AtatÜrk Devrİ TÜrk EĞİtİmİATATÜRK DEVRİ TÜRK EĞİTİMİ (Prof.Dr.Mustafa ERGÜN) GİRİŞ Osmanlı Devleti, Selçuklu ve diğer Türk-İslâm devletlerinin gelenek ve töreleri doğrultusunda bir doğu devleti olarak kurulmuştu. Gerçi o sırada Avrupa devletleri de gerek
Konu Mert233 tarafından açılmış, 1530 kişi tarafından görüntülenip, 23 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
AtatÜrk Devrİ TÜrk EĞİtİmİ konusundaki toplam yorum: 23, okunma sayısı: 1530. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
ATATÜRK DEVRİ TÜRK EĞİTİMİ (Prof.Dr.Mustafa ERGÜN) GİRİŞ Osmanlı Devleti, Selçuklu ve diğer Türk-İslâm devletlerinin gelenek ve töreleri doğrultusunda bir doğu devleti olarak kurulmuştu. Gerçi o sırada Avrupa devletleri de gerek ruh gerek devlet örgütü olarak doğu devletlerinin özelliklerini gösteriyordu. Ama daha sonra, Avrupa her yönden modernleşmeye, ilerlemeye başladı; Osmanlı Devleti ise, Batı ile ilişkilerini her zaman sınırlı düzeyde tutarak önce bir durgunluk dönemine girdi, sonra ulaştığı düzeyi de koruyamayarak adım adım gerilemeye başladı. Devlet örgütü zamana uyamadığı için, ülke üzerindeki denetimini yitirdi. Ekonomik yapı çözüldü, eğitim sistemi ve askerî düzen bozuldu. Bu durum karşısında Batının desteğini istemek, onu taklit etmek hususunda oldukça uzun süren tereddütler de; sürekli askerî yenilgiler ve toprak kayıplarıyla, ekonominin ve mâliyenin devlet sistemini taşıyamayacak duruma gelmesi ile ortadan kalktı. Rusya'nın büyük ilerleyişi ve Batılıların ticaret ve sömürü yollarını kesme tehlikesi karşısında Avrupa devletleri, her zaman rahatça sömürebilecekleri Osmanlıyı ayakta tutma önlemleri almaya başladılar. Gerek Osmanlıların istemeleri gerek Batı ülkelerinin zorlamaları ve gerekse Avrupa'daki çalkantılardan dolayı, Osmanlı Devleti'ne sığınan Batılı subayların çalışmalarıyla Osmanlılar önce askerî alandan başlayarak, geleneksel doğu sistemini terketmeye başladılar. Askerî sistemin arkasından başkentteki devlet bürokrasisi ve taşradaki yönetim düzenini Avrupa örneğine göre kurmaya başladılar. Bu yeni yönetim bürokrasisinin memurlarını yetiştirmek amacıyla da, medreselerin dışında mektepler kurmaya başlanıldı. Yeni sistemin yetiştirdiği aydınlar ve Avrupa devletlerinin baskıları, Osmanlı yönetim biçimini de tartışmalı bir hale soktu. Tanzimat, Birinci ve İkinci Meşrûtiyet hareketleri, bu yönde alınan önemli mesafeleri gösterir. Batı örneğine göre kurulan sistem, Osmanlı Devletine birçok aydın eleman kazandırdı. Gerçi İmparatorluğun dağılması önlenemedi ama, Osmanlı mekteplerinde yetişen aydınlar çok sağlam bir Cumhuriyet kurdular. Osmanlı mektepleri belki çağdaş bir teknoloji veremediler ama çok yüksek bir idealizm, çok sağlam bir yurtseverlik verdiler. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Daha Osmanlı Devleti yaşarken, Osmanlı sisteminin -hepsi de çürümüş olan- bütün kurumları Batılılaştırılmak istendi. Ama her zaman ıslahattan yana olan, kesin değiştirmeye, inkılâba yanaşmayan Osmanlı yöneticileri yüzünden, bu konular hep tartışma düzeyinde kaldı. XVIII. yüzyılın sonlarında başlayan Osmanlı Batılılaşması, Osmanlı Devleti için her şeyin bittiği bir anda yeni Türk devletini, Türkiye Cumhuriyetini ortaya çıkardı. Tanzimattan beri tartışılan, meşrûtiyet aşamasından geçen yönetim, en çağdaş yönetim biçimi olan "cumhuriyet"te karar kıldı. Yeniçeri Ocağı'nı kapatıp medreseleri kapatmaya cesaret edemeyen Osmanlı yönetimlerinin zıddına, yeni Türk yöneticileri medreseleri, tekke ve zaviyeleri derhal ve hiçbir pürüz bırakmayacak şekilde kapatmışlar; Osmanlıların devamlı âcizlik gösterdikleri yabancı ve azınlık okullarına karşı açık ve kararlı bir Devlet politikası izleyerek, duruma hâkim olmuşlardır. 60-70 yıldır tartışılıp bir sonuca ulaştırılamayan yazı sorununu, bir halk inkılâbı biçiminde kesin çözüme ulaştırmışlardır. Osmanlı Dârülfünunu'nu kapatarak modern Avrupa üniversitelerinin örneklerini kurmuşlardır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Yeni devlet zamanında Türkiye'nin Batılılaşması büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu Batılılaşmada, -daha belki de pek çok yıllar sürecek- Batılılaşmayı bu kısa zamana sığdıran Atatürk, en büyük etkendir. Bu eser, yeni Türk devletinin eğitim sisteminin, Atatürk döneminde inkılâplar biçiminde kuruluşunu anlatmaya çalışmaktadır. Eser hazırlanırken, bugün piyasada bulunan ve eğitimle ilgilenen herkesin bildiği çok değerli bazı eserlerden yeni bir kompozisyon yapma yolun gidilmemiş, hattâ bundan dikkatle kaçınılmıştır. Öteden beri çalışmakta olduğumuz Türk eğitim sisteminin Batılılaşması döneminin devamı olarak, Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki eğitim hareketlerini de en ince noktalarına kadar araştırmaya devam ediyoruz. O devirlerin eğitim hareketlerini, o dönemin, genel ve meslekî basın organlarından, Meclis tutanaklarından hattâ imkân bulunursa arşiv kayıt ve belgelerinden takip etmeye çalışıyoruz. Bu arada değerli eğitimcilerin anıları, gerek makale gerekse kitap tarzında yaşlı ve genç eğitimcilerin derleme ve değerlendirmeleri çalışmalarımızın vazgeçilmez kaynaklarıdır. Atatürk devrinde Türk eğitimini incelerken de aynı şekilde davranılmıştır. Maalesef Cumhuriyet dönemi arşivi açılmadığı gibi, Birinci Dünya Savaşından itibaren Osmanlı arşivleri bile çoğu araştırıcılara kapalıdır. Bu nedenle Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de en büyük araştırma kaynağımız basın olmuştur. CUMHURİYET EĞİTİMİNİN HAZIRLIK DÖNEMİ (1920-1923) TBMM kurulduktan hemen sonra, Anadolu'da çeşitli işleri yürütecek komisyonlar teşkil edilmesine başlanılıyor. Daha sonra 1924'te çözümlenecek tartışmaların ilki, bu sırada Eğitim Komisyonu kurulurken ortaya çıkıyor. Mecliste bir grup milletvekili, eğitim işlerini ve programlarını Umûr-i Şeriye ve Evkâf Encümeni'nin yürütmesini istiyorlar. Başka bir grup milletvekili ise şeriye ile eğitimin birbirine karıştırılmaması gerektiği üzerinde ısrarla duruyorlar. Sonunda Hamdullah Suphi Bey'in başkanlığında, içlerinde Necati Bey'in bulunduğu 12 kişilik "Maarif Encümeni" kuruluyor. 1.1. RIZA NUR BEYİN BAKANLIĞI: 1920 Mayıs ayı başlarında, TBMM'nin ilk Maarif Vekilliğine Rıza Nur Bey, Meclisçe seçiliyor. Böylece Anadolu eğitimi ile uğraşan biri İstanbul'da "Maarif-i Umumiyye Nezareti", diğeri Ankara'da "Maarif Vekâleti" olmak üzere, iki idarî teşkilât mevcut oluyor. Her iki yönetim de öğretmenleri kendi yanma çekmek istiyor. Özellikle Maarif Vekâleti bu yönde önemli çabalar harcıyor. 1.1.1. İlköğretim ve Özel İdarelerden Maaş Alan Öğretmenlerin Maaşı Sorunu Bazı okulların öğretmenlerinin maaşı, eskiden beri "Muhasebe-i Hususiye" adlı, her vilâyetin özel bütçesinden verilirdi. İdare-i Hususiye-i Vilâyet Kânunu'na göre, her vilâyetin tahsildarları halktan vergi toplarlar ve kendi sınırları içinde çalışan memurlara verirlerdi. Bu arada halktan toplanan vergiler arasında "Hisse-i Maarif" adıyla önemli bir vergi de vardı ve bununla ilkokul, öğretmen okulu ve idadi öğretmenlerinin maaşları verilecekti. Eskiden de doğru dürüst yürümeyen bu işlem, savaş dolayısıyla hepten durdu. Öyle ki, 1920 Türkiyesinin en önemli eğitim sorunu, bu öğretmenlerin maaşı oldu. Öğretmenler dört-beş ay, hattâ daha fazla süre maaş alamıyorlar, geçinmek için ev eşyalarını satıyorlar, borç içinde, bunalıyorlar; birçoğu meslekten ayrılıp polis, jandarma, kâtip oluyorlardı. Okullar ya öğretmenlerin "grev"i yüzünden ya da Vilâyet İdare Meclislerince kapatılıyordu. Başlangıçta Maarif Vekâleti'nin ve TBMM'nin uğraştığı başlıca eğitim sorunu bu oldu. Birçok milletvekili, bölgelerindeki öğretmenlerin aylarca maaş alamadıklarını; bu okulları bakanlığın açmasını ve öğretmenlerin maaşlarının Devlet genel bütçesinden verilmesini konuşmalarıyla, önergeleriyle sürekli talep ediyorlardı. Bunun üzerine Mecliste bir açıklama yapan Rıza Nur Bey, bu sorunun bazan bütçe yetersizliğinden, bazan özel idare memurlarının kastinden doğduğunu, ama öğretmenlerin maaşlarını alamamaları yüzünden pek çok okulun kapandığını, Bakanlığın ve Meclisin telgraf, tahrirat ve istida yağmuruna tutulduğunu belirtiyor. Kendisi, Bakan olarak, Maarif Müdürlüklerinden, öğretmen maaşlarını vermeyen memurların belirlenip Bakanlığa bildirilmesini istediğini ve bu öğretmenlerin genel bütçeden maaş almaları için sekiz maddelik bir yasa tasarısı hazırladığını açıklıyordu. 1920'lerin Türk eğitiminde yaygın bir başka rahatsızlık da "mektep lağvı hastalığı" idi, İlkokullar, ilköğretmen okulları ve idadiyeler İdare-i Hususiye'ye bağlı idi; harcamalarını da vilâyet karşılıyordu. Bu okulların öğretim ve yönetimi ise Maarif Vekâleti'ne bağlı idi. Bu yüzden bazan vali ve vilâyet meclisleri, bazan da halk, harcamalarını karşılayamayacakları okulları kapatıyorlardı. Maarif Vekâleti de merkezde ve tüm yurtta sağlam bir teşkilât kuramadığından, önemli bocalamalar geçiriyordu. Esasen o sırada, bu konuda TBMM de kararsızdır. Bazı milletvekilleri -azınlıkların örnek alınarak- bu işin, toplumlara bırakılmasını isteyip bu hususta yasa tasarıları bile hazırlıyorlar; Maarif Encümeni de "maarif-i ibtidaiyenin halkın eline tevdiini" uygun görüyordu. Rıza Nur Bey ise bunlara karşı çıkıyor, okullar halkın eline bırakılırsa hepsinin kapanacağından korktuğunu belirterek şöyle diyordu: "Maarifimiz âdeta bir harabezardır ve orada müteferrik kalmış bir iki muallim de baykuş gibi ötüp duruyorlar." Eğitim işinde halk ile hükûmetin ortasının bulunması gerektiği belirten bakan, bu hususta bir de "Tedrisat-ı İbtidaiye Kânûnu" hazırladığını söylüyordu. 1.1.2. Ortaöğretim 1920 Aralığında gerek TBMM'nde gerekse basında en çok tartışılan konulardan biri, sultanilerin lağvedilip yerine idadilerin kurulması şeklinde, tâ İkinci Meşrûtiyet yıllarından beri tartışılagelmekte olan bir sorun ve ortaöğretim süresinin iki yıl kısaltılıp kısaltılmaması sorunudur. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
Ama Maarif Vekâleti henüz bu gibi konularla uğraşacak kadar örgütlü ve güçlü değildir. 1.1.3. Anadolu Eğitimini Ankara'ya Bağlama Çabaları
1920'lerin Türkiye'sinde Anadolu okulları ve öğretmenleri üzerinde, üç değişik yönetim egemen olmak istiyordu: a) TBMM hükûmetinin Maarif Vekâleti, b) Osmanlı Devleti'nin Maarif-i Umûmiyye Nezâreti, c) Yunanlıların işgali altındaki bölgelerde Yunanlıların Anadolu Eğitim Genel Müdürlüğü. İstanbul Maarif Nezâreti'nin İstanbul dışındaki okullar üzerinde herhangi bir etkinliği yoktu; hattâ İstanbul öğretmenlerini bile kontrol altında tutamıyordu. Ama genelgeler, okul programları ve öğretim araç-gereçleri yollamaktan da geri kalmıyordu. İlk ve ortaokul programlarına üretim gücünü artırıcı "amelî ve hayatî dersler" konuyor, "âyânî ve hayatî" bir öğretim için okullara malzeme gönderiyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Öte yandan Yunanlılarııı Anadolu'ya tayin ettikleri Eğitim Genel Müdürü de, verdiği bir emirle, işgal altındaki yerlerin bütün okullarını Yunan hükûmetine bağlıyor ve genelgesinde şöyle diyordu: "Şimdilik yalnız dil dersleriyle tarih öğretimini değiştiriyoruz. Rumca, resmi dil olacaktır. Bundan sonra özel ve resmî okullar yoktur; hepsi bir idare altında toplanmıştır." Bunlara karşılık Ankara Maarif Vekâleti, zaten kendilerini desteklemekte olan Anadolu öğretmenlerini örgütleyerek, toplantılar yaparak Anadolu eğitimini Ankara ya yöneltmeye çalışıyordu. 1920 Temmuzunda Ankara da bir "Muallime ve Muallimler Cemiyeti" kuruluyor; Hacı Bayram Camiinde bakanların da davetli olduğu bir mevlit töreni ile çalışmalarına başlıyordu. Bu dernek, 7 Mayıs 1921'de "Türkiye Muallime ve Muallimler Birliği" adını alıp Bakanlığın da desteğiyle geniş bir örgütlenmeye gidiyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 1.2. HAMDULLAH SUPHİ BEY'İN BAKANLIĞI 1.2.1. Genel İlkeler H. Suphi Bey, uygulayacakları eğitim politikasında, bazı yüksek okulların ve sultanilerin dışında bütün ilk ve ortaöğretimin amacının "işçi" yetiştirmek olduğunu belirtiyordu. Eğitim; çocuğa çevresini ve mensup olduğu milleti, onun sorunlarını, maddî ve manevî ihtiyaçlarını tanıtmalı ve çözüm yollarını göstermelidir. Bunun için programlar değiştirilmeli, öğretmenler askerleştirilmelidir. TBMM'nin kuruluşundan itibaren medreselerin (Şark medresesi, Dârülhilafe medresesi, Medrese-i Külliye vs..) ve İmam-Hatip gibi dinî okulların kurulması hakkında birçok önergeler verilir ve bunlar komisyonlarda görüşülürken; Maarif Vekili, eğitim ve öğretim sorunlarının kendi göreneklerimiz içinde halledilemeyeceğini, bugünkü Türkiye'yi medreselerin değil batı örneğine göre kurulan okulların kurtardığını belirterek şöyle diyordu: "Maarifimizin ruhu milliyet, istikameti garp, hedefi millî iktisattır." Yeni Türkiye'de çocukların hayat için hazırlanacaklarını belirten Bakan, Türk eğitimindeki bunalımın dinî nedenlerden çıkmadığını ısrarla vurguluyordu: "Mektep, bir iş evidir, esnaf ocağıdır. Mektep, meslek tahsiline yarar. Türk mektepleri, Türk milletinin iktisadî rafahını vücuda getirecek ziraî, ticarî ve sınaî terakkiyata ve tedrisata malik kılınmalıdır. Türk mektepleri sür'atle nazariyeden ameliyeye geçmek üzere umumî bir istihaleye tâbi tutulmalıdır." Cumhuriyetin kuruluş yıllarında askerlik alanında olduğu kadar eğitim alanında da düşünceleri ve çalışmalarıyla değerli hizmetleri geçen Kâzım Karabekir Paşa, yeni devletin eğitim programının bir hareket üssünde hazırlanarak çevreye yayılmasını, ilköğretimin kesin olarak her yerde yayılmasını ve uygulanmasını, dilimizin ve ders kitaplarının Arap ve Acem kisvesinden kurtarılmasını isteyerek, şöyle diyordu: "Yalnız yenilik değil, birlik ve beraberlik lâzımdır. Tıpkı bizim askerlerin yaptığı gibi. Her şeyden evvel bir "Hizaya gel!." kumandası lâzımdır." 1.2.2. Maarif Kongresi 1921 yılının Türkiye eğitimindeki en önemli hareket 15 Temmuz 1921 tarihinde Muallime ve Muallimler Birliğinin toplandığı "Maarif Kongresi" dir. 180'e yakın üyenin katıldığı bu Kongrenin açış konuşmasında Mustafa Kemâl şöyle diyordu: "Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin, tarih-i tedenniyatımızda en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Millî bir terbiye programından bahsederken eski devrin bütün hurafelerinden sıyrılmış, Şarktan ve Garbtan gelen ecnebi tesirlerden uzak ve seciye-i milliyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Dehayı milliyemizin inkişafı ancak böyle bir kültür ile kâbildir.. Yaratacağımız kültür, herâis-i milliye zemini ile, o zemin ise milletin seciyesi ile mütenasip olmalıdır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, birliğimize taarruz eden her kuvvete karşı müdafaa kabiliyetiyle mücehhez bir nesil yetiştirmeye muhtaç olduğumuzu unutmayalım. Yeni neslin ruhuna bu kabiliyeti terk etmek lâzımdır. Müstakil ve mevcut kalmak isteyen milletlerin felsefesi, en bâriz şekilde bu evsafı kemâli şiddetle talep etmektedir. Millî gaye hakkındaki umumî nokta-i nazarımı söylerken, yeni neslin techiz edileceği evsaf arasında kuvvetli bir aşk-ı fazilet ve kuvvetli bir fikr-i intizam ve inzibattan da bahs etmek lâzımdır. (...) eskiden çizilmiş alelâde yollar üzerinde yürümek değil, belki yukarıdan beri evsaf ve şeraitini arzettiğim millî hars yolunda rehber olmak gibi mukaddes bir vazife bekliyoruz." Genellikle ilk ve ortaöğretim kademelerinin hedefi ve programı hakkında tartışmaların yapıldığı bu Kongrede M. Kemâl, bugün eğitim için harcanan çabaların, gelecekteki eğitimin temellerinin atmaya yetmeyeceğini; gerekli vasıtalara sahip olununcaya kadar geçecek olan devrede itina ile çizilmiş bir eğitim programı uygulanıp, eğitim örgütünün en verimli şekilde çalıştırılacağını belirtiyordu. Kongrenin daha sonraki günlerinde öğretimin sadeleştirilmesi uygulamalı hale getirilmesi ve yörelere göre çeşitlendirilmesi isteniyordu. Kongrede bir konuşma yapan Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey ise, bu doğrultuda şöyle konuşuyordu: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 "Maarif siyasetimiz, milletin kitle-i esasiyesini teşkil eden çiftçi ve işçi sınıfının her şeyden evvel nazar-ı dikkat önünde tutulmasına ve yeni istikametin bu umdeye dayanmasına bağlıdır. Anadolu gene bir sanat merkezi olacaktır. Halkın geçimini yükseltecek ve ıslah edecek nazarî ve amelî bilgiyi vermek hedeftir." Maarif Kongresi, özellikle Kongreye kadın ve erkek öğretmenlerin karma olarak katılmaları, Mecliste Hamdullah Suphi Bey'e karşı sert eleştirilere neden olmuş, Bakan görevden çekilmiştir. Fakat M. Kemâl, Birlik başkanına, gelecek toplantıda kadın ve erkeklerin karışık oturtulmalarını söyliyerek, gayet anlamlı bir biçimde onları desteklemiştir. 1.2.3. Anadolu Eğitimini Ankara'ya Bağlama Çabaları Ankara Maarif Vekâleti, vilayet ve mutassarrıflıklara gönderdiği bir genelge ile, İdare-i Umumiye-i Vilâyet Kânûnu'nun 10. maddesine göre idadi öğretmen ve görevlilerinin atama ve görevden alma hakkının Bakanlığa ait olduğunu; bu nedenle şu andaki idadi öğretmen ve görevlilerinin sicillerinin ve numaralarının Bakanlığa gönderilerek onaylatılmasını, yeni öğretmenlerin Maarif Vekâletinden istenmesini bildiriyordu. Böylece Vekâlet hem merkezde bir Sicil oluşturma hazırlıklarına girişiyor, hem de artık atama yapabilecek duruma geldiğini gösteriyordu. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Co-Admin
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Feb 2005
Üye numarası: #2199 Yer: Kastamonu - 37
Mesaj sayısı: 8,778
Karma etkisi: 375223
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 37520707
|
klavyene sağlık Atilla.
