Fransa Yahudi Soykırımının Ortağı ÇıktıFransa'da öyle bir gelişme oldu ki, moda tabirle Fransız devletinin kodları bir bir çözülmeye başladı. Bu sürecin sonunda yaşanacaklar, Paris'i çok zor duruma düşürebilir. Türk kamuoyu Fransa'yı en çok iki
Konu Jilin_Rime tarafından açılmış, 473 kişi tarafından görüntülenip, 4 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Fransa Yahudi Soykırımının Ortağı Çıktı konusundaki toplam yorum: 4, okunma sayısı: 473. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2006
Üye numarası: #81463
Mesaj sayısı: 100
Karma etkisi: 9
![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 337
|
Fransa'da öyle bir gelişme oldu ki, moda tabirle Fransız devletinin kodları bir bir çözülmeye başladı. Bu sürecin sonunda yaşanacaklar, Paris'i çok zor duruma düşürebilir. Türk kamuoyu Fransa'yı en çok iki konu ile irtibatlı duyuyor. Birincisi Fransa'nın Ermenilerin soykırım iftirasına destek vermesi nedeniyle. Fransa bu konuda Ermeniler ile tam dayanışma içinde ve Türkiye'ye "herkes tarihi ile barışsın" şeklinde çağrılar yapıyor, sanki Türkiye tarihi ile barışık değilmiş gibi. Ayrıca Fransız parlamentosu Ermeni iftiralarını kabûl Eden bir meclis. Fransa'ya meclislerin tarih konusunda hüküm vermesi –Ermeni söz konusu olduğunda hiç garip gelmiyor.
İkinci olarak;Türk kamuoyunun Fransa ile irtibatlı olarak sıklıkla duyduğu, Fransızların Cezayir'de yaptığı soykırım. Fransa işlediği bu suçu- bütün belgelere rağmen- inkâr ediyor ve "tarihi tarihçilere bırakmak gerektiğini" savunuyor. Fransız parlamentosunun DA bu konu ile ilgili bir görüşü, duruşu veya tutumu yok. Fransa Türk kamuoyunun gündemine üçüncü bir konu ile geliyor ve yine bir soykırım söz konusu. Fransız devleti ve demiryolu şirketi "İkinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudilerin toplama kamplarına sevkinde rol oynadığı için mahkûm oldu ve tazminat ödemesine karar verildi. Fransız demiryolları kararı temyize götüreceğini açıkladı. Fransız demiryolu şirketi daha önce de benzer mahkûmiyetler almıştı ve her mahkûmiyetten sonra "Alman işgâli altında kendilerine verilen talimatları uygulamak dışında bir seçenekleri olmadığını" savunarak, kararı bozdurmuştu. Ancak Fransa ilk defa "insanlığa karşı suça ortaklık" nedeniyle mahkûm oldu. Uluslararası hukuka göre "insanlığa karşı suç işlemek" gibi, "insanlığa karşı suça ortaklık" DA ciddi bir cürüm. Hukuk, insanlığa karşı işlenen suçlar söz konusu olduğunda herhangi bir bahaneyi, "şartların getirdiği mecburîyeti" veya "talimatları" gerekçe olarak kabûl etmiyor. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=84176 Fransız demiryolu şirketi önce "zaman aşımı" konusunda ısrarcı davrandı. Ama daha sonra savunma "Fransa'da o dönemde Almanya ile işbirliğinde olan Vichy Hükûmeti'nin görevde olması" üzerine kuruldu. Fransız devleti için konu bu kadar basitti; Eğer şartlar gerektiriyorsa ve bunun için talimat verildiyse, soykırım suçuna iştirak edilebilirdi. Hatta Vichy görevde olduğu için, suç DA sayılmazdı! Acaba bu mümkün olabilir MI? Her dönemi kendi şartları için de değerlendirmek gerektiğine göre, o zaman diliminde şartlar gerçekten de Fransız devletine başka bir seçenek bırakmamış olabilir MI? Belgeler aksi istikamette, AMA herhâlde en korkucu olan Fransız siyâsetçi Jean-Marie Le Pen'in daha çok yakın bir zamanda, "Fransa'daki Alman-Nazi işgâlinin hiç de iddia edildiği gibi kötü ve gayri insanî olmadığını" söylemesiydi. "Millîyetçi" Le Pen, açıkça ülkesinin Nazi işgâline uğramasının "çok DA kötü olmadığını" söylerken, RTL'de yayınlanan demecinde