Derin DevletDerin devlet, devletin üst kademesinin; MGK, TSK Komuta kademesi, MİT gibi devletin milli siyaset belgesini hazırlayan ve bunun uygulanması için gerekli tedbirlerin almasını sağlayan kurumların oluşturduğu; yasalarda yeri olmayan ancak
Konu Qin tarafından açılmış, 281 kişi tarafından görüntülenip, 1 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Derin Devlet konusundaki toplam yorum: 1, okunma sayısı: 281. |
|
|
|||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2006
Üye numarası: #62643 Yer: Okmeydani
Mesaj sayısı: 4,110
Karma etkisi: 2569
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 255863
|
Derin devlet, devletin üst kademesinin; MGK, TSK Komuta kademesi, MİT gibi devletin milli siyaset belgesini hazırlayan ve bunun uygulanması için gerekli tedbirlerin almasını sağlayan kurumların oluşturduğu; yasalarda yeri olmayan ancak teamül denilen alışagelinmiş kurallar çerçevesinde Devletin bekaası, milli birlik ve beraberliğin bütünlüğü için çalışmaların tümünün organize edilmesi tüm bu kurumların mutabakatı ve anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez kuralları dahilinde yapılır ki yapıcı şema bütününe literatürde derin devlet denir.
Derin Devlet'in tarihçesi Türkiye'de derin devletin kökeni Teşkilat-ı Mahsusa'ya dayanır. Gayrinizami Harp için kullanılır. Türkiye Cumhuriyeti'ni, Kurtuluş Savaşı ile kuranlar bu yapının içinden gelen sivil ve asker kişiler olup sayıları 30.000 kadardır. Çağımızda Türkiye'de adı geçen ve devletin yasal ve anayasal kuruluşları ile bağdaştırılmaya çalışılan derin devlet olgusu ile Türkiye Cumhuriyeti devleti ilişkisi olmadığını ileri sürmektedir. Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve diğer bürokrasi içinde yerleşik ve kendilerini devletin sahibi olarak gören bir veya birden fazla grup ile bunların devlet dışındaki bağlantılarına verilen genel addır. Bu kişilerin yurt dışında istihbarat ve mafya oluşumlarıyla da bağlantıları olduğu düşünülmektedir. Silah ve uyuşturucu ticareti çeteleriyle de bu oluşumların yolları kesişmektedir. Daha çok Türkçü bir söylem kullanmaktadırlar. Oluşumun önemli bir amacı da devleti seçilmişlerden korumaktır. Laiklik ve cumhuriyet korunması gereken değerler olarak sunulmaktadır. Ancak bu tür olaylarda söz konusu çetelerin kişisel zenginleşme sağladıkları, bu yapılanmalar ile ekonomik ve siyasi nüfuz elde ettikleri de anlaşılmıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=141121 Türkiye'de faili meçhul birçok olayın derin devlet tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmiştir. Ayrıca failleri bilinmesine karşın gerçek azmettiricinin bulunamadığı Uğur Mumcu ve Danıştay Cinayetlerinde de derin devlet şüphesi vardır. hrank dink e yapılan süikast te buna ornektir.. 2005 Şemdinli Olayları, Hakkari ili Şemdinli ilçesinde 9 Kasım 2005 günü patlayan bir bomba üzerine çıkan olaylardır. Olay kimileri tarafından PKK'nın eylemi olarak görülürken, kimileri tarafından da bölge halkını kışkırtmak için derin devlet tarafından yapıldığı iddia edildi. Olayların gelişimi 9 Kasım Şemdinli'de eski PKK'lı Seferi Yılmaz'a ait kitapçı bombalanmış, bir kişi ölmüş, bombayı attığı öne sürülen bir kişinin sığındığı otomobil halk tarafından durdurulmuş ve içindeki üç kişi tartaklanarak polise teslim edilmiştir. Zanlılar emniyetten olduklarını iddia etmiş ve bu üç kişinin serbest bırakıldığı iddiası üzerine Şemdinliler sokaklara dökülmüş ve polis noktası ateşe verilmişti. Otomobilde keşif yapan savcı ve CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan'ın üzerine de ateş açılmış, bir kişi de burada ölmüştür. 