Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL!
Abide şahsiyetlerEmeğine sağlık kardeşim mükemmel bir çalışma http://www.wardom.org/images/icons/icon14.gifhttp://www.wardom.org/images/icons/icon14.gifhttp://www.wardom.org/images/icons/icon14.gif |
|
|||||||
Abide şahsiyetler konusundaki toplam yorum: 158, okunma sayısı: 9030. |
|
|
|
|
#31 |
|
Elit Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2006
Üye numarası: #98163 Yer: İstanbul'du...
Mesaj sayısı: 6,101
Karma etkisi: 5592
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 558082
|
Emeğine sağlık kardeşim mükemmel bir çalışma
|
|
|
|
|
|
#32 |
|
Cool Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Dec 2006
Üye numarası: #100554
Mesaj sayısı: 56
Karma etkisi: 0
![]() ![]() Karma: -176
|
saolun yaa celallendim
![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#33 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
• AHC döneminde Türkiye ile ilişkilere Türkçülük söylemi ve ruhu egemen olmuştur. Bu nedenle Elçibey, Türkiye ile Stratejik ortaklık anlaşması imzalamaya çalışmıştır.
• Elçibey'in nihai bağlamda gerçek hedefinin Azerbaycan'ın Türkiye ile birleşerek tek devlet olmasıdır. Bu fazla hayal sayılmayacak ülkü, Azerbaycan ile Türkiye arasındaki tüm dış ilişkilere damgasını vurmuş, Elçibey her konuda Türkiye'ye ayrıcalıklı ve özel muamele yapmıştır. Ancak Elçibey'in Türkiye İle uzun süreli stratejik İşbirliği ve ortaklık anlaşması yapma çabalarına Türkiye Rusya'yı karşısına almamak için soğuk ve mesafeli kalmıştır. Arkasında Süleyman Demirel'in nötr -ürkek ve aşırı ihtiyatlı kişiliğinin izlerini taşıyan bu yaklaşım o kadar katı olmuştur ki, 4 Haziran 1993'te Elçibey bir KGB oyunuyla iktidardan düşürüldüğünde dahi Türkiye gözünün önünde apaçık bir şekilde cereyan eden bu oyuna ve drama seyirci kalmış, kılını dahi kıpırdatmadığı gibi ardından getirilen Haydar Aliyev'i hemen tanımıştır. Aliyev'in Moskova faktörünü ön plana alacağı biline biline... • Elçibey, Rusya'yı bölgede dengeleyerek alternatif bir güç aramıştır. Bu alanda Türkiye Elçibey'in umduğu rolü oynayamayınca ABD İle ilişkiler yoğunlaştırılmıştır. Karabağ krizinin AHC çizgisinde çözülebilmesi için ABD desteği almak amacıyla, ABD petrol şirketlerine dikkat çekici ikramlar sunulmuştur. Bu yolla ABD'nin bölgeye ilgisi çekilmeye çalışılmıştır. Elçibey Avrupa ile ilişki geliştirmeden karşılaştığı sorunları çözemeyeceğini anlamıştı. Türkiye'nin pasif ve kayıtsız davranışı bunu anlamasına yol açmıştı. Bu nedenle başta İngiltere olmak üzere Almanya ve Fransa İle temaslar kuruldu, İngiltere ile ilişkilerin yoğunlaşması, bu ülkenin 20. yüzyıl başlarından beri Baku ile petrol ekseninde ilişkilerinin bulunmasından ileri geliyordu, İngiltere'ye önemli petrol ikramları yapılarak Karabağ krizinin çözümünde bu ülkenin hatırlı desteği alınmış ve AGİK'te İngiltere Elçibey'e destek vermiştir. SONUÇ Elçibey; çok kısa süren bir iktidar döneminde, çok önemli değişiklikler, reformlar ve zaferler gerçekleştirmiştir. Öncelikle Bağımsız Milliyetçi Azerbaycan'ı kurmuştur, iktidara geldiğinde çok ağır sorunlarla karşılaşan Elçibey, tecrübesiz ve genç kadrolarıyla yola çıkmak zorunda kalmasına rağmen bağımsız bir devletin gereken kurumlarını kurmuş ve yapılanmasını oluşturmuştur.Ancak Milli Devlet olma mücadelesi hem dışta hem de içte ciddi engellerle ve ihanetlerle karşı karşıya kalmış, en büyük ihanet de beklemediği ve ummadığı bir ülkeden gelmiştir. Kardeşim dediği Türkiye'den... Türkiye, Azerbaycan için sıradan bir Avrupa ülkesinden daha fazla ve aktif bir yardım ve destek göstermemiştir. Hep Rusya faktörünü dikkate almıştır. Yönetimde tecrübesiz olan Elçibey bir de aşırı hoşgörülü bir demokratlık sergileyip, iktidarını güçlendirmenin ve muhalefeti dizginlemenin çaresine bakmayınca başta Rusya ve Iran olmak üzere bütün AHC düşmanlarının tezgahlarının tezgahlarıyla iktidardan indirilmiştir. Büyük Lider Elçibey'in mücadelesini ve Azerbaycan'ın geleceğini karartan faktörler ve düşmanlar... Liderliğini ve bayraktarlığını büyük Türk Milliyetçisi Ebulfeyz Elçibey'in yaptığı Azerbaycan Milliyetçi Bağımsızlık Hareketinin en büyük ve ilk talihsizliği, diplomasi arenasında, ilkesizliği, risk almayışı, nötr ve pasif çizgisi, oyalayıcılığı, erteleyiciliği ve baştan savıcılığı ile tanınan Süleyman Demirel'in Azerbaycan için en kritik ve en önemli olan bir zaman aralığında Türkiye Cumhurbaşkanı olmasıdır. Türkiye'nin Azerbaycan'daki Milliyetçi Halk Cephesi hareketine ve Azeri soydaşlarımıza en gerekli olduğu hayati ve çok kritik bir zamanda, Demirel'in cumhurbaşkanı olması, gerçekte Elçibey'in yediği ilk konjoktürel ve tarihi darbe olup, Elçibey'in bütün siyasi, stratejik ve taktik hesaplarını mahvetmiştir. Süleyman Demirel'in böyle bir evrede cumhurbaşkanı olması, Rusya'dan kopmak, Güney Azerbaycan'ı da kurtarıp, bağımsız güçlü bir Azerbaycan devleti kurarak, ileride Türkiye İle birleşmek hesapları yapan Elçibey'in mücadelesini ve Azerbaycan'ın siyasi geleceğini karartan en kahredici gelişme olmuştur. Demirel'i iyi tanıyan herkes onun cumhurbaşkanı olduğu gün, Azerbaycan'daki bağımsızlık davasının milliyetçi lideri Elçibey'in kaderinin artık olumsuz yönde değişeceğini ve rüzgarların Azerbaycan milliyetçi hareketinin aleyhinde eseceğini anlamıştır. Demirel'in ne kadar nötr, teslimiyetçi, kavga ve risk sevmez bir devlet adam (!) olduğunu çok iyi bilenler, Elçibey'i yıkıp yerine kukla ya da Moskova ile köprüleri atmayan bir yöneticiyi Azerbaycan'ın başına geçirmenin hesaplarını yapan ve bu yönde oyunlar oynayan Rusya'ya karşı ondan Elçibey'i korumasını beklemediler. Elçibey'in alçakça manevralarla ve çok İyi bilinen KGB oyunları ve aktörleriyle alaşağı edilmesine ve Azerbaycan Milliyetçi Hareketinin boğulmasına karşı, Demirel'in tutarlı ve ciddi bir devlet tavrı ortaya koymayacağını ve bunlar için Yeltsin ve Rusya ile bozuşma riskini göğüslemeyi en ufak bir ihtimal dahilinde bile düşünemeyeceğini biz iyi biliyorduk. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Azerbaycan Milliyetçilik davasının ve Elçibey'in yükselen bayrağının, Demirel'in cumhurbaşkanı olmasından sonra artık daha fazla yükseltilemeyeceğini, çünkü Demirel'in riskli ve maceracı (!) bulduğu bu davaya bîr devlet adamı olarak destek vermeyeceğini, bölgesel Kafkasya Statükosu'nun Rusya aleyhine değişmesini barışı tehdit eden bir gelişme olarak göreceğini maalesef iyi biliyorduk. İşte bu nedenledir ki rahatlıkla iddia ediyoruz: Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olm AZERBAYCAN MİLLİYETÇİ HALK CEPHESİ HAREKETİNDE EBULFEZ ELÇİBEY'İN YERİ VE ROLÜ (5) 10- Elçibey sadece Türkiye Türkleri ile değil, Doğu Türkistan, Balkanlar, Kıbrıs ve Orta Asya Türkleri ile de yoğun İlişkiler geliştiriyordu. Elçibey, Türklük bilincinin buralarda da yayılmasını ve Azerbaycan ile bu coğrafyalar arasında sağlam köprüler kurulmasını istiyordu. 11- Elçibey, Azerbaycan'daki bütün inşaat, bayındırlık işlerini Türk firmalarına vermek istiyordu. Azerbaycan'ın tüm baraj, karayolu, devlet binası, köprü gibi işlerinin tamamını Türk firmalarına vermek istiyordu. Bu nedenle Elçibey cumhurbaşkanı olduğu sürece hiçbir batılı firma Azerbaycan'da iş alamamıştır. 12- Elçibey, Azerbaycan ile Türkiye'nin ortak tarihinin yazılmasını ve bu çalışmaya diğer Türk Cumhuriyetlerinin de katılmasının sağlanmasını istiyordu. 13- Latin alfabesine geçerek Türkiye ile ortak anlaşma köprüsü kurmak istiyordu. Nitekim Stalin zoruyla hayata geçirilen Kril alfabesi kaldırılmıştır. Onun yerine Türkiye'nin kullandığı Latin alfabesi benimsendi. Ancak Elçibey'in, Türkiye'den istediği 10 bin daktilo ve 20 ofset matbaa makinesi Demirel söz verdiği halde, Azerbaycan'a gönderilemediği için Latin alfabesine geçiş tam randımanlı olmamıştır. Elçibey'in hedeflerini çok iyi bilmeyenler için yukarıdaki detayları verdikten sonra şimdi Elçibey'e kimlerin düşman olduklarını ve Azerbaycan'ın geleceğini kimlerin kararttığını sıralayıp, bunların bir de analizini yapalım: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 1- Süleyman Demirel'in Elçibey'e soğuk davranıp, Aliyev'i tercih etmesi, 2- Güney Azerbaycan Azerîlerinin Elçibey'in çağrısına uyup ayaklanmalarından korkan İran'daki faşist molla yönetiminin Ermenistan ve Rusya ile birlikte hareket etmesi. 3- Kafkasya'yı ve Azerbaycan petrol ve doğalgazındaki payını tamamen kaybetmekten ve Azerbaycan'daki Turancı-ÜIkücü dalganın bütün Rusya Federasyonu'ndaki Türk topluluklarına sıçrayacağından korkan Rusya ve KGB. 4- Dağlık Karabağ'da ve Nahcıvan'da hak iddia eden Ermenistan'ın Rusya ile beraber hareket etmesi. 5- Kafkasya ve Ön Asya'da çok güçlü bir Türk Hilalinin oluşacağını gören ABD, İsrail ve batılı ülkelerin istihbarat servislerinin blokaj faaliyetleri. 6- Şiizmi Azerbaycan'da yayarak, Türk milliyetçiliğini uyuşturmaya çalışan Fars şövenistlerînin yıkıcı radyo yayınlan ve yazılı neşriyatı. 7- Azerbaycan'da SSCB döneminden kalan ve temizlenemeyen KGB ve Kızılordu artığı Azeri polislerinin, subay ve ajanlarının Elçibey'e karşı faaliyetleri. 8- SSCB artığı komünistlerin ve KGB İşbirlikçilerinin Azerbaycan'daki pek çok üniversitede, bürokraside, orduda, poliste, politikacılar ve halk arasında etkili bir şekilde mevcudiyetini korumaları. 9- Suret Hüseyinov gibi satılmış ajanların ve iktidar hırsı içinde hareket eden çıkarcı siyasetçilerin halkı ve orduyu Elçibey aleyhine kışkırtmaları ve KGB ile işbirliği yapmaları. 10- Elçibey, Azerbaycan'da çıkarılan petrol ve doğalgazın yabancılardan alınarak tamamen Azerbaycan'a mal edilmesini ve bunların tamamının petrol boru hattı ile Türkiye üzerinden satılmasını hedefliyordu. Halen Azerbaycan'da çıkarılan petrol ve doğalgazın %90'ı batılı petrol şirketlerinin ve Rusya Gazproup'un malı olarak Azerilerden almıyor ve Azerilere bu petrolün sadece %10'u bırakılıyor. Yani Azerbaycan'daki petrol Azerilerin değildir. Elçibey bu alçakça ve dünyanın en gaddar sömürüsüne son vererek, bu petrol ve doğal gazın tamamına sahip olmak istiyordu, işte bu nedenle, bu petrol ve doğalgazın tamamını Bakü-Ceyhan petrol boru hattı ile Türkiye üzerinden dünyaya satmayı hesaplıyordu. Nitekim bu yönde gözünü kırpmadan Türkiye'nin bütün petrol taleplerine evet demiştir. Bakü-Ceyhan boru hattı hayata geçirilmek istenmiştir. Ancak ELÇİBEY uluslararası komplo ve oyunlarla cumhurbaşkanlığından indirilince ve Türkiye bu gelişmeyi adeta onaylarcasına seyredince Elçibey ile imzalanan bütün petrol anlaşmaları geçersiz olmuştur. 11- Elçibey, Dağlık Karabağ'ın Azerî toprağı olduğunu ve bu topraktan asla vazgeçilemeyeceğini söylüyordu. Ancak Alîyev'in bu iddiadan vazgeçtiği ve burayı Ermenistan'a adeta fiilen terk ettiği gözleniyor. Haydar Aliyev'in de Demirel gibi risk almayı ve kavgayı sevmeyen, Rusya İle sürtüşmekten kaçınan bir kişi olduğunu da hatırlatalım. |
|
|
|
|
|
#34 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
12-Türkiye'de başta, Demirel olmak üzere "karar alıcı" odakların, statüko bozulursa barış tehlikeye girer saplantısı ile Elçibey'den gelen milliyetçi reflekslere gereken stratejik cevapları verememesi , Türkiye'nin Azerbaycan ile ilgili tutarlı, kalıcı ve belirgin bir stratejinin bulunmayışı.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 13 - Türkiye'nin karar alıcı odaklarının Atatürk'ü lider olarak benimseyen Elçibey'in yönetime gelmesiyle önüne ancak bir şans eseri olarak yüzyılda, üç yüz yılda bir gelebilecek bir konjoktürel bir siyasi ve jeopolitik ve Elçibey'in jest ve mesajlarına cevabın verilememesi. 14- Haydar Aliyev'in Rusya patentli denklemlere ve siyasetlere uygun açılımlarına ve çizgisine karşı, bir güvence olarak dahi Elçibey'egereken önemin verilmemesi ve gereken desteğin verilmeyerek adeta terkedilmesi ELÇİBEY'İ DEVİRME OYUNLARI Türk Milliyetçisi Elçîbey'in yakın, orta ve uzak hedeflerini çok iyi anlayan Rusya, Ermenistan, İran ve batılı petrol şirketleri, onu indirip, kendilerine en elverişli kişiyi Azerbaycan'ın başına getirme manevralarında adeta işbirliği yaptılar. Öncelikle kişisel yönden ihtiraslı, çıkarcı politikacıları bir muhalefet ekseninde toplayarak Elçibey'i parlamentoda pasifleştirmek istediler. Bunun için eski SSCB artığı komünist parti idarecileri olan kişileri ön plana çıkarmak istediler. Bunların en kıdemlisi ve tecrübelisi tabii ki Haydar Aliyev idi. Eski SSCB polütbüro üyesi olan ve KGB'nin Azerbaycan sorumlusu olan Aliyev, milliyetçilik rüzgarlarının en şiddetli olduğu 1988 ve 1990 yılları arasında geri planda kalarak bekledi. Ancak hamle yapmak için uygun zamanı bekledi. Bunun için Ermenîlerin Azerbaycan topraklarını işgal etmesini ve KGB ajanı satılmış albay bozuntusu bir hain olan Suret Hüseyinov'un Rus askerleriyle beraber Elçibey'in üzerine gidişini bekledi.Ancak herkes Hüseyinov'un Elçibey'i devirip, Haydar Aliyev'i başa geçirmek için KGB tarafından kullanıldığını ve bu olan biten her şeyden Aliyev'in bilgisinin ve dahlinin olduğunu biliyor. Suret Hüseyinov Aliyev'i getirmek için kullanılmıştır. Bu gelişmeler olduğu sırada bütün güçlerini Ermenilerle savaşması için cepheye göndermiş olan Bakü'de Elçibey'i koruyacak bir birlik dahi yoktu. Herşey Türkiye'nin gözleri Önünde oluyor ve Elçibey'in indirilişi saat saat izleniyor ama hiçbir şey yapılmıyordu. Elçibey'in Suret Hüseyinov denilen satılmış KGB hainini savuşturabilmek için Türkiye'den tam 100-150 kişilik bir özel harekat timi göndermesinin yeterli olacağını söylediği halde ve bunu yapması halinde Hüseyinov'un püskürtüleceğim, bu amaçla Türkiye'den yardım talep ettiği çok az kişi tarafından biliniyor. Ancak Elçibey'in hainlere karşı yardım istemek amacıyla Cumhurbaşkanına açtığı telefonların sırrı sadece Demirel ile özel kalemi arasında kalıyor. Demirel telefonlara çıkmamayı tercih ediyor. Durum Başbuğ Alparslan Türkeş'e de iletiliyor. Türkeş Demirel'i ve hükümeti Elçibey'e yardım için sıkıştırıyor. Bunun üzerine konu birkaç gün sonraki MGK toplantısına getiriliyor. Ancak artık Elçibey indirilmiş yerine Hüseyinov'un İsteği ile Aliyev geçmiştir. Demirel Aliyev'i hiç gecikmeden kutlamıştır. Elcibey'in yerine kendisi gibi ağır hareket eden, riski, kavgayı, değişimi sevmeyen, Kafkasya statükosuna tehdit etmeyen Aliyev'in gelmesi Demirel'i çok rahatlatmıştır. Çünkü Demirel'e göre Elçibey bir gün Türkiye'nin başını Rusya, Iran ve Ermenilerle belaya sokabilecek maceracı bir Türkçü romantiktir. Aliyev de Demirel'i çok sevmiştir. Çünkü davranışları, olayları algılama ve tepkileri aynıdır. Demirel Aliyev'e Aliyev de Demirel'e çok benzemektedir, ikisi de statükocu ve ağırdır. Bugün şundan emin olunmalıdır. Eğer ki Türkiye isteseydi ve kararlı davransaydı, Elçibey'i yıkmak için yola çıkarılan KGB haini Suret Hüseyinov durdurulabilir ve Elçibey korunabilirdi. Elçibey o günlerde Türkiye kamuoyunun dikkati çekilmeden yalnız bırakılmıştır. Türkiye bunu yapan gafiller yüzünden Kafkasya davasını belki de yüzlerce yıl kaybetmiştir. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çarpışmalar başladığında cepheye giden Azeri silahlı güçleri iyi eğitim almış olan, yeterli silaha ve düzenli ordu sistemine sahip güçler değillerdi. Bunların pek çoğu gönüllü Halk Cephesi ülkücüleri idi. Savaş başlayınca apar topar silahlanmışlardı. İyi bir askeri eğitim almadan cepheye koşmuşlardı. Oysa karşılarında her türlü ağır silaha sahip olan Rusya destekli Ermeni birlikleri vardı. Ayrıca Azerilerle savaşan Ermeni birliklerinin çoğunun Rus askerleri olduğu biliniyordu. Ermenilerin kullandığı tankların, helikopterlerin ve topların Rus ordusuna ait olduğunu ve Azerileri bombalayan uçakları Rus pilotlarının kullandığı biliniyordu. Bir kısım Azeri milliyetçisi cephede Ermenilere karşı var gücüyle çarpışırken ve bu arada Kelbecer, Hocalı ve Laçin gibi şehirler de Bakü'de taverna ve barlarda hiçbir şey olmamış gibi vur patlasın çal oynasın şeklinde eğlenmeleri de Elçibey için yıkıcı faktörlerden biriydi. SSCB döneminin komünist dejenerasyonu maalesef yıkıcı bir etki yapmış ve Azerilerin büyük bîr bölümünde vatan ve istiklal refleksi kalmamıştır. Elçibey işte bu yapı ile de mücadele ediyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Elçibey'in Hazar'dan çıkardığı petrol ve Türkiye'ye de önemli oranda istifade ettireceğini hissettirmesi bütün batılı emperyalist petrol şirketlerini paniğe sevk etmişti. Elçibey petrolün Türk Dünyası için en gerekli ve önemli silah olduğunu iyi biliyordu. Petrolün Türkiye'yi güçlendireceğini, güçlü bir Türkiye'nin başta Azerbaycan olmak üzere bütün Türk dünyasını yükseltip, kurtaracağını biliyordu. İşte bu nedenle Elçibey Türkiye'yi güçlendirmeye, bunun için de petrolünü cömertçe Türkiye'ye vermeye kararlıydı. Türk Dünyasının uyanıp silkinmesinden dehşetle korkan emperyalizm dünyası Elçibey'in petrol ile ilgili cüretkâr planını çok iyi okumuşlar ve dehşet içinde kalmışlardı. Kararlarını vermişlerdi. Elçibey çok tehlikeli bir liderdi. Petrolü bir silah ve güç olarak kullanmayı hesaplıyordu. Eğer bunu yaparsa Türkiye çok güçlenebiir, bu da bütün ekonomik ve siyasi dengeleri bozardı. Öyleyse? Öyleyse Elçibey bir an önce devrilmeliydi. Ayrıca onun damgasını taşıyan Bakü-Ceyhan Boru Hattı Projesi yeniden ama bu kez kendi çıkarlarına göre düzenlenmeliydi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Bunların hepsi oldu. Elçibey uluslararası bir işbirliği yapıldığı gözlenen komplike bir komplo ile devrildi.Elçibey'i devirme operasyonunda yukarıda saydığımız bütün düşmanlar İran, Rusya, Ermenistan, petrol şirketleri ve Süleyman Demirel .... SONUÇ Büyük düşünemeyen büyük oynayamayan, korkak, pısırık ve basiretsiz ve kifayetsiz politikacılar Azerbaycan davamızı tarihe gömmüşlerdir. Türkiye'yi yönettiklerini sanan, başta Demirel olmak üzere bir kısım politikacılar Elçibey'i ve kardeş Azerbaycan'ı kaybetmekle ne kaybedildiğini zaman geçtikçe çok acı bir şekilde anlayacaklardır. Ancak ne yazık ki onların çekmesi gereken pişmanlığı Türk milleti çekecektir. Rahmetli Elçibey'in iktidarda iken Türkiye'ye sunduğu imkanları ve şansları tarih ne yazık ki her zaman sunmuyor. Acaba bir Elçibey daha çıkacak mıdır? Çıkarsa ne zaman ? Yüz yıl, yüz elli ya da iki yüzyıl sonra olabilir mi? Belki de hiçbir zaman... Belki Elçibey'i götüren gemi bir daha bizim limanımıza hiç uğramayacaktır. Yüce Allah bu yiğit, milliyetçi Türk devlet adamından razı olsun. Mekân-ı cennet, ruhu şad olsun. Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin. |
|
|
|
|
|
#35 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
ELÇİBEY'i Anlayabilmek... TÜRK insanı bağımsızlık ve özgürlüğü tarih boyunca kutsal saymıştır. Bu kavramların önem ve değerini ömürlerini bu uğurda adayanlar daha iyi bilir. Bu insanlar halkının, vatanın, devletinin çıkarlarını her şeyden üstün tutar, idealleri uğruna canlarını feda etmekten çekinmezler. Türk Tarihi son yüzyılda bağımsızlığı ve özgürlüğü hayatının amacı edinmiş pek çok idealist şahsiyete şahit olmuştur. Ali Bey Hüseyinzade, İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura, Z. Velidi Togan, Ziya Gökalp ve diğerlerinin ideallerini 20. yüzyıl başlarında Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarak M. Kemal Atatürk gerçekleştirdi. Aynı idealleri taşıyan M. Emin Resulzade de 1918'de Azerbaycan Cumhuriyeti'ni kurma başarısını göstermişti. Türk Tarihi bu idealleri 20. yüzyıl sonlarında gerçeğe dönüştüren bir büyük devlet adamına daha şahit oldu. O, Sovyetler Birliği'nin dünyada korkulan güç olarak varlığını devam ettirdiği 1970'li yıllardan beri kendi deyimiyle "imperyaya" baş kaldırmış, vatanını sömürge - halkını köle sayan Sovyetler'i dağıtmayı, bağımsız devletini yeniden kurmayı, halkını özgürlüğe kavuşturmayı öncelikli amaç edinmiş Ebülfeyz ELÇİBEY'di. Sovyetler Birliği dünyanın değişen şartları karşısında daha fazla direnememiş, 70 yıllık demir kapılarını aralamıştı. Kuzey Azerbaycan'da da E. ELÇlBEY'in önderliğinde özgürlük rüzgârları estirilmeye başlanmış, Azerbaycan Türkleri, Moskova güdümlü Ermeni saldırı ve provokasyonlarına karşı İlk mukavemetini Kasım 1988'de Azadlık Meydanı'nda sergilemişti.Bu süreçte yakın dönem Türk tarihinin özgürlük elçisi görevini üstlenmiş E. ELÇİBEY yalnız Azerbaycan, Sovyetler Birliği ve Türkiye'de değil tüm dünyada dikkatleri üzerinde toplamıştı. Kendi anlatımı "Tercüme-i Halinden" öğrendiğimize göre üniversite öğrenciliği yıllarından başladığı mücadelesinde ilk amacına ulaşıyordu. Dağılma sürecine gören Sovyetlerin enkazından en az zararla çıkmak, M. Emin RESÜLZADE'nin ideallerini hayata geçirmek, Azerbaycan Cumhuriyeti'ni yeniden kurmak ve halkını özgürlüğe kavuşturmanın, zamanı gelmişti Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Yıllarca gizli örgütlenmelerle sürdürdüğü mücadelesini artık halkı ile birlikte meydanlara taşıyan E. ELÇlBEY'i bağımsızlık - özgürlük savaşının belki de en şiddetli günlerinde Nisan 1989'da Bakü'de tanıma onurunu yaşadım. Böyle kutsal bir mücadeleye önderlik eden pek çok devlet adamında bulunan ortak özelliklerin yanı ıra "insanı insan kılan tüm erdemlere sahip" ömrünün her anı ve döneminde "onurlu", "dürüst", "hümanist", "demokrat", "vatansever", "Türk Milliyetçisi" Türk Beyi'ni tanımaktan öte anlamaya çalıştım. Çok kısa sürede halkının O'na "ELÇlBEY" adını layık görmesinde ne kadar doğru bir karar verdiğini gördüm. İdeallerini ve düşüncelerini bu kadar açık yüreklilikle ifade eden, öngörülerinde yanılmayan, uzak görüşlü bu dava adamını, bu büyük devlet adamını anlamak kolay değildi. O halkı için hedefler belirlemiş ve bu hedeflere doğru adım adım ilerliyordu, ilk hedef gerçekleşmişti. Azerbaycan Cumhuriyeti yeniden kuruluş, Azerbaycan Türkleri Kuzey Azerbaycan'da özgürlüğünü kazanmıştı, ikinci hedef ülkesinde demokratik, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı devlet yapısını yerleştirmek, halkını vatanın sahip olduğu zenginliklerden her yönüyle yararlanan siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmasını sağlamış refah toplumunda yaşatmaktı. Çağdaş dünyanın tüm imkanlarından yararlanılan bir ülke seviyesine ulaştırmaktı, üçüncü hedef tarihin ve talihin ayırdığı Azerbaycan Türklerini birleştirmek kendi deyimiyle "Bütöv Azerbaycan'ı" kurmaktı. Nihai hedef ise "Türk Birliği" idi. Siyaseti olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi yürüttü. Bu yönteminde ilkeli, kararlı o kadar da açık sözlüydü. Mücadeleye başladığı ilk günden hayatla vedalaştığı güne kadar düşüncelerini açık yüreklilikle ifade etti. Milletine vurgundu. Türk milletinin hiçbir ferdinin özgürlükten mahrum edilmesini kabullenemiyor, Türk insanının dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın çağdaş normlardan yararlanmasını, insan haklarına sahip olmasını istiyordu.Türk insanının kendi vatanında başka bir milletin sömürgesi olarak yaşamasına tahammülü yoktu. Bunun için dünyanın bütün nimetlerini bir kenara itmiş, kendisini Türk Dünyasının bağımsızlığı - özgürlüğü ve demokrasi mücadelesine adamıştı. ELÇİBEY engin kültüre sahip aydın bir Türk Milliyetçisiydi. O'nun Türk Milliyetçiliği düşüncesindeki ana fikir (kendi vatanlarında sömürge olanlar için bağımsızlık ve özgürlük) insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünün kabul gördüğü demokratik devlet yapısı ve çağdaş dünya normlarını hayata geçirmiş ve Türk Devletleri ve Halklarının birliğidir. Türk Birliği, ELÇlBEY'in en büyük idealiydi. ELÇİBEY adil, demokrat ve bilge kişiliğini her şart ve ortamda sergiledi. Bağımsızlık mücadelesini açıkça başlattığı Azerbaycan Halk Cephesi Başkanlığından Azerbaycan Cumhuriyeti'nin yeniden kurulup ülkede gerçekleştirilen ilk demokratik seçimler sonucu seçildiği Devlet Başkanlığı görevi süresince; bütün kararlarında adil, demokrat ve bilge oldu. Milletinin layık olduğuna inandığı için bütün sabote ve suistimallere rağmen demokrasiyi tüm yönleriyle uygulamaya çalıştı. Basın özgürlüğü, siyasi parti ve sivil toplum örgütlenmeleri bunun en belirgin örnekleridir. ELÇİBEY eşsiz bir siyasi strateji yeteneğine sahipti. Bir yıl süreyle kalabildiği Devlet Başkanlığı görevinde hayata geçirdiği kararların pek çoğu tarihi ve hayati önem taşıyor. Bilge bir stratejinin sonucudur ki, eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında yalnızca Azerbaycan'dan Rus orduları çıkarılmıştır. Bakü-Ceyhan enerji hatları projesini gündeme getirmesi ELÇİBEY'in ne büyük bir stratejist , ne ölçüde öngörülü siyasetçi olduğunu anlamaya yeterlidir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 İktidarı ideallerinin gerçekleşmesi yolunda amaç değil, araç gördü. Ülkede 1992-93 yılları arasında hayata geçirilen bütün entrikalardan haberdar olmasına rağmen, onarılmaz yaralar açacağını bildiği iç savaşı önlemek adına Bakü'den ayrılıp Keleki'de yaşadığı 4 yıl süreli sürgün döneminde de, 7 yıl boyunca maruz kaldığı tüm sıkıntı, yalan, iftira ve ihanetler karşısında da onurlu, uzlaşıcı, öngörülü siyasetçi kimliğinden taviz vermedi. ELÇİBEY'in taviz vermediği diğer bir konuda kendisine örnek aldığı ATATÜRK'e duyduğu sevgi, saygıydı. Samimi düşüncelerini "ATATÜRK'ün askeri olmaktan onur duyuyorum" sözleriyle ifade etti. Aynı içtenliği karşılığını yöneticilerinden göremediği Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı da her fırsatta sergiledi. Türkiye insanına karşı duyduğu samimi hislerin karşılığının gösterilmesine ise fırsat verilmedi. Sınırsız bir hümanist olan ELÇİBEY için kötü insan yoktu. Ancak şartlar ve yönetimle insanı kötülüğe yönlendirirdi. Bu anlayışla va tana-millete karşı ihanetlerin dışında her türlü yanlışı bağışlayabilen yüce bir kişiliğe sahipti ülkesinde yalnızca iktidar koltuğunda oturmak adına Sovyet döneminde öğrendiği tün entrikaları hayata geçirenleri, ikbal günlerinde O'nun gölgesinde yaşayıp kendi gölgeleri sayanları da bütün yanlışları hatta ihanetlerinde bile bağışladı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 ELÇİBEY yaşamının her döneminde büyük düşündü. Kendisine büyük idealler seçti.Bu idealleri ve düşüncelerinde de dürüst, barışçı, demokrat kişiliği ile seçildi. Azerbaycan Türkünün on yıllar boyu yok edilmeye çalışılan insani, kültürel, sosyal değerlerini, Millî şuur, vatan, millet kavramlarını güçlendirdi. Uluslararası alanda izlediği ilkeli, kararlı siyaseti sonucu devletinin eşit statüye sahip varlığını kabul ettirdi. Dış politikadaki ideallerini de açık yüreklilikle ifade etti. Güney Azerbaycan'da yaşayan soydaşlarının fars sömürgesinden kurtulup; kurulacağına inandığı "Birleşik Azerbaycan" idealini Türk Milletinin hedefine dönüştürdü. Bu büyük idealleriyle tanıdığım, sürgün yıllarıyla birlikte her şartta ve aradan geçen bunca zaman irtibatımı sürekli korumağa çalıştığım, feyz aldığım ELÇİBEY yüce kişiliğini hayatla vedalaşacağını bildiği son günlerinde de bütün ihtişamı ile sergiledi. ELÇİBEY'i küçük hesaplar peşinde koşanlar, ucuz siyaset yapanlar anlamadılar. Statükocu, sorunları çözmeyi değil ertelemeyi ilke edinenler, defalarca gitseler de iktidarda ayrılmayı kabullenmeyenler O'nu anlamak istemediler. Çünkü, ELÇİBEY onlar için sorun olurdu. ELÇİBEY halkını aldatmadan yalansız hilesiz de iktidar olunabileceğini, idealist ilkeli devlet adamı olunabileceğini başarıyla orta ya koymuştu. "Devlet kurmuştu". Birileri ELÇİBEY'i anlamamak istedi. ELÇİBEY'i olduğundan farklı göstermeye çalıştılar, ancak O'nu çıkarları karşısında büyük bir tehlike gören dış güçler her yönüyle anladılar. Moskova- Tahran - Erivan üçgeni ELÇİBEY'in ideallerinin önünü set çekmeye çalıştı. O'nu iktidardan uzaklaştırabildiler ancak hedeflerine ulaşma azim ve gayretini yok edemediler. Türk dünyasını daha büyük üzüntüye boğan ise ELÇİBEY'i yok etmeye yönelik bu çabalara dünyanın demokrasi havariliği yapan ülkelerin desteği hatta Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin seyirci rolüydü. ELÇİBEY'i ilgili tüm taraflar anlamıştı. O'nun ideallerini benimseyen Ülküdaşları mücadelesinin her aşamasında yanında yer almış, karşısında olanlar O'nu engellemeye çalıştılarsa da başaramadılar. Çünkü, ELÇİBEY'i inandığı, her güçten önce anlaması gereken halkı geçte olsa anlamıştı. Bağımsızlık - özgürlük ve demokrasi mücadelesinin çilelerini ömrünün son anlarına kadar omuzlarında taşıyarak, ömür boyu büyük fedakarlıklarla yürüttüğü çalışmalarının önemli sayılacak bölümünü başarıya ulaştıran ELÇİBEY yetkin, akılcı ve gerçekçi siyaseti ile barışın, istikrarın, iktidarlı-muhalefetli tüm Azerbaycan'ın garantisiydi. Bunu zamanla anlayacaklar. Selçuk ALKIN Azerbaycan Kültür Der. Gen.Skr. Yrd. |
|
|
|
|
|
#36 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
GELDİ, kurtardı ve gitti ...
