanbul üzerinde daha kolaylıkla kullanabileceklerini düşünerek başkentin İstanbul'da kalması için Anakara Hükümeti üzerinde baskı yaptılar. İngiltere, Fransa ve İtalya, başkent İstanbul'da kaldığı takdirde Türkiye'ye büyükelçi, Ankara'ya nakledildiği takdirde ortaelçi göndereceklerini ilan ettiler. Buna rağmen, T.B.M.M. Hükümeti 13 Ekim 1923 tarihinde kabul ettiği bir kanunla Ankara'yı yeni Türk Devleti'nin başkenti olarak kabul etti. Büyük devletler bir süre daha bu görüşmelerinde ısrar ettirilirse de, Ankara Hükümeti'nin direnmesi karşısında bu ısrarlarından vazgeçtiler. Müttefik Devletlerinin mücadele ettikleri diğer bir konu da, Türkiyede'ki yabancı okulların öğretim şekli ve bu okullarda okutulacak derslerdi.

Türkiye'de bulunan yabancı okullar konusunda Lozan Barış antlaşması imzalandığı gün, Türk Heyeti bakanı İsmet Paşa ve İngiliz, Fransız ve İtalyan delegeleri arasında mektuplar teati edilmişti. Bu mektuplarda Türkiye'de bu devletlere mensup dini kurumlar, eğitim-öğretim,sağlık ve hayır kurumlarının varlığı kabul edilmekte ve Türk Hükümeti'ni bu kurumların faaliyet şartlarını ve okullardaki eğitim-öğretim teşkilatını dikkate alacağı belirtilmekte idi. (66)
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Fransa ile imzalanan Ankara İtilafnamesi'nde de (1921) buna benzer bir hüküm bulunmaktaydı. Lozan Barış Antlaşması'na ek mektuplar müttefik devletlerin yabancı okullarda yapılacak öğretim konusunda Türkiye'nin iç işlerine karışmaları için bir vesile oldu. Türkiye'nin bu müdahalelere karşı direnmesi üzerine çıkan uyuşmazlıklar 1925-1926 yıllarına kadar sürdü. Lozan'dan sonra kabul edilen Özel Okullar Talimatnamesi hükümleri gereğince Türkçe'den başka bir dilde öğretim yapan okullarda, özellikle tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenleri tarafından ve Türkçe olarak okutulması gerekmekteydi. İngiltere; Fransa ve İtalya Lozan mektuplarını ileri sürerek Türk Hükümeti'nin yabancı okulların öğretim işlerine karışamayacağını iddia ettilerse Türk hükümeti bu iddiayı reddetti.