10 Kasım Ertesi gün büyük bir gösterici grubu şehir girişindeki polis kontrol noktasını yerle bir etmiş, saldırı sırasında polislerden birinin o sırada DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ı arayarak, "müdürüm kurşun yağmuru altındayız. Bize sahip çıkın" demesi ve Ağar'ın olayı askeriyeye bildirmesi sonucu olaydan 2 saat sonra bir komando takımı olaya müdahale ederek polisleri kurtararak izinsiz göstericileri dağıtmıştır. 10 Kasım 2005 günü sabah erken saatlerde Yüksekova-Şemdinli karayolu 22 km.'den itibaren Jandarma ilçe girişini kapatmış ve gelen araçlara ilçeye girişin ve çıkışın yasaklandığını bildirilmiştir. İlçeye girişte sağ tarafta bulunan polis kontrol noktasının boş olduğu ve köz haline gelmiş çokça odun yığınının halen yanmakta olduğu, hemen yanında aynı büyüklükte ikinci bir ateşin yanmakta olduğu, ateş etrafında kimsenin olmadığı, ateşin içerisinde makineli silah tablasının bulunduğu ve kısmen yanmış olduğu, yolun ortasında bir araç mazot deposunun bulunduğu gözlenmiştir. 15 Kasım Türkiye Büyük Millet Meclisi, Şemdinli olayları hakkında soruşturma açılmasını kararlaştırdı. Ancak, Şemdinli'deki olayları araştırmak üzere kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna ifade veren Mehmet Ali Altındağ'ın ifadesinin Komisyon Başkanı tarafından Van Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermesiyle bir hukuk skandalı ortaya çıkmış[kaynak belirtilmeli] ve konu kamuoyu önünde uzun süre tartışılmıştır. Raporlar MİT ve Jandarma İstihbarat Teşkilatı raporlarına göre bu olay PKK yandaşlarının bomba yapımı sırasında bombanın ellerinde patlamasıdır.[kaynak belirtilmeli] Olay yerinde bulunan görevliler ise derin devletin değil askeriyenin personelidir. Susurluk ile arasındaki fark ise Susurlukta yakalanan silahların ruhsatsız silahlar, Şemdinli'de yakalanan silahların ise TSK'ya ait olmasıdır. Ayrıca JİT başkanı[kaynak belirtilmeli] Mehmet Çörten PKK'nın Fransa'daki gibi sokak eylemlerine girişeceğini[kaynak belirtilmeli] bu olayların bunların provası olduğunu belirtmiştir. Hukuki Süreç Hukuki Değerlendirmeler Olayın ROJ TV tarafından anında dünyaya (görüntülü olarak) duyurulması,[kaynak belirtilmeli] terör örgütü mensuplarının birbirleriyle 9-15 Kasım 2005 tarihleri arasında yaptıkları telefon görüşmeleri (Hürriyet Gazetesi 12, 13 Mart 2006) kafalarda soru işareti bırakmaktadır.[kaynak belirtilmeli] TBMM'de Şemdinli Olaylarını Araştırma Komisyonu kurulması yasal değildir. Anayasa'nın 98/3. maddesine göre; " Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir." Yargıya intikal eden konularda, meclis araştırması yapılamaz. Adalet Bakanı Cemil Çiçek yaptığı açıklamada bunu açıkça ifade etmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=141121 Hukuki Hatalar Van ve Hakkari Cumhuriyet Başsavcılıklarının, soruşturmaları Mehmet Ali Altındağ'ın ifadelerine dayanmaktadır. Mehmet Ali Altındağ olay anında Şemdinli'de olmadığını söylediğine göre; tanık olamaz. Savcı Ferhat Sarıkaya Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen "soruşturmanın gizliliği" hükmünü ihlal etmiş, İddianamesini Sıvacıoğluna ve basına göndermiştir. Kanunun bu hükmüne göre; "soruşturma evresinde usul işlemleri gizlidir." Yine Kanunun 174. maddesine göre; "Mahkeme, iddianame ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde iddianameyi iade edebilir." Savcı Sarıkaya, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilip edilmediğini beklemeden, konuyu Sıvacıoğluna ve basına taşımıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=141121 Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 1 Ocak 2006 tarih ve 23 sayılı Genelgesine göre Generaller hakkında işlem yapılabilmesi için; "Evrak Genelkurmay Başkanılığına gönderilir." Genelkurmay Başkanlığı 353 Sayılı Kanun'a göre gereğini takdir eder. Oysa Savcı Sarıkaya, iddialarını mahkeye taşımıştır. İddiaları vasıflandırmak suretiyle, görev ve yetkisini aşmıştır. Yaşar Büyükanıt ile ilgili iddialar Savcı Sarıkaya, Büyükanıt'ı şunlarla suçlamıştı: Ali Kaya için, 'Tanırım, iyi çocuktur' sözleriyle adli yargıyı etkilemeye teşebbüs. Diyarbakır'da 7. Kolordu'da görev yaptığı dönemle ilgili olmak üzere, suç işlemek için örgüt kurmak. (İşadamı M. Ali Altındağ'ın ifadesini esas alarak), sahte belge düzenlemek. Görevi kötüye kullanmak. Yaşar Büyükanıt ve diğer komutanlar hakkındaki iddialar, Büyükanıt'ın Diyarbakır'da görev yaptığı döneme aittir. Ceza Muhakemeleri Kanunun 12. maddesine göre; "Davaya bakmak yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir." Başka bir ifade ile savcılıkların ve mahkemelerin yetkisi, mülki idare ile sınırlıdır. Konu ile ilgili olarak "Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı yetkilidir." Savcı Sarıkaya'nın evrakı "Yetkisizlik Kararı" ile Diyarbakır'a göndermesi gerekirdi. Genelkurmay Genel Sekreterliği, Şemdinli olayları nedeniyle, Van Başsavcılığı'nca orgeneral Büyükanıt ve bazı subaylar hakkında soruşturma açılması talebine ilişkin dosyayla ilgili olarak, Genelkurmay Başkanlığı'nın resmi internet sitesinden yapılan açıklamada şöyle denilmiştir: Kasıtlı hazırlanmış Kamuoyunda 'Şemdinli iddianamesi' olarak bilinen konuda Van Başsavcılığı tarafından hazırlanan iki adet dosya 13 Mart 2006'da Genelkurmay Başkanlığı'na ulaştırılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı'nın 8 Mart 2006 tarihinde yaptığı teknik açıklamada belirtilen yasal mevzuat çerçevesinde anılan iki dosyadaki iddia, ihbar, şikâyet ve değerlendirmeler incelenmiş ve aşağıdaki sonuçlara varılmıştır. Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs olduğu iddia edilen ve kamuoyu tarafından çok iyi bilinen ifadenin, hüküm kurmak amacıyla kasıtlı olarak sadece bir bölümünün dikkate alındığı görülmüştür. İfadenin tamamı dikkate alındığında hükmün öngördüğü kastın olmadığı açıkça anlaşılmaktadır Siyasi değerlendirmeler CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Şemdinli olayları iddianamasinde yer alan, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a ilişkin iddiaları, orduya karşı darbe girişimi olarak nitelendirmiştir.[kaynak belirtilmeli] Sonuçları [değiştir]Şemdinli davası sanıkları Astsubay Başçavuş Ali Kaya ile Özcan İldeniz'e, 39 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası verildi.Dosya şu an Yargıtayda henüz kesinleşmedi. Mahkeme heyeti, Veysel Ateş'in avukatının olmadığı gerekçesiyle duruşmayı erteledi. Heyet, Veysel Ateş'in dosyasını ayırarak karar verecek. Davanın iddianamesini hazırlayan savcı(Ferhat Sarıkaya) meslekten men edilmiştir. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2006
Üye numarası: #62643 Yer: Okmeydani
Mesaj sayısı: 4,110
Karma etkisi: 2569
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 255863
|
Susurluk Skandali