O, Elçibey'di. Beyimiz, Büyük Bey'imizdi. Azerbaycan'ın mutlak bağımsızlığı için gönderilmiş "bağımsızlık" elçisiydi. Geldi, kurtardı ve gitti DR. Ebülfez Elçibey'le gıyaben 1988 yılında Washington'dan Amerika'nın Sesi Radyosu (VOA) Azerbaycan Bölümünde radyo yazarı, muhabir, prodüktör ve spiker olarak çalıştığımda Sovyetler Birliği'nde başlayan çatırtının Azerbaycan'a nasıl yansıyacağı konusunda yaptığım radyo sohbeti sırasında tanışmıştım. Onun kurtarıcı bir lider şahsiyetine o zaman inanmış ve yakın takipçisi olmuştum. Saçlarım genç yaşımda, Amerika'nın Sesi Radyosu'nda çalıştığım yıllarda ağardı. Orada çalıştığım on yıllık sürede yirmi yıl kocaldım. Çektiğim sıkıntı ve acının haddi-hududu yoktu. Başından and içip yola çıkmıştım. Geriye dönüşüm yoktu. Azerbaycan'ın kurtuluş gününü görünceye kadar burada çalışmak azim ve kararındaydım. "Burada her hangi bir sebeple ölürsem, görev şehidi olurum, herhalde." diye düşünerek kendime cesaret veriyordum. Türklük ve insanlık düşmanı savaş artığı, Amerikan vatandaşı olmuş Rus ve Ermeni Taşnakların emrinde çalıştım. Her sabah, işe başlamadan önce, saçlarımı taramak bahanesiyle aynanın karşısına geçer ve kendi kendime, "Merhaba... Savaşçı...", akşam eve dönerken "Bu gün de bitti... Savaşçı" Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Ukrayna ve Afganistan bölümlerinde çalışanlara "Freedom Fighters" (Azatlık Savaşçıları) diyorlardı. Bizi böyle çağırmaları hoşuma gidiyordu. Bu kadar ağır şartlarda çalıştığımı, hayatımın hiçbir döneminde ne gördüm ne de yaşadım. Pamir'de Han Tengri Dağının zirvesine çıktım ve Ağrı Dağının tepesine elli defa tırmandım , ama bunların hiç birisi beni Azerbaycan'ın tam bağımsızlığı zirvesine çıkmak için verdiğim mücadelede yorgunluğu kadar yormadı. Azerbaycan'ın bağımsızlığı için verdiğim savaşta, kendimi bîr adsız kahraman gibi görüyor, adımın Dr. Ebülfez Aliyev (Elçibey) ile bir listede yer almasından büyük gurur duyuyordum. Azerbaycan bağımsızlığına karar verip Moskova'dan emir almayacağını açıkladığı gün, Amerika'nın Sesi Radyosu'nun koridorlarında sevinçten haykırarak dolaşıyor, dostlarımla kucaklaşıyordum. "Artık Azerbaycan hür... Gidiyorum!" diyordum. "Nereye?" diye soranlara, "Üyge taba.. Eve doğru... Baba doğma topraklara gidiyorum... Azerbaycan Azad oldu" şeklinde haykırarak, yılların yüreğimde biriktirdiği eziklik ve uşak gibi yaşamanın sıkıntısını, sözlerim ve şarkılarımla ağzımdan volkan gibi dışarı atıyordum. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Azerbaycan'ın bağımsızlığını alması, benî de Amerika'nın Sesi Radyosundaki köleliğimden kurtarmıştı. Gamdan ve sıkıntıdan kurtulmuştum. Saçlarımdaki kır saçlar artık beni rahatsız etmiyordu.Bebek gibi sakinleşmiştim. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Koridorda bu ruh yüksekliği ile göklerde uçarken, bir dost eli arkadan omzuma dokundu. Geriye dönüp baktım, bu Amerika'nın Sesi Radyosunda yaptığı jazz programlarıyla devleşmiş Willies Connover'du. Yakasındaki altın "mikrofon" rozetini çıkardı ve benim yakama taktı. Ve "Kazandın savaşçı... Yolun açık olsun... Dualarım seninledîr", dedi. Elçibey ve silah arkadaşları, dava arkadaşları ve taraftarlarının, Bakü'den selam getirenlerin Amerika'nın Sesi Radyosundan yayınlanan programlarını yaparken, sanki Elçibey'le sırt sırta verip, Azerbaycan'la birlikte dünyayı da kurtaracağımıza inanıyordum. İlk önce sesiyle uzaktan uzağa mikrofonda tanıştığım Elçibey'le Bakü'de 1991'de şahsen tanıştığımda, kendimi Türkçülük Okulunda, Dr. Ebülfez Elçibey'in bir talebesi gibi hissettim. Kurtardığımızı zannettiğim Azerbaycan gaflet uykusundaydı. Ne benim, ne on kardeşimin , ne annemin, ne babamın ne yedi sülalemin ve ne de Türkiye ve dünyanın dört bir yanına serpilmiş Azerbaycan Türklerinin tam bağımsızlık uğrunda verdiği mücadelenin farkındaydılar. Kölelik ruhu, Ölü toprağı gibi Azerbaycan Türkünün üzerine serpilmişti. Derviş görünümünde, bîr ulu kişi ve bir serdengeçti, ölüm uykusuna yatmış yavrularını kaybetmekten korkarcasına kaygılı bir ata gayretiyle onları uyandırmağa çalışıyordu. Dr. Ebülfez Aliyev'i böyle bir ortamda tanıdım.Sonra milleti ona layık olduğu adı verdi. Türklük aleminin Elçibey'i ve benim Beyim, Büyük Beyim oldu. Elçibey'le ilk defa görüşmemiz Dr. Feridun Celil Ağasıoğlu temin etmiştir. Beni, Azerbaycan Halk Cephesi'ne ilk defa, Prof. Dr. Dlara Aliyeva ile Dr. Feridun bey götürdüler. Hiç unutmam , Inturist Otelinde, asistanı, şimdiki Dışişleri Bakanı Dr. Vilayet Guliyev'in doçentlik unvanını almasının şerefine tertip ettiği yemekte biraz yubanmış ve görüşmeye vaktinde gidememiştik. Dilara Hanım defalarca Elçibey'den özür diledi ve kabahatin kendisinde olduğunu söyleyerek beni Elçibey karşısında zor durumda kalmaktan kurtardı. Elçibey'in çalışma odasını,toplantı odası ve dava arkadaşlarının çalıştıkları odaları görünce, hayalimden, okul sıralarında öğrendiğim ve Atatürk'ün Kurtuluş Savaşımızda kullandığı mütevazi çalışma ortamı gelip geçti. Atatürk'ün verdiği milli mücadele İle Elçibey'in verdiği mücadele arasında hep benzerlikleri ve ortak yönleri arayıp bulmağa çalışırdım. Ama orasını düşünemedim ki, Eiçibey'in Savunma Bakanı Rahim Gaziyev, Rusların adamı olacak ve Kremlin'le işbirliği içinde olacak. Milli bir şair olarak zuhur eden, Azerbaycan'ın suyunu içip, tuz-ekmeğinî yiyen ve bir makam verilmediği için Elçibey'i arkadan hançerleyerek bedbahtların çıkacağını rüyamda görsem inanmazdım. Ama oldu. Böyle bedbaht ve namertler çıktı.Sonra da gelip, Elçibey'in cenazesinde "timsah gözyaşı" döktüler. Bir de, onu hesap edemedim ki, Elçibey, adamdır diye, "kağıttan kaplan" ve adamcıklarla "dava arkadaşımdır" diye yola çıktı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Elçibey'e, "iyi bir Atatürkçüydü, Atatürk hayranıydı, Atatürk'ün neferiydi, Atatürk'ün askeriydi" diyebiliriz.Onu Atatürk'le asla mukayese edemeyiz.Düşünün bir kere, Kazım Karabekir Paşa veya Mareşal Fevzi Çakmak düşmanla işbirliği yapacak, Atatürk de bunu kesin delilleri ile yakalayacak ve affedecek... Hiç böyle bir şey olabilir miydi?.. Böyle bir şeyi düşünmek, Türk olan bir insanın kanını dondurmaya yeter ve artar bile. Elçibey'in vefatından önce Ankara Hastanesinde kaleme aldığı vasiyet ve itirafları arasında yer alan "hatalarım oldu" dediği konulardan bir tanesi bu idî. Vatan hainlerinin affetmesinin hata olduğunu çok geç anladı ve itiraf etti. Atatürk'ün başarılarından örnek alarak, hep büyük hedeflere yöneldi. Büyük düşünmesini biliyordu. Rahmetli Turgut Özal'ı çok beğenirdi ve en az onun kadar pratikti, işleri sürüncemede bırakmazdı ve nefret ederdi. Düşündüklerinden bazılarını başarabildi. Hiçbir liderin bugün bile başaramadığı bir olayı gerçekleştirdi ve Rusları Azerbaycan topraklarından ebedi olarak kovdu. Üniversitelere girişi, Türkiye'deki gibi Merkezi Yerleştirme Sistemine bağladı ve bu konuda kronikleşmiş rüşvetin kökünü kesti. Azerbaycan kadınlarının yerlerde sürünmeye değil, başa taç olması gerektiğine inandı ve tatbik etti. "Cennetin anahtarı anaların ayağının altındadır" sözüne yürekten inandı ve Azerbaycan kadınlarının teşkilatlanarak kendi hak ve hukuklarını aramasına fırsat verdi. Hür basın, onun zamanında doğdu, gelişti ve bugünkü olgunluğuna erişti. Siyasi Partiler, Elçibey zamanında doğdu. O olmasaydı, bugün Azerbaycan'da, siyasi partilerin durumu Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan'dan farklı olmayacaktı. O kendi makamını ve geleceğini feda edip Keleki'ye gitmeseydi, bugün doya doya seyrettiğimiz Bakü'nün bu güzellikleri olmayacak, Grozni gibi bir harabeye dönecekti. Bunları düşündüğümüzde , ömründe demokrasi ve bağımsızlık görmemiş bir insanın milletinin önüne düşerek , onu zulmetten ışıklı dünyaya çıkarırken karşılaştığı zorluklan, saygıyla ayakta alkışlamak mecburiyetini hissediyorum. Türklüğe, Türkçülüğe ve Türk'ün büyüklüğüne, onun şanlı tarihine toz kondurmazdı ve kondurmadı. Bana, dünyanın en büyük şeref belgesini verdi ve beni şereflendirdi, Rus tanklarının Bakü'yü işgal etmesinin birinci yıl dönümü için Washington'dan başlayarak , Azerbaycan'a Rusya'nın çeşitli şehirlerini dolaşarak Baku'ye vaktinde varan ilk "Batı"lı gazeteci ben olmuştum. Yüzlerce fotoğraf çekmiş ve bir o kadar insanla röportaj yapmıştım. Hazırladığım rapor, çalıştığım gazetede "Tankların Altında Geçen Bir Yıl" başlığıyla 15 gün arka arkaya tefrika edildi. Dr. Hanım Halilova ile Elçibey'in o zamanki Halk Cephesi binasındaki makam odasına gittik. Elçibey, benden varsa bir vesikalık fotoğrafımı istedi ve yardımcısı Oktay Kasımov'u çağırdı, ona verdi ve bîr şeyler söyledi. Elçibey'le beraber toplantı salonuna indik.Orada bulunanların huzurunda, "Garip Kafkaslı, Azerbaycan'a yaptıklarınızın karşılığında size altından bir şeref madalyası vermek isterdim. Halkımızın durumunu biliyorsun. Seni Azerbaycan Halk Cephesi'nin Amerika Temsilcisi olarak görevlendiriyorum. Bu vesikayı, Altından bir şeref madalyası olarak kabul et" dedi. Hayatta, çocuklarıma bırakacağım en büyük şeref vesikasının sahibi oldum. Bugüne kadar bu vesikayı şerefle taşıdım. Gereken yerlerde kullandım. Samimi olarak itiraf etmek istiyorum, bu vesika gösterdiğim her makamda itibar gördü, itibar gören, vesika değil, onun üzerinde yer alan Dr. Ebülfez Elçibey'in imzasıydı. Bu temsilcilik belgesiyle, Amerika'da Senatoya, Temsilciler Meclisine, Dışişleri Bakanlığına ve muhtelif siyasi mahfillere Elçibey'i temsilen gittim. Ankara'ya tedavi olmak için geldiğinde, yanına kimseyi sokmuyorlardı. Ana giriş kapısında, katlarda ve yattığı katta güvenlik ve polisler vardı. Bu noktalardan hep, Bey'in itibarlı imzasını taşıyan bu Temsilcilik belgesiyle geçtim. |
|
|
|
|
|
#37 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Büyük Bey, Ankara'da yattığı günlerden bir gündü. Başbakanlık idareyi Geliştirme Başkanı ömürlük ülküdaşım, Bilecik'te Devlet kurmuş yörüklerden Prof. Dr. Gürol Banger ile, önemli bir projeyi takdim için Başbakanın Müsteşarına gidiyorduk. Normal olarak güvenlikten geçmemiz gerekiyordu ve geçtik. Ana kattaki kontrol noktasına geldiğimizde, Prof. Banger, elini ceketinin mendil cebine attı ve oradan ay-yıldızlı görkemli Başbakanlık kimlik kartını çıkarıp gösterdi. Yetkili güvenlik elemanı "Buyurun geçin, efendim" dedi. Sıra bana geldi Prof. Banger beni bekliyordu. Elimi büyük bir güvenle ben de onun gibi ceketimin mendil cebine attım ve oradan aynen onun yaptığı gibi Türk mavisi, üzerinde AHC harfleri bulunan Azerbaycan Halk Cephesi'nin temsilcilik belgesini çıkardım ve görevliye uzattım. Açtı, baktı, inceledi. Sonra bana belgeyi sol eliyle uzatırken, selama durdu ve "Buyurun geçin, efendim", dedi. Prof. Banger bu hareketin ardından polisin yanına geldi ve "Neler oluyor? Neden selama durdun?" diye sordu. Polis gayet sakin bir sekide, "O belgede bulunan Ebulfez Elçibey'in imzasının aşkına selam durdum, efendim" dedi.
