|
Daimi Üye
Kayıt Tarihi: Aug 2006
Üye numarası: #83522 Yer: Kastamonu37
Mesaj sayısı: 461
Karma: 3672
|
Ab,atatÜrkÇÜlÜkle BaĞdaŞir Mi?
son zamanlarda, yoğunluğu ve kapsama alanı genişleyen söylemler, ab serüveninin “atatürkçülüğün bir gereği” olduğu üzerine kuruluyor. bütünlüğü ve derinliği olan kemalist ıdeolojinin; kuramsal çerçevesi, pratik uygulamaları ve geleceğe yönelik önermeleri, sistemli ve birbirine bağlı politikalarla 1945 yılından beri yürürlükten kaldırıldı. atatürkçülük, kendi karşıtına, kendi adı kullanılarak dönüştürülmek isteniyor. ancak, bu uzun süreç içinde atatürk’’ün türk ulusu üzerindeki etkisi kaldırılamadı, gücünü ve köklerini halktan alan ideolojik bütünlüğü kuramsal olarak yadsınamadı. şimdi bu yapılmak isteniyor. türkiye ve türk halkı için hüsranla sonuçlanacak olan ab serüveninin ideolojik sorumluluğu atatürkçülüğün üzerine yıkılmaya çalışılıyor. bu amaç, bir düşünce ve eylem hareketine yapılabilecek en büyük haksızlıktır. ab ve atatürkçülük “ateşle buz” gibidir. bir arada var olmaları olanak dışıdır. bu gerçeği bizden çok avrupalılar biliyor. avrupa parlamentosu üyesi daniel cohn bendit; “türkiye’nin ab’ne katılması bu ülkede kemalizmin sonu olacaktır” diyor. ülkeler ve devletler arası ilişkilerde bugün belirleyici olan özellik, ilişkilerin çıkar çatışmalarına ve üstünlük elde etme isteklerine dayanmasıdır. bu 80 yıl önce de böyleydi. kendi gücüne dayanarak ayakta kalamayan, yoksul ve güçsüzlük içinde başkalarına muhtaç olan toplumların, varlıklarını sürdürmeleri olanaksızdır. atatürk, ölümüne dek, toplumsal özgürlüğü; siyasette, ekonomide, kültürde, maliyede, dilde tam bağımsızlığı herşeyin önüne koymuş ve bu yolda ödünsüz bir mücadele içine girmiştir. adı, özgürlük ve ulusal bağımsızlıkla bütünleşmiştir. o’nun görkemli eylemini, ab bağımlılığına dönüştürmenin aracı olarak kullanmaya çalışmak, yalnızca atatürkçülüğe karşı yapılan büyük bir saygısızlık değil aynı zamanda çok kaba bir aymazlıktır. ab girişiminin özünü “gümrük birliği” oluşturur. üretimine ve ekonomik gücüne güvenen ülkeler ulusal pazarlarını birleştirmişler ve avrupa’yı geniş bir ortak pazar haline getirmişlerdir. daha az gelişmiş olanların zararına işleyecek olan bu girişim ab’nde tam üyelik haklarıyla giderilmeye çalışılmıştır. oysa, türkiye, gelişme ve destek gereksinimleri içinde olan zayıf ekonomisine karşın, “gümrük birliği”ni tam üye olmadan kabul etmiş ve ulusal pazarını avrupa mallarına sınırsızca açmıştır. bu girişimin olumsuz sonuçları çok kısa sürede ortaya çıkmış ve örneğin türkiye 1999 yılında 21,5 milyar dolar dış ticaret açığı vermiştir. (bu açıkla türkiye abd’nden sonra dış ticaret açığı vermede dünya ikinciliğine yerleşmiştir.) mega marketler, halkın alamadığı ithal mallarla doludur, dolmaya da devam etmektedir. türkiye, “gümrük birliği” anlaşmasıyla organlarında yer almadığı kararlarında söz sahibi olmadığı bir dış örgütün aldığı kararlara uymayı önceden kabul etmiştir. türkiye’nin kararlara karşı oy verme, kabul etmeme ya da erteleme gibi hakları yoktur. gb anlaşmasının 56. maddesi, türkiye’nin herhangi bir dünya ülkesiyle ab’nin bilgi ve onayı olmadan ticari anlaşmalar yapmasını yasaklamıştır. böyle bir anlaşma yapılması halinde ab’ne bu anlaşmayı engelleme yetkisi verilmiştir. bu hükümranlık haklarının, dış ülkelere devredilmesi değil de nedir? bunun atatürkçülükle bir ilişkisi olabilir mi? azınlıklar, etnik ayrımcılık, dinsel çatışma, insan hakları, ermeniler, kıbrıs, kıta sahanlığı vb. konular, atatürkçülerin muhatap alıp konuşacağı konular olabilir mi? atatürk’ün 18 haziran 1922’de söylediği ve batılı devletlerin ne olduğunu açıklayan şu sözleri bugün için de aynen geçerli değil midir? “ulusumuz bağımsızlığına vurulan darbeler karşısında ve varlığında açılan yaralar karşısında gözyaşı döküyordu. dost ile düşmanı ayırt edemeyecek bir hale getirilmişti. karar verildi, hareket başladı ve maskeler atıldı. ‘türkiye parçalanacak, türk halkı köle, aşağılık, sefil, perişan edilecekti.’ amaç bu idi. bu acımasız amaca ulaşmak için akla hayale gelmeyen her türlü yola başvuruldu. ‘özellikle batı’nın kimi hükümetleri, kimi politika adamları bunun böyle olmasını diretiyorlardı. halâ da diretiyorlar.’ bu biçimdeki davranışlarını dünyaya hoş göstermek ve hatta kendi uluslarının gözünden gizlemek için başvurmadıkları yöntem kalmadı. her türlü yalanı dolanı kullandılar. türkler vahşidir, acımasızdır, uygarlığın gereklerini benimsemeye yatkın değildirler dediler. asıl vahşi ve acımasız ve saldırgan olan, ortaya attıkları iddiaları dillerine dolayarak dünya kamuoyunu aldatmaya çalışan kendileriydi...” korgeneral suat ılhan, yayınladığı “ab’ne neden hayır / jeopolitik yaklaşım” adlı kitabında şunları söylüyor: “... türkiye’nin yerini değiştirecek avrupa’ya bağlanması, tarihin olduğu kadar hatta daha da önemli olarak geleceğini ilgilendiren, bir bakıma ipotek altına alan bir karardır. atatürk, avrupalılaşmayı değil, çağdaşlaşmayı amaç göstermiştir. avrupa ile entegrasyon ise atatürkçü düşünce ile bağdaşmaz... unutmamalı ki avrupalı kendisinin dışında ‘dost’ değil sadece ‘kul’ arar. bu ise türk tarih ve kültürünün ululuğu ile bağdaşamaz.” bu sözler herkesin kulağına küpe olmalıdır.
|