Ey Türkçe, geldinse üç kere vur!Lütfen uzun deyip farenizin ortasındaki fırıldakla oynamayın. Öncelikle, Türk Milli Kültürü denilince neleri anlıyoruz, kısaca bunlardan söz edelim. Türk Milli Kültürü, Türklerin, tarihi süreç içerisindeki toplumsal yapılarını, dini, iktisadi hayatlarını,
Konu ESTERGON tarafından açılmış, 1464 kişi tarafından görüntülenip, 18 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Ey Türkçe, geldinse üç kere vur! konusundaki toplam yorum: 18, okunma sayısı: 1464. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#16 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2006
Üye numarası: #83295 Yer: South Korea
Mesaj sayısı: 4,160
Karma etkisi: 10844
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1083413
|
Lütfen uzun deyip farenizin ortasındaki fırıldakla oynamayın.
Öncelikle, Türk Milli Kültürü denilince neleri anlıyoruz, kısaca bunlardan söz edelim. Türk Milli Kültürü, Türklerin, tarihi süreç içerisindeki toplumsal yapılarını, dini, iktisadi hayatlarını, edebi kültür, dil ve sanatlarını, düşünce ve ahlak özelliklerini içerisine alan geniş bir konudur. Bu kadar geniş bir konuyu, tüm ayrıntılarıyla ele almak oldukça zor bir iştir. Bu sebeple, yazımızda, Türk Milli Kültür'ünün önemli bir unsuru olarak, Türk Dili üzerinde durulacaktır. Türk Dili'nin tercih edilişinin bir diğer sebebi ise, dilin, bir toplum için, son derece önemli ve etkili bir araç olduğu gerçeğidir. Bize göre, dilini kaybetmiş bir millet, milli benliğini, değerlerini, özünü, daha doğrusu, her şeyini kaybetmiştir. Peki, bir dil nasıl olur da kaybedilir? Bu sorunun cevabını vermek bizler için pek de zor bir durum değildir. Bugün, şehir merkezlerine gittiğimiz zaman, etrafımızdaki alış-veriş yerlerine, dükkanlara dikkatlice bakarsak, gördüğümüz tablo karşısında şunu söyleyebiliriz: Bir dil işte böyle kaybolur! Evet, ne yazık ki, güzel Türkçemiz tehlikeli bir durumla karşı karşıyadır: Yok olma tehlikesi! Bir dil, kullanılmazsa ortadan kalkar. Konuşulmayan, yazılmayan bir dilin devam etmesi, kuşaklar boyunca var olması, söz konusu değildir. Konuya, Türk Dili'nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu belirterek başladık. Buraya tekrar döneceğiz; ancak, öncelikle, dilin bir toplum için ne kadar önemli olduğuna değinelim. Dil, düşünmenin aracıdır. Düşünemeyen insanların fikir üretme gibi bir şansları yoktur. Dil ile düşünme arasındaki bu sıkı bağ, milli hissin oluşmasında da etkilidir. Milli bir his, ancak, o milletin dili ile oluşturulabilir. Şöyle diyelim, İngilizce konuşup, fikirler ortaya koyarak bir Fransız milliyetçiliğinden söz edebilir misiniz? Tabi ki, bu gülünç bir durum olur. Demek ki, dil, bir milletin milli duygularının oluşmasında, bu duyguların geniş kitlelere yayılmasında birinci derecede önemlidir. Her millet, ancak, kendine özgü bir dil ile milli hislerini kuvvetlendirip yayabilir. Bu gerçeği gören büyük önderimiz ATATÜRK, Türk Dili'ne son derece önem vermiş, birçok yabancı kelimenin Türkçe karşılığını aramış, Türkçe'ye hak ettiği değeri göstermiştir. Bugün, matematikte kullandığımız birçok terim ATATÜRK'ün bizzat kendisinin ortaya koyduğu Türkçe kelimelerdir (örneğin; artı, açı, üçgen). Bu konuda ATATÜRK ve ona destek verenlerin yaptıkları tüm çalışmalar, hep bir düşüncenin ürünüdür: Milli bilinci canlandırmak. Milli bilinç, her şeyden önce, dilin ayakta durması, gelişmesi, yabancı kelimelerden arındırılması ile mümkün olabilir. Tabi ki böyle bir milli bilinç sahibi olunabilmesi için de, ortada, bir milletin bulunması gerekir. Atatürkçülükte, milletin tanımında dahi "dil birliği" esastır. Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasi ve toplumsal bir heyettir. Bu sebeple, tüm Atatürkçülerin (tabi ki gerçek Atatürkçülerin!) Türkçe'ye önem vermeleri, bu konuya duyarlı olmaları gerekmektedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=140422 Tarih bize göstermiştir ki, milli kültürünü kaybeden milletler, daima "güçlü milli duygu"lara sahip olan milletlerin egemenliğine girmişlerdir. Başlangıçta da belirttiğimiz gibi, madem ki dil, milli kültürün ve milli kültür de bağımsızlığın temeli, öyleyse, bize düşen görev, Türkçe'ye gereken önemi vermek; Türkçe konuşmaktan, Türkçe yazmaktan gurur duymaktır. Bugün, ABD ve Batılı ülkelere olan hayranlıkları ile İngilizce'ye duydukları özenti birçok insanı ve özellikle "sözde aydınlar"ımızı Türkçe konuşmaktan alıkoymuş, bu durumdan utanır hale getirmiştir. Böyle, aşağılık duygusuna sahip insanların, bir de, büyük önderimizi ağızlarına almaları yok mu, işte bu durum işin en ilginç, en düşündürücü ve korkutucu tarafıdır. Bu zihniyete sahip kişilerin, kurtuluş savaşı sonrası ikinci bir kurtuluş savaşı başlatıp, ilk işi Türkçe 'yi korumak, geliştirmek olan bu büyük insanı ağızlarına almaları, akıl sır erdirilebilir bir durum değildir. Şöyle ki, bu eşsiz insan, dili, milli kurumların en başta geleni sayıyor, milli duygu, düşünce ve yönelişin, milli benlik ve şuurun milli dile bağlı olduğu üzerinde önemle duruyor, uzun vadeli düşünülürse, milli bağımsızlığın, ancak, Türk dili varoldukça, dil bağımsız oldukça mümkün olacağı temelinden yürüyordu. Nasıl olabilir de, Batılılaşmak uğruna güzel Türkçe'den vazgeçilebilir. Böyle bir Batılılaşmayı ne Mustafa Kemal ATATÜRK kabul ederdi, ne de günümüzde herhangi bir Türk vatanseveri kabul edebilir. Türkiye, eğer ki, AB ya da benzeri birtakım örgütlerin içerisinde yer alacaksa, böyle bir durum ancak, Türk Milli Kültürü 'nün tam anlamıyla korunacağı bir ortamda gerçekleşmelidir (Böyle bir durum Batılı ülkeler ve ABD'nin asla kabul etmeyeceği açıktır. Ne acıdır ki, bu devletlerin, Türk Milli Kültürü'nü, hatta, Türkleri dünya üzerinde görmeye tahammülleri yoktur.) Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=140422 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=140422 Türk Dili'nin ne kadar önemli olduğunu kısaca anlattıktan sonra, yazının başında, tekrar döneceğimizi belirttiğimiz konuya gelelim: "Türkçe'nin yok oluşu sorunu." Evet, Türkçe yok olmaya yüz tutmuştur; gerek içte, gerek dışta bu yok oluşa destek verilmekte, adeta seferberlik içine girilmektedir. Bu tehlikeli durum, kem}isini en açık şekli ile sokaklarımızda, iş yerlerimizde göstermektedir. Bu yerlerin isimlerine bakıldığında, Türkçe bir kelime görmek neredeyse imkansızdır. Ayrıca, kendisini aydın sanan kişiler arasında da, her geçen gün, Türkçe'den kopuş söz konusudur. Ne kadar üzücü bir durum! Bunun için mi verildi onca mücadele? Şurası bilinmeli ki, bu topraklar, yalnızca İngilizlerden, Fransızlardan kurtarılmadı, aynı zamanda İngilizce'nin, Fransızca'nın egemenliğinden de kurtarıldı, bu uğurda savaşıldı. Tüm bunları görmezlikten gelerek, birtakım ülkelere yaranmak, özenmek ve bu doğrultuda hareket etmek cidden içler acısı bir durumdur. Konumuzla ilgili olduğu için, "Eurovision Şarkı Yarışması"na değinmek istiyoruz. Bu yarışmadaki birinciliğimiz ve bir sonraki yarışmanın Türkiye'de yapılacak olması, cidden, bizleri gururlandırdı. Ancak, bu sevincimizin içerisine hüzün de karıştı. Birinciliği elde ettiğimiz parça, ne yazık ki, İngilizce. Peki, bu parça Türkçe olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Hem de, öyle iyi olurdu ki, kendimizi bize özgü değerlerden birisiyle ( Türkçe ) ifade etmiş olurduk. Buraya kadar söylediklerimizden, Türkçe dışında herhangi bir dili bilmeyelim, öğrenmeyelim anlaşılmasın. Tabi ki birçok dil öğrenip, kendimizi her alanda geliştirmek durumundayız. Bizim isteğimiz, Türkçe'nin konuşulduğu