Türkiye tarafından hiçbir zaman onaylanmamış olan Sevr Barış Antlaşması'nın 42. Maddesinde, kurulması düşünülen Boğazlar Komisyonu'nun özel bir bayrağı bulunacağı ön görülmüştü, ancak Lozan Barış Antlaşması'nda bu konuda herhangi bir hüküm yoktu. Buna rağmen Müttefik devletler, Lozan Barış Antlaşması'nın onaylanmasından sonra kurulan Boğazlar Komisyonu'nun ayrı bir bayrağa sahip olmasını ve bu bayrağın komisyona ait binalara ve deniz araçlarına konulmasını istediler. Türkiye bu isteği, devletin içinde devlet yetkililerine sahip bir teşkilat kurulmasını önlemek amacıyla reddetti. Bunun üzerine, Türkiye ile Müttefik Devletler arasında yeniden bir uyuşmazlık baş gösterdi. Müttefik Devletler arasında yeniden bir uyuşmazlık baş gösterdi. Müttefik devletler, Osmanlı Devleti'ne karşı izledikleri müdahale politikasını yeni Türk Devleti'ne karşı da uygulamak istedilerse de, Türkiye'nin şiddetli tepkisi ve direnci ile karşılaştıklarından bu girişimlerinden de vazgeçmek zorunda kaldılar. 1919 tarihindeki antlaşmalarla Avrupa'da Finlandiya, Litvanya, Letonya, Estonya, Polonya, Çekoslovakya gibi yeni devletler doğmuştu. Bu devletler, Rusya, Almanya, Avusturya, Macaristan'dan ayrılan topraklarda kurulmuştu. Romanya ve Yugoslavya'da yine Rusya ve Avusturya-Maceristan toprakları üzerinde genişlemişlerdi. Bu değişiklikler, yeni kurulan veya büyüyen devletlerin toprakları üzerinde Alman ve Macar azınlıkları meydana getirmişti. Slav'larla Germen'ler arasında uzun bir tarih süresi içinde doğan ve gelişen rekabetler ve bunun sonucu olan düşmanlık duyguları 1919'dan sonra daha da büyümüştü. Ayrıca Prusya'yı ikiye ayırarak denize çıkması öte yandan Çekoslovakya'da Sudet denilen bir azınlık grubunun oluşması yüzünden bu devletlerle Almanya arasında kolay çözümlenemeyecek sorunlar meydana getirmişti. 1919 anlaşmalarını yapanlar azınlıkların durumlarını ve haklarını bir düzen ve teminata bağlamayı gerekli görmüşlerdi. Azınlık haklarının korunması 1919'dan önce aktedikmiş olan bazı antlaşmalarda da yer almıştı. Ancak bu antlaşmaların hükümlerinin uygulanması, imzacı devletlerin iyi niyetlerine ve sorumluluklarına bırakılmakta ve herhangi bir durumda imzacı devletlere diplomatik yollardan girişimde bulunma ve ya protesto etme hakkı tanımakta idi. Ayrıca, bu yoldaki antlaşmalar, büyük devletlerin küçüklerin işlerine karışmak için bir vesile oluşturmakta idi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Wilson prensipleriyle ve akvam Cemiyeti Misakı ile bütün dünya halkları yararına bir takım haklar tanınmıştı. Bu arada Avrupa'daki milli azınlıklar hakkında da bir takım güvence kabul adilmiş ve bunların korunması Akvam Cemiyeti'ne bırakılmıştı. Lozan Barış Antlaşması'nın (23 Temmuz 1923) bu konudaki hükümleri yeni Türk Devleti tarafından kabul edildi Avrupa'da Akvam Cemiyeti'nin güvencesi altına konulan azınlıklar şunlardı:
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-11-2008, 13:29   #8
(-S-A-S-24-)
Forum Ustası
 
(-S-A-S-24-)'s Avatar
 
Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #96972
Yer: ...................................
Mesaj sayısı: 10,431
Karma etkisi: 30268 (-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000(-S-A-S-24-) seviye: 2000
Karma: 3025282
1stClass Üye 

Wilson prensipleriyle ve akvam Cemiyeti Misakı ile bütün dünya halkları yararına bir takım haklar tanınmıştı. Bu arada Avrupa'daki milli azınlıklar hakkında da bir takım güvence kabul adilmiş ve bunların korunması Akvam Cemiyeti'ne bırakılmıştı. Lozan Barış Antlaşması'nın (23 Temmuz 1923) bu konudaki hükümleri yeni Türk Devleti tarafından kabul edildi Avrupa'da Akvam Cemiyeti'nin güvencesi altına konulan azınlıklar şunlardı:

1-) Yunanistan'daki Müslim Arnavutlar;
2-) Bulgaristan ve Yunanistan'daki Rum ve Bulgar Azınlıklar;
3-) Yukarı Slezya'daki azınlıklar;
4-) Macaristan'daki azınlıklar;
5-) Litvanya'daki azınlıklar;
6-) Polonya'daki azınlıklar;
7-) Çekeslovakya'daki azınlıklar;
8-) Türkiye'deki azınlıklar.

Lozan Barış Antlaşmasının "Azınlıkların himayesi" başlığı altındali 37-45 maddeleri azınlıklar hakkındaki hükümleri kapsamaktadır. 44. Maddeye göre şöyle denilmektedir.