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
1.2.4. İlk ve Ortaöğretim 1921 yılı ortalannda Vekâlet, ilk ve ortaöğretim hakkında bir yasa tasarısı hazırlamıştı. Bu tasarıya göre; - İlkokullar altı yıldan dört yıla indirilecekti. Dördüncü yıldan sonra bir yıl da isteğe bağlı öğretim yapılacaktı. Ayrıca ihtiyaçlara göre yeni bir ilkokul programı yapılacaktı. - Köy bünyeli işçi mektepleri kurulacaktı. - Ortaöğretim de ilköğretim gibi dört yıl olacaktı. Bunun üç yılı genel öğretim, bir yıl da meslekî öğretime ayrılacaktı. 1.2.5. Yüksek Öğretim Anadolu'da yüksek öğrenimin, üniversitenin temeli sayılabilecek bir girişime ilk kez 1921 Kasımında başlanıldı. Maarif Vekâleti, 3 Aralık 1921'de başlanılmasını plânladığı "Âli Dersler" Programının dinleyici kayıtlarını Bakanlık özel Kaleminde yaptırmıştı. Kasım sonlarında da kayıtlar dolmuştu. Tasarıya göre, her gün bir saatlik bir ders olacaktı; ders programları da haftalık olarak yayınlanacaktı. Başlangıçta kaydolmayanlar, izin alarak bu derslere girebileceklerdi. 1.2.6. Yabancı Okullara Karşı Tutum Daha sonra, laik Türk eğitim sistemine karşı tutum ve hareketleri yüzünden Türk hükûmetleriyle sık sık anlaşmazlıklara düşerek sert çekişmelere giren yabancı okullara karşı, TBMM hükûmetleri, başlangıçtan itibaren kararlı bir tutum içinde olmuşlardır. Birinci Dünya Savaşı, Müterake ve daha sonraki Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'daki yabancı okulların pek çoğu kapatılmıştı. Ama Amerikan okulları her zaman açık kalmıştı. 1921 Martında Merzifon'daki Amerikan Okulu, Pontus örgütüne merkezlik yapması ve bir Türk öğretmeninin Rumlar tarafından öldürülmesinden sonra kapatılmış, evraklarına el konulmuş, Ermeni ve Rum gençlerine propaganda yapıldığı dolayısıyla tüm ülkedeki Amerikan okullarına karşı sert bir tutum takınılmıştı. Anglo-sakson okullarındaki eğitim sistemini inceleyerek hayata yönelik bir eğitim amaçlayan Hamdullah Suphi, sava dolayısıyla esaslardan çok ayrıntılarla uğraşmak zorunda kaldığından, program ve örgüt olarak amacına ulaşamamıştır. 1.3. MEHMET VEHBİ BEY'İN BAKANLIĞI 1.3.1. Genel İlkeler Hamdullah Suphi'den sonra Maarif Vekilliğine seçilen Vehbi Bey, çalışmalarının ana dayanağını "her türlü yabancı tesirlerden âzâde olarak esasât-ı diniyye ve milliyemiz dahilinde millî hars ve irfanımızın inkişaf ve taâlisi" olarak belirtmesine rağmen, kısa bakanlık dönemi içinde birkaç genelgenin dışında önemli bir şey yapmamıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 1.3.2. Maarif Vekâleti'nin Bütün Türkiye'ye Hâkim Olması 1922 yılı sonlarında İstanbul'daki eski Osmanlı yönetimine ait bütün "Nezaret"ler ilga ediliyor, bütün okullar korunarak kendi ilgili oldukları Vekâletlere bağlanıyor; Maarif Vekâleti'nin İstanbul örgütü kuruluyordu. Zaten daha önce Vekâlet, Almanya'da öğretimde bulunan ve gönderildiği İstanbul hükûmetince ödenekleri kesilen öğrencilerin de harcamalarını üzerine alarak, kendini hemen her alanda kabul ettiriyordu. Bu arada Maarif Vekâleti'nin öğretmen örgütü, "Türkiye Muallime ve Muallimler Birliği" adını alarak bütün Türkiye'deki öğretmenlere bildiriler yayınlarken, İstanbul'daki öğretmen örgütleri "Muallimîn Cemiyeti" ve "Mekâtib-i İbtidaiye Muallimleri Cemiyeti" Nezaret'i çoktan terketmişler, sorunlarını Ankara'daki Maarif Vekâleti'ne bildiriyorlardı. 1.3.3. Bakanlıkta Komisyonların Çalışmaya Başlaması Vehbi Bey, şahsî girişimden kaçınan bir kişi olduğu için Bakanlık yönetiminde çeşitli Komisyonlar kurarak çalışmaya başlamıştır. Çok çeşitli fikirlerdeki kişilerden kurulu komisyonlar, uzun süre öğretim progamlarıyla uğraşmıştır. Özellikle Resim, Müzik, Yabancı dil ve Hendese dersleri üzerinde tartışılmıştır. Sonunda, eskisinden pek de farklı olmayan bir program kabul edildi. Komisyonun çalışmalarına göre, eğer Dârülfünuna gitmek veya idarî bir iş başına geçilmek isteniliyorsa, ikinci derecede bir ortaöğretim kurumu olan "Yeni Medrese"lere (Sultani) gitmek gerekiyordu. Program komisyonu tarafından bu okulların programları da yeniden belirlenmiştir. Ama Vehbi Bey'in bakanlığı sırasında bile bu programlar uygulanmadı ve eski programlara dönüldü. Osmanlı eğitim zihniyet ve uygulamalarından pek farklı olmayan bir şekilde hazırlanan bu programlar da Bakanlıkça taşraya gönderildi ve ilgililerden görüş istendi. Program Komisyonu bunlardan başka, yeni kurulması plânlanan bir "İktisat Mektebi"nin de programını hazırlama çalışmalarına girişti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Eğitimde koca bir yıl böylece kayboldu. Sonra genel eğitimin yönünü, amacını ve izleyeceği yolu belirlemek için ayrı bir Komisyon kuruldu. Bakanlıkta bu çalışmalar yapılırken Maarif Vekilliğine İsmail Safa Bey getirildi. Komisyonların hazırladığı projeleri yetkili eğitimcilere dağıtarak rapor istedi. Gelen raporlarda pek çok eleştiriler olduğundan, bu programlar hepten ortadan kaldırıldı. 1.3.4. Yüksek Öğretim Yeni Türk üniversitesinin esaslarını hazırlamak amcıyla kurulması plânlanan "Serbest Âli Dersler", ilmî bir kuruluş olarak düşünülüyordu. "Her müderrisin serbesti-i fikrî, serbesti-i tedrisi mahfuz" olan bu kuruluşun üç amacı vardı: Milliyetçilik, halkçılık ve aydınlık! Bu dersleri verecek müderrisler 19 Mart 1922 tarihinde Bakanlıkta yaptıkları bir toplantıda, şu kararları alıyorlardı: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 - "Serbest Âli Dersler", yüksek bir kurumdur. öğretim ve yönetiminde özerktir. Müderrisler fahrî olarak ders verir, öğrencilerden ücret alınmaz. - Yeni bir Kürsü açılması ve müderris seçilmesini "Müderrisler Heyeti" belirler, Belli bir dönem sonrasında, devam edenlere bir belge verilir. - Dersler şunlardır: Lisaniyat, Tarih, Terbiye, İktisad-ı Nazarî, Hukuk-u Düvel, Mâliye, İslâm Güzel San'atları Tarihi, Şimdiki Yüzyılda Devlet, İktisadî Görüşler Tarihi. Aralık 1921'de başlayan Serbeat Âli Dersler'in ilk dönemi 25 Mayıs 1922'de bitti. İkinci öğretim yılı da İlâhiyat, Sosyal Sağlık ve Psikoloji alanlarında 1922 Ekiminde başladı. Bu arada İstanbul Dârülfünunu Edebiyat Fakültesi öğrencileri, "Türk Dârülfünunu, Türk milletinin ahlâk ve ilim müessesesidir" diyerek, istiklâl ve milliyet hislerine yabancı olan, Fakültedeki şu hocaların istifasını istemişlerdir: Cenap Şahabettin, Barsamiyan, Ali Kemâl, Rıza Tevfik, Hüseyin Dâniş. Tıp Fakültesinde de bu gibi bazı isimler tespit edilmesi üzerine, hareket giderek genişlemiş, 10 Nisan 1922'de Dârülfünunun bütün şûbeleri kapatılmıştır. Bu hareket, Türkiye'nin en güç günlerinde üniversite öğrencileriyle Ankara hükûmetini birleştirmiş, Maarif Vekâleti Dârülfünun öğrencilerini telgrafla kutlayıp desteklenmiştir. |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
1.4. İSMAİL SAFA BEY'İN BAKANLIĞI
Mehmet Vehbi Bey'in vekilliğinden sonra, Cumhuriyet eğitiminin kuruluş döneminin en güçlü bakanı olan İsmail Safa (Özler) Bey'in birbuçuk yıl kadar süren bakanlık dönemi başlar. İsmail Safa, Cumhuriyet devri eğitiminin Birinci Mustafa Necati'sidir. İyi düşünen, etrafını dinlemesini bilen, doğru karar veren, milletini ve ülkesini gerçekten seven dürüst ve olumlu bir devlet adamı idi. Cumhuriyetin Atatürkçü görüşe sahip, tamamen Cumhuriyete has ilk eğitim bakanı idi. 1.4.1. İsmail Safa Bey'in Görüşleri İsmail Safa, Kurtuluş Savaşının kazanılıp; tüm düşman kuvvetlerin yurttan kovulmasından sonra ve İstanbul Maarif Nezaretinin ilga edilmesinin arkasından Bakan olmuş; hazırlık dönemi eğitimini tam anlamıyla olgulaştırarak, gelecekteki eğitim inkılâplarının temelini sağlamıştır. Ona göre barış döneminde eğitimin üç amacı olacaktır: Terbiye, tahsil ve ihtisas. Türk eğitiminin görevi, yarının fikrî, hukukî ve özellikle iktisadî inançlarıyla doğacak bir uygarlığa gençleri hazırlamak; fikren, ilmen, ahlâken sarsılmaz bir gençlik yetiştirmektir. "Onları, her cereyana sükûn ve tevekkülle tâbi olacak şu veya bu fikir ve kanaatlerle değil, en doğru ve ihtiyaca en uygun. istikametleri sezecek, kendi azmiyle ileri atılacak bir kabiliyet-i fikriye ile yetiştirmek, millet için bir hayat meselesidir." İsmail Safa, aynı "misak-ı millî" gibi, eğitim alanında yeni devletin ulaşmayı plânladığı amaçları gösteren bir "maarif misakı" belirlemiştir. Bu misakın ana ilkeleri şunlardır: - Türk milletini medeniyet safında en ileriye götürmek ve yeni nesilleri, Türk olmak haysiyetinin gerektirdiği bu amaca en kısa zamanda varmayı mümkün kılacak aşk, irade ve kudretle yetiştirmek; - Milliyetçi, halkçı, inkılâpçı ve lâik cumhuriyet vatandaşları yetiştirmek; - İlköğretimi yaygınlaştırmak; herkese okuma-yazma öğretmek; - Yeni nesilleri bütün öğretim kademelerinden geçirmek, onları, ekonomik hayatta başarılı kılacak bilgilerle donatmak; - Toplum hayatında dünya ve âhiret cezaları korkusundan doğan ahlâk yerine, hürriyet ve barış içindeki gerçek ahlâk ve erdemleri hâkim kılmak. Safa Bey'e göre yeni Türk eğitiminin amaçları şunlar olmalıdır: - Gençleri, kardeşlik ve memleket sevgisine dayalı millî bir duygu ile yetiştirmek, Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 - Ekonomik inkılâpların yakın olması dolayısıyla gençliğe çalışma fikrini, üretim amacını ve üretim yollarını iyice öğretmek, - Eski yorgun uygarlığın ve onun kurumlarının yıkılmasına karşı gençliği soğukkanlı ve metin yetiştirmek. Safa Bey, öğretimin amacı olarak da, Gazi Paşa'nın şu düsturunu kabul ediyor: "Terbiye ve tedriste tatbik edilecek usul, malumatı insan için fazla bir süs, bir vasıta-ı tahakküm yahut medenî bir zevkten ziyade, maddî hayatta muvaffak olmayı temin eden ameli ve kâbil-i istimal bir cihaz haline getirmektir." 1.4.2. İ. Safa'nın Çeşitli Eğitim Kademeleri Üzerine Görüş ve Çalışmaları İlk ve Ortaöğretim: İlköğretim, aile eğitimini tamamlar; dinî eğitim verir ve çocukları ortaöğretime hazırlar. Türkiye'de şimdiye kadar eğitim ve öğretim, ilköğretim düzeyinde dönüp durmuştur. İlk ve ortaöğretim amaçsızlıktan kurtarılarak sanat, ticaret ve ziraata yönelmelidir. Hayata ve geleceğe öğrenci hazırlayacak olan ortaokullarda geçmiş ile ilgilenen bilimler yer alamaz. Ortaokulların yanında atelyeler ve uygulama odaları yer almalıdır. Liselerde ise, gençler hem meslekî hem de edebî-kültürel yönden eğitilmelidirler. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 İlk ve ortaöğretimin ıslâhı için Anadolu 15 Öğretmen Okulu bölgesine ayrılmıştı. Her bölgede tam devreli bir lise, birer kız ve erkek öğretmen okulundan oluşan bir "Maarif Merkezi" kurulacaktı. Tatil sırasında da köy imamlarına 20-30 merkezde verilecek kurslardan sonra, bunlardan köy okullarında öğretmen olarak yararlanılacaktı. Sultanilerin bazılarında da yabancı dil öğretmeni yetiştirilecekti. Yüksek Öğretim: Yüksek öğretim dâima meslekî olmalıdır. Türkiye'de iyi bir üniversite hayatı vardır. Bunun yanı sıra Yüksek Öğretmen okulu, Enstitüler ve Konservatuvarlar kurulmalıdır. Halk Eğitimi: Maarif Vekili İsmail Safa Bey, bakan olduktan az sonra vilayet ve sancaklara gönderdiği bir genelgede, özellikle halk eğitimi üzerinde durmuştur. Bu genelgedeki istekler arasında, halkın eğitimine ilgi ve fedakârlığın arttırılması, halk ile okul ve öğretmenleri birbirine yaklaştırmak, zorunlu öğretimle beraber eğitimi her sınıf halkın arasında yaymak gibi önemli istekler vardı. Yabancı Okullar: Lozan barış görüşmelerinin yapıldığı dönemde Avrupa kamuoyunda ve basınında en çok tartışılan konulardan biri, Türkiye'deki yabancı okullar olmuşlardır. Safa Bey, barış öncesinde, bu konudaki görüşlerini şöyle açıklamıştır: "Memleketimizdeki ecnebi müesseselere karşı maziyi kat'iyyen unutmuşuzdur. Bütün dünyaca kâbil-i inkâr değildir ki bu müessesat şimdiye kadar memleketimizde mâteessüf samimi bir maksatla çalışmamışlardır. Memleketi ihtilâle sevk eden, muhtelif yerlerde şûriş ve isyan çıkaran unsurların çoğunu, bu mekteplerin yetiştirdiği insanlar teşkil etmektedir ve denilebilir ki bu müessesat en çok bununla uğraşmış ve Türkiye devletini tahrip etmek için bir gün mesaisinden geri kalmamıştır." Bu kurumların geçmişlerinin bu kadar kötü olmasına rağmen, Türkiye'nin her şeyi unutmaya hazır olduğunu bildiren Bakan, şu kesin görüşünü de açıklamaktan geri kalmamıştır: "Bütün dünyaya ve bilhassa bu müessesatla alâkadar olanlara kat'i sûretle bildirmek istiyoruz ki, artık eski oyunların tekrar edilmesi imkânsızdır. Onun için memleketimizde yaşamak isteyen her ecnebi müessessesi kanunlarımıza ve mektepler hakkında koymuş olduğumuz ve koyacağımız esasata harfiyen riayet edeceklerdir. Bu esasata riayet edilip edilmediğini dâimi surette tsftiş ve murakebe etmek en büyük hakkımız ve bir dakika olsun gözden kaçırmayacağımız bir esastır." Bakan, ayrıca bir genelge yayınlayarak Türkçeden başka dilde öğretim yapan özel okullarda Türkçe, Türk Tarih ve Coğrafyası derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulacağını ve bu derslere yeteri kadar ders saati ayrılacağını bildiriyor; Mekâtib-i Hususiye Talimatnâmesi'nin altıncı maddesini de bu şekilde değiştiriyordu. Bu arada hükûmet de Lozan barış görüşmelerinde, bu hususu savunma kararları alıyordu. 