bir Türkiye olarak kalmaktır. Bu doğrultuda hareket etmeyen her kişiye, kuruma karşı ise mücadelemiz sürecektir. Bu mücadele, her şeyden önce, tepki ile başlamalıdır. Örneğin; İngilizce eğitim yapan okullara, sırf bu sebeple çocuklarımızı yollamayarak ya da ismi Türkçe olmayan yerlerden alışveriş yapmayarak, yemek yemeyerek tepkimizi gösterebiliriz. Bizim düşüncemizde, Türk demek Türkçe demektir! Bu sebeple, ne uluslar arası yarışmalarda, toplantılarda, ne de ülke içerisindeki etkinliklerde, Türkçe' den asla vazgeçmeyeceğiz. SONUÇ Dil, milli kültürün ilerlemesi ve yayılmasında önemli bir araç olduğu gibi, milli duygunun gelişmesinde ve bağımsızlığın korunmasında da önemli bir etkendir. Bu sebeple, Atatürkçülükte, milli kültürün, bağımsızlığın, milli bütünlük ve toplumsal barışın korunması, sürdürülmesi için, milleti oluşturan kişiler arasında konuşulan dilin, birbirinden farklı olmaması, sade, anlaşılır ve zengin olması gereklidir. Türk'üm diyen herkesin Türk Dili'ni bilmesi ve kullanması şarttır. Türkçe'nin en büyük koruyucusu, geliştiricisi eşsiz liderimiz ATATÜRK'ün dediği gibi" Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." Bu uğurda mücadeleye devam... Kaynak: Gökhan SAVAŞ Müdafaa-i Hukuk Dergisi, Ağustos 2003, Sayı:60 ,Yıl:5 Teşekkür ederim okudugunuz için. |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2005
Üye numarası: #32138 Yer: ::::> wardom
Mesaj sayısı: 2,959
Karma etkisi: 133
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12488
|
Dil bilinci okullarda öğretmenler tarafından aşılanmalı,dilimize girmiş yabancı kelimelerin Türkçe karşılığ çocuklara öğretilmeli ki çocuk küçükkeb bu alışkanlığa sahip olsun...
Yalnız kanka kelimesi kan kardeşinden türetilmiş bir kelime olarak biliyorum,Türkçemize yeni kelimeler kazandırmakta lazım ... |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2006
Üye numarası: #69606 Yer: Cehennemin Dibi
Mesaj sayısı: 10,845
Karma etkisi: 11526
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1151050
|
Estergon senin böyle paylaşımlarını çok seviyorum gerçekten Türkçemize sahip çıkmalıyız
|
|
|
|
|
|
#19 |
|
Moderator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jan 2006
Üye numarası: #47801 Yer: im KALBİN
Mesaj sayısı: 9,821
Karma etkisi: 44090
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 4407476
|
‘…Güler misin, Ağlar mısın?..’ Yoksa yazmış mıydım? Yakınlarımdan birisinin kızı, edebiyata düşkünmüş; o tarihte kolejde okuyor; babası, kısa hikayeler yazdığını, bir göz atmamı söyledi; çocuk hevesle, ne getirse iyi; İngilizce kaleme alınmış, iki metin; ecnebi bir dille yazıldığı için, ayrı bir takdir beklediği belli! Güler misin, ağlar mısın? Ona, önce anadiliyle bu işi denemesi ve başarması gerektiğini, anlatmaya çalıştım; ama, hayli şaşırmıştı; ne düşündüğünü tahmin etmek, hiç zor değil; bu adam ne söylüyor, İngilizce evrensel dil; gerçekten etkili bir yazar olmak istiyorsan, elbette bu dille yazacaksın! Kafa bu! ‘Dünya dili’, ‘evrensel dil’ günümüzün modası ‘küreselleşmenin dili’ vs! Bizim kuşak, bu sıfatla anılan, en az üç dil dönemi yaşamıştır: Ortaokuldayken, evrensel dil Fransızca idi, ayrıca diplomasi dili olmasıyla övünülürdü; lisedeyken, Almanca öne çıktı, ‘mütefennin’ bir dil, teknolojinin dili; ‘Soğuk Savaş’la birlikte, Amerikan İngilizcesi, yeryüzünün hakimi! Düşünüyorum da bazen, bize bu telkinleri yapan büyüklerimizin; bu dillerin, XX.yy’ın üç büyük emperyalist ülkesinin dili olduğunu söylediklerini, hiç hatırlamıyorum. Ne büyük gaflet! Durum, günümüzde aynen sürüyor; daha da hızlanmış olarak! Vahim bir yanlış yapmış olamaz mıyız? Tesbit. 