Savuşup gittik. Müsteşarın odasına g i koridoru Prof. Banger ile boydan boya yürürken, savaş cephesinden dönmüş bir kurtuluş savaşçısının edasıyla, başım dik ve hep Elçibey gibi ileriye bakarak yürüdüm. Başımı tutarak yürümeme sebep olan şeyin verdiği zevkle mest oldum. Bey, çok diriydi. Diri sözlüydü. Kıvraktı , kıvrak bir zekası vardı. Aptal gibi, başına güneş yemiş Arap gibi , miskin, pısırık yürüyen , mızmız, her şeyden şikayet edenlerden hoşlanmazdı. O problemlerden değil, problemlerden korkardı. Sözünü esirgemez, anında Oğuzca ve açıkça söylerdi. Gıybet etmezdi, ettiğine şahit olmadım. Buna teşebbüs edenleri sustururdu. O, dostuna da dost, düşmanına da dosttu. Paçasından tutup geriye çekenlere aldırmaz, onlarla muhatap olmazdı. "Bey, müdahale etsenize, neden çekmiyorsunuz," diyeni "Şair Se'di ile Kuduz it" hikayesini anlatırdı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Tarihi hem yaratır hem de yaşardı. O hamuru hastı ve mensup olduğu milletin toprağından yoğrulmuştu. Eline, diline, beline sahip çıkan ve bunları yaşayan bir Türk Atasıydı. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Elçibey'i Baku'de makamında ziyaret ettik. Türkiye'den giden 100 kişilik bir "deliler" grubuydu. Kimler yoktu ki, Mustafa ve Sevgi Kafalı hocalar , Turan Yazgan , Rıfat ve Sevinç Çokum , Rahmetli Necdet Sancar'ın eşi, Aslıyüce Erdoğan ve Yağmur Tunalı. Her kesimden temsile vardı grubumuzda. Akşam, E'tibar Memedov bizim grubun şerefine bir akşam yemeği " Elçibey , yemekte "Masa Beyi" seçildi ve sırasıyla söz veriyordu. Sonra bana döndü, "Şimdi Garipkafkaslı'yı dinleyeceğiz.Bize yürek sözünü söyleyecek" dedi. Yüreğimde, yılların biriktirdiği dağlar söz vardı. Nereden başlasam diye düşünüyordum. Bilmiyorum hangi şeytan aklıma soktu , gayri ihtiyari ağzımdan, "Efendim, Batılı alimler, Azerbaycan'la ilgili yazdıkları eserlerde Azerbaycan Şarkın Fransa'sıdır. Aydın ve ilerici fikirler Şarkta hep Azerbaycan topraklarından kaynaklanmıştır..." dememe kalmadı. Elçibey sözümü kesti. "Orada dur... Azerbaycan'ın Batıyı taklit ettiğini kim söylemeğe cesaret edebilir. Azerbaycan Türkünün güzel fikirler üretmeye ve yaratıcı olmaya kudreti yok mudur?" dedi. Daha sonra bütün davetlilerin huzurunda bana, "Senin Garip Kafkaslı adının sonundaki "Kafkaslı" kısmını geri aldım, kal şimdi Garib.. istersen bundan sonra sana Garip Fransalı desinler," diyerek beni ağzımı açıp açacağıma pişman etti. Bey'in bu sözleri, sağlı-sollu ciğerlerime değen iki top güllesi gibi, soluğumu kesti. Yavaşça yerime oturdum. Tabaktaki yemek, bana yedi başlı ejderha gibi görünmeğe başladı. Kendimi zorladım, yiyemedim. Lokmalarım ağzımda büyüdü, yutamadım. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Bu kadar nezih bir Türk Dünyası aydınları grubu karşısında yüreğimdeki sözümü söyleme hakkımı, hiç tanımadığım bir "Garb"lı bilim adamının sözlerinden dolayı kaybetmiştim. En acısı, bir ömür boyu şerefle, itinayla, dikkatle, tozdan, lekeden, çirkeflerden ve çirkinliklerden koruduğum, Garipkafkaslı olarak bilinen adımın en has ve görkemli kısmı olan "Kafkaslı" tarafını kaybetmiştim. Dertlerimle Türk Ellerinde bir "abdal" gibi gezen Gariblerden biri oluvermiştim. Ne taraftan baksanız, "perişanlık", "yalnızlık", "itilmişlik", "kakılmıştık", "zelillik" ve "zebunluk" arz eden "Garib" adıyla ortada kalakalmıştım. Aradan altı ay geçti. Bey'in "makaslamasıyla" adımın yarısını kaybetmiştim. Dengem bozulmuştu. Yazamıyordum. Çizemiyordum. Dostlara Amerika'dan telefon ederken eskiden olduğu gibi, "Ben Garipkafkaslı..." diyemiyordum. Telefon ederken, "Ben Ahmet Ali..." demeye başladım. Karşı taraftaki sesin, "Kim?.. Affedersiniz çıkaramadım.."sözünü dostlarımdan duymam ağırıma gitmeye başlamıştı. Kuyruğu kökünden kesilmiş yarış atına benziyordum. Dengem bozulmuştu. Amerika'da, Virginia'daki evimizde, eşim Müşerref, kızım Aybike ve oğlum Murat Han ile akşam yemeğindeydik. Telefon çaldı. Eşim kaldırdı ve bana, "Garib... telefon sana, Keleki'den arıyorlar" dedi. Telefondaki Oktay Kasımov'du, "Bey sizinle görüşmek istiyor," dedi. Bey telefonda, "ilk önce sana adının "Kafkaslı" hissesini sana geri verdiğimi belirtmek istiyorum, ikincisi, sana fakslayacağım mektubu tercüme et ve Dışişleri Bakanı Albright'a benim yerime ilet" dedi. Bey'in sesini yeniden duymam ve adımın tamamına yeniden kavuşmam beni ziyadesiyle mutlu etmişti. Elçibey, kimseye karşı kin tutmazdı. Elçibey'in yanlışlıkları veya doğruluklarını irdelemek bana düşmez. Ama bildiğim bir şey var, o, dostuna dost, bu arada düşmanına da dosttu. Sebebini sorduğumda, "Belki onu bu şekilde hareket etmeye zorlayan zahiri kuvvetler veya sebepler vardır" der geçerdi. Elçibey'in gerçek dostlarından ona zarar gelmedi. Onun merhamet ettiği ve bağışladığı insanlardan zarar görmesi, tahammülü mümkün olmayan tarihi birer hadise olarak gelecek nesillere kalacaktır. Elçibey'i arkadan vuranlar, kendi çıkarları, dünyevi hazları için, gerçek manada, Azerbaycan'ın kaderini ve geleceğini katledenler, bugün olmasa bile, yarın tarih önünde hesap vereceklerdir. Bunu yetişmekte olan, Elçibey fikirleriyle teçhiz olmuş genç Azerbaycan alimleri delilleri ile bulup ortaya çıkaracaklardır. "Mene bir vazife de tapşırmadı.. men onun Şeki'de yüksek rey almasına kömek ettim.." diyen ucuz, "milli kahramanlar" bu sözlerinin altında ebediyete kadar acı ve ızdırab çekeceklerdir. Elçibey, her zaman, "içimizden hainler çıkmasa,düşman bize galip gelemez" derdi. Bey'e, karşıdan gelen mert düşman zarar veremedi, Ruslar buna bir defa teşebbüs ettiler, ebediyen, Azerbaycan'dan Elçibey zamanında sökülüp atıldılar. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Eğer Tanrı nasip etseydi,Türk Dünyası bir Bayrak altında birleşebilseydi ve Büyük Turan elini kurmuş olsaydı. Demokratik yolla Turan Hakanını seçmek için sandık başına gidilseydi. Elçibey, o sandıktan Turan Hakanı olarak çıkardı. O, Elçibey'di. Bey'imiz, Büyük Bey'imizdi. Azerbaycan'ın mutlak bağımsızlığı için gönderilmiş "bağımsızlık" elçisiydi. Geldi, kurtardı ve gitti. Garip Kafkaslı |
|
|
|
|
|
#38 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Türk'ün Askeri...
"Halk kendi kahramanını tanımasa da olur. Kahraman mutlaka kendi halkını tanımalıdır.' Kazak Atasözü AZERBAYCAN halkını çok yakından bilen Ebülfez Elçibey'i tanıdığımız 1990 yılında, halkının O'nu tanıyarak iktidara getirebileceğini doğrusu tahmin edememiştik. Komünist rejimin baskılan karşısında uzun süre direnebileceğini sanmak ütopyadan öteye gitmeyecekti. Hele 19-20 Ocak Bakü kırgını olaylarının yeniden patlaması halinde Kızıl Ordu'nun bütün Azerbaycan aydınlarını temizlemek için uygun fırsatı bulduğu anlamına gelecekti. Ancak hesapların hiçbiri tutmadı. Her türlü hesabın üzerindeki Cenab-ı Allah'ın hesabı tüm oyunları bozdu. Ve Azerbaycan halkı bir kahramanı tanıdı... Daha doğrusu O kahramanı tanıdığını sandı. Alkışladı... Alkışladı... Alkışı ve ihaneti yaşayan Ebulfez Elçibey 1992 yılı geldiğinde ömrü boyunca mücadele verdiği komünist rejime rağmen avuçları arasına gelmiş olan iktidarın uzun süreli olmayacağını biliyordu. Çünkü halkını çok İyi tanıyordu. Nitekim henüz Cumhurbaşkanı adayı bile değilken yaptığı açıklama, ülkesinde köprülerin altından daha çok suların akacağı yolundaydı. Azerbaycan'da bugüne kadar yapılan tek demokratik seçimden tam 3 ay önce sarf ettiği sözlerini, ne zafer sarhoşluğundaki yakın çalışma arkadaşları anlayabilmişti ne de inandığı ve uğrunda can verdiği Azerbaycan halkı... 24 Mart 1992 günü Halk Cephesi lideri olarak Milli Mecliste aşağıdaki konuşmayı yaparken gerçekten Cumhurbaşkanı adayı olmayı kesinlikle düşünmüyordu. Geçiş sürecindeki ülkesinde iktidar koltuğunda oturmak O'nun ideallerini gerçekleştirebilmek için bir araç değildi. Hele amaç hiç değildi.. "3 ay sonra seçeceğiniz Cumhurbaşkanı bir yıla kalmadan devrilecektir; çünkü içinde yaşadığımız devlete, ancak zora dayanarak iktidarda tutunabilecek bir başkan gerektiriyor... Cumhurbaşkanını koruyabilecek ve onun bir diktatöre dönüşmesini engelleyebilecek yapılar kurmalıyız. Eğer böyle yapılar yaratamazsak, her kimi başkan seçerseniz, ya kedini yok edecek ya da en yakındakiler tarafından yok edilecektir..." Bağımsızlığını daha yeni kazanmış bir ülkenin ağır sorumluluğunu almak büyük cesaret işidir. Hele bağımsızlığı koruyabilmenin alt yapısı henüz hazır değilse, vay o ülkenin haline .. Elçibey, Halk Cephesi'nin henüz misyonunu tamamlamadığına inandığı için kendisi aday olmayı kesinlikle düşünmüyordu. Cephe mensubu bir çalışma arkadaşının seçimlere katılmasını arzuluyor ve kendisi devleti ayakta tutabilecek yapıları kurup, işler hale getirmeyi planlıyordu. Ancak Türkiye hemen yanı başındaki Azerbaycan'daki gelişmelerden endişe duyuyor, stratejik açıdan hayati önem taşıyan bu coğrafyadaki Azeri - Ermeni çatışmasının bir an önce sona ermesini istiyordu. Henüz milli ordusunu kuramamış Azerbaycan'da Ermeni saldırılarına karşı direnen tek güç Halk Cephesi'ydi.. Milli dirilişin sembolü olan Halk Cephesi'nin Türkiye İle entegrasyonu daha kolay olacak, Halk Cephesi'nin iktidara gelmesi Sovyetler'in dağılmasıyla ortaya çıkan, yeni cumhuriyetlere örnek teşkil edecekti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 1989 yılında yeraltından çıkarak legal hale gelen Azerbaycan Halk Cephesi'nin ülkede demokratik seçim sistemi 19-20 Ocak 1990'da kanlı bir şekilde bastırılmıştı. Demokrasi için henüz çok erkendi. Ve dağılmasına rağmen Rusya halen Kafkaslar için "arka bahçemiz" diyordu. Ama ok yaydan çıkmış 7 Haziran 1992 günü seçim günü olarak ilan edilmişti. Elçibey yakından tanıdığı halkını bir defa daha uyarırken, dünya kamuoyuna da ilginç bir mesaj daha yolluyordu: "Moskova, Azerbaycan'da demokratik bîr toplumun kurulmasına izin vermiyor. Kendinizi yormayın! Demokratik bir cemiyet oluşturmadan işler düzelmeyecektir. Cumhurbaşkanı seçmeye acele ediyorsunuz. Seçin! Ancak seçtiğiniz Cumhurbaşkanını üç aydan, bîr yıldan sonra yıkacaksınız.. Cumhurbaşkanı o ülkede seçilir ki, orada cumhurbaşkanı muhafaza etmek mümkün olsun. Herhangi güç onu yıkmasın. Öyle yapılar kurulmalıdır ki, Cumhurbaşkanını koruyabilsin, hem de cumhurbaşkanı yetkilerini aşıp diktatöre çevrilmek istediğinde onun önü alabilsin. Bu hakimiyetin alfabesidir. Bunun îçin anayasalar, esaslar olmalıdır."(2) Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Elçibey'in kehaneti andıran bu sözlerinin kısa bir sürede gerçekleşeceğini bildiği halde Cumhurbaşkanı adaylığını kabul etmesinin yegane sebebi Türkiye'dir ve en Önemlisi Başbuğ Türkeş'tir. ' Ankara'dan Bakü'ye giden dışişleri mensupları seçimlerde en şanslı adayın Elçibey olduğunu belirterek Türkiye'nin Elçİbey'e vereceği destek İle kısa sürede puan alacağını diğer ülkelerin nazarında prestijinin yükseleceği kanaatindeki raporları dönemin DYP-SHP hükümetine iletildi. Oysa 92 yılının Başbakanı Süleyman Demirel'in kafasında Nahcıvan'da beklemeye geçmiş olan Haydar Aliyev vardı. Demirel, Aliyev'i Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreterliğinden ve SSCB'de 5 politbüro üyesinden biri olarak tanıyordu. Yine hariciyedeki baronlar, mevcut durumun korunabilmesi ve Rusya ile dengelerin sağlanması için Aliyev'in biçilmiş kaftan olduğu yolunda ilginç oyunlar tezgahlıyordu. Bu oyun bozulmalıydı!.. Türk dünyasına açılan yegane kapı Azerbaycan'da Milli uyanış süreci sağlıklı bir gelişme göstermeli ve "Adriyatik'ten Çin Şeddine kadarki Türk coğrafyasının temelinde Türk mührü olmalıydı. 