1.4.3. Maarif Vekaleti Merkez Örgütü 1920 yılında Maarif Vekilliği kurulduğunda merkez örgüt İlk Tedrisat Müdürlüğü, Orta Tedrisat Müdürlüğü ve Telif Tercüme Heyetinden oluşan basit bir yapıda idi. Bakanlığın merkez örgütü, 1923 yılında, İ. Safa Bey'in bakanlığı sırasında yeniden kurulmuştur. Bu örgütlenmede -Fransa ve İspanya merkezî eğitim örgütü esas alınarak- ilmî ve idarî bölümlere yer veriliyordu. Bilimsel örgütlenme, Osmanlı eğitim sistemindeki Meclis-i Maarif-i Kebir gibi bir kurul idi. 30 üyeden oluşan kurul, yılda iki ay toplanacaktı. Fransa'da 50 üyeli, İspanya'da 70 üyeli, aynı tarzda eğitim kurulları vardı. İdarî kısımda ise, ilk ve ortaöğretimde genel müdürlükler kuruluyor; yükseköğretim de bir müdürlük şeklinde örgütleniyordu. Bunun yanı sıra Heyet-i Teftişiye, İstatistik ("İhsaiyat") Müdürlüğü, Hars ve Sanayi Dairesi de kuruluyordu. 1.4.4. Birinci Heyet-i İlmiye Bakanlığın Maarif Heyeti İlmiyesi'nin 15 Temmuz 1923 de başlayan toplantısı, hazırlık dönemi Cumhuriyet eğitiminin en olumlu çalışması, Maarif şûralarının bir çeşit başlangıcıdır. Artık cephe savaşı kazanılmış, eğitim savaşına başlanacaktır. Burada, Türkiye'nin bütün eğitim sorunları inceden inceye konuşulmuştur. Birinci Heyet-i İlmiye üyelerin seçimi şu şekilde yapılmıştı: Seçildiği veya temsil ettiği kurumÜye SayısıTelif ve Tercüme Encümeni3İlk Orta ve Yüksek Tedrisat Müdürlüğü3Teftiş Heyeti3Hars Müdürlüğü1İhsaiyat Müdürlüğü1Dârülfünun müderrisleri4Serbest Ali Dersler Müderrisi1Dârülmuallimîn ve Dârülmuallimat-ı Âliyeden2Sanayi-i Nefiseden1Galatasaray Lisesinden1Ortaöğretim mensuplarından2İlköğretim mensuplarından2Bakanlığın Seçeceği Uzmanlar6İlgili Bakanlıklardan6Basın mensubu2Türkocağı'ndan1Büyük İzci Ortasından1Toplam40 Toplantıda incelenecek konular da şu şekilde belirlenmişti: a) Maarif-i umumiyye icraat programı, b) Millî hars c) Çevirilerde uyulacak esaslar, d) İstatistik Umum Müdürlüğü teşkili, e) Millî kamus ve sarf, f) Millî musiki, lisan ve edebiyat, g) Millî Tarih Kütüphanesi, h) Millî Hazine-i Evrak, i) Millî Tarih ve Coğrafya Enstitüleri, j) Etnografya Müzesi, k) Millî Müze, l) Mektep Müzesi, m) Ankara'da Âli Dersler, n) İlköğretim programları, o) İlkokul sonrası hayatî öğretim programı, p) Tedrisat-ı İbtidaiye Kararnamesinin tadili lâyihası, q) Öğretmen okulları program ve yönetmelikleri, r) Sultani teşkilatı, ad değiştirme ve öğretim süresi, s) Sultani programlarını değiştirme, t) Ortaöğretim muallimleri yasa tasarısı, u) İzcilik teşkilât-ı esasiyesi, v) Heyet-i Teftişiye Nizamname lâyihası, w) Asâr-ı Atika Nizamnamesi tadili, x) İstanbul öğretmen okullarında tâli kısımların açılması, y) Galatasaray Sultanisi teşkilât ve programı, z) Dârülmuallimîn-i Âliye öğrencilerine meslekî bilgi verilmesi. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
15 Temmuz 1923'te başlayan Heyetin ilk toplantısında bir konuşma yapan Safa Bey, son düşman askerinin denize dökülmesinden itibaren bütün gözlerin eğitime çevrildiğini ve ülkenin "hakikî kurtuluşu"nun eğitimden beklendiğini vurgulamıştır. Bakan, 1909'den beri eğitimimize gerçek yönünü vermek için çalışan değerli insanların hayırlı, faydalı girişimleri olduğunu; ancak her yeni gelenin eskisinin zıddına veya başka bir yolda çalıştığını, eğitim kurumlarının "şahsî icraata bağlı, istikrarsız ve istinatsız" kaldığını; Cumhuriyetin eski maarifi bu noktada devraldığını belirterek şöyle demiştir:
"Bence Maarif Vekâleti, memleketimizdeki âlim ve mütefekkirlerin karar ve fikirlerini tatbik edecek bir vasıtadan başka bir şey değildir. Cephesini onlardan almalı ve onların gösterdiği yolda yürümelidir. Ben değişebilirim, benden sonra gelecek de değişebilir. Fakat sizin kararınız ve sizin verdiğiniz program değişmemeli ve yeni bir kararınız olmadıkça, olduğu gibi tatbik edilmelidir. İşte bu, hepimizin sadakatle ve fedakârlıkla müdafaa edeceğimiz bir esas olsun. Yeni doğan Türkiye'ye yeni bir maarif istikameti verecek olan Heyetinizden müsmir ve feyizli mesai bekler, muvaffakiyetler temenni ederim, efendiler". Bu konuşmadan sonra toplantıda altı komisyon kurularak çalımalara devam edilmiştir. Bu komisyonlar şunlardır: Millî ve İlmî Komisyon, İstatistik Müdiriyeti Teşkilâtı Komisyonu, İlköğretim Komsiyonu, Öğretmen Okulları, izcilik, eğiticilik komisyonu, Ortaöğretim Komisyonu, Bakanlığın genel çalışmaları ve programı komisyonu. Çalışmalar sırasında İsmayıl Hakkı (Baltacıoğlu) Bey, ülkedeki öğretimin birleştirilmesinin yurdun birliği için gerekli olduğunu, bu nedenle konu ile uğraşacak genel bir komisyon kurulmasını istemiştir. Özellikle vakıf okullarının, "devlet okulları" olduğunu iddia ederek şöyle demiştir: "Hangi bir milletin ibtidai mekteplerinde yeni yetişen neslin üzerinde müezzin, imam gibi sarıklı hocaların nüfuzu görülür?.. Hiç bir şey kabul etmem!.." Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Aynı gün de, Tevhid-i tedrisatın ilk basamağı sayılabilecek şekilde, şu kararlar alınmıştır: şehit çocuklarını himaye eden Dârüleytamlar ve askerî okullar Maarif Vekâletine devredilecek, genel ilköğretim okulları da bu Bakanlıkça açılabilecek*, ilköğretim sonrası tamamlama sınıfları ve meslekî öğretim veren idadiler Bakanlığa bağlanacaktı. Birinci Heyet-i İlmiye'nin aldığı önemli kararlar şöyle sıralanabilir: - İlköğretim altı yıldır. Öğretim zorunluluğu 7-14 yaşları arasındadır. Birinci ve ikinci sınıf mevcudu 30'u, diğerleri 40'ı aşamaz; öğrenci çok olursa şûbelere ayrılır. Zorunlu eğitim yaşında bulunan çocukların yabancı okullara devamları yasaktır. - Maarif Vekâletinden başka bakanlıklar ilköğretim yaptıramaz. Bu bakanlıkların elinde var olanlar Maarife devredilecektir. Yabancılar dâhil, bütün özel okullar Maarif Vekâleti'nin denetimi altındadır. Yasa ve yönetmeliklere uymayan ve başka amaçlarla açıldığı anlaşılanlar, derhal kapatılacaktır. - Küçük köyler için, seçilecek yerlerde "Leylî Köy Mektepleri" (Yatılı Bölge Okulları gibi) kurulacak, hattâ gezici öğretmenler kullanılacaktır. İlkokul öğretmenleri hakkında bir yasa hazırlanmıştır. - İlköğretimden sonra ortaöğretime gidemeyecekler için, zorunlu öğretim iki yıl daha devam eder. İki yıllık "ihzarî mektepler"de hayatî ve meslekî eğitim yaptırılır. - Kadınlar, Heyet-i İlmiye'ye girebilecekler ve ilköğretim müfettişi olarak da atanabileceklerdir. - Din dersi öğretmenlerinin seçiminde, diğer öğretmenlerdeki gibi şartlar aranılacaktır. Din dersleri programı, din ve eğitim adamlarından kurulu bir komisyonca yapılacaktır. - "Sultani" adının "lise" olmasına karar verilmiştir. Liselerin 4+4+3 = 11 yıl olmasına; fen ve edebiyat şûbelerinin lise son sınıfta ayrılmasına karar verilmiştir. Lise ve dengi okullarla yüksek okullar ve yüksek medrese mezunları için "hidmet-i maksureden istisna yoktur". - Göreve başlayınca askerlik yaşları gelen öğretmenlerin bir defa ve bir yıldan fazla tecil haklar yoktur. Yüksek okul ve medresede okuyanlarla Avrupa'da tahsil yapanların "hidmet-i maksure"leri tecil olunur. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 - Diplomalı ve ehliyetnameli ilkokul öğretmenleri, askerliklerini, öğretimi aksatmayacak şekilde yaparlar. - Öğretmenlerin nedensiz azlini önlemek için, Meclis'ten yasalar çıkartılacaktır. Ama o zamana kadar, Heyet-i İlmiyece bu hususta uygulanacak esaslar önerilmiştir. Bu arada Millî Hars Komisyonu da Hars Genel Müdürlüğü'nün ve birçok enstitü, müze vs.. kurulmasını öneren raporunu sunmuş; Heyet-i İlmiye de halk eğitimi hakkında Ziya Gökalp ve İsmail Bey tarafından verilen bir taslağı kabul etmiştir. Heyet-i İlmiye toplantısında en çok önem verilen konulardan biri de, beden eğitimi alanı olmuştur. Selim Sırrı (Tarcan) Bey toplantıya sunduğu bir tasarıda Beden Eğitimi Öğretmen Okulu ve Genel Müfettişliğinin kurulmasını, beden eğitimi öğretmenlerine diğer öğretmenler kadar maaş verilmesini, her okulda birer jimnastik salonu kurularak okullarda ilmî bir şekilde spor ve jimnastik yapılmasını istemiştir. Toplantının sonunda Beden Eğitimi ve İzcilik Komisyonu da çok önemli kararları içeren raporunu yayınlamış, Bakanlığın bir izci ve keşşaf teşkilâtı kurması hakkında somut öneriler getirmiştir. Heyet-i İlmiye 15 Temmuz-15 Ağustos 1923 tarihleri arasında çok yoğun ve ciddi bir çalışma yaparak, Maarif Vekaletine, uygulayacağı ayrıntılı ve çok sağlam bir program vermiştir. Toplantıdan sonra, Heyet'in "Maarifin Erkân-ı Harbiye Heyeti" olduğunu belirten Hasan-Ali (Yücel), heyet kararlarının aynen uygulanmasını istemiştir. 1.4.5. İstanbul-Anadolu çekişmesi Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 1923 başından itibaren İstanbul'daki eski yönetimin artıkları, Ankara'nın yaptığı hareketleri çeşitli yönlerden eleştirmeye başlamışlardır. Eğitim alanında da İstanbul Muallimler Cemiyeti yedi-sekiz maddelik bir kararlar demetini Maarif Vekâleti'ne göndermiş, Anadolu öğretmenlerinin kayırıldığını iddia etmişlerdir. Bakan ise bunların asılsız olduğunu, İstanbul eğitim bütçesinin Anadolu'nun iki katı olduğunu bildirmiştir. Ama buna rağmen eleştiriler durmamıştır. İstanbul Muallime ve Muallimler Cemiyeti'nin yıllık kongresinde Anadolu ve İstanbul ayrılığından ve düşmanlığından söz edilmiştir. Bunun, cehlin ilme karşı düşmanlığına benzediğini iddia etmişlerdir. Bunlara karşı ise Bakanlık, rakamlarla Anadolu'nun İstanbul lehine fedakârlık yaptığını açıklamış, Türkiye Muallime ve Muallimler Dernekleri de İstanbul'a karşı sert tepkiler göstermişlerdir. 1.5. HAZIRLIK VE KURULUŞ DÖNEMİ SONUNDA EĞİTİM ZİHNİYETİ Eğitim inkılâpları dönemine geçmeden önce, hazırlık dönemi eğitimine yön vermiş kişiler arasında yapılan bir anketten söz etmek; bu dönemin eğitim anlayışını kısaca gözden geçirmek gerekir. Hakimiyeti Milliye gazetesi Heyet-i İlmiye toplantılarına katılan Selim Sırrı, Ali Haydar, Heyet-i Teftişiye müdürü Abdülfayyaz Tevfik, Telif ve Tercüme Heyeti üyesi Mustafa Rahmi, Mekteb-i Sultani Müdürü Faik, müfettiş Ahmet Hilmi, öğretmen Ali Rıza, Ortaöğretim müdürü Nafi Atuf, Dârülmuallimin-i Âliye müdürü İhsan, İhsaiyat müdürü Avni, müfettiş Hasan Fehmi, Dârülmuallimin öğretmenlerinden İbrahim Alaattin ve Şemsettin Sami Bey'in oğlu Ali Sami beylere o zamanki Türk eğitiminin sorunları hakkında 14 soru sorup, cevaplarını yayınlamıştır. O zamanki Türk eğitiminin kurmayları sayılabilecek bu kişilerin önemli görüşleri, şöyle sıralanabilir: |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
Türk eğitiminin en önemli eksikleri öğretmen, para, genel eğitim yasası, eğitim örgütü, belirli bir eğitim politikası ve henüz prensip ve sistemlerin olmamasıdır.