1/- Ankara, 70’li yılların dağdağası; öğrenci hareketleri, yükselen terörizm vs! Gazeteci bir hanım, yayınevine dadanmıştı; sık sık geliyor, amacı şiirlerimi Fransızcaya çevirmek nasıl ısrar ediyor şaşarsınız; bir türlü, bu çevirilerin, bir ‘kıymeti harbiyesi’nin olamayacağını, ona anlatamıyorum. Israrlı, olduğu kadar çalışkandı; yanlış hatırlamıyorsam, birkaç ayda, bir kitabın tamamını çevirdi, getirdi; ilginç, ama bana göre başka şiirlerdi; benim yazdıklarım değil! O, yüksek mevkideki bir siyasetçinin eşi olan, eski dostu bir ressam hanımla, bir akşam oturmuş; yaptığı çevirileri okumuş; ortaklaşa verdikleri kararı, bana tebşir ediyor: “-...biliyor musunuz, şiirleriniz Fransızcada çok daha güzel ve etkileyici; ikimiz bu karara vardık!” Güler misin, ağlar mısın: Her iki hanım da, ortaöğretimlerini, ecnebi dilde yapmışlar, asıl kültür dilleri Türkçe değil, o! Tesbit. /2.- İstanbul’da, sanırım 80’li yılların başında, bir okur mektubu; yanında, bir de kitapçık! Tarihi hatıra mı demeli, yoksa belge mi? Zira bu kitapçık, Osmanlı’nın son yıllarında, Mütareke döneminde yaşamış, besbelli ‘aydın’ bir Türk kadınının şiirlerini içeriyor; özelliği, hepsinin Fransızca yazılmış olması! Mektubu gönderen ki ‘mumaileyhanın kerimesi’dir- annesinden kalan bu yadigarı, değerlendireceğimi düşünüyor. Beni düşündüren başka şey: Eğer, Mütareke dönemindeki ‘alafranga’ Türk kadın şairinin, ‘tutumu’ ile; Cumhuriyet dönemin de yetişmiş, -biri gazeteci, öbürü ressam- iki aydın Türk kadının; daha da kötüsü, XX. yy’ın başındaki öğrenci bir Türk kızının, ‘tutumu’ aynıysa, biz Batı Türkleri vahim bir yanlış yapmış olamaz mıyız? Elbette, Rabindranath Tagore’un şiirlerini bilirsiniz; yarım yüzyıl önce, Türkiye’de de ünlüydü, sanırım Bülent Ecevit çevirmişti; Tagore bir Hindu, İngilizce yazıyor, o kadar bu dile angaje olmuş ki, bir İngiliz şairi olarak değerlendirilir; yanlış da sayılmaz, çünkü Kraliyet ona Sir unvanını bağışlamıştır. Size bir kalemde saya bir kaç isim daha var; Katep Yacine, Rachid Mimouni, Mouloud Ferraoun, Rachid Budjera vs; ne millet mi, bu imlayla karşınıza çıkarlarsa, kestiremezsiniz; birde Türkçesini görünüz: Katip Yasin, Raşid Mimünt, Mulüd Firavun, Raşid Bucer nasıl, en azından Müslüman olduklarını fark etmediniz mi; bunlar Fransızca yazan Kuzey Afrikalı Arap yazarları- onca gayreti, evrensel bir dille edebiyat yaptıklarına inanarak sarfettiler; ülkelerinde ‘ecnebi’ sayılırlar; Fransızlar ise, onları evrensel edebiyatçı saymıyor, çoğunun ilgilendiği de yok! Yok yanlış söyledim, sadece aynı ülkede doğmuş, birkaç yazar ilgileniyor. İnsanın yüreğini sızlatmıyor mu? Bu söyleşiye zaten, böyle bir tesadüf sebep oldu: Bir Fransız dergisinde (ünlü Le Nouvel Observateur), bir başlık: ‘Büyük Bir Fransız Yazan’, yazıyı derginin başyazarı Jean Daniel kaleme almış; sözünü ettiği ‘büyük Fransız yazarı ise, Cezayir’li bir Arap (Berberi), Mohammed Dib! O vefat etmiş, aslında kimse umursamıyor; hanidir eserleri doğru dürüst yayımlanmıyormuş; Jean Daniel galiba, hem Cezayir doğumlu bir Fransız olduğu, hem de Muhammed Dib, zamanında Albert Camus tarafından tanıtıldığı için, kendini böyle bir ‘hatırşinaslığa’ mecbur hissetmiş. Bu arada, merhumun sözlerini de, aktarmış: “ödünç aldığım bir dil sayesinde, kendimi, özgürce seçilmiş, bir sürgünde buldum!” Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=140422 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=140422 Dikkat isterim, evrensel bir dille yazdım, evrensel bir sanatçı oldum dememiş; kendimi bir sürgünde buldum demiş! İnsanın yüreğini sızlatmıyor mu? hem farkında mısınız, Jean Daniel de son görevini, onu ‘evrenselleştirerek’ değil, ‘Fransızlaştırarak’ yapıyor. Yoksa niye, ‘büyük bir Fransız yazarı’ desin? ülkemizdeki, ‘küreselleşme meraklısı,’ yazar ve şair namzetlerine, duyurulur. Attila İLHAN 19.06.2003 |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