Susurluk Skandalı veya Susurluk Kazası, 3 Kasım 1996'da saat 19.25 sularında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde meydana gelen trafik kazası sonucu, yasadışı polis-mafya-aşiret ilişkilerinin ortaya çıkması ile patlak veren skandal. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli skandallarındandır. Kazanın ardından kamuoyu, "devlet, siyaset, mafya" üçgeninde yasadışı ilişkilerin ortaya çıkartılmasını talep etti. "Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" ismi verilen sivil toplum eylemleriyle ve medyanın desteği ile üstü örtülen ilişkilerin ve faaliyetlerin açıklanmasını talep etti Danıştay Saldırısı 17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay II. dairesine Alparslan Arslan adlı saldırganın gerçekleştirdiği silahlı eylemidir. Alparslan Arslan (avukat) bu saldırıyı, Danıştay II. dairesinin türban hakkında aldığı kararlara tepki olarak gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Saldırı sonrasında, Danıştay İkinci Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin ölmüş, aralarında daire başkanı Mustafa Birden'in de yer aldığı dört üye daha yaralanmıştır. Arslan, saldırı sonrasında kaçmaya çalışırken Danıştay'da görevli polis memurları tarafından yakalanmıştır. Alparslan Arslan'ın, saldırıya yakın tarihlerde Cumhuriyet Gazetesi'ne el bombası atan kişi olduğu tespit edilmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=141121 Saldırıya Türkiye'deki belli kesimlerden tepkiler gelmiştir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 19 Mayıs 2006'da yaptığı açıklamada saldırının sadece Danıştay'a değil, laik devlete de yöneltilmiş olduğunu söylemiştir. Saldırıdan sonraki gün kaldırılan Yücel Özbilgin'in cenazesi sırasında bazı kesimlerce irticaya ve irticanın oluşmasına imkan verdiği iddia edilen Tayyip Erdoğan Hükümeti'ne tepkiler yağmıştır. Cenaze namazı öncesi ve sonrasında "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları atılmış ve cenazeye gelen AKPli hükümet üyeleri "katiller dışarı" sloganları ile protesto edilmiştir. Cenazeye gelen yargı ile YÖK üyeleri, cumhurbaşkanı ve askerler ise göstericiler tarafından alkışlanmıştır. Saldırgan Arslan ile birlikte saldırıya karışmış yedi kişinin davası hala devam etmektedir. Davanın ilk duruşması sırasında Arslan kaçmaya çalışmış[kaynak belirtilmeli], fakat başaramamıştır. Dava günü açıklama yapan baba İdris Arslan, "Laiklik adı altında kutsal değerlerine saldıranlara Türkiye'nin gereken cezayı vereceğini" söyleyerek oğlunun yaptıklarını desteklemiştir. Hayata Dönüş Operasyonu, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerinin, F tipi hücre sistemine geçişi engellemek amacıyla, 20 Ekim'de başlattıkları açlık grevlerini, 19 Kasım tarihinde ölüm orucuna dönüştürmeleri üzerine, 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine birden yapılan, 2'si asker 30'u tutuklu 32 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı, yaklaşık 10000 güvenlik görevlisi tarafından gerçekleştirilen operasyonlara verilen resmi tanım. Bu operasyon sırasında Ümraniye Kapalı Cezaevi'nde Uzman Çavuş Nurettin Kurt ile Çanakkale Kapalı Cezaevi'nde Mustafa Mutlu adlı iki asker de yaşamlarını yitirmişti. İlk olarak, Nurettin Kurt’un, teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren mahkumlarca vurulduğu açıklanmıştı. Ancak Kurt’a yapılan otopside ölüme yol açan yaralanmaya “yüksek kinetik enerjili bir silahın” sebep olduğu belirlendi. Ümraniye Cezaevi’nden çıkarıldığı iddia edilen beş adet tabancanın