Türk eğitimi İkinci Meşrûtiyetten beri bir gelişim içindedir. Ama savaş yılları bu gelişmeyi durdurmuştur. Türkiye ihtilâl ve inkılâp yapmıştır; yeni bir devrin başındadır. Batıya dünden daha yakındır. Halkta bir eğitim isteği uyandırmalı, iyi bir yasa ve örgütle derhal çalışmalara geçilmelidir. Bütün okullarımız ıslâha muhtaçtır. Ama en önce ilk ve ortaöğretim düzeyindeki okullar ıslâh edilmelidir. Bu arada sağlam bir ıslahât için ilköğretmen okulları da ihmal edilmemelidir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Bugünkü eğitim bütçesinin ne kadar arttırılması konusunda kesin bir rakam verilmiyor. Ancak Türk eğitiminin çok büyük miktarda paraya ihtiyacı olduğunu, eğitim bütçesinin en az beş-on kat arttırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu arada öğretmenlerin metod yönünden mükemmelleştirilmesi, maaşlarının arttırılması gerekmektedir. Terfi, tayin ve azilleri bir yasaya bağlamalıdır. Ders kitapları hem dil, hem de duygu yönünden tamamen değiştirilmelidir. Yüksek öğretimi bitiren gençlerden araştırma yapacaklar Avrupa'ya ve Amerika'ya gönderilmeli; ayrıca bu çalışmalar için kütüphaneler, enstitüler, müzeler vs.. kurulmalıdır. Kadın ve erkeklerin birarada karma olarak eğitilmeleri hususunda görüşler değişik; ancak çoğunluk karma eğitimden yana, bazıları bir kademeye kadar karma eğitime taraftar, bazıları da kadınların eğitimine değer verilmesini, ancak kendi okullarında okumalarını istiyorlar. 1.6. CUMHURİYET EĞİTİMİNİN HAZIRLIK DÖNEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ TBMM, kurulduktan hemen sonra, Bakanlar Kurulunu da teşkil ederek "Misak-ı Millî" sınırları içindeki Türkiye'nin yönetimini derhal üzerine almıştır. Ordu birlikleri sür'atle TBMM hükûmetlerinin yanında yer almış, diğer mülkî yönetim birimleri ise İstanbul Nezaretleri ile Ankara Vekâletleri arasında kalmıştır. Ama Anadolu hareketinin gelişim aüreci içinde ve Vekâletler örgütlenmelerini tamamladıkça Ankara'nın yanında yer almışlardır. Orduyu ve milis kuvvetlerini yanına alan Mustafa Kemâl, Anadolu halkını da tam olarak İstiklâl Savaşına inandırmak ve Ankara hükûmetlerinin yanında yer almalarını sağlamak için öğretmenlere ve eğitime çok önem vermiştir. Savaşın en kızışkın olduğu dönemlerde M. Kemâl maaşını alamayan öğretmenlerin durumlarıyla ilgileniyor, Maarif Müdürlüklerine ve vilâyetlere yazılar yazıyor, Anadolu öğretmenlerini, örgütlüyor, onlara bir Maarif Kongresi toplattırarak, toplantının açış konuşmasını yapıyordu. Maarif Vekâleti vilâyetlerden eğitim alanında çalışanların sicillerini istiyor, Avrupa'daki öğrencilerin harcamalarını üstleniyor ve bakanlık örgütünü genişleterek "Birinci Heyet-i İlmiye" adı altında, Türkiye'nin o zamana kadarki en büyük ve en ciddî eğitim toplantısını yaptırıyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Bu gibi çalışmalarla, hazırlık döneminde Anadolu eğitimi başarılı bir şekilde Ankara'ya bağlanmış ve fikrî yönden de eğitim inkılâplarına hazır hale gelmiştir. Bu arada Rıza Nur Bey'in bakanlığı dönemi, henüz örgütlenme tam olmadığından ve öğretmen maaşlarının verilmemesi gibi çözümü zor konularla karşılaştığından; Vehbi Bey'in bakanlık dönemi de hem büyük savaşın hazırlıkları ve gerçekleştirilmesi yüzünden, hem de Bakanın şahsî girişimden yoksun bir kişilikte olmasından Osmanlı zihniyetindeki komisyonların boş çalışmalarıyla geçmiş, gerektiği kadar başarılı olamamıştır. H. Suphi Bey, gerek Almanya gözlemlerinden gerekse Sovyet inkılâbından olacak, genellikle 'işçi' yetiştirme işine ve "çiftçi ve işçi sınıfı"na önem vermiş; ama kendi milliyetçi görüşlerinden dolayı Mustafa Kemâlciliğe ters düşmemiştir. Hazırlık döneminin her anlamda M. Kemâlci, cumhuriyetçi, milliyetçi, inkılâpçı bakanı İsmail Safa olmuştur. Ayrıca İ. Safa Bey'in bakanlığı zamanıda, öğretimin birleştirilmesi işinin bazı ön safhaları gerçekleştirilmiş, Cumhuriyet hükûmetlerinin daha sonra yabancı okullara karşı uygulayacakları politikanın ilk örnekleri verilmiştir. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
ATATÜRK DEVRİ TÜRK EĞİTİMİ - II (Prof.Dr.Mustafa ERGÜN) 2. EĞİTİM İNKILÂPLARI DÖNEMİ (1924-1928) 2.1. EĞİTİM İNKILÂPLARI DÖNEMİ GENEL EĞİTİM POLİTİKASI 2.1.1. Vasıf Bey'in Eğitim Politikası Anadolu'da Türkler Selçuklular zamanında Acem kültürünün; Osmanlılar zamanında ise Arap ve Acem kültürü ile batı uygarlığının zebunu olmuşlardır. Bütün bunlar Türk millî varlık ve duygularını, dilini ve geleneklerini unutturmak istemişlerdir. Millet sosyal ve kültürel bir durgunluk içine girmiştir. III. Selim zamanından beri aydınlar milleti bundan kurtarmaya çalışıyorlar ama padişahlar ve gerici bir zümre buna engel oluyordu. İçerden Arap kültürü, dışardan Avrupa uygarlığı Türk milletini şaşırtmıştır; sürekli savaşlar milletin hedefini şaşırtmıştır. Milletin aradığı hedef, şimdi, milletin ruhundan çıkmıştır. Artık millet bütün varlığıyla, M. Kemâl'in gösterdiği hedefe yürüyecektir. Türk milleti artık eski hurafe, gelenek ve bâtıl inançlardan kurtulmuştur Öğretmenlerin rehberliğinde, yeni bir îman, ruh ve fikirle medeniyet zümresine katılacaktır. Onun, için Türk eğitimi ilkokuldan üniversiteye kadar, disiplin hükümlerinden ders kitaplarına kadar tamamen değişecektir. Ders kitapları yeni zihniyete, Cumhuriyet prensiplerine göre yeniden yazdırılacaktır. Türk tarihi, şahısların ve padişahların etrafındaki olaylar değildir. Olaylar ve gelişmeler doğrudan doğruya milletin eseri olarak okutulacaktır. Lise fen derslerinin eserleri ise, Avrupa dillerinden çevirtilecektir. Bakanlık için en esaslı hedef, Cumhuriyetin, yeni Türk devletinin sonsuz olarak yaşamasıdır. Bunun için gençleri kuvvetli bir îman ile yetiştirmek, eğitim-öğretim sistemini buna göre değiştirmek gerekir. Bakanlık bunları belirlemiş, Heyet-i İlmiye toplantısında da bir uzmanlar grubuna onaylattırılmıştır. Bütün öğretim sorunları, Cumhuriyet ruhuna uygun bir biçimde çözümlenecektir. Türk milleti uzun fedakârlıklar sonunda Cumhuriyeti elde etmiştir. Cumhuriyet, hakimiyetin kayıtsız şartsız millette olmasını sağlayan bir müessesedir. Çocuklara Cumhuriyeti iyi anlatmalı, bilinçli vatandaşlar yetiştirmelidir. Zorunlu ve parasız öğretimi daha çok yaygınlaştırmak için ilköğretim süresi kısaltılmıştır. Ülkenin gerçek ihtiyaçlarına göre bir i1köğretim politikası izlenmesi, ilköğretimin yetkisiz ve bunu üzerlerine bir yük olarak kabul eden idarelerin elinden alınıp, yetkili idarelere ve genel bütçeye bağlanması esastır. İlkokullar şahsî etkilerden ve yıkımlardan kurtarılacak, genel bir program çerçevesinde yürütülecektir. Türkiye'nin her tarafında dengeli bir eğitim çalışması yapılacaktır. Bunun için bazı değerli öğretmenlerimiz Anadolu'nun geri kalmış yörelerine gönderilecek, kabul etmeyenler meslekten atılacaktır. Sayı itibarıyla çok okul açmak gibi "sakîm bir yola" kesinlikle girilmeyecektir. Hem öğretmen okulları hem de liseler belirli merkezlerde toplanmaya ve güçlendirilmeye çalışılacaktır. Liselerden din dersleri kaldırılmıştır. Dinî eğitim ilkokulda, fennî eğitim de liselerde yapılacaktız. Çalışmalarımızın en önemli noktalarından biri, memleketin aydın kütlesini, uzmanlarmı yetiştirmek olacaktır. Bunun için üniversiteyi güçlendireceğiz ve Avrupa'ya öğrenci göndereceğiz. Vasıf Bey, eğitim politikasının ana ilkelerini 1924-25 öğretim yılı dolayısıyla yayınladığı genelgede çok ayrıntılı olarak, maddeler halinde açıklamıştır. Bakan, bu genelgesinde hem maddî hayatta başarılı olacak pratik adamlar yetiştirmek hem de bağımsız, ülkücü, idealist bir Türk gençliği yetiştirilmesini istemiştir. Vasıf Bey, daha çok maddî hayatta başarılı bir genç, bunu sağlayıcı bir eğitim sistemi istiyordu. Bu, bazı çevrelerde Avrupa sanayii ve rekabeti karşısında gereksiz bir korku olarak nitelendi ve Tanzimatçıların düştüğü hataya düşülmemesi, milliyetçi ve dolayısıyla medenî gençler yetiştirilmesi istendi. Ama genel olarak Bakanlığın izlediği, eski sistemle bağları koparma, yavaş yavaş değil de sıçramalarla yürüme politikası tasvip edilmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 2.1.2. Hamdullah Suphi Bey'in Eğitim Politikası Türkiye, Doğuda Batılılığın temsilcisidir. Savaşta Avrupalılar yenilmiş ama "Avrupalılık" kazanmıştır. Türkiye Batı'yı, Batı'dan aldığı kurumlarla, mektebiyle, ordusuyla, cumhuriyet yönetimiyle yenmiştir. Türk öğretmeni, Batı'nın kuvvetini meydana getiren bütün etmenlerini Türk vatanına nakletmelidir. Bugünkü Türkiye bir "mücâhede ve mücâdele" âlemidir. Öyle bir yere gelinmiştir ki, bir daha geri dönmeye imkân yoktur. Geçmiş ile aramızda aşılmaz bir uçurum vardır. Türkiye gemileri yakmıştır. Eğitim sistemi de buna göre kurulacaktır. H. Suphi Bey, Türk inkılâbını amacına okuldan çıkacak olanların ulaştıracağını söyleyerek, okulların ona göre kurulmasını istemiştir. Ona göre Türk eğitim sisteminin mihveri, ilköğretimdir. Okul, çocukları neş'e ve hürriyet havası içinde faaliyete, gözlem yapmaya ve düşünmeye sevk eden, düzen ve uyum içinde çalıştıran kurumdur. H. Suphi bu geçiş döneminde kalplerin ve ahlâkın eğitimine çok önem verileceğini, bunun da ortaöğretim düzeyinde yapılacağını söylemiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 2.1.3. Mustafa Necati'nin Eğitim Politikası Necati Bey, yeni kurulan devletin yedinci eğitim bakanı idi. Yeni devlet de çeşitli gerekçelerle, durmadan eğitim bakanı ve hükûmet değiştiriyordu. Gerçi İsmail Safa'dan itibaren eğitim, Atatürk'ün istediği bir yola, Atatürk inkılâpları yoluna girmişti ama, gene de durmadan Bakan değişiyordu. Necati Bey bakanlığa geldiğinde, eğitim çevrelerinde böyle bir şüphe vardı. İkinci Meşrûtiyetin ilânından beri eğitim alanında reform yapmak isteyen, hattâ iyi işlere girişen Eğitim bakanları olmuştu. Ama bakanların sık sık değişmesi ve yeni gelenin eskisinin yaptığını yıkması veya en azından devam ettirmemesi, eğitimde ilerleyemeyişin ana nedeni sayılıyordu. Meşrûtiyet yıllarından itibaren eğitim hareketlerinin başarısızlığa uğramasının sebepleri şöyle sıralanıyordu: Programsızlık ve programların sürekli olarak değişmesi; Sayı ve nitelik sorunlarının çözümlenememesi; Sürekli savaşlar; "Teşettüt ve tezelzül" (dağınıklık ve sarsılma); Tecrübesizlik ve vukufsuzluk vs... Necati Bey, bakan olur olmaz uzmanları toplayarak on yıllık bir eğitim plânı yapılmasını istemiştir. İsmail Safa ve Vasıf Bey zamanından beri hazırlanmakta olan yeni eğitim örgütü yasasını çıkardı ve Bakanlığı sırasında bütün gücüyle bu yasada öngörülen eğitim örgütünü kurmaya çalıştı. 1924'te dâvet edilip rapor alınan John Dewey'nin söylediklerini uygulamaya, özellikle teknik eğitim alanında yeni uzmanlar çağırıp, raporlarını değerlendirmeye başladı. Sanayi-i Nefise, program, terbiye-i bedeniye işleri hususunda komisyonlar kuruldu. Talim ve Terbiye Heyeti kurularak Maarif Şûrâsı'nın yasal hazırlıkları yapıldı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Necati Bey, Millî Talim ve Terbiye Heyeti ile, eğitim politikasına önemli bir istikrar getirdi. Esasen Cumhuriyet Halk Fırkasının gittikçe etkin bir biçimde Devlet yönetimini üstlenmesi, partinin uzun vadede değişmez, tutarlı bir eğitim politikası olmasını gerektiriyordu. Necati Bey, Bakanlığa öğretmen örgütü başkanı iken gelmişti ve hattâ bakanlıkla başkanlığı da bir arada yürüttü. Bakan olduktan sonra yayınladığı genelgede şöyle diyordu: "Meslek arkadaşlarımın vukuf ve tecrübelerine, genç Cumhuriyetimizin yükselmesi uğrunda sarf ettikleri ve daha büyük aşkla sarfına devam edecekleri fedakârane mesaiye istinaden Maarif Vekâletini deruhde ettim." Bakan aynı genelgesinde, kendisinden önce iş başına gelmiş arkadaşlarının bu yoldaki çalışmalarını da "hürmetle yâd" ediyordu. Necati Bey'e göre eğitimin amacı, yeni nesli bedenen ve fikren olduğu kadar seciye ve millî heyecan yönünden de yeni hayata ve demokrasinin gereklerine hazırlamaktı. Türklük bu şekilde, içinde bulunduğu uygarlık içinde yüksek bir yer elde edecekti. Bakan, o sıralarda sık sık görülen öğrenci "grev"leri ve çeşitli disiplinsizlikler karşısında, okullarda kuvvetli ve bilinçli bir disiplin ("inzibat") ve erdemli bir manevî hayatın hâkim olmasını istemiştir. Necati Bey, yeni Türkiye devletine devamlı bir eğitim politikası belirlemeye çalışmıştır. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