80 yıllık ömrünün her anını Türk Dünyası ve Türklüğe vakfetmiş olan merhum Başbuğ Türkeş gelişmeleri yakından takip ediyor, Elçibey'e ve Halk Cephesi'ne yeni stratejiler tavsiye ediyordu. Ve Başbuğ Türkeş, yeni oluşturulan Azerbaycan Milli Meclisi'nde Halk Cephesi ağırlığından memnundu. Milli Meclis Başkanlığı'na getirilen Elçibey'in en yakın dava arkadaşı İsa Kamber'in Cumhurbaşkanlığına vekalet etmesinin şimdilik yeterli olduğu kanaatindeydî. Ancak ilk Türk Cumhuriyetleri seyahati için hazırlık yapan DYP-SHP hükümeti, 1991 seçimleriyle yeniden TBMM'ye giren Başbuğ Türkeş'in kapısını çaldı. Türkeş'in Türk Dünyasında bir mit, bir kahraman olarak bilindiğine yönelik raporlar karşısında dudakları uçuklamış ancak bundan faydalanmayı da kafalarına koymuşlardı. Nitekim, Türk Cumhuriyetleri seyahatinin heyetinde baş köşeye oturtulan Alparslan Türkeş'e Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin adeta yalvardılar. Haydar Aliyev'İn 65 yaşını aşmasından dolayı Anayasaya göre adaylığı mümkün değildi. Büyük Türkeş teklifleri temkinli olarak karşıladı. Durumu özetledi. Ancak başta Demirel olmak üzere Dışişlerinin tüm yetkilileri geçiş sürecindeki Azerbaycan'a her türlü desteğin verileceği sözünü verdiler. Hatta Çetin, Başbuğ Türkeş'e her hafta Türk Cumhuriyetlerindeki gelişmelerle ilgili baş başa görüşme, teklif ve önerilerini mutlaka yerine getirme garantisi verdi. Gerçekten de Hikmet Çetin görevinin sonuna kadar her hafta TBMM'de Başbuğ Türkeş'in odasına gelip gitti. En son, Elçibey'e yapılan darbede "Ne yani Azerbaycan'a müdahale edip, başımıza yeni bir Kıbrıs belası daha mı alalım" sözlerini sarf edene kadar Başbuğ Türkeş - Hikmet Çetin ilişkisi sürmüştü. İlahi bir tesadüfle 3 Mayıs Türkçüler Günü Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye inen Türk heyeti gözlerine inanamadı. Bozkurt üniformalı Halk Cephesi gönüllüleri tarafından "Başbuğ Türkeş" nidalarıyla karşılanan Türkeş, heyetten ayrılarak doğru Halk Cephesi binasına gitti. Ebülfez Elçibey ile baş başa görüşüp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, "her türlü yardım garantisini" iletti. Rusya'nın hazırladığı oyunların mutlaka bozulması gerektiğini ve günün hizmet ve fedakârlık günü olduğunu belirten Türkeş, Elçibey'in adaylığını desteklediğini ifade ederek artık Cepheden kopup kendileri aday olmak isteyen başta İtibar Mehmedov olmak üzere diğer adaylara "birlik ve beraberlik" tavsiye ederek Elçibey'den yana çekilmelerini rica etti. Azatlık Meydanı'nda toplanan l milyon Azerbaycan Türkü'nün Türkeş'i 40 yıllık lideriymiş gibi karşılaması, oyunun bozulacağı yönündeki kanaatleri artırdı. Türkeş ve Elçibey'in el ele selamladığı Azerbaycan halkı "Bizim Dede Korkutumuz" diye nitelendirdikleri Türkeş'e Elçibey'i seçme sözü verdiler. Ama ne olursa olsun sahip çıkacaklarını ise belirtmemişlerdi. Her dem devleti "ebed-i müddet" olarak gören Başbuğ Türkeş, devletin vereceği sözü yerine getireceğini sanıyordu. Ama hem Azerbaycan'daki hantal bürokrasi hem de hariciyenin monşerleri sıcağı sıcağına yapılması gereken müdahaleleri yapmıyor, iş galebe çalıyordu... Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Daha 1974 yılında ilimler Akademisi öğretim görevlisi iken Kıbrıs'a çıkan Türk askerinin haberini bir Alman gazetesinde okuyan Ebülfez Bey, heyecanla öğrencilerine "Müjde bizimkiler Kıbrıs'ı aldı" diyecek kadar mensubiyet duygusuna sahipti. 1993 yılında ülkesinin cumhurbaşkanı olarak Kelbecer'deki sivil halkın tahliyesi için Türkiye'den istediği helikopterler gelmeyince bu defa gözyaşları sevinçten değil elemden akıyordu... |
|
|
|
|
|
#39 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Türk Beyleri içinde bir Beyoğlu Bey: ELÇİBEY
TÜRK Beyleri içinde bir Beyoğlu Bey: ELÇİBEY öldü mü? Kahpe acun, kahpe moskof öcün aldı mı? Bu sorunun cevabı yeryüzündeki Türkçülerin bundan sonraki çalışmalarıyla verilecektir. Eğer, Demirperde'nin ek keşif günlerinde altını yiğitçe imzaladığı samizdatlarından tanıdığımız, Odlar Yurdu'nun, Aras'ın, Hazar'ın ve ulu Türkeli'nin bu yiğit savaşçısının, Mehmed Emin Resulzâde'den devralarak yükselttiği bayrak iner ve yere düşerse bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Eğer, Türk dünyası içinde İlk ve tek Devlet Başkanı olarak, "Kuzey Azerbaycan" gerçeğini telaffuz eden ELÇİBEY, ilk ve tek olduğu müddetçe bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof Öcün almıştır! Eğer, kardeş Azerbaycan Türkleri, varlar içinde yoklar,tok olan bir avuç mutlu azınlık dışında milyonlar açlar ülkesi olmağa devam ederse, bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Eğer, Karabağ'ın bağrı yanık anaları, yetimleri, göçmenleri ve şehitleri ya da düşmez ve Karabağ'ın feryadına, imdadına bir el uzanmaz ve Türklüğün bu onur, gurur ve namus meselesi çözülmezse, bilelim kî, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Eğer, petrol servetini yağmalama uğruna Petrosyan kılıklılarla köşe-bucak oynayanlar ve Türkistan'a çok uluslu şirketlerin acentesi, temsilcisi olarak gitmeyi büyük hizmet ve bu daleveralarda alınan yüzdeyi büyük devlet adamlığı bilenler gitmezlerse, bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Eğer, nerde olurlarsa olsunlar, Türkçüler "Kurtkaya elini çöz!" diyen bir Işbara Alp'in emrini ikinci kez düşünürlerse, bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Eğer, "Dilde, İşde, Fikirde Birlik" diyen İsmail Gaspıralı Ata'nın Türklüğün mukadderatını değiştirecek nasihati, görkemli toplantıların bir atımlık barutu olmağa devam ederse, bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Eğer Türk'ün oğulları/kızları Oğuz Ata'nın "nerde birlik orda dirlik" düsturuna riayet etmezlerse ve son zamanlarda daha da ziyadeleşen ayrılıklara, husumetlere, nifaklara rağbete devam ederlerse, bilelim ki kahpe moskof öcün almıştır! Eğer, Türkün oğulları /kızları , eline, beline ve diline sahip olmazsa, özü için tek gerçek, tek tasa, her ne pahasına olursa olsun, pul, mevkii makam olursa, bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Eğer Türkün oğulları/kızları , ilimde fende, teknikte ve yeryüzünü imrendirecek bir etikte, Atatürk'ün gösterdiği, "İnsanlık ufkundan bir güneş gibi doğmak" hedefini düşürecek tetikte olmazlarsa, bilelim ki, kahpe acun ve kahpe moskof öcün almıştır! Yoksa, Tanrı biliyor, hayallerimde bile olsa, Başbuğ'umdan sonra tek başbuğluk yakıştırabildiğim, ateşe döne döne giden bu pervane, bu ölmeden evvel ölmeyi bilen divane, bu soylu Bozkurt ölmez! Bilesiz. Dr. Ö. Barbaros ÇOBANOĞLU |
|
|
|
|
|
#40 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Tarihi sıçratmak isteyen "BEY"
AZERBAYCAN'ın son yüz yıllık tarihine baktığımızda bu ülkenin kötü kaderini değiştirmek isteyen iki devlet adamı görürüz. Bunlardan birincisi asrın başında ilk bağımsız Türk Cumhuriyetini -Azerbaycan Türk Cum-huriyeti'ni- kuran ve ilk devlet başkanı olan Mehmet Emin Resulzade, diğeri ise Ebulfez Elçibey'dir. Kurulan ilk cumhuriyet, ne yazık ki iki yıllık bir süreden sonra 1920 Nisan'ında Azerbaycan'ın Kızılordu birlikleri tarafından işgal edilmesiyle yıkıldı. Mehmet Emin Resulzade de Türkiye'ye geldi. Tarihin yeniden yazıldığı, Kafkaslar'da, Balkan Yarımadası ve Ortadoğu'da yeni bir bölüşümün yaşandığı, küçük küçük sun'i devletlerin kurulduğu, koca bir Türk Cumhuriyeti'nin Anadolu yarımadasına sıkıştırıldığı bir dönemde kaderin Türklere hiç de güler yüzle bakmadığı şüphesizdir. Uzun savaşlardan yorgun çıkan yeni Türkiye Cumhuriyeti bir taraftan kendi coğrafyasında kaderini örerken, kardeşleri de Sovyetler Birliği'nin baskıcı ve sömürgeci siyaseti altında hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlardı, işte Sovyetlerin en baskıcı dönemlerinde 1938'de Nahçivan'ın Keleki köyünde dünyaya gelen Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev adındaki bu çocuk, 1946'da İran'dan kaçan Azerilerin kendi köylerine sığındıklarını, gerek kendilerinin, gerekse bütün dünyadaki Türklerin zor hayat şartları içinde yaşadığını ta çocukluğundan itibaren zihnine yerleştirmişti. Elçibey, öğrencilik yıllarından itibaren Azerbaycan'ın bağımsızlığı uğrunda verilen mücadelenin içinde yer aldı. üniversite öğrenci ve öğretim görevlileri ile birlikte teşkilatlar oluşturdu. Siyasî faaliyetlerinden dolayı 1965 yılının Ocak ayında Devlet Güvenlik Komitesi tarafından tutuklandı. 1975-76 yıllarında yeniden mahkum oldu. Atatürk'e "Ben Atatürk'ün askeriyim" diyecek kadar inanmıştı. Bu yüzden Sovyetler'in bir gün yıkılacağını görüyor ve hep buna göre hazırlık yapıyordu. Nihayet tarih O'na bu fırsatı verdi. 1988'de "Açıklık" ve "Yeniden Yapılanma" politikalarının sonucu Önce 3 Baltık ülkesinde -Litvanya - Latviya - Estonya - bağımsızlık yanlısı halk cepheleri kurulmaya başlandı. Bunu fırsat bilen Elçibey ve arkadaşları da 16 Temmuz 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi'ni kurdular, ilk başkan halktan biri olan Nimet Penahlı İdi. Bu büyük işi onunla götüremeyeceğini anlayan Cephenin 16 kişilik yönetim kurulu Elçibey'i başkan seçti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Elçibey'in 4 ana hedefi vardı: 1- Azerbaycan'ın tam bağımsızlığı, 2- Karabağ'ın kurtarılması, 3- İran'daki Azerilerle birleşme, 4- Türkiye'yle bir konfederasyon kurulması ve buradan da Türk birliğine geçiş. Fikirleri ve hedefleri emperyalistler için ürkütücüydü. Tarih kozasını örerken Berlin duvarı yıkılmış, iki Almanya birleşmişti. Güney ve Kuzey Azerbaycan neden birleşmesinde arada tel örgüler ve Aras nehri vardı. 89'un sonunda binlerce insan tel örgüleri parçaladı ve kendini Aras'ın soğuk sularına attı. Rusya'nın yanında İran da ürkütülmüştü. 8 Ekim 1991'de Azerbaycan bağımsızlığını ilan edince devlet başkanlığını kısa bir müddet Ayaz Muttalibov yürüttü. 7 Haziran 1992'de de Devlet Başkanlığına Elçibey seçildi. Seçilir seçilmez 1918 Azerbaycan Türk Cumhuriyeti'nin 3 renkli ve ay-yıldızlı bayrağını kabul edip, M. Emin Resulzade'nin "Bir kere yükselen bayrak bir daha yere inmez" sözünü kendine rehber tuttu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Elçibey, Devlet Başkanlığına geldiğinde Rusya desteğindeki Ermenilerle savaş çok şiddetli bir şekilde sürüyordu ve devletin me ordusu ne hazinesi vardı. Yönünü döndüğü Türkiye de O'nu yalnız bırakmıştı. Rusya'nın, yeni imparatorluğunu sürdürebilmek için uydurduğu Bağımsız Devletler Topluluğu'na girmeyi, Azerbaycan'ın bağımsızlığını kaybetmesi olarak görmüş, yalnızlık ve tecrübesizlik yüzünden Yukarı Karabağ kaybedilmişti. Ermenistan, Rusya ile bir saldırmazlık ve koruma antlaşması imzalamıştı. Türkiye neden Azerbaycan'la böyle bir antlaşma imzalamasındı? Ne antlaşma imzalandı, ne de istediği ağır silahlar geldi. Bunlara rağmen Türkiye'ye küsmedi. Karşılıklı olarak gümrük duvarlarını indirtti, vizeyi kaldırdı. Anayasa'ya Azerbaycan dilinin "Türkçe" olduğuna dair bir madde koydurttu, latin alfabesine geçme yolunda kararlar aldı. Türkiye ile olan bu sıcak temasları ve Baku-Ceyhan Petrol Boru Antlaşması'm tereddütsüz imzalaması, çok uluslu şirketleri de ayağa kaldırdı. Bu yetmezmiş gibi diğer Türk Cumhuriyetleriyle de ilişkilerini sıcak tutuyor, hatta Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan'ı tanıyordu. Düşman cephesi artmıştı. Başkanlıkta bir yılını doldurduğu sıralarda millî kahraman ödülü verdiği Suret Hüseyinov Gence'de ayaklanmış, Baku'ye doğru yürüyordu. Çevresinin bütün ısrarlarına rağmen Ermenilerle savaşırken bir iç savaşa razı olmadı ve 18 Haziran 1993'te Bakü'den ayrılıp doğduğu köye döndü, dört yıl sürgünden sonra 1997'de Baku'ye gelerek Azerbaycan Halk Cephesi Partisi Başkanlığı'na getirildi. 1998'deki şaibeli başkanlık seçimlerini protesto ederek katılmadı. Tıpkı M. Emin Resulzade gibi yönünü döndüğü Türkiye topraklarında vefat etti. Cenazesini apar topar kaçırdılar, bizlerden kaçırdılar. Ona olan ilgi ve sevginin görülmemesi için kaçırdılar. Ama uğruna mücadeleyi bırakmadığı Azerbaycan evlatları O'nu Bakü'deki cenaze töreninde yalnız bırakmadı, hükümetin kendilerine yardım isteğini geri çevirerek, ellerinde tıpkı yükselen bir bayrak gibi yere indirmediler. Ne hikmetse devlet mezarlığına da defnetmediler. Defin günü bütün Baku'yu, ordu birlikleriyle kuşattılar. Cenazesinden de korkmuşlardı. "Keşke yapabilseydi" diye tarihi geri çevirmek mümkün değil ama, yılları bir adımda geçmek isteyen bu devlet ve fikir adamı, tarihin eline verdiği imkanları son zerresine kadar kullanmak istedi. Keşke yapabilseydi Türkiye'nin, Azerbaycan'ın, Kafkaslar'ın ve Türk Cumhuriyetleri'nin geleceği böyle olur muydu? Keşke!! Dr. Fatih KİRİŞÇİOĞLU |
|
|
|
|
|
#41 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
" Şeksiz , Şüphesiz , şeriksiz lider ..."