"Türkiye iş bu faslın yukarıdaki maddelerin Türkiye'nin gayrimüslim ekalleyitlerine taalluk ettiği mertebede mezkur maddeler ahkamının beynemilel menfaatleri haiz taahhütler teşkil etmelerini ve Cemiyet-i Akvam'ın kefaleti altında konulmalarını kabul eder. İşbu hükümler Cemiyet-i Akvam Meclisinin çoğunun muvafakati olmaksızın tadil edilemez... Türkiye, Cemiyet-i Akvam üyelerinden her birinin, bu taahhütlerden her birinin, bu taahütlerden herhangi birine karşı vuku bulan tecazüzü veya tecavüz tehtidini Meclisin dikkat nazarına arza selahiyyetter olacağını ve Meclisin icabı hale göre münasip ve müessir telakki edilecek bir sureti hareket ittihaz ve talimat ita edebileceğini kabul eder. Bundan başka Türkiye, iş bu maddelere mütadir hukuki ve ya fiili meselelerde Türkiye Hükümetiyle imzacı diğer devletlerden herhangi biri vaya Cemiyet-i Akvam azasında herhangi bir diğer devlet arasında ihtilaf vukua geldiği takdirde iş bu ihtilafın, Cemiyet-i Akvam Misakının 14. Maddesine göre beynelmiel mahiyeti haiz bir ihtilaf gibi telakki edilmesini kabul eder..." Antlaşmanın 45. Maddesine göre, Yunanistan da buna benzer hükümler kabul etmişti. Azınlıklar, haklarını şu şekilde arayabileceklerdi: Azınlık mensupları bir şeyden şikayet etmek isterlerse bir dilekçe veya ihbarname ile Akvam Cemiyeti Genel Sekreter'ine baş vururlar, genel sekretere bu dilekçeyi ilgili devletlere tebliğ eder, bu devlet de üç hafta içinde görüşlerini açıklar. Genel sekreterlik, dilekçeyi mütalaa ile birlikte Üçler Komitesi denilen bir kuruluşa havale eder, komite incelemeleri sonunda dilekçenin Akvam Cemiyeti Meclisine sunulup sunulmayacağına karar verirdi. Akvam Cemiyetinin yetkili kurulları tarafından alınan kararlarla meydana gelen bu prosedürü Türkiye, Lozan Antlaşması yürürlüğe girdigi tarihten itibaren 1932 yılına kadar uyguladı. Bu tarihte, konu Hariciye Siyasi Müşavirliği'nce incelenerek o zamana kadar uygulanmakta olan bu prosedürün, Lozan Antlaşması'nın 44. Maddesiyle Türkiye'nin üzerine alınmış olduğu borçların sınırını aşmakta olduğu ve bu bakımdan T.B.M.M.'nin muvafakatini almak gerektiği ileri sürüldü ve bakanlığın dikkati çekildi. Milli Hükümet'in azınlıklar konusunda genel olarak politikası şöyleydi:

Azınlıklar hakkında hükümlülük altına girmiş olan beş-altı devlet bulunmaktaydı. Oysa topraklarında azınlık bulunan devletler yalnız bunlar değildi. Eğer insan hakları bakımından konu ele alınırsa, Akvam Cemiyeti'ne üye olsun olmasın, bütün devletlerin azınlıklar prosedürüne bağlı tutulmaları, azınlık hakkındaki hükümlerin genel olması gerekmekteydi. Bazı devletler, azınlıkların yaşamakta oldukları ülkelerin çoğunlukları içinde yavaş yavaş eritilmesini öngördükleri halde, azınlıklarla bunların haklarını savunan başka devletler bu görüşe karşı idi. Üçler komitesine havale edilen dileklerin sayıları artmakta ve bu da aleyhlerinde dilekçe verilen ülkelerde hoşnutsuzluklara yol açmaktaydı. Bazı devletler ve öncelikle Polonya, egemenlik haklarının konusu yüzünden tecavüze uğradığı kanısındaydı. Polonyalıların görüşünü Fransız Başbakanı Briand savunurken, Alman Dışişleri Bakanı Sir A. Chamberlain, Polonya ve Çekoslavakya'daki Alman azınlıkların haklarını savunmaktaydı. Briand Akvam Cemiyeti Meclisine gönderilen azınlıklarla ilgili şikayetlerin artmakta olmasına karşı şöyle demekteydi.

"(...) Bu meselede adeta milletler üstü prosedür yaratarak bir takım memleketlerin, aşırı milliyetçi unsurlarını şikayetlerini milli merciler önüne gülürecek yerde milletlerarası prosedüre başvurmaya cesaretlendirmekten sakınmak gerekir. Çünkü böyle bir tutum azınlıklar prosedürüne tabi memleketlerin iç huzurlarını bozacak bir sonuca varabilir. Azınlıklar hakkında ilk olarak aktedilen antlaşmaları yapanlar, asil bir esastan ilham alarak vazetmiş oldukları bu hükümlere, azınlıkların koruması prensibinin, milletlerin egemenlik haklarına aykırı olmasına dikkat etmişlerdir."
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