2.2. EĞİTİM BAKANLIĞI ÖRGÜTÜ TBMM hükûmetleri döneminde kurulan bakanlık örgütleri çok basit bir yapıda idi ve savaşı kazanmış, inkılâplar yapmaya başlamış Cumhuriyet hükûmetleri döneminde eski yasalar ve örgütlerle bu işin başarılamayacağı açıkça görülüyordu. Bu nedenle Vasıf Bey'in, bakanlığı sırasında bir Genel Eğitim Yasası hazırlamak için bakanlıkta çeşitli komiayonlar kurulmuş ve bu komisyonların kendi alanlarıyla ilgili olarak hazırlayacakları yasa parçalarını toplayıp genel bir değerlendirmeden sonra Bakanlığa sunacak -Dârülfünun Emini İsmayil Hakkı Bey başkanlığında- altı kişilik bir de ortak komisyon kurulmuştur. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 1924 Ağustosu sonlarında çalışmalarını bitiren bu komisyonların hazırladığı tasarıya göre, ilköğretim alanında altı yıllık genel eğitim ve öğretim veren "Halk Mektepleri" ile bir yıl teorik ve uygulamalı eğitim veren "İtmam Sınıfları" olacaktı. Tasarı öğretim mecburiyetini yıllarla ifade etmiyordu. Eğer hükûmet bir yerde gerekli ilköğretim şartlarını hazırlarsa, orada eğitim mecburiyeti konulacaktı. "İtmam, hirfet ve idadi mektepleri" de ilköğretim grubu içinde bulunacaktı. Yasa tasarısına göre ilköğretim harcamaları yerel bütçelere yüklenmişti; ama ilköğretim bütçesi esaslarının daha ayrıntılı ve sağlam olarak, belirlenmesi için ayrı bir komisyon kurulmuştu. Yasada ortaöğretim bir bütün olarak kabul edilmişti. Lise ve ortaokul yılları ayrılmamıştı. İlköğretmen okulları, Sanayi, Ticaret ve Ziraat okulları da ortaöğretim grubu içinde düşünülüyordu. Komisyon, yasa taslağının müzeler, Sanayi-i Nefise Mektebi, Konservatuvar, Türkiyat Enstitüsü, Sanayi-i Nefise Akademisi ve Maarif mıntıkalarıyla ilgili bölümlerini tamamlamıştı. Tâ 1923'ten itibaren Türk eğitim örgütünde tartışılan Maarif Mıntıkaları,1924 yasa tasarısında da yer almış ve nihayet 1926 yasası ile uygulamaya geçmişti. 1924 tasarısına göre ülkenin "Maarif Mıntıkaları"na ayrılması, o yörenin eğitimce gelişme, teftiş ve denetlenmesini daha kolaylaştırılması için yapılıyordu. Tasarıdaki örgüt, Şema 1'de olduğu gibi idi. Bakanlığın, İstanbul'da bir komisyona ("Heyet-i İlmiye") hazırlatıp kendisinin de bazı değişiklikler yaptıktan sonra son şeklini verdiği bu yasa tasarısı, Başbakanlığa sunuldu. Meclis açılıncaya kadar bu tasarının kamuoyunda tartışmaları da yapıldı. Ancak Vasıf Bey'in bakanlıktan ayrılması üzerine, olduğu gibi kaldı. Hamdullah Suphi Bey'in bakanlığı sırasında ise bu tasarı hiç ele alınmadığı gibi, merkez örgütteki Hars Müdürlüğü biraz takviye edildi, bir Irk Müzesi kurmak için Macar uzman Dr. Mey Saruş getirildi ve Bakanlıktaki birkaç genel müdürün yanına yardımcı müdürler verildi. Necati Bey, 1925 sonunda Bakanlık görevine başladığında programlar, eğitim sistemleri, öğretim yöntemleri gibi çok önemli eğitim işlerini daha bol bir zaman içinde incelemeyi uygun bularak; eğitim örgütünün en kusurlu ve aksak yerlerini araştırmayı uygun gördüğünü belirtmişti. Necati Bey, bakan olduğunda Bakanlık örgütü ilköğretim, ortaöğretim, Hars, İhsaiyat, Özlük İşleri Müdürlükleriyle, Özel Kalem, Teftiş, Telif ve Tercüme Kurulları ve Müsteşarlıktan oluşuyordu. Dârülfünun, yüksek okullar, matbaa ve rasathane gibi kurumlara da Müsteşarlık bakıyordu. Necati Bey, bakan olduktan sonra ilk iş olarak bir "Heyet-i İlmiye" toplamış, bu kurulun bütün toplantılarına kendisi de katılarak geceli gündüzlü çalışmalarla yeni bir Maarif-i Umumiyye Kânûnu tasarısı hazırlamıştır (Bize göre, 1924 yılında Vasıf Bey'in hazırlattığı yasa tasarısı üzerinde çalışılmıştır). Bakanlığın tasarısı 24-28 Ocak tarihleri arasında Bakanlar Kurulu'nda görüşülerek onaylanmış ve Şubat başlarında da Meclis komisyonlarında görüşülmeye başlanmıştır. 20 Mart 1926'da* kesinleşen bu yasaya göre: Eğitim Bakanlığı bünyesinde iki bilimsel kurul kuıulacaktı. Birisi dil ve diğer bilimsel sorunlarla uğraşacak "Dil Heyeti"; diğeri de eğitim-öğretim işleriyle uğraşacak "Talim ve Terbiye Dairesi". Bu dairede en fazla on uzman bulunacaktı (madde 1,2). Türkiye, eğitim örgütü bakımından bölgelere ayrılmıştı. Bir veya birkaç ilden meydana gelen her "Maarif Mıntıkası"nda bir "Maarif Emini" bulunacaktı, Maarif Emini, bölgelerindeki ilkokul öğretmenlerini, ilköğretim müfettişlerini ve diğer eğitim dairelerinde çalışan memur ve görevlileri atayabilecekler ve Bakanlık emrine alacaklardı. Bölgelerindeki ortaöğretim kurumlarını da denetleyeceklerdi (madde 19,20). Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Necati Bey, Bakanlığın her türlü çalışmalarında J. Dewey raporundan büyük ölçüde etkilenmiştir. Bakanlık merkez örgütünde de, Bakanlığı bir bürokrasi makinesi olmaktan kurtararak düşünce ve esin kaynağı durumuna sokmak için, örgütü, yetkili eğitimciler ile pekiştirmek istemiş ve ilköğretim müdürlüklerinde "şûbe müdürlükleri" kurmuuştur. 1926 bütçe kanunu ile Mektep Hıfzıssıhha Dairesi, İnşaat Dairesi, Mektep Levazım ve Âlât-ı Dersiye Dairesi ve Millî Talim ve Terbiye Dairesi'ni kuruyor; Telif ve Tercüme Heyetini ise kaldırıyordu. 1926 yasasının öngördüğü Türk Dili Heyeti 1927 yılında kuruluyor, 1928'de ise Meslekî Tedrisat Genel Müdürlüğü yüksek öğretimle ortak bir biçimde örgütleniyor, Lâtin Harfleri Heyeti kuruluyor ve Hars Dairesi ise kaldırılıyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Necati Bey, okul doktorluğu ve Talim ve Terbiye Dairesini kurarken, de Dewey Raporu'na dayanıyordu. Özellikle bu son daireden büyük ümidi vardı. Bakanların değişmesiyle değişmeyecek bir eğitim programını uzun incelemelerden sonra bu kurulun hazırlayacağına inanıyordu. Fransa ve Bulgaristan'daki gibi bu kurulun, genel eğitim soruıılarını çözeceğini, okul program ve kitaplarını hazırlayacağını, dışardan gelen basını denetleyeceğini vs.. söylüyordu. Necati Bey, 1926 yılında Talim ve Terbiye Dairesinin yönetmeliğini de çıkarmıştır. Bu yönetmelikte, dairenin 16 öbeğe ayrılan görev alanları belirlenmiş, her öğretim derecesindeki bütün düzenlemelerin yanı sıra yabancı dillerden çeviriler ve yayın çalışmaları da bu dairenin görevleri arasına konulmuştu. Ayrıca verilen görevler oranında dairenin yetkileri de arttırılmış; burada verilen kararları Bakanlar Kurulu'nun uygulayacağı, bir anlaşmazlık halinde ise, konunun o yılki "Maarif Şûrâsı"nda halledilmesi kararlaştırılmıştı (madde 16). Bu maddede sözü geçen Maarif Şûrâsı için de aynı yıl bir yönetmelik hazırlanmış, şûranın görevleri ve üyelerinin nasıl seçileceği burada gösterilmişti. Bu yönetmeliğe göre, Talim ve Terbiye Dairesinin veya Bakanlığın gerekli gördüğü hususları görüşmek üzere, bu şûra toplanabilecekti. Ancak bu şûra -1933 yılında yasalaşmış bile olmasına rağmen- Atatürk döneminde hiç toplanamadı. Ama Talim ve Terbiye Dairesi, Necati Bey zamanında gayet verimli çalışmalar yapmıştır. Necati Bey'in eğitim örgütünün en karakteristik kuruluşlarından bir diğeri de Maarif Eminlikleridir. J. Dewey, Raporunda, genel eğitim ve öğretimi henüz bulunmayan, yalnız kâğıt üzerinde değil, halkta genel ve zorunlu eğitimin gelişmesini amaç edinen, birçok yerleri henüz öğretim yüzü görmeyen, öğretmen ihtiyacı bulunan bir ülkede, Eğitim Bakanlığı yönetimi ele almalıdır, diyordu. Buradan hareket eden Bakan, genel eğitim ve kültür ihtiyacını kaışılayacak bir Bakanlığın bütün yetki ve araçlarını hakkıyla elinde bulundurması gerektiğini belirtmektedir. Ama o zaman, Tevhid-i tedrisat yasasına rağmen, Bakanlığın yetkileri çeşitli ellere paylaştırılmış durumda bulunuyordu. İlköğretimin yaygınlaştırılması işi Valilerin yetkisine bırakılmıştı. Bakanlık, bu nedenle, bir veya daha çok valilikleri birleştirerek bir eğitim bölgesi yapmaya ve o bölgenin bütün eğitim öğretim işlerini, Bakanlığa bağlı bir "Maarif Emini"nin yönetimine vermeyi kararlaştırıyordu. Yani bu, Bakanlığın eğitimi merkezileştirme yolundaki çalışmalarından bir idi. Bakanlık bu düşünce ve 1926 Teşkilât yasası ile Türkiye'yi şu Maarif Mıntıkalarına ayırdı: Ankara, İstanbul, İzmir, Edirne, Konya, Antalya, Adana, Sivas, Trabzon; Erzurum, Elazığ (1928'de kalktı, yerine Kastamonu bir maarif mıntıkası oldu), Van (1928'de kalktı, yerine Diyarbakır geçti) ve Gaziantep (1928'de kaldırıldı). Yasaya böre ilk ve ortaöğretim kurumları ile sanat okulları, Maarif Eminlerine bağlı idi. Gerçekten Eminler bazı bölgelerde eğitim işlerini toplamışlar, Bakanlığı gereksiz ve ikinci derecede işlerden kurtarmılardır. Bunların dışında, eğitimde uzman kişi ve kurulların fikrinden faydalanma, eğitim inkılâpları döneminin en önemli karakteristiklerinden biri olmuştur. Vasıf Bey gibi Necati Bey de bakanlık görevine başlar başlamaz, komisyonlar kurularak çalışmaları yürütmüştür. Bu çalışmalar kısaca şöyle özetlenebilir: 1926 yılında Bakanlıkta üç komisyon, çalışmalarını sürdürüyordu. Bunlardan "Program Encümeni" ilkokul dersleri, kitapları ve öğretmenlere verilecek didaktik rehberler üzerinde çalışıyordu. İsviçre, Sovyetler Birliği, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri ilkokul pregramları Türkçeye çevrilmiş, ayrıca Türk eğitiminin 1858 den beri geçirdiği evreler bir şema halinde hazırlanmıştı. Bu komisyon Terbiye-i Umumiyye Dairesi'ne rapor verecek, bu daire de iki ay içinde okul programlarını ve kitaplarını hazırlayacaktı. Sanayi-i Nefise Encümeni, Güzel Sanatlar Yüksek Komisyonu, Sanayi-i Nefise Mektebi yönetmeliği, müzeler vs. üzerinde çalışıyordu. Ama bu komisyonun çalışmaları uzun süre sonuçlanmadan kalmıştır. Binaları Tetkik Komisyonu, okul binalarını inceleyip fotoğraf ve plânlarını topluyordu. Daha sonra Bakanlık da bu konuda bir idarî birim kurmuştur. Bakanlıkta daha sonra bir de Terbiye-i Bedeniye Encümeni kurulmuştur. Bunların dışında öğretmen okullarının yapımına illerin katılması, okul kitaplarının basın ve satımı, parasız öğretim, basılı eserleri derleme vs.. gibi birçok yasayı da hazırlayıp Meclis'ten geçirmiştir. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
2.3. "TEVHİD-İ TEDRİSAT" 2.3.1. Türk Eğitiminde İkiliğin Tarihi Osmanlı Devleti, Batılılaşma mecburiyetinde kaldıktan sonra kendi eski kurumlarına dokunmadan, onların yanı sıra Batılı kurumları kurup desteklemeye başladı. Bu, hemen her alanda böyle oldu. İmparatorluğun eski askerî düzenini yıkmadan, onların yanı sıra batı örneğinde subaylar yetiştirmeye, ordular kurmaya başladılar. Ancak Batı tipi ordu kurulmasına yeniçeriler kanlı şekilde karşı çıktık-larından dolayı, bu kurum zorla kaldırılmak zorunda kalındı. Hukuk alanında bir taraftan Fransız ceza ve usul-ü muhakeme yasaları, ticaret yasaları çevrilip uygulanıyor; bir yandan kısas, diyet gibi şer'î hukuk kuralları kaldırılmıyor, "Mecelle" hazırlatılıyordu. Bir taraftan Hukuk okulları Batı yasalarına göre hâkimler çıkarıyor, bir taraftan da Mekteb-i Kudat ve medreseler fıkıha göre hükümler verecek kadılar yetiştiriyordu. Eğitim alanında bu ikilik çok daha çeşitli şekillerde ortaya çıkıyordu. Askerî okular tarzında kurulan Batı örneğinde eğitim kurumları iyice yerleştikten sonra, XIX. yüzyılın ortalarına doğru Batı örneğinde ilk sivil okullar kurulmaya başlamıştı. İlk kurulan Batı tipi okullar, Fransız örneğine göre örgütlenen Osmanlı devlet dairelerine memur yetiştirmeye yönelikti. 