şunları DA iddia ediyordu: "Fransa'daki Alman işgâlinin görece en AZ sancılı olduğu doğrudur.Bazı aşırılıklar olmuştur, AMA 555.000 kilometrekarelik bir ülkede bunlar yaşanabilir." Le Pen daha önce de Le Monde Gazetesi'ne "Gestapo'nun Fransız halkını koruyan bir polis gücü" olduğunu söylemişti. Hatta, "Almanlar iddia edildiği gibi Fransa'da katliamlar yapmış olsalardı, zâten o zaman ihtiyaçları olmayacağı için siyâsî nedenlerle toplama kampları kurmazlardı" demişti. Ulusal Cephe Lideri Le Pen tersini iddia edenleri "kamuoyunu yanlış yönlendirmekle de suçluyor. Le Pen 1987 yılında DA "gaz odaları tarihin detayıdır" sözü ile de tepki görmüştü. Bu sözlerini 1997'de Münih'te tekrarlayınca mahkûm olmuştu Ulusal Cephe'nin Avrupa Parlamentosu'ndaki temsilcisi Bruno Gollnisch de, Yahudi Soykırımı konusunda geçtiğimiz yıl söz almış ve "gaz odalarının varlığını tarihçiler tespit etmeli ve ölü sayısını yine tarihçiler tartışmalı" demişti. Anlaşılan Ulusal Cephe, Yahudi Soykırımı için de –Cezayir Soykırımı'nda olduğu gibi- "bu konuyu tarihçilere bırakmak gerekir" şeklinde düşünüyor. Le Pen 2002 seçimlerinde %18 oy aldı ve Yahudi Soykırımı'nın 79 yaşındaki tanığı, 2007 seçimlerinde yine aday. Kamuoyu araştırmaları Le Pen'in 2007'de 2002'dekinden çok daha fazla oy alacağına işâret ediyor. Fransa'da bugünkü durum böyle. Ama bir de demiryolu şirketinin suçu üzerine attığı Vichy Hükûmeti'ne bakmak gerekiyor. Ancak bu o kadar DA kolay değil. Çünkü Fransa'da Vichy dönemi için çok katı yasaklar geçerli. Fransa Avrupa'da arşiv konusunda en katı sınırlamaların geçerli olduğu ülke. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=84176 Ancak kesin olan bir şey var Almanlar işgâl ettikleri hiçbir ülkede Fransa'da olduğu kadar kolay bir biçimde Yahudileri tespit edemedi ve toplayamadı. Kendisini "Grande Nation" yani büyük millet olarak tarif Eden Fransa, o döneme ilişkin gerçekleri –sınırlı DA olsa- 1938'de Avusturya'dan Fransa'ya iltica Eden Kurt Werner Schaechter sayesinde biliyor. Kurt Werner Schaechter 1991 ve 1992 yıllarında 12.000 gizli arşiv belgesini yasadışı yollardan ele geçirdi. Belgeler Vichy dönemine ışık tutuyordu ve Schaechter'in hâlen devâm Eden savcılık baskısına girmesi neden olan bu belgeler Vichy döneminde Fransa'nın Yahudilere yönelik işlediği suçları aydınlatıyordu. Schaechter belgeleri yayınlamaya –bütün baskılara rağmen- devâm ediyor. Schaechter'in görüşü, Vichy hükûmetinin "Fransız devletinin varlığını sürdürebilmek için, kendi topraklarında söz konusu devlet terörünü kendi mekanizmaları ile gerçekleştirdiği" yönünde. Bu sözün anlamı Fransa ile Almanya arasında -öyle ya DA böyle- Yahudi Soykırımı'nın devletler arası ve kurumlar arası işbirliği ve görev paylaşımı ile cereyan ettiği. Schaechter'in 1943'te annesi ve babası iki ay ara ile Fransız polisi tarafından evinden alındı ve daha sonra Ravenbrück ve Sobibor toplama kamplarında öldürüldü. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2006
Üye numarası: #81463
Mesaj sayısı: 100
Karma etkisi: 9
![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 337
|
Schaechter'in yayınladığı belgelere göre, Alman ve Fransız devletleri arasında bu konuda bir rekabet de yaşanıyordu. Güney Fransa'daki Marsilya kentinde Fransız polisi Yahudileri sistematik bir cebir ile evlerinden topladı. Ancak toplama kamplarından kurtulan birkaç yüz Marsilyalının anlattığına göre, Alman ve Fransız görevliler –sıklıkla katliama dönüşen- "Yahudi toplama yarışı", Alman General Oberg ile Fransız muadili Bousquet arasındaki yazılı anlaşmaya göre yürütülüyordu.