DESTANLAŞAN, Azerbaycan Halk Hareketinin ve bağımsızlık isteğinin öncüsü Ebülfez Elçibey'in mücadelesini dikkatle takip ediyor ve bütün ayalimin ana gayesi halindeki Türk Birliği'nin Bakü'de filizlenip, büyüyeceğine gönülden inanıyorum. Bey'i şahsen tanıma imkanını 1993 yılında, Cumhurbaşkanı seçilerek göreve başlayacağı günün sabahında buldum. Halk Cephesi'nin davetlisi olarak gitmiştim. Fuzuli, Cebrail şehirleri ile bunlara bağlı kasaba ve köylerde "müşahit" olarak seçim çalışmalarını izlemiş, yorgun ve biraz da hasta olarak Bakü'ye dönmüştüm. Türkiye'ye dönmeden önce Bey'i rinde ziyaret ederek hem tebrik etmek, hem de vedalaşmak istedim. Mütevazi odasında ilk birkaç dakika hiçbir şey konuşmadık. Beni dikkatle inceliyordu, ilk defa karşılaşmış olmamıza rağmen gönül köprüleri derhal kuruldu ve sanki yıllardır birlikte yaşamışız gibi yakınlaştık. Gözlerimin içi, hastalığın tesiriyle limon sasıydı. Dikkatini çekti ve sordu... Yorgun olduğumu söyledim. "Neredeydin?" dedi, anlattım.... "Seni ora-ı kim gönderdi" diye sordu. Kendi isteğimle gittiğimi belirttirme de ikna olmadı ve "seni oraya gönderirler, sana zulüm etmişler" dedi. Bir saate yakın sohbetten sonra, izin istedim ve Türkiye'ye döneceğini belirttim. Elimi ellerinin arasına aldı ve gözleri buğulu bir şekilde; "Buraya her gelen birkaç gün sonra, diyorum diyor... Peki beni kime bırakıyorsunuz... Sana yeminle söyleyim ki, bugün beni Devlet Başkanlığı'na oturtanlar altı ay sonra sırt üstü yere vuracaklar... Gitmeyin, giderseniz geri dönün ve beni yalnız bırakmayın..." dedi. Şaşırmıştım... Bir şey söylemeden vedalaştım ve ayrıldım. Altı ay sonra Bakü'ye bir daha gittim. Bey'in sözü gerçekleşmek üzereydi. Görmek istedim, görüştürmediler... Çoğu genç olan tecrübesiz kadro, maalesef büyüklük kompleksine düşmüş ve Bey'i adeta bir fanus içine almışlardı. Durum kötüydü. Fesat baş kaldırmıştı, üzüntü ve endişe içinde Türkiye'ye döndüm. Bir müddet sonra beklenen oldu ve ELÇİBEY, kardeş kavgası yaratmamak için, iktidarı akarak, doğduğu köye göç etti. O'nun Türklük sevgisinden, insan sevgisinden, yüksek ahlâkından ve hassasiyetinden doğan bu göçü "kaçış" gibi görüp gösterenler, kötü maksatlı yalancılardır. ELÇİBEY köyünde her bakımdan yalnız bırakılmıştı. Ceplerinde birlikte çektikleri fotoğrafları ışıyarak, bunu övünç vasıtası gibi kullananlar, Bey'e keramet yakıştıranlar, her vesileyle çok samimi olduklarını, arkadaş-dost olduklarını ballandırarak anlatanlar, hatta bu samimiyeti abartıp "Ebulfez'e dedim", "Ebülfez dedi ki" babında laflar edenler, kaba tabirlerle yağcılar, yalakalar, rant ve nüfuz tacirleri, omzuna basıp itibar sahibi olanlar kısaca ; ikbalin kullanıcıları hepsi terk etmişti... "Ben Devlet başkanlığından düştüm, Türklükten de düşmedim mî?" mealindeki sistemi, gerçekten ibret vericiydi. Bizim kardeşliğimiz Bey'in Keleki köyünde olduğu dönem içinde gelişti. Köye imkan bulduğum sıklıkta gittim. Uzun ve bazen sabahlara kadar süren sohbetlerimizde üzerinde dikkatle durduğu ve dile getirdiği hususlar, kendi durumu ve geleceğinden ziyade, Azerbaycan'ın, Azerbaycan Türklüğünün ve umumî olarak Türklüğün meseleleriydi. Türkiye onun için Türklüğün yıkılmaz kalesi ve bütün Türkler'in umut kaynağı olan mukaddes bir Türk yurduydu, üçlü, istikrarlı, kararlı, huzurlu, demokrat ve Türklüğü kucaklayan bir ülke olmasını arzuluyor ; tespit ve endişelerini dile getiriyordu. Önemli gördüğü hususları Devlet adamlarına iletmemizi istiyor ve maalesef çoğunlukla bu isteğini yerine getiremiyorduk. Çünkü ELÇİBEY ismi ürkütüyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Bey'in köyde geçen günleri çok doluydu. Bir yandan etrafındaki birkaç kahramanla, suikast ve saldırılara karşı direniyor bir yandan da sık sık arızalanan sahra telefonuyla hür dünya ile irtibatını kesmeye çabalıyor, geceleri kitap okuyarak ve yazarak her anı değerlendirmeye çalışıyordu. BÜTÖV AZERBAYCAN YOLUNDA isimli kitabı bu çalışmalarının muhteşem ürünlerinden biridir.Bir hayli macera ile ilk baskısını yaptırabildiğimiz ve az sayıda basılan bu kitabın, yeni baskılarının yapılması ve herkes tarafından mutlaka okunması bir kazanç olacaktır. Bey'in üzerinde hassasiyetle durduğu bir diğer husus da, müşterek karar aldığımız, Türk milliyetçiliğinin çağdaş stratejisi üzerinde yapılması gereken çalışmalardı. Türk milliyetçiliğine çağdaş yorum getirmek, yeni metotları tespit ve tayin etmek inkar edilemez bir ihtiyaç halini almıştı. Bu ihtiyacın, konusunun uzmanları tarafından ele alınarak bir programa bağlanmasını ve kısa zamanda telafisini arzulu-yordu... Ana başlıkları tespitten ibaret görevimi yaptım. Başka kimlere görev verdiğini ve işin hangi safhada bulunduğunu ne yazık ki bilmiyorum. Keleki günleri bir büyük kitaba sığmayacak kadar olaylarla doludur. Bunlar elbette bir gün birileri tarafından yazılacaktır, umarım ki, yalnızca gerçekleri abartmadan ve saptırmadan yazarlar... Maceralı Baku dönüşünden sonra da Bey, hiç bitmeyen ve gittikçe artan siyasi baskı, maddi zorluk ve kendi etrafındaki isimlerin çoğu çocukça kapris ve didişmeleri arasında milletine hizmete devam etmiştir. En son 1999 yılı Ağustos'unda yapılan Halk Cephesi'nin onuncu yılı kutlamalarında, bir yandan onun içinde bulunduğu zorluklara bir yandan da, yeniden ve dev adımlarla liderleşmesine şahit oldum. Siyasi hasımları dahi onu bir kahraman ve Halk hareketinin "seksiz, şüphesiz ve ortaksız lideri" olarak görüyor ve bunu ifade ediyorlardı. Halk artık şikayet ve dileklerini, yazılı ve sözlü olarak ona yöneltiyor ve Bey adeta fiili Devlet Başkanlığı yapıyordu, umutlanmıştım. Kendisiyle anlaşmamız; Yeniden Devlet Başkanı seçilinceye kadar tam destekti. Bu anlaşmayı onaylamakta zorlanmış ve sebebini sormuştu. Ben de, geçmişin acı bir tecrübe olduğunu, ikbal günlerinde herkesin (bila istisna) etrafında olacağını, hatta sürgünde olduğu dönemlerde kendisini acımasız ve gerçek dışı izafelerle suçlayanların dahi, arsız bir sekile yeniden etrafına birikeceğini, bunun eşyanın tabiatında var olduğunu ve benim bu güruh içinde yer almak istemediğimi belirttim.Acı acı güldü ve kabullendi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Bey'in Ankara Hastanesi'nde geçen iki döneminde de, diğer gerçek dostları ile birlikte ve mümkün olduğunca yanında bulunmaya çalıştım. Kelimenin tam anlamıyla bu garip günlerin burada anlatımına girmeyeceğim. Her günün bir ibret, bir ders, acı dolu ve buruk olduğunu belirtmekle yetineceğim. Bey'in ölümü, kendi ihmalinin ve güç sahiplerinin ihmalinin acı bir neticesidir.. (Onun ölümünün Türk birliğinin fikir ve fiil olarak dirilişine vesile olmasını diliyorum). Ben büyük kardeşimi, ağabeyimi kaybettim. En büyük üzüntüm, vasiyetini yerine getirme imkanı bulamayışımdır. Annesi Mihrinisa Hanımın ve benim annem Mehnisa Hanımın mezarları üzerine benden and almış ve "Ölü veya diri Bakü'ye beni sen götüreceksin, mezara sen koyacaksın" demişti. O büyük insan, anlaşılmaz bir acele ile uçağa doğru götürülürken ben yoldaydım ve maalesef yetişemedim. Tek tesellim, onun aziz naaşının çok sevdiği Mehmetçikler'in omuzlarında taşınması oldu. Türk bayrağı, hayatı boyunca süs ve gösterişten kaçan Bey'in son süsüydü ve en çok yakışan tek süsü de bu olmuştu. Örtülü sansürlerin, yasakların, ihtiyatın ve korkunun tesiriyle sağlığında ağzını açmayanlar, açamayanlar ölümünden sonra, çok güzel konuşmalar yaptılar, çok güzel yazılar yazdılar. Benim satırlarım elbette bunların yanında sönük kalıyor. Sağlığında sürekli kendinden bir şeyler veren Bey, ölümünden sonra da vermeye devam ediyor ve ağzını açan herkes ondan bir pay alıyor... Onu dünyaya tanıtanlar mı dersiniz, Keleki'ye para gönderenler mi, beyi anlatacağım diye çıkıp kendini anlatanlar mı? Adını anmaktan korkanlar neredeyse onu biz yarattık diyecekler... (Elbette acılar içinde konuşan ve yazan gerçek dostlarını istisna tutuyoruz). Bu yazıyı kıymetli Selçuk Alkın'ın dileğini kırmamak için yazdım. Yazdıklarım Bey'den sadece bir tek damladır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Elçibey, Türk devlet adamları ve kahramanlar zincirinin altın halkalarından sonuncusuydu ve milleti için büyük bir şans ve nasipti... Görevini yaptı. Elçibey, üzerine ölü toprağı serpilmişçesine atalet içinde ve benliğinden, kimliğinden korkar hale getirilmiş milletimizin, şahıs ve lider bazında müthiş şahlanışıydı... Uyandırdı.Yaşayan her Türkün özellikle liderlerin onu ibret dolu hayatından, gayesinden, gayesindeki ısrarından, sevgisinden, insancıllığından, inancından, kararlılığından, kısaca onda tezahür eden Türklük cevherinden nasip almasını diliyorum. O'nun öğrencilerine ve bütün Türk insanlarına düşen vazife, O'nun emanetine, O'nun istediği şekilde sahip çıkmaktır. Bey üç önemli emanet bırakmıştır. İki Azerbaycan'ın birleşmesi (BÜTÖV AZERBAYCAN) ; Türkiye ile Azerbaycan'ın birleşmesi(BÜYÜK TÜRK ELİ) Türk Birliğinin tesisi (BÜYÜK TÜRK BİRLİĞİ ) ; Bu emanetlere ihanet edilir, bu üç hedef terk edilir ve yerine gecekondu fikirler oturtulursa Bey işte o zaman gerçekten ölür ve bu ölüm Türklüğün bekasını besleyen hayat kaynağının da ölümü olur. Allah O'na rahmet etsin ve milletimizi böylesi ölümlerden korusun. Reşit ŞAŞİHÜSEYİNOĞLU |
|
|
|
|
|
#42 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
TÜRK'TEN TANRIYA ELÇİ Yüce Tanrı, Türk'ü artık arada koymayacak Bir fark vermiş ve bu farkı geçmişe saymayacak İki başlı söz olacak, hiçbir baş caymayacak Yollayan bey, gidilen bey ve giden Elçibey Türklük için Tanrımıza elçi gitti Elçibey Dediler ki bir göç oldu, dağlarca sustum durdum Bir çift kızıl karanfili bağrıma bastım durdum Kuş kaçırmaz kementleri boynuma astım, durdum Ağ yeleli bir at ile göğe çattı Elçibey Türkler için Tanrımıza elçi gitti Elçibey Dedim beyim, aman beyim, yüreği koca beyim Başı dağlar gibi kırçıl, dağlardan yüce beyim Dün aşikar, yarın meçhul, ya bu hal nice beyim Bir tek tanrı bilir dedi, yolu tutu Elçibey Türkler için gök Tanrı' ya elçi gitti Elçibey O, Tanrı' ya balaların derdini anlatacak Kırkbir parçaya bölünen yurdunu anlatacak Şu dünyanın namerdini, merdini anlatacak Ölümlerle ölmeyecek bir yiğitti Elçibey Türklük için tanrımıza elçi gitti elçibey Kapkaranlık bir gecede üç parça ay doğanda Göğün bütün yıldızları yeryüzüne ağanda Bütün acun darlanarak bir yüreğe sığanda Bir susuşla obalara veda etti Elçibey Türklük için tanrımıza elçi gitti Elçibey Bir millet ki, sevenini nazdan bıktırır oldu Bir millet ki, sevenini yere baktırır oldu Ve bir millet, aşığını dara çektirir oldu Sevdiğini ne terk etti, ne unuttu Elçibey Türklük için gök Tanrı' ya elçi gitti Elçibey Şehit yurdu, benim yurdum, ben de Karabağlıyam Kaderini kanla yazan bir milletin oğluyam Lakin neçe şehit verem, neçe yara bağlıyam Bir fermana ömrü üzre imza attı Elçibey Türkler için tanrımıza elçi gitti Elçibey Sual ettim, beyim dedim, kavaktan dayay olur mu Bu devran ne yaman devran, çingeneden bey olur mu Bu devrana uyanların soyu asil soyu olur mu Ne, devir bu devir dedi, ne sabretti Elçibey Türklük için tanrımıza elçi gitti Elçibey Bu ateş de yüzbin çerağ yakbazsa yazık bize Bir el bunca tek bayrağı çekmezse yazık bize Bu milletten bir tek Hakan çıkmazsa yazık bize Türk'ün ömrü bir gün değil, doğdu, battı Elçibey Türklük için gök Tanrı' ya elçi gitti Elçibey ALİ KINIK TÜRK DÜNYASI BAŞIN SAĞ OLSUN Savalan aşığı, Sehend vurgunu, Tebriz'in çılgını, El bilir bunu. Hapisler hastası, kaygı yorgunu. Hak isterken, teslim etti ruhunu. Savalan'ım ağla, Sehed'im ağla. Tebriz karalar giy, Baku kan ağla. Hiç görmedi Savalan'ı, Tebriz'i, Göçtü gitti, başsız bıraktı bizi Bakü haraylıyor, bugün Tebriz'i, Nice sakinletim bilmiyorum sizi. Savalan'ım ağla, Sehend'im ağla. Tebriz karalar giy, Baku kan ağla. Bin dağlar üstüne yeni ağ olsun, Dost düşman içinde yüzü ak olsun, Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 İradeniz koy yükselsin dağ olsun. Türk Dünyası senin başın sağ olsun. Savalan'ım ağla, Sebend'im ağla. Tebriz karalar giy, Baku kan ağla. Sorursa Savalan Bey niye gitti, Ne söylerim doğru mu attı gitti. Talihe bakın, görün bize ne etti, Göz yaşı Eberli imdada yetti. Savalan'ım ağla, Sebend'im ağla, Tebriz karalar giy, Baku kan ağla. Asker EHERLİ Toronto/Kanada |
|
|
|
|
|
#43 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
ENVER PAŞA