1845'ten itibaren de Osmanlı eğitim sistemi, Batı eğitim sistemlerine göre ilk, orta ve yüksek öğretim kademeleri olarak örgütlenmeye başlamış; sıbyan mekteplerini ilköğretim düzeyi kabul edip, orta ve yüksek öğretim kademelerini kurma çalışmalarına başlamıştı. Medreseler, bu hareketlere engel olucu biçimde karşı çıkmadı. Gereğinde doğal müttefikleri oluveren Yeniçeri Ocağı ortadan kalkmış, onun yerine Batı örneğine göre yetişmiş, kendilerinin karşısında bir Ordu vardı. Hükûmet kendilerini değil, Batı tipi kurumları destekliyordu. Esasen medreseler de kendi bünyeleri itibarıyla en zayıf dönemlerinde bulunuyordu. Yeni kurulan Devlet örgütünü benimseyip te görev almaya teşne değillerdi. Osmanlı hükûmetleri de başlangıçta doğrudan doğruya medreseleri hedef almamış, ilk ve ortaöğretim düzeyinde çalışmıştır. İlköğretim düzeyinde önce Sıbyan Mektepleri ıslah edilmek istenmiş, bu mümkün olmayınca, Devlet "ibtidai" adlı ilkokullar kurmaya ve modern ders araç ve gereçleriyle modern öğretim metodlarını bu okullarda uygulamaya başlamıştır. Şahıs ve derneklerin kurduğu bu tip ibtidaileri de desteklemiştir. Sıbyan mektebi taraftarları bu modern girişimlere karşı çıkıp modern ders araçlarını, sıraları kırıp yakmalarının dışında yalnız Türkiye'de değil, Kırım, Kazan Azerbaycan ve Batı Türkistan'daki "usul-ü cedîd" hareketi sonunda başarılı oldu. Batı tipi öğretmenler, Devlet tarafından kurulan öğretmen okullarında yetiştirildi. Ama öte yandan köy ve mahalle imamlarıyla eşlerinin yönetimindeki sıbyan mekteplerine, mahalle mekteplerine de dokunulmadı. Esasen bunların pek çoğu vakıf kuruluşları olduğu için, devlet bunları doğrudan kapatmayı da göze alamıyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Medreseler de vakıf kuruluşları oldukları için, devletin bunlardan desteğini çekmesine rağmen, yaşamaya devam etti. II. Abdülhamit döneminde medreselere kayıtlı öğrencilerin askerlikten muaf tutulması, çok sayıda kişinin medreselere hücum etmesine yol açmış; bu da medreselere ilgiyi arttırmış, ama bir yandan da onların çöküşünü hızlandırmış, reform girişimlerini engellemiştir. Ama medreseler hem ortaöğretim hem de yüksek öğretim düzeyinde eğitim kurumları olarak Batı tipi rüşdiyelerin, idadilerin, sultanilerin, yüksek okullar ve Dârülfünun yanıbaşında yaşamaya, öğretim yapmaya, öğrenci yetiştirmeye devam etmişlerdir. Üstelik medreeseden yetişenlerle mektepten yetişenler az-çok birbirlerine zıt hayat görüşlerinde kişiler olmuşlardır. "Alaylı" ve "mektepli" subayların birbirlerine düşmanlığı gibi, medreseden yetişenlerle mektepten yetişeler de birbirlerine düşman olmuşlardır. "Mektep programlarında" din derslerinin ve ibadetlerin zorunlu olması, bazı bilim dallarının dinin süzgecinden geçirilmesi, İslâm inançlarına aykırı şeyler anlatılmaması vs.. bu düşmanlığı engellememiştir. Cumhuriyet hükûmeti kurulduğunda, Osmanlı Tanzimat ve Meşrûtiyet dönemlerinin eseri olan mektep-medrese ikiliği aynen devam ediyordu. İkinci Meşrûtiyetten itibaren medreselerde girişilen ıslah teşebbüs-leri, bu ikiliği bozma yolunda bir şey yapamamıştı. Ayrıca Batı örneğine göre kurulmuş okullar arasında da birlik yoktu. İlkönce yüksek askerî okullar kendi liselerini ("askerî idadiler") ve ortaokullarını ("askerî rüşdiyeler") kurmıışlardı. Bunun dışında her bakanlık kendi ihtiyacı olan kalifiye elemanlarını kendi kurdukları okullarda okullarda yetiştiriyorlardı. Ülkedeki eğitim kurumları Harbiye Nezâreti, Maarif-i Umûmiyye Nezâreti, Evkaf Nezâreti, Şer'iyye Nezâreti ("Ders Nezâreti"), Ziraat, Ticaret, Orman ve Maadin vs.. Nezaretler tarafından idare ediliyordu. İkinci Meşrûtiyet döneminde askerî rüşdiyelerin Maarif Nezâretine devredilmesi ve bozulmak üzere olan medrese ve sıbyan mektepleri vakıflarının Maarife devredilmesi gibi "tevhid-i tedrisat"ın bazı ön adımları atılmıştı ama, medrese-mektep ikiliği ve eğitim kurum-larının organizasyon bozukluğu aynen devam ediyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 2.3.2. Tevhid-i Tedrisatın Hazırlıkları M. Kemâl, daha 1921 Maarif Kongresi'nde, geriliğimizin asıl nedeninin eski eğitim-öğretim metodları olduğunu vurgulamış; millî eğitim programının eski devrin hurafelerinden, yabancı fikirlerden tamamen uzak hazırlanmasını istemişti. Bursa'da İstanbul öğretmenlerine yaptığı konuşmada da fikirleri safsatalardan, akıl ve mantığa uymayan inanç ve geleneklerden temizlemeyi, bilim ve fen düsturlarını rehber edinmeyi tavsiye etıniştir. Mustafa Kemâl, 1922 Martında Sovyet elçisi Arolov'la birlikte Konya okullarını gezerken, medrese hocalarını azarlamış ve Aralov'a savaş bitince onlarla "ciddî" konuşacağını söylemişti. 1923 şubatında ise İzmir'de halkla yaptığı sohbet toplantılarında medreselerin o zamanki durumundan bahsederek, medreseler ve evkaf konusunda yapılacaklara karşı çıkanların, bunu ne hak ve yetkiyle yaptıklarını soruyor ve şöyle diyordu: "Milletimizin, memleketimizin Dârülirfanları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın, erkek aynı surette oradan çıkmalıdır." M. Kemâl, TBMM'nin dördüncü yıl açılış nutkunda ise ülkenin genel eğitim durumu hakkında bilgi verdikten sonra şöyle diyordu: "Efendiler, evlâd-ı memleketin müştereken ve mütesaviyen iktisaba mecbur oldukları ulûm ve fünun vardır. Âli meslek ve ihtisas erbabının tefrik olunabileceği derecat-ı tahsiliyeye kadar terbiye ve tedrisatta vahdet, heyet-i içtimaiyernizin terakki ve taâlisi nokta-ı nazarından pek mühimdir. Bu sebeple Şer'iye Vekâletiyle Maarif Vekâletinin bu hususta tevhid-i fikir ve mesai eylemesi temenniye şâyandır." Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Bundan sonra 1923 yılında öğretimin birleştirilmesi konusu tar-tışılmaya başlandı. Muallime ve Muallimler Derneği'nin düzenle-diği Eğitim Konferanslarında bu konu da işlenmeye başlandı. Bu konferanslardan birinde konuşan Kâzım Karabekir Paşa, sürekli bir savaş olan iktisat mücâdelesinde gerekli cüret ve girişimi ancak eğitim birliğinin sağlayabileceğini; eğitimde birlik olması için yönetimde birlik olması gerektiğini, bu nedenle de eğitimde merkezileşmeye gidilmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle demiştir: "Bir milletin terbiye-i bedeniye, terbiye-i fikriye ve ahlâkiyesinin birliği, düşünce birliğini vücuda getirir." Gene bu konferansların birinde konuşan eski Eğitim Bakanlarından Hamdullah Suphi, "mektep düşmanı" sıbyan ve medrese taraftarlarının yeni eğitime ve öğretmenlere karşı halkı kışkırtmaya devam ettiklerini, ailenin okul eğitimine karışamayacağını belirterek şöyle diyordu: "Ben bir tek maarif biliyorum; o da Devlet Maarifidir. İstikamet bir, emir bir, hedef bir, maişet ve terakki bir olmalıdır." Hamdullah Suphi'ye göre çocuk devletin istediği biçimde yetişmelidir. Bazıları ise ilk ve ortaöğretimin "maarif mekteplerinde" yapılmasını, ama yüksek öğretimde Maarif Vekâleti'nin yanısıra Meşihat ve Evkaf idarelerinin de hükmü olması geretiğini savunuyorlardı. "Vahdet-i tedris" çoğu kimselerce yanlış anlaşılıyordu. Bazıları bunu programlarda birlik gibi görünerek, bu alanda pedagojik tartışmalara giriyorlardı. Oysa programlar yörelere göre değişebilirdi. Önemli olan bütün yurtta bir tek eğitimin, millî eğitimin verilmesi idi. Mustafa Kemâl, 8 Nisan 1923'de milletvekilleri seçimleri dolayısıyla yayınladığı dokuz ilkenin sekizincisinde de ilköğretim düzeyinde öğretimin birleştirilmesi gerektiğinden bahsediyordu. Atatürk, büyük nutkunda 1923'leri anlatırken Cumhuriyetin ilânı, hilafetin ve Şer'iye Vekâleti'nin kaldırılması, medreselerin ve tekkelerin kapatılması vs.. bazı hususların, câhil ve gericilerin bütün milleti kıştırtmalarına yer vermemek için programlara konmadığını, bu sorunları halletmek için münasip zamanı beklediğini anlatmıştır. 2.3.3. Tevhid-i Tedrisat Kânûnu M. Kemâl, 1 Mart 1924'te TBMM'ni açış konuşmasında öğretimin birleştirilmesi konusuna gene değinmiş ve şöyle demişti. |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
"Milletin ârayı umumiyesinde tespit olunan terbiye ve tedrisatın tevhidi umdesinin bilâ ifata-i an tatbiki lüzumunu müşahede ediyoruz. Bu yolda teahhurun zararları ve bu yolda tehalükün ciddî ve derin semereleri seri kararınıza vesile-i tecelli olmalıdır."
Ertesi günkü Halk Fırkası toplantısında da Meclis'e sunulacak Şer'iye ve Evkaf Vekâletlerinin lağvı ve Tevhid-i Tedrisat Kânûnu tartışıldı. Son yasa taslağı madde madde görüşülerek, gerekli değişiklikler yapıldı ve kabul edildi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 3 Mart 1924 tarihinde ise TBMM, Şer'iye ve Evkaf Vekaletlerini kaldıran yasayı kabul ettikten sonra, Tevhid-i Tedrisat yasası görüşülmeye başlandı. Yasa tasarasını sunanlar, bunun Tanzimattan beri süregelen, iki eğitim, değişik fikir ve duyguda iki insan problemini çözeceğini, eğitim sisteminin artık bir millet yetiştireceğini söylüyorlardu. Mecliste kabul edilen yasanın ana maddeleri şunlardı: "Madde 1- Türkiye dahilindeki bütün müessesat-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur. Madde 2- Şer'iye ve Evkâf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir. Madde 3- Şer'iye ve Evkaf Vekâleti bütçesinde mekâtib ve medarise tahsis olunan mebaliğ, Maarif bütçesine nakledilecektir. Madde 4- Maarif Vekâleti, yüksek diniyat mütehassısları yetiştirmek üzere Dârülfünunda bir İlâhiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidemat-ı diniyyenin ifası vazifesiyle mükelef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edecektir. Madde 5- Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisat-ı umumiyye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaa-ı Milliyeye merbut olan askerî rüşdi ve idadilerle, Sıhhıye Vekâletine merbut olan Darüleytamlar bütçeleri ve heyet-i talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkur rüşdi ve idadilerde bulunan heyet-i talimiyelerin cihet-i irtibatları âtiyen ait olacağı Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nisbetlerini muhafaza edecektir." 2.3.4. Tevhid-i Tedrisat Kânûnunun Uygulanması Bu yasanın Meclisten çıkmasından sonra, yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak Maarif Vekili Vasıf Bey görevlendirildi. Bakan, bu konu ile ilgili olarak verdiği demeçte şöyle diyordu: "Memlekette medenî ve asrî bir kemâli temin edecek bir terbiye ve maarif siyasetini Meclis-i Âlinin son mukarreratı tespit ve irae etmiştir. Bu kararları vuzuh ve sarahatle tatbik etmek ve bütün Maarif mes'elelerini, tedrisatı, umumi terbiye cereyanlarını Cumhuriyetin ruh-u esasiyesine mutabık bir surette inkişaf ettirmek faaliyetinin layetegayyer bir hedefi olacaktır. (...) Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Türkiye'de bundan sonra bir tek terbiye, bir tek mektep, bir tek tedris olacaktır." Bu arada sorun basında tartışılırken, Bakanlık ve eğitim idareleri de ülkedeki medreselerin incelemesini yapıyorlardı. Maarif Vekili, 13 Mart 1924 tarihinde gazetelerde çıkan demeçlerinde, kapatılma emrini verdiği "medrese"lerin son durumunu şöyle anlatıyordu: Yönetmeliği, programı ve kadrosu olan 29 "Dârülhilâfe Medresesi" vardı. Bu medreseler "ibtidai", "ibtidai hariç" ve "dahil" adlı hazırlık kısımlarıyla "sahn" kısımlarından oluşuyordu. Öğrencilerin yarıdan fazlası hazırlık kısmında kayıtlı idiler. Bakan, dünyanın her tarafında ilköğretimin yalnız Bakanlık okullarında yapıldığını belirterek, bu nedenle medreselerin ibtidai kısımlarını ilga ettiğini söylüyordu. Kapatılan medreselerde 16.245 öğrenci vardı. Bunlardan yaşları uygun olanlar ilkokullara ve liselerin ilkokul kısımlarına alınacaktı. Hazırlık kısımları kapatılan Dârülhilâfe medreseleri yerine İmam-Hatip okulları kuruldu. Programlarını da Bakanlığın hazırladığı bu İmam-Hatip okulları, başlangıçta 29 tane idi. Giderek her ders yılında sayıları biraz daha azalan bu okullar, 1929-1930 öğretim yılında tamamen lağvedilmiştir. Dârülhilâfe medreselerinin "ibtidai dahil" ve "hariç" sınıflarının öğrencileri de liseler ve ilköğretmen okullarına kaydedildi. Dârülhilâfe medreseleri dışında vilâyet, kaza ve köylerde 479 tane de "medâris-i ilmiye" var idi. Bu medreseler Şer'iye Vekâletine verilen ruhsat ile, müderrisleri tarafından açılıyordu. Bu medreselerde program, sınıf ve kadro yoktu. Bulundukları binalar eski ve sağlığa aykırı binalardı. Haklarında hiçbir bilgi olmayan ve resmî denetimleri yapılmayan bu medreseler, ilköğretim düzeyinde eğitim veriyorlardı. Memleket çocuklarını bu adamların ellerine teslim edemeyeceğini söyleyen Bakan, 11 Mart 1924'te hepsinin kaptılması için emir verdiğini belirtiyordu. Bunların öğrencileri de ilkokullara kaydedilecekti. Müderrislerinden gerekli niteliklere sahip olanlar, okullarda "Ulûm-u Diniyye" öğretmeni olabileceklerdi. Bakan'ın büyük bir sevinç ve heyecan duyarak imza ettiği "medreselerin bir anda ve tamamen kapatılması emri" ülkenin her tarafında uygulanmaya başlanıldı. "Yenigün" gazetesinin, Bakan'a tehdit mektupları geldiği şeklindeki haberini doğrulayan Vasıf Bey, kapatılan medreselerin yerine yatılı ilkokullar yaptırılacağını söylüyordu. Bu arada Adalet Vekili Necati Bey'in şer'î mahkemeleri lağvetmesi üzerine, Vasıf Bey de Mekteb-i Kuzat'ı kapatıyordu. |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
1924 Nisanı başlarında ise Adana ve Konya İmam-Hatip okulları öğrencileri, lise ve öğretmen okullarına geçmek istemişler; Bakan da bunların hepsinin liselere alınmaları için emir vermişti.