Yeni Türk devleti, devletler arası eşitlik prensibine bağlı ve milli egemenliğin, içerden veya dışarıdan gelebilecek herhangi bir etkiyle zedelenmesine meydan vermemeyi, azınlıklar konusunda esas olarak kabul etmiştir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra akvam Cemiyeti ile birlikte bu azınlık prosedürü de hükümsüz kaldığı için, Türkiye'nin bu konuda herhangi bir girişimde bulunmasına gerek kalmamıştı. Yeni Türk devletinin dış politikasına bağlılığını 13 Eylül 1928 tarihli demecinde belirtme fırsatını bulan İsmet İnönü, bu tarihlerde Türk dış politikasının dayandığı esasları şöyle açıklamaktaydı:

Türkiye'nin siyasi ve coğrafi durumu dünyanın başlıca geçitlerinde biri üzerinde büyük devletlerin arasında siyasi akımları içinde bulunmak itibariyle özel bir değer ve önem taşımaktadır. Biz bunu çok iyi sezmekteyiz. Böyle bir durumda olan memleketin dış politikadaki ilk amacı herhangi bir fırtınanın memlekete temas etmesi ihtimaline karşı kendi varlığını ve kendi milli iradesini bizzat koruyabilecek kudrette olmasıdır. Türk milletinin maddeten ve bağhusus ziyadesi ile manen mevcut olduğu sabit olan bu kudretinin mütemadiyen muhafaza ve takviyesi bizim başlıca dikkat ettiğimiz noktadır."

Yine İsmet İnönü 29 Nisan 1928'de T.B.M.M 'nde verdiği demeçte "Dış politikada bütün gayretimiz hiç kimsenin menfaatlerine karşı bir hareketi derpiş etmeye, dürüst bir istikamette, kendi menfaatlerimizi temin etmeğe yönelmiş bulunuyor" demekteydi. Mustafa kemal ise, 20 Nisan 1931 günü seçimler dolayısıyla Türk milletine yayınladığı bildirinin içerisinde ifadesi bulan "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh için çalışıyoruz" cümlesi ile kendisinin ve Türk devletinin dış politika daki görüşünü açıklamıştı. (67)

Lozan Barış Konferansından arta kalan sorunların çözümlenmesi, Türkiye ile eski düşmanları arasındaki ilişkilerin dostluk çerçevesi içinde gelişmesine on yıla yakın bir süre engel olmuşsa da, Kemal Atatürk izlediği barış politikasından bir an dahi ayrılmamıştı. 1923-1932 yılları arasında Türkiye'nin dış politikası, Milli Mücadelenin ve bu mücadele sonunda imzalanan Lozan Antlaşması'nın etkisi altında gelişmiş, bu süre içinde Türkiye'nin dış ilişkileri milletler arası ilişkilerin genel akışından çok, münferit devletlerin Türkiye'ye karşı izledikleri politikaya ve davranışlara göre düzenlenmişti. 1932'den Atatürk'ün ölümüne, 1938'e kadar geçen süre ise Türkiye, komşusu olan veya olmayan bütün devletlerle iyi ilişkiler kurdu ve uluslar arası camia içinde diğer bağımsız devletlerle eşit bir statü kazandı. Bundan sonra Türk dış politikasının ana hedefi büyük güçlüklerle sağlanmış olan bu statünün devamını sağlamaktı. Milletlerarası ilişkilerde yeni görülen gelişmeler Türkiye'nin daha hareketli bir dış politika izlemesini de gerektirdi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=245762

(64) İsmet Paşa'nın siyasi İçtimal Nutukları 1920-1933, s.68-69
(65) "Nutuk" İst. 1975, c.II, s.419-420
(66) Bu mektupların tam tertibi için Bk. "Düstur" üçüncü tertip c.V, 2.b, s.118
(67) Atatürk'ün Tatmim, Telgraf ve Beyannameleri, s.549
Leopart, Mustafa Kemal ou la Mort d' un Empire, Paris, 1960 s.68-69
(-S-A-S-24-) Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Üye Olmadan Yorum Yazmak İçin Tıklayın!
Konudaki toplam yorum: 7, okunma sayısı: 1302.
Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Forum Seç


Hacking ve Bilgisayar Güvenliği Öğrenmek İçin!

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 14:46.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Wardom.org



İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.