TURAN ORDUSU KUMANDANI ENVER PAŞA ... Asıl adı İsmail Enver'dir. İstanbul Divanyolu'nda doğdu, Doğumu ile ilgili olarak Türkçe ve Almanca otobiyografilerinde farklı tarihler verilmektedir (23 Kasım 1881 Çarşamba, 6 Aralık 1882 Çarşamba). Ailesi Manastırlı olup babası, önceleri Nâfıa Nezâreti fen memurluğu yapan, daha sonra surre emini olan sivil paşalık rütbesine yükselen Ahmed Bey, annesi Ayşe Hanım'dır. Küçük yaşta gösterdiği aşın İstek sebebiyle henüz üç yaşında iken ibtidâi mektebine kaydedildi. Ardından Fâtih Mekteb-i İbtidâisi'ne girdi. Bu okulun ikinci sınıfında iken babasının Manastır vilâyeti Nâfia fen memurluğuna tayini üzerine öğrenimine bu şehirde devam ettikten sonra yine aynı yerde askeri rüşdiye ve askerî idadi tahsilini tamamlayarak Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne'ye girdi. Daha o sıralarda, yüksek okullarda yaygın olan II. Abdülhamid aleyhten propagandadan etkilendiği otobiyografisinden anlaşılan Enver Bey, Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne'yi dokuzuncu olarak bitirip erkânı harp sınıfı için ayrılan kırk beş kişilik kontenjan içerisine girmeyi başardı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Erkânıharp eğitimi sırasında bir defa Yıldız Sarayına götürülerek sorgulandıysa da hüküm giymedi. Ancak bu dönemdeki İttihat ve Terakki Cemiyeti faaliyetlerine katılmadığı kesindir. Sınıf ikincisi olarak okuldan mezun olduktan sonra 1903 yılı Ocak ayında erkânıharp yüzbaşısı rütbesiyle Manastır'daki 13. Seyyar Topçu Alayı'na tayin edildi. Bu esnada Bulgar çetelerinin takip ve tenkili için yapılan harekâta katıldı, 1903 yılı Eylülünde Koçana'da bulunan 20. Piyade Alayı'nın birinci bölüğüne nakledildi. Nisan 1904 tarihinde Üsküp'teki 16, Süvari Alayı'nda görevlendirildi. Aynı yılın Ekim ayında İştip'teki alaya giren Enver Bey iki ay sona "sunûf-i muhtelife" hizmetini tamamlayarak Manastır'daki karargâhına geri döndü. Burada erkânıharp dairesinin birinci ve ikinci şubelerinde yirmi sekiz gün çalıştı. Ardından Manastır Mıntıka-i Askeriyyesİ Ohri ve Kırçova mıntıkaları müfettişliğine tayin edildi. 7 Mart 1905'te kolağası oldu. Bu görev sırasında Bulgar, Rum ve Arnavut çetelerine karşı girişilen askerî harekâtta üstün başarılar gösterdiğinden dördüncü ve üçüncü Mecidi, dördüncü Osmani nişanlan ve altın liyakat madalyası ile ödüllendirildi: 13 Eylül 1906 tarihinde binbaşılığa yükseltildi. Bulgar çeteleri-ne karşı yürüttüğü faaliyet onun üzerinde Milliyetçilik fikirlerinin etkili olmasında rol oynadı. Bu ay içinde Selanik'te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti'ne on ikinci üye olarak katıldı. Manastır'a dönüşünde cemiyetin buradaki teşkilatım kurma faaliyetinde bulundu. Bu faaliyetleri, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile merkezi Paris'te olan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti'nin birleşmesi ve ilk örgütün Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti Dahili Merkez-i Umumisi adını almasından sonra daha yoğun olarak sürdürdü. Terakki ve İttihat Cemiyeti tarafından başlatılan ihtilal girişimlerine katıldı. Faaliyetinin ihbar edilmesi üzerine İstanbul'a davet edildi. Ancak 24 Haziran 1908 akşamı dağa çıkarak ihtilalde öncü rol oynadı. Tikveş'teki örgütlenme faaliyetinden sonra 21 Temmuz 1908'de Köprülü'ye geçen Enver Bey, 23 Temmuz 1908 tarihinde II Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı yeniden toplantıya çağıran iradesi sonrasında Selanik'e giderek bu şehirdeki kutlamalara katıldı. Dağa çıkan subaylar arasında en kıdemlisi olduğundan ve Kolağası Niyazi Bey ile beraber en önemli faaliyeti gerçekleştirdiğinden bir anda "kahraman-ı hürriyet" haline geldi ve bu tarihten itibaren yeniden Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını kullanmaya başlayan örgüt içindeki askeri kanadın önde gelen isimlerinden biri oldu. 23 Ağustos 1908'de Rumeli Vilayeti Müfettişliği refakatine verilen Enver Bey, 5 Mart 1909'da 5000 kuruş maaşla Berlin askeri ataşesi olarak görevlendirildi. 31 Mart Vak'ası üzerine geçici olarak yurda dönen Enver Bey İstanbul'da Hareket Ordu'-suna katıldıktan sonra tekrar Berlin'e gitti. 12 Ekim 1910 tarihinde Birinci ve İkinci Ordu manevralarında hakem olarak görev yapmak üzere yeniden İstanbul'a geldi ve kısa bir şiire sonra geri döndü. Mart 1911'de İstanbul'a gelen Enver Bey, 19 Mart 1911'de Makedonya'daki çete faaliyetlerine karşı alınacak tedbirleri denetlemek ve bu alanda rapor hazırlamak üzere bölgeye gitti. Enver Bey dolaştığı Selanik, Üsküp, Manastır, Köprülü ve Tikveş'te bir yandan çetelere karşı alınacak tedbirler üzerinde çalışırken öte yandan İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle görüştü. 11 Mayıs 1911 tarihinde İstanbul'a döndü. 15 Mayıs 1911'de Sultan Mehmed Reşad'ın yeğenlerinden Naciye Sultan ile nişanlandı. 27 Temmuz 1911'de Malisör isyanı sebebiyle İşkodra'da toplanan İkinci Kolordu'nun erkânıharp reisi olarak Trieste üzerinden İşkodra'ya gitmek üzere İstanbul'dan ayrıldı. 29 Temmuz'da ulaştığı İşkodra'da Malisör isyanının bastırılması, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Arnavut üyeleriyle olan meselelerinin hallinde önemli rol oynadı. Daha sonra Berlin'e geçtiyse de İtalyanlar'ın Trablusgarp'a saldırmaları üzerine yurda döndü. 3 Eylül 1911 tarihinde Selanik'te yapılan İttihat ve Terakki Cemiyeti merkez-i umumi toplantısında İtalyanlar'a karşı bir gerilla savaşı yürütmesi fikrini savunan Enver Bey bu görüşünü diğer örgüt üyelerine de kabul ettirdi. 8 Ekim 1911'de padişah ve hükümet yetkilileriyle görüştükten sonra İskenderiye'ye gitmek üzere 10 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Mısır'da ileri gelen Arap liderleriyle çeşitli temaslar kurup 22 Ekim'de Bingazi'ye hareket etti. Çölü geçerek 8 Kasımda Tobruk'a ulaştı, l Aralık 1911 'de Aynülmansûr'da askeri karargahını kurdu. İtalyanlar'a karşı yapılan muharebe ve gerilla harekatında büyük başarılar elde etti. 24 Ocak 1912 tarihinde bu görevine ilaveten Bingazi mutaasarrıflığına tayin edildi. 10 Haziran 1912'de kaymakam oldu. Kasım 1912 sonlarında Balkan Savaşı'na katılmak üzere Bingazi'yi terkederek tebdili kıyafetle İskenderiye'ye, oradan de bir İtalyan gemisiyle Brindisi'ye gitti. Viyana üzerinden İstanbul'a dönen Enver Bey, l Ocak 1913'te Nazım Paşa ile görüştü. Harbiye nazırı ile Kamil Paşa'nın istifaya zorlanması ve yerine savaşa devam edecek bir hükümetin kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Daha sonda bu fikri, Kamil Paşa'nın görevde kalmasını isteyen Sultan Mehmed Reşad'a da kabul ettirmeye ça-îıştı. Enver Bey ile İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri gelenleri 23 Ocak 1913 tarihinde Bâ-biâli Baskını'nı gerçekleştirdiler. Enver Bey öncü rol oynadığı bu hükümet darbesinde Kamil Paşa'ya İstifanamesini imzalattı. Ardından padişahı ziyaret ederek Mahmud Şevket Paşa'nın sadarete getirilmesini sağladı. 12 Haziran 1913'de Mahmud Şevket Paşa'nın hallinden sonra ülke yönetimine fiilen el koyan İttihat ve Terakki içindeki askeri kadronun da lideri haline gelen Enver Bey, hayati kararların alınmasında etkili oldu. II Balkan Savaşı sırasında 22 Temmuz 1913'te Edirne'ye girişi toplum nezdindeki prestijini daha da artırdı. 15 Aralık 1913'de Miralay, 3 Ocak 1914'te Mirliva, aynı tarihte Ahmed İzzet Paşa'nın yerine Harbiye nazırı oldu. 8 Ocak 1914 tarihinde aynı zamanda Erkan-i Harbiye-i Umumiyye reisliği görevini üstlenen Enver Paşa yeni görevinde büyük bir gayretle, I. Balkan Savaş'nda bozguna uğrayan Osmanlı ordusunun yeniden düzenlenmesine çalıştı. II. Abdülhamid dönemin yaşlı paşalarının tamamına yakın bir kısmı emekli edildi ve genç subaylar orduda önemli göreve getirildi. Enver Paşa'nın mahiyetinde çalışmış olan İsmet İnönü ve Kazım Karabekir gibi subaylar onun bu çabalarının başarılı olduğunu kabul ederler. Enver Paşa'nın bu düzenlemesi bir anlamda Cumhuriyet'in kuruluşunda önemli rol oynayan a kadronun da Osmanlı ordu teşkilatında yükselmesini sağladı. Enver Paşa, Harbiye n sırasında "enverîye" adı verilen askeri ve aynı adla anılan, sesli, sessiz harflerin her harfinin ayrı yazılması ile uygulanan bir yazı gibi yenilikler yaptı. 5 Mart 1914 tarihim Naciye Sultan ile evlenen Enver Paşa, İttihat i Terakki Cemiyeti tarafından Almanya ile ittifak anlaşması sağlamak İçin girişimlerde bulunmak üzere görevlendirildi. Enver Paşa'nın ilk girişim ve teklifleri Alman İmparatorluğu'nun İstanbul Büyükelçisi Hans von Wangenheim tarafından reddedildi. Daha sonra Avusturya-Maceristan yetkililerin de baskıları ile Wangenheim'ın Şansölye Betmann Hollweg'in itirazlarına neden olan Kayser II. Wilhelm'in şahsi emriyle Ağustos 1914 tarihli ittifak anlaşması ile Genel kanaatin aksine, ittifak anlaşması Almanlar'dan gelmediği gibi bu alanda yanaşmamakta uzun süre direnen de Alman İmparatorluğu olmuştur. Dolayısıyla Enver Paşa'nın Osmanlı Devleti'ni bir oldu bitti sı cunda Almanlar'la ittifak anlaşması imzalat zorladığı tezi doğru değildir; ayrıca hiç bir büyük Avrupa devleti tarafından ittifaka ne dahil edilmeyen Osmanlı Devleti'nin Alman ittifakını sağlaması gerektiği konusunda İttihat ve Terakki liderlerinin tamamı aynı kaanati taşıyordu. 10 Ağustos 1914 günü Çanakkale önüne gelen Goeben ve Breslau buharlı Alman savaş gemileri peşlerindeki İngiliz gemilerinden kaçabilmek için giriş izni isteyince kendisiyle görüşen Kress von Kressenstein'in talebiyle Enver Paşa re'sen verdiği bir emirle gemilerin içeri alınmasını ve eğer takip etmek isterlerse İngiliz gemilerine ateş açılmasını emretti. Olayları yaşayan bazı subaylar, 22 Ekim 1914'de Enver Paşa'nın Amiral Souchon'a Karadeniz'deki Rus donanmasına saldırması için şifahi emir verdiğini iddia etmektedirler. Ancak bu konuda yazılı bir emir 25 Ekim 1914'te Enver Paşa tarafından amirale gönderilmişti. 29 Ekim 1914 günü Karadeniz'e manevra gerekçesiyle çıkan Osmanlı donanmasının Rus Çarlığı liman ve gemilerine saldırısı sonrasında Enver Paşa, müttefiklerine tazminat ödeyerek tarafsızlığın korunması fikrini savunan hükümet üyelerine karşı savaşa giriş tezinin en hararetli savunucusu oldu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 |
|
|
|
|
|
#44 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Savaşa girilmesinden sonra Enver Paşa Harbiye nazırı olarak askeri harekatın yönetimini de ele aldı. Ancak kendisinin tamamen bir Alman kuklası olup onların isteklerini yerine getirmeye çalıştığı şeklindeki görüşler doğru değildir. Bizzat Alman belgeleri, Enver Paşa'nın çeşitli hususlarda Alman askeri yetkilileriyle çatıştığını göstermektedir. Enver Paşa'nın I. Dünya savaşı sırasındaki fiili tek kumandası Kafkas cephesinde olmuştur. 14 Ekim 1918 tarihinde Talat Paşa kabinesinin istifası ile Enver Paşa'nın da Harbiye nazırlığı sona erdi ve 1-2 Kasım 1918'de İttihat ve Terakki'nin diğer yedi lideriyle birlikte Ülkeden ayrıldı.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Enver Paşa ülkeden ayrılmadan önce Sadrazam Ahmed İzzet Paşa'ya yazdığı mektupta kullandığı ifadeler, onun Azerbaycan'da müstakil bir Türk hükümeti kurmaya çalışacağı intibasını uyandırmaktaydı. Nitekim Kırım'da Berlin'e giden arkadaşlarından ayrılarak amcası Halil Paşa ve kardeşi Nuri Bey'in denetiminde bulunan Kafkasya'daki ordu birliklerine ulaşmak üzere oraya hareket etti. Ancak kayalara bindiren takanın batması sonucunda bunu gerçekleştiremediği gibi bölgedeki birliklerin etkisiz hale getirilerek kumanda heyetinin tutuklandığım öğrenince de Berlin'e gitmeye karar verdi. Nisan 1919'da Berlin'e gidip Babelsberg semtine yerleşti ve Almanya'da yeniden teşkilatlanmaya çalışan İttihat ve Terakki'nin faaliyetinde rol oynadı; ayrıca İngilizler'le de çeşitli pazarlıklarda bulundu, fakat bu alanda bir anlaşma sağlanamadı. Enver Paşa Talat Paşa ile birlikte 1919 Ağustos ayı sonunda Bolşevik liderlerinden Kari Radek'i tutuklu bulunduğu hücresinde ziyaret etti. Radek İttihat ve Terakki'nin bu iki liderini Moskova'ya davet etti. 10 Ekim 1919 tarihinde Mehmet Ali Sami takma adı ve Rusya'daki Türk Hilal'i Ahmar temsilcisi bir doktor kimliğiyle uçakla Berlin'den Moskova'ya hareket eden Enver Paşa, 13 Ekimde Königsberg'e ve 15 Ekim'de Shiaulai'ye (Litvanya) vardı. Daha sonra Abe-li'ye iniş yapan uçak yolcuları Litvanya yetkilileri tarafından göz altına alındılar ve Kaunas'sa gönderildiler. Enver Paşa Kaunas'taki hapishanede iki ay geçirdikten sonra tekrar Berlin'e döndü. Bu sırada hapisten çıkan Radek'in talebi üzerine bazı İttihat ve Terakki liderleri Moskova'ya hareket ettiler ve 27 Mayıs 1920 tarihinde burada buluştular. Berlin'de kalan Enver Paşa'da çeşitli temaslardan sonra Altman adına düzenlenmiş sahte belgelerle yola çıktı. Ancak bu uçağı yine zorunlu iniş yapınca tekrar yakalandı ve Riga hapishanesine götürüldü. Burada bir komünist, bir Alman yahudisi olarak muamele gören Enver Paşa tekrar serbest bırakıldı. 1920 Ağustos ayının başında üçüncü defa Berlin'i terk eden Enver Paşa Stettin, Königsberg, Mingskve Somalengk üzerinden 16 Ağustos tarihinde Moskova'ya ulaştı. Burada gayet iyi karşılandı ve Kremlin'in büyük duvarına bakan Sopiskaia Naberezhnaya semtindeki bir konuk evine yerleştirildi. Enver Paşa eski ittihatçı arkadaşları ve Orta Asya'dan gelen temsilcilerle görüştü. Ayrıca Çiçerin, Radek, Zinoiev ve Lenİn ile görüşmeler yaptı ve Sovyet-Alman temaslarında arabuluculuk görevini üstlendi. Berlin'den Moskova'ya gelmesinde yardımcı olan eski arkadaşı Hans von Seect'e yazdığı 25 ve 26 Ağustos tarihli iki mektuba göre, Troçki ve temsilcisi E.M. Skliansky'le yaptığı görüşmelerde Anadolu hareketine silah yardımında bulunulmasını istedi ve söz dahi aldı. îslâm İhtilal Cemiyetleri İttihadı adında bir örgüt kurdu. Enver Paşa 1-8 Eylül 1920 tarihinde Bakü'de gerçekleşen Doğu Halkları Kongresi'ne Libya, Tunus, Cezayir ve Fas'ı temsilen katıldı. Ankara hükümeti de kongrede İbrahim Tali (Öngören) tarafından temsil edildi. Ancak bu kongre önemli sonuçlar doğurmadı. Sovyetlerin ihtilalci grupları değil, Mustafa Kemal, Rıza Şah, Çang-Kay-Şek Emanullah Han gibi tarafsız liderlerin yönetimlerini destekleme kararları Enver Paşa'nın işini zorlaştırdı. Ekim 1920 başlarında yeniden Berlin'e döndü ve Lüksgrunewald semtine yerleşti. Daha sonra İsviçre'ye giden Enver Paşa burada Hakkı Paşa ile görüşerek Rusya'dan Anadolu'ya askerî yardım göndermek üzere bir gizli teşkilat kurmaya karar verdi. Komitede H. Von Seect'in eski yaveri binbaşı Fischer ve Alman harb bakanlığında askeri teçhizat sorumlusu yüzbaşı Kress'de bulunmaktaydı. Ancak Moskova'dan gerekli maddi yardım sağlanamadı. Halil Paşa'mn Enver Paşa'ya yazdığı 4 Kasım 1920 tarihli mektuba göre bu alandaki yeni taleplerde Karahan tarafından reddedildi. Enver Paşa 1921 Şubat! ı sonunda yeniden Moskovaya gitti ve burada Çiçerin ve yeni Ankara hükümeti temsilcisi Bekir Sami Bey'le çeşitli görüşmeler yaptı. 16 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal Paşa'ya uzun bir mektup yazarak kendisinin faaliyetleri hakkındaki şikayetleri ve Anadolu Hareketine el koyma iddialarına karşı çıktı. 30 Temmuz'da Ankara'ya yönelik Yunan saldırısı başladığında Enver Paşa diğer İttihatçı liderlerle birlikte Anadolu'ya geçme fikriyle Batum'a gitti. Bu sırada Trabzon'daki Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'de onu destekliyordu. 