Medreselerin kapatılması aynı zamanda gençlerin gerçek gelişmelerine engel olan zararlı eğitim, inanç ve bâtıl fikirlerin de kaldırılması idi. Medreseler bu ülkede millî menfaat, millî duygu ve bilince daima yabancı kalmışlar ve ülkenin yabancı okullarla dolmasına engel olamamışlardır. Bu yabancı okullar, medreselerin bıraktığı boşluklardan yararlanarak Türkiye'ye yerleşmişlerdir. Bu arada medreselerin kapatılması gerek Meclis'te, gerekse bazı basın organlarında sert eleştirilere uğruyordu. 1925 yılında Muallimler Birliği'nde bir konuşma yapan İsmet Paşa, bu yasayı hazırlayıp kabul ederken bunun yanlış yorumlanacağını, dinsizlik suçlamasına uğrayacaklarını, halkın tahrik edileceğini vs.. bildiklerini söylüyor ve şöyle diyordu: "Fakat TBMM kararını verdi. Tedricen varılacak gayeleri tâcil etmek, inkılâp yapmaktır. TBMM'nin zarurî bir neticeyi bir kanun ile tâcil ve tespit etmesi, bir inkılap addolunabilir. Bunu yapmak için arîz ve amîk düşündük. (...) Mugaletata, tezvirata boyun eğmek, itiraf-ı acz olurdu. İnkılâplar kâdir ve kâhirdir." Bu hareket dinsizlik değildi. Aslında en saf ve gerçek din, bu yolla ortaya çıkacaktı. Bu hususta itiraz edecek sesler dinlenilmeyecek, hedefe varmak için her câhilâne itiraz ve girişim bertaraf edilecekti. Kânûnun yetkileri tam uygulanacak, hiç bir engel karşısında durulmayacaktı. İsmet Paşa, Türk milletinin eline büyük bir fırsat geçtiğini gelecekte gene savaş olacağını, onun için kafaları geçmişin demir çemberi içinde kilitlemeyeceklerini söylüyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Medreselerin asıl durumu, bütçe konuşmaları ve bütçe kanunu ile belirlendi. Meclis, Maarif Bakanının uzun açıklamalarından sonra medreseler hususunda bir tahsisat koymayarak medreselerin lağvını resmen kabul etti. Ama medreselerden hâlâ ümit kesmemiş olanlar vardı. "Tevhid-i Efkâr" gazetesi medreseleri savunarak "3 Mart Kânûnu"da medreselerin lağvının olmadığını iddia ediyordu. Giderek Maarif Vekilinin öğretmen iken ve Öğretmenler Derneği başkanı iken yaptığı bazı davranışları tahrif ederek ve bazı iftiralarla, şahsiyet üzerine yayın yapmaya başladı. Bunun üzerine sorun mahkemeye aksetti ve "Maarif Vekili ile Tevhid-i Efkâr Dâvası" başladı. Bu arada medreselerin kapatılması Türk basınında bütün hızı ile tartışılmaya devam ediyor; Bakan da sık sık verdiği demeçlerle, bu konuda hükûmetin görüşünü her defasında daha açıklıkla izah ediyordu. Basında ise medreselerin aslında tâ Tanzimat döneminde kapatılmaları gerektiği, kapatılmanın geciktiği; medreseleri ıslah etmenin en doğru yolunun, onları "mektep" yapmak olduğu vs.. gibi fikirler ileri sürülüyordu. Bu arada Maarif Vekâleti, İkinci Meşrûtiyet döneminde Hakkı Paşa'nın sadrazamlığı, Hayri Bey'in de Şeyhülislâm ve Evkâf Nâzırı olduğu dönemde hazırlayıp kabul ettikleri bir yasayı tekrar gündeme getirdi. Bu yasa, cami ve mescid dışındaki vakıf bina ve arsalarının satılarak bedellerinin hayır kurumlarına harcanmasını öngörüyordu. Bakanlık bu eski maddelere şunları da eklemişti: Medreseler, Maarife devrolunmuştur. Medrese binalarından okula elverişli olanlar, derhal okul haline getirilecektir; okula uygun olmayanlar derhal satılarak paralarıyla okul yaptırılacaktır. Bu işleri vilayetler yapacaktır. Bakanlık, Mustafa Kemâl'in TBMM'nin altıncı çalışma yılını açarken yaptığı konuşmada özellikle öğretmenler üzerinde durmasını vesile bilerek, Maarif ve Okul müdürlüklerine bir genelge yayınlamıştır. Bu genelgede saltanatın yüzyıllardır zehirli istibdadı ve taassubu ile memleketi harabeye çevirdiği, öğretmenlerin artık irticaî görüşlerin ********ına izin vermemeleri; bütün öğretmenlerin cehalete, taassuba ve bunların dayanakları olan zümre ve kurumlara karşı bilinçli bir "cihâd" yapmaları istenerek şöyle deniliyordu: "Çocuklarımızda rivayaya, taassuba, sahtekârlığa karşı derin bir nefret uyandırmak ve onları en medeni bir ilm-i ahlâk mefkuresiyle techiz ederek Türkiye Cuınhuriyetinin fedakâr, faziletli, milliyetçi ve teceddütcü vatandaşlarını yetiştirmek vazifesiyle mükellefsiniz." Medreseler kapatıldıktan sonra, Medrese-i Süleymaniye yerine İstanbul Dârülfünunu'nda bir İlâhiyat Fakültesi kurulmuştu. Tevhid-i Tedrisat Kânûnuna göre askerî idadiler "lise"ye çevrildi. Buradaki öğretmen subaylardan bazılarının da lise öğretmeni olarak istihdamları gerçekleştirildi. Ama askerî okullar 22 Nisan 1925 tarih ve 637 sayılı bir kanunla tekrar Millî Savunma Bakanlığına bağlandılar. Gene bu yasa, aşağı yukarı 7.000 yetim çocuğu barındıran Dârüleytamları da Bakanlığa bağladı. Bunların durumu, Bakan'a "Olmasalar, daha iyi olurdu!" dedirtecek kadar kötü idi. Bakan, buradakilerin hepsinin demirci veya kunduracı olamayacaklarını, yetenekli olanların sonuna kadar okutulacağını belirtiyordu. Vasıf Bey'den sonra Bakanlığa gelen Saraçoğlu Şükrü Bey de, Maarif Müdürlüklerine gönderdiği genelgede Türk milletinin yüzyılların köhne telâkkilerinden sıyrılarak uygar milletler arasında yer alması gerektiğini, bunun için taassuba, cehalete, miskinete ve maziye karşı cihât açtıklarını belirtiyordu. 1925 yılında da tekke, türbe ve zaviyelerin kapatılması üzerine Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Maarif Müdürlüklerine telgrafla gönderdiği emirde, kapatılan kurumların muhafaza ve yönetimi hakkında Yönetmelik gelinceye kadar bütün tekke, zaviye ve türbelere Maarif Müdürlerinin bakmasını ve bulduklarını deftere geçirmelerini istemiştir. 2.3.5. Laik Eğitim - Yabancı ve Azınlık Okullarına Karşı Vaziyetalış Türk hükûmetleri kendi sıbyan mekteplerini ve medreselerini kapatma kararı aldıktan sonra, aynı tutumu ülkedeki yabancı okullara karşı da gösterme yoluna girdi. Hattâ Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkmadan önce, Lozan Barış Antlaşmasından hemen sonra Türkiye, daha önceden kararlaştırdığı yabancı okullar politikasını uygulamaya başladı. Türkiye kendi sınırları içinde hiç bir dinin ve mezhebin propagandasının yapılmasını istemiyordu. Okullar bu yönlerden tarafsız olmalı ve millî hislerle uygar görevlere yer verilmeliydi. Türkiye, bunun için kendi medreselerini kapatmayı göze almıştı ve bundan hıristiyan okullarını hariç tutmak istemiyordu. Üstelik bunu tamamen bir iç sorun kabul ederek yabancı hükûmetlerin protestolarını dinlemeyeceğini açıklıyordu. Lozan görüşmeleri sırasında en önemli tartışma konularından birisi, Türkiye'deki yabancı okullar sorunu idi. Bu görüşmeler sırasında İsmet Paşa, Fransız temsilcisi General Pelleb'e verdiği 24 Temmuz 1923 tarihli bir mektupta, Türkiye'de 30 Ekim 1914'ten önce mevcut Fransız okul ve diğer kurumlarını tanıdıklarını, anlaşmanın imzalandığı tarihte çalışır durumda olan kurumların incelendikten sonra çalışabileceklerini açıklamıştı. Oysa Fransızlar -Cavit Bey'e 1914 borçlanma antlaşmasında yaptırdıkları gibi- 1925 başlarında yeni açacakları kurumlara ruhsatlar, Lozan barışının imzalanma tarihinde mevcut Fransız müdür ve öğretmenleri -diplomalarına bakmaksızın- tanımak, Fransız okullarına atanacak Türk öğretmenleri Fransızların göstereceği listeden seçmek, teftişi yalnızca yönetim, sağlık, Türkçe öğretim gibi sınırlı alanlarda yapmak gibi isteklerde bulundular. Mekâtib-i Hususiye Talimatnamesi'ne zıt olan istekler, tabiî ki dinlenilmedi! Türk hükûmetinin kesin prensipleri karşısında Fransa 1924 Ocağında Türkiye'ye bir nota verdi. Türkiye bu notaya verdiği cevapta, papas okullarının laik bir Cumhuriyet ile uyuşamayacağını, onun için dinî okulların laik bir tarzda eğitim yapmalarını, yoksa kapatılacaklarını bildirmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Ocak 1924 ortalarında Bakanlık, yabancı okullara bir genelge ile birlikte bir de öğretim programı gönderdi. Şubat ayında ise, uymaları gereken emir ve yasaları hatırlatan bir genelge daha yayınladı. Bu genelgede, bazı okulların dinî ibadet ve âyinlere fazla yer ayırdığı öğrencileri bunlara zorla iştirak ettirdiği ve okullara dinî resimler asıldığı belirtiliyor; okul ile kilisenin ayrı olduğu, okullardaki din yayıcılığının hoş görülemeyeceği bildirilerek okul yönetimlerinin şu maddelere uymaları emrediliyordu: Yabancı okullar dinî öğretim ve özel bir yerde ibadet de yaptırabilirler. Mabetlerin dışında heykel, tasvir ve haç bulundurmak yasaktır. Müslümanların ve başka mezhepten öğrencilerin okullardaki dinî âyinlere katılmaları yasaktır. Bunun için sık sık denetlemeler yapılacak ve suçlular cezalandırılacaktır. Bu genelgelere bazı yabancı okullar uymuşlar ve meselâ İtalyan okulları, yalnız İtalyancayı yaymakla kalacaklarını, diğer yönlerden Bakanlık genelgesine uyacaklarını açıklamışlardır. Oysa İzmir'deki Fransız okulları bu genelgelere uymadıkları için kapatılmışlardır. Bunun üzerine o zaman Ankara'da Fransa temsilcisi olarak bulunan subay geri çağrılmış, Fransa-Türkiye arası alabildiğine açılmıştır. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
XX. yüzyıl başlarında Türkiye'deki Fransız okullarına -laik devlet politikasına uymadıkları için- müfettişler gönderip soruşturmalar açtıran Fransa, Cumhuriyet Türkiyesine karşı katolik papas okullarının savunucusu durumuna geçmiştir.
Medreseleri kapatan bir Türkiye'nin katolik okullarına karşı seyirci kalması düşünülemezdi. Türk hükûmeti, kiliseye karışımıyordu ama dershanelerdeki denetimi de elinde tutmak istiyordu. Bu durumda da, papas okullarını kendi ülkesinde zararlı bularak kovan Fransa'nın, aynı yolu izleyen Türkiye'ye karşı düşmanca davranması hayretle karşılanıyordu. Bu arada Amerikan Koleji Tıp Fakültesi de kapatılmıştır. Türkiye, Lozan görüşmelerinde uzun ve zor çabalardan sonra Avrupalılara kabul ettirdiği, kendi sınırları içindeki bütün eğitim kurumlarına karşı tam olarak hâkim olma prensibine Avrupalıların hâlâ itirazlar yapmasını çok sert biçimde reddederek, Devlet tarafından konulan esaslara uymayan bütün yabancı kurum ve okulların kapatılması emrini vermiştir. Yabancı okulların Türk Tarih ve Coğrafyası ile Türkçe dersleri vermesini, din ve mezhep prograpagandası yapılmamasını emretmiştir. Vasıf Bey, İstanbul'da yaptığı incelemeler sonunda verdiği demeçte, laik bir Cumhuriyetin dinî tesir ve müdahelelere kesinlikle izin vermeyeceğini belirtiyordu. Hıristiyanlık eğitimine izin verilmeyecekti. Emirlere uymayan yabancı okullar kapatılırken, yabancıların da içişlerimize karışmalarına izin verilmeyecekti. Ayrıca yabancı okulların siyasî yollara başvurmaları da bir şeyi çözümleyemeyecekti. Maarif müsteşarı Köprülüzâde Fuat Bey de Bakanlığın, bu hususta başta verdiği kesin kararın değiştirilmeyeceğini bir kere daha vurguluyordu. Bu arada Fransız okullarının, hiç olmazsa sınav devresinin sonuna kadar öğretime devam etmeleri hususunda yaptıkları müracaata, Maarif Vekâleti "evâmir-i hükûmete sûret-i kat'iyyede ittiba etmedikçe" hiç bir şeye izin verilmeyeceği şeklinde cevap veriyordu. Bakan, İstanbul'daki incelemelerini sürdürürken, Fransız ve İtalyan siyasî temsilcileri tarafından ziyaret ediliyordu. Türk hükûmeti katolik okullarındaki haçların indirilmesini istiyor, ama Vatikan Kilisesi bu isteğe karşı çıktığı için okul idareleri haçları indirmiyorlardı. İtalyan temsilcisi Sinyor Montanya, Fransız temsilcisi Josef Curelli ve daha sonra da St. Benoit Lisesi müdürü; okulları sadece sınav dönemi için açtırmak istekleri reddedilince, haçlar indirildikten sonra açılacağına dair güvence istiyorlardı. Bakan, bunlara da, okullarda laikliğin bir prensip olduğunu, bundan hiç bir şekilde taviz verilemeyeceğini söylüyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Maarif Vekâleti 1924 Haziranında da musevi okullarına ya tamamen Türkçe ya da tamamen İbranice öğretim yapmalarını emretmiştir. Bu emri bazı yahudiler kabul edip bazıları da etmemişler, emrin yumuşatılması veya geciktirilmesini istemişlerdir. Museviler, okullarında Türkçe öğretim yapmayı ancak 1926 yılında kabul etmişlerdir. Öte yandan 1924 Ağustosunda Fransa Türkiye'deki okullarına, okullardaki haç, tasvir, heykel vs. dinî şeylerin kaldırılmasını emretmiştir. Okullar da bu emri derhal uygulamışlardır ve Türk hükûmetinin emirlerine kayıtsız şartsız uyacaklarını belirtmişlerdir. Ama Bakanlık buna rağmen okulları bir süre daha açmamış, bu arada okullardaki haçları indirttiği dolayısıyla Fransa ile Papalığın arası açılmıştır. Bu arada Maarif Vekâleti de yasa, yönetmelik ve emirlere uymaları ve sıkı denetlenmeleri şartıyla, 1918'den önce açılan okulların tekrar açılmasına, sonradan açılanların incelenmesine ve muhalif harekette bulunan okulların derhal kapatılmalarına karar vermiştir. Bu arada Bakanlıkla yabancı okullar arasındaki bir başka çatışma Robert Kolej'de ortaya çıkmıştır. Bu okulun öğretmenlerinden Fischer, Amerikalı turistlere verdiği bir konferansta Türklere hakaret ettiği için, Bakanlıkça öğretim görevine son verilmişti. Bu da Türkiye ile Amerika arasında çekişmelere neden oldu. Bu arada Bulgarlar da okullarının kapatıldığından şikayet ediyorlardı. Bakanlığın yabancı ve azınlık okullarına karşı politikası 1925 yılında da devam etti. Azınlık okullarına yeni emirler verildi, yabancı okullardaki Türkçe ve Tarih-Coğrafya öğretmenlerine verilen ücretleri yakından takip etti, azınlık okulları müdürlerini imtihana tâbi tuttu, yabancı ve azınlık okullarında ders veren Türk öğretmenleri örgütlemeye ve bunlarla yakından ilgilenmeye başladı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Bu arada Robert Kolej'de hâlâ "olaylar" çıkmaya devam etti. 1926 şubatında Bakanlık, yabancı okulların iyi denetlenmesi hakkında Maarif Müdürlüklerine bir genelge yayınladı. Bu arada bütün yabancı okullarla İlköğretim Genel Müdürlüğü ilgilendiğinden, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı (Uzunçarşılı) Bey, İstanbul'da denetlemelere başladı. Genel müdür, denetlemelerde dikkat edilen hususları şöyle sıralıyordu: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Yabancı ve azınlık okullarındaki öğrenciler her şeyden önce Türkçeyi öğrenmeli ve Türklüğü kavramalıdırlar. Bunun için Türkçe öğretmenleri özellikle denetlenmelidir. Yabancı okullardaki Türkçe öğretmenlerinin yüksek okul çıkışlı olmaları şarttır. İlköğretim düzeyindekiler ise lise çıkışlı ve öğretmen sertifikalı olacaktır. Maarif Müdürleri, bu okullara atanan Türkçe, Tarih ve Coğrafya öğretmenlerinin "öz Türk" olmalarına dikkat edeceklerdir. Türkçe konuşma, okuma-yazma çok önemlidir. Türkçeden geçmeyen öğrenci sınıfta kalmış sayılacaktır. Türkçe derslerini kasten ihmal eden azınlık ve yabancı okullar, derhal kapatılacaktır. 1926 Martında da Bakanlık, yabancı okulların kapitülasyonlar döneminden beri uyguladıklar bazı gelenekleri kaldırdı. Buna göre, yabancı okulların son sınıf öğrencilerinin sefaretlerde sınava alınmaları yasaktı. Son sınıf sınavları da okullarında ve müfettiş denetiminde yapılacaktı. Ayrıca başarılı öğrencilere verilen ödüllerde yabancı devletlerin bayrakları ve başka işaretleri bulunmayacaktı. Bu arada Maarif Müdürlüğü tarafından atanan Türkçe öğretmenini kabul etmediği için İstanbul İngiliz Kız Ortaokulu kapatılıyor, daha sonra, aynı öğretmeni kabul ettikten sonra açılıyordu. Aynı sıralarda, Bakanlık genelgelerine uymadığı için Zapyon Mektebi de kapatılıyordu. Bakanlığın yayınladığı "Yabancı ve Hususi Mektepler Talimatnamesi"nde eksik kalan hususları tespit eden müfettişler bunları altı madde halinde topladılar ve bu maddeler de talimatname gibi geçerli olmaya başladı. Yabancı okullarda nasıl kitaplar okutulacağına dair kurulan bir komisyon da, bu hususta bağlayıcı kararlar aldı. 1927 yılında, yabancı okullardaki Türk öğretmenlerinin durumu gene önemli bir sorun olmaya devam etti. St. Paul Chéri Fransız Kız Okulu kapatıldı. 1927 yılının sonlarında ise Bursa Amerikan Koleji'nde dört müslüman öğrencinin hıristiyan olması üzerine Bakanlık buna büyük bir duyarlılık göstererek, Okulu derhal kapattı. Bakanlık, Maarif Eminini Bursa'ya gönderdi, olayı mahkemeye aksettirdi ve bu gene Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli sertleşmelere yol açtı. Aynı yıl, Galatasaray Lisesindeki öğretmen Tuma olayı da, Bakanlığın aynı titizliği göstermesine yol açtı. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