içinde “yüksek kinetik enerjili silah” olarak kabul edilen uzun namlulu silahlar yoktu. Ayrıca silahın mahkûmlarda olmayan uzun namlulu bir silah olduğu belirlendi[1] ve Kurt'un ölümüne yol açan silahın mahkûmlardan elde edildiği öne sürülen silahlar olmadığı belirtildi. Raporda, ölüme yol açan silahın sadece Kalaşnikof ya da G-3 piyade tüfeği olabileceği belirtildi ve Kurt'un askerlerin silahıyla öldüğü kesinleşti[2]. Resmi makamların operasyonla ilgili dile getirdikleri açıklamaların ve basında çıkan birçok haberin de yalan ve sahte olduğu ortaya çıkmıştı[3]. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün "ayrıca askerin öldürdüğü tutukluların askerle çatışmaya girdiğini" demeci ve bazı ölümlerin tutuklular arasındaki çatışmadan çıktığını iddiası ortaya atmıştı. Adli Tıp uzmanlarının raporlarına göre, Bayrampaşa Cezaevi'ne yapılan operasyon hakkında söylediği "Kalaşnikofla ateş ettiler" diyen bakan Türk'ün demeçlerinin asılsız olduğunu ortaya koymuştu. Rapor'a göre, Koğuşlardan ateş edilmemiş, öldürücü dozun üzerinde gaz bombası kullanılmıştı. Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'ndeki C-1 koğuşundaki kadın tutukluların güvenlik görevlilerinin kullandığı göz yaşartıcı, gaz ve sinir bombalarının çıkardığı yangında öldükleri belirlendi. Adli tıp uzmanlarının raporunda, yanarak ölen kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı olan solvent maddelerinin bulunduğunun tespit edildiği vurgulandı. Yine Adli tıp raporuna göre silahlı bir direniş olmamıştı. Kömüre dönmüş koğuşlarda yapılan aramalarda silaha da rastlanmamıştı. Bilirkişi raporunda ayrıca mahkûmların bulunduğu taraftan güvenlik görevlilerinin bulunduğu yöne doğru ateş açılmadığı, atışların dışarıdan içeriye doğru yapıldığı kaydedildi Raporda, 12 kişinin hayatını kaybettiği C-1 koğuşunda 6 kadın tutukludan 5'inin yanarak 1'inin ise gazdan zehirlenerek öldüğü yazıldı. C-1 koğuşunda hayatını kaybeden Yazgülü Güler Öztürk, Seyhan Doğan, Özlem Ercan, Şefinur Tezgel ve Gülser Tuzcu'nun cesetlerine yapılan otepsilerde elbise parçaları ile saç, doku ve cilt örneklerinde, tinerde bulunan organit solventlerden toluen, xylene ve metanol saptandığı kaydedildi. Nilüfer Alcan adlı tutuklunun ise gaz zehirlenmesi sonucu öldüğü tespit edildi. Raporda, operasyonda kullanılan bombaların etkin maddesinin 20 gramının 38 dakikada insanı öldürdüğü vurgulanarak, "C-1 koğuşunda 35 gram bomba maddesi bulundu" denildi. Yine aynı koğuşunda patlayan onlarca gaz bombasının yanında patlamamış 45 adet bomba bulunmuştu. C-14 ve C-15 koğuşlarına da ateş açıldığı ve içeri, üzerinde "Kapalı yerlerde kullanmayın" ve "Bombayı insan ve yanan madde olmayan sahaya fırlat" yazılarının bulunduğu çok sayıda göz yaşartıcı bomba ile gaz bombasının atıldığı kaydedildi. Tutukluların silahla birbirlerini öldürdüğü iddiası da, tutukluların uzun mesafeden açılan ateş sonrası öldüğünü belirleyen adli tıp raporuyla çürütülüyordu[4][5][6]. Rapor ayrıca, kimi delillerin karartıldığını ve jandarma tutanağınındaki verilerindeki bazı çelişkileri de ortaya çıkartmıştı Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=141121 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=141121 F tiplerine nakledilen tutukluların para ve kişisel eşyalarının zorla alındığına ilişkin iddiaları, dayak, taciz ve tecavüz iddiaları gibi, idare tarafından dikkate alınmamıştı Operasyonun ardından 154 hükümlü hakkında da, faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek, isyan ve intihara azmettirmek suçlarından ömür boyu hapis istemiyle dava açılmıştı. 