5 Eylül'de burada yapılan ve Halk Şuralar Fırkası Toplantısı olarak ilan edilen İttihatçı toplantısında Ankara'daki T.B.M.M.'ne İttihatçı sürgünlerle soğuk ilişkilerin sona erdirilmesi içinde başvuruda bulunması kararlaştırıldı. Ancak Sakarya zaferi Enver Paşa'nın planlarının bir defa daha bütünüyle değişmesine yo! açtı. Baku'yu terk eden Enver Paşa Tiflis. Aşkabat ve Merv'e uğradıktan sonda Ekim 1921 tarihinde kendisine refakat eden Teşkilat-ı Mahsusa eski liderlerinden Kuşçubaşı Hacı Sami ve diğer bazı İttihattçılarla birlikte Buhara'ya gitti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 8 Kasımda Türk subaylarla birlikte tekrar yola çıktı ve 19 Kasım'da Akbulağ, 21 Kasım'da Başçardak kışlağında ve 24 Kasım'da Gurgantepe'ye ulaştı. Burada Cedidci Alehytarı Lakay İsmalil Bey'in esiri durumuna geldi. Şubat 1922 sonunda buradan kurtulan Enver Paşa Ruslara karşı savaşan Basmacıları örgütlemek için tekrar Duşanbe ilerisindeki kışlaklara gitti. 24 Temmuz'da Rusların Duşanbe'yi alması üzerine geri çekilerek Satılmış Kışlağına vardı. Buradan Belcuvan bölgesindeki Âbıderyâ köyüne geçti ve son karartı; burada kurdu. 4 Ağustos 1922'de karargahta düzenlenen Kurban Bayramı töreninde mahiyetinde kalan askerlerle bayramlaşırken ani bir Rus baskınına uğradı; yanındaki otuza yakın atlıyla yöneldiği Çegan tepesi mevkiinde giriştiği çarpışmada ön safta vuruşurken öldürüldü. Enver Paşa'nın eşyaları müfreze kumandanı Kulikof tarafından Taşkent'e gönderildi. Buradan daha sonra Moskova'daki askeri müzeye nakledildi. Cenazesi Âbıderyâ köyünde toprağa verildi. Enver Paşa'nın siyasi ve askeri kariyeri hakkında değişik ve birbiriyle çelişen yorumlar yapılmıştır. 1908 ihtilalinde oynadığı rol, Trablusgarp Harb'indeki başarıları sebebiyle kamuoyunda büyük prestij kazanan Enver Bey'in aleyhine Mondros Mütearekesi'nin ardından bir kampanya başlatılmış, 1922 sonrasında ise yeni rejim Enver Paşa ve arkadaşlarını gereksiz yere l. Dünya Savaşı'na girilmesinden sorumlu tutmuş, mütareke dönemi faaliyetleride bir maceracı olarak yorumlanmıştır. Belirli dönemlerde leyhine ve aleyhine yoğun yayın yapılmalısı, Enver Paşa hakkında ojektif bir değerlendirilme yapılmasını güçleştiren temel sebep olmuştur. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Yetiştirdiği dönemin Osmanlı zabitanı içinde kendini geliştiren Enver Paşa Makedonya'daki çete savaşlarında gösterdiği başarılarla sivrilmiştir. 1908 hareketinde öncü rolü onu halk kahramanı mertebesine getirdiği gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki durumunu da güçlendirmiş, 1913 Babıali Baskınından itibaren gerek bu örgütün askeri kanadının gerekse Teşkilat-ı Mahsusa'nın lideri haline gelmiştir. ş Bu dönemde kendi kaleminden çıkan mektuplar, Enver Paşa'nın Fransızca ve Almancayı iyi düzeyde kullanabilen ve batı düşünürlerin kitaplarını okuyan bir kişi olduğunu göstermektedir. Enver Paşa'nın l. Dünya savaşına girilme-sindeki sorumluğu ve rolü ise son dönemlerinde yayımlanan Alman ve Avusturya belgelerinden anlaşıldığına göre daha ziyade Goeben ve Bresleu zırhlılarının boğazlardan geçirilmesi ve Rus limanlarının bombardımanı emrinin verilmesi çevresinde şekillenmektedir. Onun Mütareke sırasındaki faaliyetleri ise özellikle son dönemlerde yayımlanan belgelerin ışığı altında şahsi girişimler olmaktan ziyade İttihat ve Terakki kadrosunun faaliyetleri olarak değerlendirilmelidir. Ancak Enver Paşa'nın maceracılık boyutlarına varan hareketleri konusunda yorumda bulunulurken içinde yaşadığı çağın da bir macera çağı olduğu hesaba katılmalıdır. BELCIVAN FERYADIM BOĞSUN DÜNYA'NIN BÜTÜN VARLIĞINI; ÜMİDİM SON İPİNİ DE KOPARIP ATSIN! GAZAPTAN TİTREYEN GENÇ BİR YİĞİDİN DOLMUŞ MERMİLER SİNESİNE TAŞ GİBİ, DAĞLARDA ÖZGÜRLÜK DİYE GEZEN BİR GEYİĞİN MATEMLER İNMİŞ KARA GÖZLERİNE. DERYALAR, DALGALAR TİTRETEN BİR YİĞİT, YEDİĞİ DARBELERİN KAHRINDAN YIKILIP KALMIŞ, KURTULUŞ YILDIZI SANKİ HİÇLİĞE KARIŞMIŞ SENİN SON CANINI DA DÜŞMANLAR ALMIŞ. MARMARA BOYLARI, EDİRNE YOLU ÇATALCA OVASI, BOĞAZ GEÇ İD t, KARPAT DAĞLARI, TRABLUS ÇÖLLER! GÜZEL SELÂNİK'İN ŞİRİN BAHÇELERİ. ŞEHİTLERİN YÜZÜNE DAMLAYAN NURLAR, BİZİ KAN AĞLATTI BU KARA HABER. BERLİN SOKAKLARI YİĞİDİN BİRİNİ DOPDOLU KOYNUNA ALIP SARDI, TİFLİS'İN HAVALARI DA BİR KURTARICI YİĞİDİ KARA KANLARA BOYAYIP TOPRAĞA SALDI. TARİHİN RENGİNİ KANLARLA KARARTIP DOLDURAN EN SON ÜMİDİMİZİ DE KANA BOYADI O BELCİVAN AH NASIL UĞURSUZ ZAMANLAR GELMİŞ, FERYADIM DÜNYA'NIN VARLIĞINI BOĞUP ÖLDÜRSÜN, KAPKARA BAHTINA ŞEYTANLAR GÜLSÜN! Özbek Şairi Çulpan'ın Enver Paşa'nın şehâdeti üzerine yazdığı şiir SEMERKANT -1992 |
|
|
|
|
|
#45 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,197
Karma etkisi: 26967
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
ENVER PAŞA İstanbul'un Divanyolu semtinde doğan Enver Paşa (1881) çok maceralı bir hayattan sonra, kurban bayramının birinci günü (4.8.1922) Batı Türkistan'ın güneyinde, Pamir yaylasının eteklerinde, bugünkü Tacikistan'ın Belcevan bölgesindeki Çegan Tepesi'nde, Ruslar'la savaşırken, makineli tüfek ateşine tutularak şehit düştü. Kıyafeti diğerlerine benzemeyen, orta boylu, bıyıklı, yakışıklı insanın cesedini Ruslar soyduklarında, göğsünden bir Kuran-ı Kerim çıktı. Şehadetinden iki gün sonra, onu Türk karargahının bulunduğu Abıderya köyünde bir pınarın başındaki ceviz ağacının altına gömdüler. Uzun zaman Ruslar'dan gizli kalan mezarını Doğu Türkleri ziyaretgah yaptılar. Türkistan'da milletimizin erimemesine mezarı yardımcı olurken, dilden dile dolaşan fedakârlığı, cesareti de yeni doğan nesle ruh veriyordu. Yetmiş dört yıl sonra, ne hikmetse, belki de şov tutkusuyla, getirilip, Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ndeki Talat Paşa'nın yanında hazırlanan mezara konuldu. Talat Paşa'nın mezarını yılda kaç kişi ziyaret ediyor? Şimdi Enver Paşa'nın mezarını yılda kaç kişi ziyaret edecek? Belki de milletimizin en karanlık günlerinde, baş düşmanların saflarına geçip "Damarlarımda Slav kanı var" diyen Nazım Hikmet Versanski'nin mezarının getirilmesine gerekçe olması için bu affedilmez gafı işledik. Korkulur ki bu zihniyet Suriye'deki Süleyman Şah'ın mezarını da herhangi bir gerekçe ile ülkemize getirir. Enver Paşa'nın okul yılları milletimizin en buhranlı dönemiydi. İdealist, gözü pek Enver Paşa, okullarının bütün sınıflarını birincilikle bitirdi ve subay olur olmaz, o zaman ki yöneticilerin karşısında alternatif gibi duran İttihat ve Terakki gizli teşkilatına girdi. Bu teşkilatın içinde değişik dinlerden, değişik milletlerden insanlar vardı, hemen hemen hepsi de masondu. Fakat Enver Paşa mason olmadı. Masonluk hakkında bugünkü bilgilerimiz de pek bilinmiyordu. Zekası masonluğa uzak durmasını sağladı. Belki de onun devamlı suçlanmasına bu vasfı sebep oldu. Enver Paşa'yı tarih bilgileri sınırlı olan Sultan Abdulhamid taraftarları ve Kemalist geçinenler sevmezler. Abdulhamid taraftarlarını anlamak ne kadar kolaysa, Kemalist geçinenleri anlamak da o kadar zordur. Kemalist geçinenler, çeşitli vesilelerle çağdışı Osmanlı'nın (!) battığına şükrederler, çünkü o batmasaydı, nur topu gibi cumhuriyetimiz doğmazdı. Ama Enver Paşa söz konusu oldu mu, " O mu? Koskoca imparatorluğu batırmadı mı?" derler. Ne yazık ki bu çelişkiyi ne Kemalist geçinenler, ne de başkaları anlıyor. Abdulhamid Han, çok karışık bir ortamda tahta çıktı. Amcası Abdulaziz, Kırım'ı Ruslar'dan geri almak istediğinde dünyanın dört büyük donanmasından birini meydana getirdi. İngiltere ve Fransa'yı harekete geçirdi. Ispartalı Eşek Ahmed'in oğlu Serasker Hüseyin Avni Paşa'yı ülkelerine davet ettiler. Sultan Abdulaziz'in tahttan indirilişini planladılar. Gencecik V. Murat'ı, amcasını sadece halledeceklerini söyleyerek ikna ettiler. Çok sevdiği amcasının hunharca öldürüldüğünü öğrenince V. Murat aklını oynattı. Avrupa'dan getirilen doktorların, tedavisinin uzun süreceğini söylemeleri üzerine, II. Abdulhamid Han'ı tahta çıkarmak mecburiyetinde kaldılar. Tahta çıkan Abdulhamid, Meclis'teki gayri müslim milletvekillerinin gayretkeşlikleriyle kendisini 1877-78 Osmanlı-Rus savaşının içinde buldu. Ordularımız feci şekilde yenildiler; Rus Orduları İstanbul'un varoşu Yeşilköy'e geldiler. Bir silah patlatmadık, belki patlatacak takatimiz da yoktu; Rus orduları tekrar tıpış tıpış Tuna'nın kuzeyine çekilmek mecburiyetinde kaldılar. Bu sadece ve sadece Abdulhamid Han'ın diplomasisiyle gerçekleşti ve dünyada bir başka örneği de yoktur. Abdulhamid Han'ın bu dehası İngiliz ve Fransızların dikkatlerini çekti. Onu devirmezlerse, Osmanlı ayağa kalkabilirdi. Milliyetçi geçinen Ali Suavi'yi ayarladılar. Çırağan Sarayı'na gelecek olan Abdulhamid Han'ı öldürecekti. Çevresine topladığı sergerdelerle orada bulunması gereken saatte Çırağan Sarayı'nı bastı. Yetişen Yedi-Sekiz Hasan Paşa, bir tüfek kundağıyla Ali Suavi başım dağıttı. İngiliz karısı baskını Beylerbeyi'nin üstünden dürbünle takip ediyordu. Anlaşmalarına göre kocası Ali Suavi Abdulhamid Han'ı öldürürse, sarayın önünde bir ateş yakacaktı. Beklediği ateş bir türlü yanmayınca, karısı yanına bütün evrakları aldı ve her ihtimale karşı Beylerbeyi'nin açığına demirlemiş İngiliz muhribine bindi ve kaçtı. Sonra da bu casus kadın, bir Ermeni teröristi ile evlendi ve Paris'e yerleşti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Böyle bir ortamda iktidarda bulunan Abdulhamid Han, Devlet-i Aliye'yi selamete çıkarmak için dizginleri elinde topladı. Ne kadar büyük devlet adamı olursa olsun, o da bir insandı; onun da sinirleri vardı; elbette onun da çevresinde menfaatçiler kümelenecekti... Kurduğu otoriter rejime okumuş, aydın geçinen, herkes karşı çıktı. Bildiğimize göre yalnızca büyük devlet adamı, dahi hukukçu Ahmed Cevdet Paşa ile, romancı Ahmed Mithat Efendi karşı değillerdi. Ahmed Cevdet Paşa, hem Sultan'ın çok yakınında bulunuyor, onu yakınından tanıyor, hem de engin bir tarih bilgisine ve devlet tecrübesine sahipti. Ahmed Mithat Efendi'nin ise milletinin kültürüne hizmet ettiği gerekçesiyle Abdulhamid Han'dan para aldığı rivayet edilmektedir. Said Nursi, Mehmed Akif ve daha bir çok Abdulhamid'in yanında bulunması gereken vatansever, mütedeyyin insanlar da Abdülhamid'e karşı idi. Öylesine ağır bir propaganda sürdürülüyordu ki, karşı olmamak mümkün değildi. Gencecik bir harbiye öğrencisi veya çiçeği burnunda bir subay olan Enver Paşa'nın da karşı olması tabii değil miydi? Enver Paşa ve Trablus İttihat ve Terakki iş başına geldikten sonra, genç bir subay olan Enver Paşa'nın da istihbarat birimlerinin bilgilerinden, memleketimizi bekleyen tehlikelerden haberi oldu. Enver Paşa'nın ondan sonraki hayatını projektör altına alınca milletimizin bu yiğit evladının ne kadar vatansever, milliyetçi ve nıüslüman olduğunu anlıyoruz. Osmanlı Devleti'nin gerilmesinde o zaman ekonominin itici gücü olan demir ve kömürün topraklarında çok az çıkması önemli rol oynadı. Endüstri gelişti; ekonomide demir ve kömür yerini petrole bıraktı. Petrol de Osmanlı topraklarında çoktu; güçlü, emperyalist devletlerin onu aralarında bölüşmek istemeleri dünyayı savaşa sürüklüyordu. İtalya, burnunun dibindeki Libya'ya savaştan önce el koymak istedi. Orada Osmanlı'nın üç bin beş yüz civarında nizamı sağlayan jandarması vardı. Çok büyük kuvvetlerle İtalyanlar oraya çıkarma yaptılar. O yıllarda yarbay (kaymakam) olan Enver Paşa, can yoldaşı Eşref Bey'le (Kuşcubaşı) dönemin Milli Savunma Bakanı Ahmed İzzet Paşa'yı ziyaret ederler. Yarbay Enver Paşa'ya mealen şunları söyler: "Aziz Paşam; ülkemizin bir bölgesi işgal ediliyor; ne yazık ki devletimizden ses çıkmıyor. Yenilmek, yenmek biraz da imkana bağlıdır. Yenilmek, herhalde hiç ses çıkarmamaktan daha iyidir. Müsaade ederseniz, bizler gidip, orada savaşmak istiyoruz." Onları dikkatle dinleyen Milli Savunma Bakanı Ahmed İzzet Paşa sadece "Yarın görüşelim" dedi. Belki hükümetle belki sadrazamla ve belki de Sultan Reşat'la görüşen Paşa ertesi gün onlara şunları söyledi: "Donanmamızda hiçbir gemi Çanakkale Boğazı'nın dışına çıkacak durumda değildir. Maliyemiz de tam takır-dır; size bir kuruş tahsilat ayıramayız. Hatta devletçe bu savaşa bulaşmak istemediğimizden, size pasaport dahi veremeyiz. Ancak sizi ordudan izinli sayarız. Orada birşeyler yaparsanız. Devletçe onlara sahip çıkarız. Bir şey yapamayıp yenilirseniz, "Bize sormadan gittiler" der, sizi ordudan ihraç ederiz." O akşam Beşiktaş'daki evinde, Trablusgarb'a gitmek isteyen diğer genç subaylarla toplanırlar ve şu karara varırlar. Önce Enver Bey'le, Eşref Bey gidecek, bir başarı umudu görürlerse, diğerleri de onları takip edecek. Tabii paralan yoktur. Eşref Bey, Salihli'ye gider, çiftliğindeki hayvanları satar. O para ile, sahte pasaportlarla, hayvan yüklü gemilerde gizlice Mısır'a çıkarlar. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Gençliği Arap topraklarında geçen Eşref Bey Arapça'nın bütün şivelerine vakıftır ve Arap ülkelerinde Şeyh-i Tuğyur (Uçan Şeyh) namıyla tanınmaktadır. Mısır'da şuur sahibi müslümanlar onlara büyük maddi yardımda bulunurlar Libya'ya geçerler, Şeyh Sinusi Hazretleri onlara sahip çıkar; kabilenin gençlerini, eli silah tutabilecek manevi evlatlarını emirlerine verir. Yerli kıyafetler içinde heybeti daha da artan Eşref bey gençleri cepheye sevketmek için ateşli nutuklar çeker. Bunda da başarılı olur. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=171760 Büyük gerillacı olan Eşref Bey yaptığı baskınlarda ciddi neticeler alınca, İstanbul'daki diğer genç subaylar da Libya'ya gelirler. Dünyaya parmak ısırtacak sonuçlar elde ederler, yüzbinlerle ifade edilen İtalya ordularını sahile mıhlarlar. Balkan Savaşı Bu sıralardaki İtalya Kralı'nın kayınpederi, Karadağ Kralı'dır. İtalyanlar dünyaya rezil rüsva olunca, biraz da Karadağ Kralı'nın gayretleriyle bize karşı ittifak kurulur ve Balkan Savaşı patlak verir. Yirmi dört günde, yedi yüz yirmi bin kişilik ordumuz, beş yüz kırk bin kişilik Balkan Ordularının önünde, Manastır'dan Büyük Çekmece Gölü'nün yanındaki Muradlı Tepeleri'ne çekilir. Hiçbir dahi şairin tasvir edemeyeceği faciayı milletimiz yaşar. İstanbul'un her tarafı, bilhassa camiileri Balkan göçmenleriyle dolar. Kısa zamanda beklemedikleri toprakları ele geçiren müttefikler paylaşımında anlaşamazlar. Yunanistan'la problemlerini halletmeye çalışan Bulgaristan, bir yandan da İstanbul'a girmek için hazırlıklar yapar. Yakup Cemil gibi tetikçiler, Libya'daki başarıya özenerek gönüllüler toplarlar. Ciddi bir disipline sokulamayan bu başıbozuk taifesi ayrı bir dert olur. |
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