2.4. HEYET-İ İLMİYE TOPLANTILARI 2.4.1. İkinci Heyet-i İlmiye Toplantısı İlk "Maarif Kongresi", Anadolu'da mücâdelenin en kızışkın olduğu bir dönemde toplanmış, belli bir karara varamadan da dağılmıştı. Ancak Anadolu öğretmenlerine Ankara'nın varlığını ve önemini iyice göstermiş, onları kalben TBMM'ne bağlamıştı. Bu Kongre, zaten bir öğretmen derneğinin düzenlediği bir toplantı idi. Daha sonra Maarif Vekâleti'nin topladığı Birinci Heyet-i İlmiye, eğitim tarihimizin en önemli toplantılarından biridir. Zaferden sonra, ülkenin her yanında yeni örgüt projelerinin beklenildiği, hareketli ve heyecanlı bir dönemin eseridir. Bu toplantının genel kurulundaki konuşmalar TBMM zabıt kâtipleri tarafından aynen kaydedilmiş ama yayınlanmamıştır. Birinci Heyet-i İlmiye, bazılarına göre başarılı olamamıştır. Yalnızca Türkçülük temele alınarak çok değişik konularda uzmanlar bazı raporlar vermişler, fikirlerini söylemişlerdir. İkinci Heyet-i İlmiye ise, Türk eğitim sistemini yeni devlet düzenine uydurmak, eğitim binasını yeniden kurmak amacıyla toplandı. Çünkü Tevhid-i Tedrisat yasası, Eğitim Bakanlığı'nın elindeki okulların sayısını arttırmış, medreseler ve diğer dinî okullar kapatılmış, bütün okullarda laik bir eğitim zihniyeti yerleştirilmeye çalışılıyordu. Orta dereceli askerî okulları da bünyesine alan Bakanlık, okullar ve programlar sorununu çözmek için tekrar bir Heyet-i İlmiye toplamıştır. Bu yüzden İkinci Heyet'de yeni eğitim sistemini kurmaya yönelmeden çok, okulların dereceleri, ders kitapları, müfredat programları vs.. üzerinde durmuştur. İkinci Heyet-i İlmiye'nin toplanma amacını, Maarif Vekili Vasıf Bey şöyle açıklıyordu: "Cumhuriyetin hakiki mihrap ve gaye halinde müebbed yaşaması, bizim için en esaslı hedeftir. Yeni nesilleri kuvvetli bir iman, hakikî bir seciye ile yetiştirmek için terbiye ve maarif sistemlerimizde değişiklik yapmak lâzımdı. Bunun esaslarını belirlemek için muktedir ve mütehassıs bir çok kişileri Ankara'da topladık." Toplantı, 23 Nisan 1924'te başladı. Bakan, açılışta yaptığı konuşmada, Bakanlığın çeşitli anketler düzenleyerek okul şekillerinde bazı değişiklikler yapacağını söyledi. İkinci Heyet-i İlmiye'nin aldığı kararlar da şöyle özetlenebilir: Mecburî öğretimin bir yıl kısaltılarak beş yıl olması, altı red oyuna karşı 29 oyla kabul edildi. Bakan, bu karar üzerine şöyle dedi: "Artık bu dakikadan itibaren mecburiyet-i tahsiliyenin beş sene üzerinden tespiti Vekâletçe takarrür etmiştir." Lise öğretiminin de beş yıl olması tartışıldı. Ama iki red oyuna karşı altı yıl olması kabul edildi. İlk üç sınıfa "kısm-ı evvel", kalan üç sııııfa da "kısm-ı sâni" denecekti. Kız liselerinin de öğretim süresi bakımından erkek liselerine eşit olması kabul edildi. Kız ve erkek lise programları aynı alacak; yalnız ilk kısımda kızlar bazı kız meslek dersleri göreceklerdi. Lise programlarının meslekî hayata hazırlayıcı bilgiler vermesi üzerinde durulmuş; Hukuk ve İktisat dersleri "İçtimaiyat" adı altında birleştirilmiş, felsefe ders saatleri arttırılmış, "Türk ve Ecnebi Medeniyeti" dersi eklenmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Liselerde haftalık ders saati 30 olarak belirlenmiştir. Liselerde öğretimin parasız olması, ama şimdilik zenginlerden biraz para alınması kararlaştırılmıştır. Tek devreli liselerde - ihtiyaca göre- erkekler için ticaret ve iktisat, kızlar için ev idaresi kısımları açılacaktı. Öğretmen okullarının öğretim süresi beş yıla çıkartılacak, programındaki dersler arttırılacak, "İçtimaiyat" dersi eklenecekti. Köye giden öğretmenlere hukuk bilgileri verilmesi için yüksek sınıflara "Hukuk" dersi konulacaktı. Kız ve erkek öğretmen okulların arasında ilmî bilgi dağıtımının aynı olması kabul edilerek, bu doğrultuda programları yapılmıştı. Yeni öğretmen okulu programlarında edebiyat ve sosyal bilimlerin ders saatleri azalmış, fen bilimlerine ayrılan saatler arttırılmıştı. Bu programlara hem ilkokul programında olan dersler konmuş, hem de onları takviye eden dersler yerleştirilmişti. İstanbul Erkek Muallim Mektebi'nin yüksek kısmının Dârülfünun'a bağlanıp, "Yüksek Muallim Mektebi" adını alması kabul edilmişti. Bakan Vasıf Bey, ilköğretimi devletleştirmek arzusunda olduğunu söylemiş, eğitimin aşağı tabakalara inebilmesi için "idare-i hususiye"nin kaldırılmasının şart olduğunu belirtmiştir. İhsan Bey de İngiltere'de ve Amerika'da hükûmetlerin ilköğretime çok yardım ettiklerini, Türkiye'de uygulanacak olan bir "Maarif Vergisi"nin halkta eğitim düşmanlığı doğuracağını belirtmiştir. Bu konuşmalar üzerine Heyet-i İlmiye, ilköğretimin İdare-i Hususiye'den ayrılmasını prensip olarak kabul etmiştir. Bakan ayrıca yalnız İlkokul öğretmenlerinin maaşlarının Bakanlık bütçesinden verilmesini kabul ettiklerini, ama kuruluş ve diğer ayrıntı harcamaların yörelere bırakılması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca bu toplantıda ilköğretim programı da yapılmış ve ilkokullarda haftalık ders saatinin 26 saat olması kabul edilmiştir. Liselerin üst sınıfları için yarışma usulü kitap yazdırılmaması, bu sınıfların ders kitaplarının uzmanlara yazdırılması veya tercüme ettirilmesi kararlaştırılmıştır. Ortaokul ve ilkokulların ders kitapları yarışma usulü ile yazdırılacaktır. İlköğretimde kitapsız yapılacak dersler için rehberler yayınlanacaktır. Birinci Heyet-i İlmiye gibi, İkinci Heyet-i İlmiye de bir çok eleştiri, itiraz ve dedikodulara neden olmuştur. Bu eleştiriler içinde bazı ciddî olanlar da vardır. Bunlar, İkinci Heyet-i İlmiyenin hazırladığı programlarının, İkinci Meşrûtiyet devrindekiler gibi Fransızca'dan tercüme olduğunu, kendi benliğimizden bir şey katılmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu programlar, çok aceleye getirilmiştir. Sekiz-on günlük bir süre içinde, dışarıya hiç bir şey sızdırılmadan, gizli olarak yapılmıştır. Oysa okul programları anketlerle, meslekî ögütlerin toplantılarıyla, basındaki tartışmalarıyla beraber, uzun sürede hazırlanır. Yeni programlar birçok yönlerden eleştirilmiştir. İlkokul programlarında eskiye göre Kur'ân-ı Kerîm ve Malumat-ı Diniyye ihmal edilmiştir. Türkçe Dilbilgisi hemen hemen kaldırılmış gibidir; aynen ortaokul birinci ve ikinci sınıfa aktarılmıştır. Dördüncü ve beşinci sınıftaki "Hukukî ve Vatanî Malumat" dersini okutacak öğretmenleri bulmak bir sorun olacaktır. Resim programında bazı gariplikler vardır; birinci sınıfa "Hayalî Resim" konmuştur. İsmayıl Hakkı (Baltacıoğlu) Bey'in yaptığı "El İşi" dersi, çok yönlü ve uygulanamaz bulunmuştur. Bunun için hiç bir araç-gereç bulunmadığı iddia edilmiştir. İkinci Heyet-i İlmiye'de eski Tarih programı ilga edilmiş, yenisi tam olarak belirlenmemiştir. İkinci Heyet-i İlmiye, önemli oranda, Bakanlığın daha önce hazırladığı veya tasarladığı projelerin onaylama yeri olmuştur. Bakan, daha önce yaptığı konuşmalarda, Cumhuriyetin, okullarda yeni programları ve yeni ders kitapları hazırlamayı gerektirdiğini belirterek şöyle diyordu: "Eski zihniyetlere göre yazılmış eser ve kitapların, Türkiye Cumhuriyeti'nin mekteplerinde artık yerleri kalmamıştır." Yeni ders kitapları, cumhuriyet ülküsüne ve ruhuna, çağdaş gelişmelere göre hazırlanacaktı. Lise programını, Bakanlık, Heyet toplantısından daha önce hazırlamaya başlamıştı. Lise öğretiminin de 11 yıl olması daha önceden kararlaştırılmıştı. Bu da toplantıda 5+6 şeklinde aynen kabul edildi. 2.4.2. Üçüncü Heyet-i İlmiye Toplantısı 26 Aralık 1925- Ocak 1926 tarihleri arasında Maarif Vekili Necati Bey başkanlığında, Bakanlık ileri gelenlerinden, önemli liselerin müdürlerinden ve müfettişlerden oluşan 19 kişilik bir heyet halinde toplanmıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 12 oturum olarak yapılan toplantılarda, şu konular görüşülmüştür: - Devlet ve vilayet bütçelerinden maarife ayrılan paraları en verimli bir şekilde kullanmak; - Okulları, okumak için başvuran bütün çocukları alabilecek şekilde genişletecek önlemleri almak; - Liselerin azaltılması, belirli merkezlerde liseler yapılması ve yavaş yavaş çoğaltılması; - Öğretmen okulları ve meslek okullarının belirli merkezlerde toplanması ve kuvvetlendirilmesi; - Yatısız ortaokullarda karma eğitim yaptırılması; - Stajyer öğretmenlere verilecek meslek eğitimi; - Öğretmenlerin terfileri için yasal temeller konulması; - Eğitim ve öğretim işleriyle meşgul olacak bir "Millî Talim ve Terbiye Dairesi" kurmak. Sayıları gittikçe azalan üyelerin katılmasıyla toplanan Heyet-i İlmiyeler, fonksiyonlarını, 22 Mart 1926'da çıkan Maarif Teşkilâtı Kânûnu'nun kurduğu "Millî Talim ve Terbiye Dairesi"ne bırakmışlar ve bir daha toplanamamışlardır. Çünkü artık onların görevlerini -Millî Eğitim şûraları toplanıncaya kadar- bu Daire yapmıştır. Eğitim ve öğretim işleri, yönetmeliklerin yapılması, eğitim yasalarının hazırlanması, programlar, okul kitaplarını yazdırmak ve seçmek görevleri, bu Heyetçe yapılmıştır. |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2005
Üye numarası: #44570 Yer: Ankara
Mesaj sayısı: 932
Karma etkisi: 28
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2199
|
2.5. KARMA EĞİTİM ("MUHTELİT TAHSİL VE TERBİYE") İlköğretim düzeyinin üstünde karma eğitim, Türk eğitim tarihinde uzun zaman söz konusu olmamıştır. Zaten yakın zamanlara kadar kadınlar, ilköğretim üstü düzeydeki okullara gidemiyorlardı. Daha sonra da, kurulan Batı tipi okullar erkekler ve kızlar için ayrı ayrı yapılıyordu. Kız idadisi, kız rüştiyesi, kız sultanisi (İnsas Sultanisi), Dârülfünun-u İnas gibi kızlara mahsus okullar vardı. Kızlarla erkeklerin karma olarak, bir arada eğitim görmeleri yasaktı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Daha önce Dârülfünun'da kız öğrenciler, boykotlu ve oldu-bittili hareketleri sonucunda, erkeklerle aynı anfilerde ders görmeye başlamışlardı. Bu da o zaman bir karma eğitim tartışması başlatmıştı. Ama ortaöğretim düzeyinde kızların ve erkeklerin okul ve sınıfları hâlâ ayrı ayrı idi. 1924 yılında, Tekirdağı'nda Kız Lisesi bulunmaması dolayısıyla, kızların erkek lisesine kaydolmak istemeleri, Türk eğitiminde kızlarla erkeklerin beraber okumaları sorununu gündeme getirmiştir. Okul müdürü, bu sorunu nasıl çözeceğini Bakanlığa sormuş, Bakanlık da bir yandan konuyu "yatılı olmayan liselerde karma eğitimin öğretim, sosyoloji, psikoloji ve ahlâk açılarından yararı" yönünden bilimsel bir soruşturmaya tâbi tutmuş, bir yandan da bu hususta kamuoyu oluşturmaya başlamıştır. Ama bundan çok önceleri, Mart 1924 başlarında Maarif Vekili, kadın ve erkek için ayrı eğitim düşünmediğini belirterek şöyle diyordu: "Türkiye'nin kız çocukları, erkek çocuklarıyla beraber aynı terbiye ve tedris programını takip edecektir." Bakanlık müsteşarı Köprülüzâde M. Fuat Bey, yüksek öğretimde karma eğitimin halledildiğini, ilköğretimde de karma olabileceğini, ama ortaöğretimde karma eğitimin mahzurlu olduğunu savunmuştur. Ortaöğretim düzeyinde karma eğitimin Avrupa'da bile kabul edilmediğini belirtmiştir. Dârülfünun Emini İsmayıl Hakkı Bey ise "coéducation" (karma eğitim)in akıl ve mantık ile, fizyoloji ve psikoloji ile çözümlenemeyeceğini; bunun, bir milletin tarihi, sosyal bünyesi ve uygarlığı ile ilgili bir ahlâk olayı olduğunu belirtmiştir. İsmayıl Hakkı Bey, karma eğitimin ilkokuldaki sabilerin karıştırılması demek olmadığını; şahsiyet ve karakter dönemindeki, meslek ve uzmanlaşma çağındaki kız ve erkek öğrencilerin aynı eğitim ve öğretim yöntemleriyle, aynı kurumlar içinde ortak eğitimi olduğunu vurgulamaktaydı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=41735 Bu anlamda karma eğitim, 1871'den sonra Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıkmıştır. Daha sonra Avrupa'nın protestan ülkelerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Karma eğitimi feminizm ve kadın-erkek eşitliği hareketi teşvik etmiştir. Bilinçli insanların karma eğitimi, Türkiye'de ilkönce üniversite düzeyinde gerçekleştirilmişti. Ortaöğretim kademesinde karma eğitim kararını ise hükûmet adamları verecekti. Ama Türk inkılâbı "ani ve iradî biz inkılâp" olduğu için, bu kararı da birden vermek gerekti. Hükûmet de 1924 Ağustosunda, ilkokul eğitiminin karma olmasını; kızların erkek okullarına, erkeklerin de kız okullarına kaydolabilecekleri kararını aldı. Cumhurbaşkanı "Gazi Paşa" da, 28 Ağustos 1924'te Öğretmenler Kongresi dolayısıyla Maarif Vekili Vasıf Bey'in verdiği yemekte yaptığı konuşmada, şöyle diyordu: "Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı sûretle, bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin amelî olması mühimdir. Memleket evlâdı, her tahsil derecesinde iktisadî hayatta âmil, müessir ve muvaffak olacak sûrette techiz olunmalıdır." 1925 sonları ile 1926 başlarında toplanan Üçüncü Heyet-i İlmiye'de yatısız ortaokullarda öğretimin karma olarak yapılması görüşülmüş ve kabul edilmişti. Bu şekilde Türkiye'deki ortaöğretim kademesindeki okullar karma olmaya başladılar. Önce, 1927-1928 öğretim yılından itibaren erkek ve kız ortaokullarının yanında, karma ortaokullar kurulmaya veya bazı ortaokullar karma hale getirilmeye başlanmıştır. Giderek tek başına kız ve erkek ortaokullarının sayısı oldukça azalmıştır. Liseler için de, karma eğitime ancak 1934-1935 öğretim yılından itibaren geçilebilmiş, tek lisesi olan yerlerdeki 19 lisede karma öğretime başlanılmıştır. 2.6. 1924-1928 DÖNEMİNDE ÖĞRETİM KADEMELERİNİN SORUN VE GELİŞİMLERİ 2.6.1. İlköğretim ve İlkokul Öğretmenliği 2.6.1.1. Genel İlkeler 8 Nisan 1923'te kabul edilen bir yasa ile, erkek ve kız öğretmen okullarıyla bütün ortaöğretim kurumlarının maaşları ve harcamaları 1923 Eylûlünden itibaren Bakanlık bütçesinden ödenmeye başlanmıştı. Böylece Ankara hükûmetlerinin dört yıldır uğraştığı en önemli sorunlardan biri çözülmüş oldu. Ama ilkokul öğretmenlerinin maaşı sorunu, Eğitim inkılâpları döneminde de çözümlenmeden devam etti. Maarif Vekili Vasıf Bey, Muallimler Derneği'nin öğretim yılı sonu dolayısıyla verdiği çayda yaptığı konuşmada, "hükûmetin muntazam ve kat'i bir ilk tedrisat siyaseti takip ettiğini" söyleyerek, ilk öğretimin bugünkü kötü durumdan kurtulmasının ancak harcamaların genel bütçeye aktarılarak mümkün olabileceğini, Bakanlar Kurulu ve Meclis çoğunluğunun da bunu istediğini; Meclis'e sunulacak "Maarif-i Umumiyye Kânûnu" tasarısında da bunun yer aldığını belirtiyordu. Bakanlık bu arada gerek Öğretmen okulu çıkışlı, gerekse ehliyetnameli öğretmenleri belirli kurslara ve sınavlara alma çalışmaları da yapıyordu. Başbakan İsmet Paşa da, Manisa'da söylediği büyük nutukta ilköğretime de değiniyordu. Hükûmet, ilköğretimin zayıf durumunu incelemeye lâyık görmüştü. Tecrübeler ilköğretim konusunda o zamana kadar alınan tedbirlerin yeterli olmadığını göstermişti. Hükûmetin karşısında ilkokul binası ve öğretmen yetiştirme sorunu vardı. Ama Devlet, içinde bulunduğu zorlukları biliyordu ve beş-on yıl, daha esaslı bir eğitim politikası izlenilmeliydi. Ama o zaman ilköğretimin en önemli sorunu, ilkokul öğretmenlerinin İdare-i Hususiye'ye bağlı olmaları sorunu idi. Bu, bazılarınca "merkeziyet - adem-i merkeziyet" tartışması haline getiriliyordu. |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