154 hükümlü hakkında açılan davada, 2005'te Ağır Ceza Mahkemesi delil durumlarını dikkate alarak, tutuklu yargılanan yedi hükümlü'nun tahliye kararı onaylanmıştı. Operasyonda görev alanlar hakkında açılan ve halen süren birçok dava bulunuyor F tipi cezaevlerinin mimarlarından olan ve Operasyon sırasında Cezaevleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Ali Suat Ertosun'a 2004 yılında hükümet kararıyla 'Devlet Üstün Hizmet Madalyası' verilmişti ‘Hayata Dönüş’ Operasyonu’nda yaşamını yitiren tutukluların listesi ise şöyle: 1. Ahmet İbili. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar. Ümraniye. 2. Ali Ateş. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa. 3. Ali İhsan Özkan. Bursa. 4. Alp Ata Akçayüz. Ateşli silah yaralanması. Ümraniye 5. Aşur Korkmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa. 6. Berrin Bıçkılar. Yanık ve ölüm orucu sonucu ölüm. Uşak. 7. Cengiz Çalıkoparan. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa. 8. Ercan Polat. Karın alt kısmında ateşli silah yarası. Ümraniye. 9. Fahri Sarı. Kurşunla ölüm. Çanakkale. 10. Fırat Tavuk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa. 11. Fidan Kalşen. Kurşun ve yanma sonucu ölüm. Çanakkale. 12. Gülser Tuzcu. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa. 13. İlker Babacan. Çanakkale. 14. İrfan Ortakçı. Çankırı. 15. Murat Ördekçi. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa. 16. Murat Özdemir. Bursa. 17. Mustafa Yılmaz. Ateşli silah yaralanması. Bayrampaşa. 18. Nilüfer Alcan. Yüzü ve elleri 1. derecede yanık, duman zehirlenmesi. Bayrampaşa. 19. Özlem Ercan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa. 20. Seyhan Doğan. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa. 21. Sultan Sarı. Çanakkale. 22. Şefinur Tezgel. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa 23. Ünsal Gedik. Kafasında ekimoz var. Karbonmonoksit zehirlenmesi olabilir. Ümraniye. 24. Yasemin Cancı. Uşak. 25. Yazgülü Güder Öztürk. Yanma sonucu ölüm. Bayrampaşa. 26. Halil Önder. Ceyhan. 27. Hasan Güngörmez. Ölüm Oruçcusu. Sincan. 28. Rıza Poyraz. Ateşli silah yaralanması, künt kafa travması. Ümraniye. 29. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye. 30. Kimliği Belirsiz. Ateşli silah yaralanması ve yüzeysel yanıklar sonucu tanınmaz durumda. Ümraniye. ‘Hayata Dönüş’ Operasyonu'nın 2000-2001 Bilançosu: Operasyon Düzenlenen Cezaevi Sayısı: 20 Öldürülen Tutuklu Ve Hükümlü Sayısı: 30 Hastaneye kaldırılan yaralı Tutuklu-Hükümlü: 237 Yaşamını Yitiren Asker: 2 Yaralanan Asker sayısı: 6 Edirne F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 348 Kocaeli F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 340 Sincan F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 341 Kartal F Tipi Cezaevine Sevk Edilenler: 67 Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevine Sevkler: 45 Açlık grevi süren cezaevi: 41 Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar: 259 Operasyondan sonra ölüm orucunu sürdürenler: 357 Açlık Grevini Sürdürenler: 1656 Operasyonu Protesto sırasında Gözaltına Alınanlar: 2145 Operasyonu Protesto Edenlerden Tutuklananlar: 58 Copla tecavüz iddiası: 8 Operasyon sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası: 18 Mühürlenen dernek sayısı: 2 [15] Düzenleyen Qin : 02-06-2007 at 23:32. |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