8 Ağustos 1942 tarihli anlaşma, Alman ve Fransız yetkililer arasında "Yahudi toplama" konusunda görev paylaşımını belirlemişti. Bousquet'in 1947'de mahkemede söylediğine göre, "bu anlaşma ve işbirliği Fransız devletinin hükümranlık haklarını korumayı ve Fransız devletinin devâmlılığını" sağlamıştı. Schaechter'e göre, dönemin Fransa İçişleri Bakanı Albert Sarraut ,Aralık 1939'da Alman tehdidi büyüyünce kamu güvenliği konusunda ve kolluk hizmetlerinin yerine getirilmesi konusunda ciddi kaygılar duydu. Bu kaygılar ile ilk olarak Haziran 1940'tan itibaren Vichy karşıtları ortadan kaldırıldı ve daha sonra Almanlar ile işbirliği başladı. Bu dönemde Toulouse'da Cheyneau de Leyritz, "Camp de Noe" ve "Camp de Vernet" adlı toplama kamplarını kurdu. Her iki kampa on binlerce insan gönderildi. Söz konusu kampların görevi, Yahudileri Alman toplama kamplarında imha için sıraları gelinceye kadar bekletmekti. Schaechter'in yayınladığı –ama belgelerin sahibi olan Fransız devletinin yayınlamadığı- belgelere göre, örneğin 23 Mayıs 1944'te Fransa'daki Yahudileri Auschwitz'e götüren trendeki yolcuların kayıtları büyük bir itina ile tutulmuştu. Bu kayıtlara göre tarafsız ülkelerin ve ittifak devletlerinin vatandaşları da ölüme giden trenlere bindirildi. Schaechter işlenen bu cürümde "sadece suç işleme enerjisi ile saf öldürme arzusunun" etkili olmadığı kanısında. Belgelerden tespitine göre, Almanya çok iyi para ödüyordu. Fransız demiryolu şirketi 1942'den 1944'te kadar en az 500.000 insanı 780 sefer ile ölüme gönderdi. Sadece 2.500 kişi hayatta kaldı. Fransa her sefer için 200.000 Frank kazandı. Dahası ölüme gönderilen Yahudilerin mal varlıkları da ciddi boyutlara ulaşıyordu. Dönemin emniyet genel sekreteri Rene Bousquet sıklıkla el konulan malların listesinin yenilenmesini istiyordu. 9 Eylül 1942'de Rene Bousquet bir telgrafla bütün teşkilâtına "elde edilen mücevherlerin, nakit paraların, değerli kağıtların ve diğer menkullerin devlete ait olduğunu" bildiriyordu. Fransızların kurduğu sistem mükemmel işliyordu. Örneğin Recebedou Kampı'nın şefi 24 Aralık 1942'de Bosuquet'e gururla 848,354 Frank değerinde kazanç elde edildiğini bildiriyordu. Fransızların "Yahudi sevkîyatı" ve "kazanç sağlaması" Alman işgâlinin sona erdiği güne kadar sürdü. Vichy ve cellatları Mayıs 1944'te "kaçınılmaz sonun" geldiğini gördüler ve enerjilerini "tanık ve belge imhasına" yönelttiler. Toulouse Emniyet Müdürlüğü, 22 Mayıs 1944'te tanıkları da toplama kamplarına göndermeye başladı. Daha sonra da telgrafta da belirtildiği gibi "konvoylar Alman makamlarına teslim için Almanya'ya yönlendirildiler". Belgelere göre Fransız demiryolu şirketi "son sevkîyatını" 1 Temmuz 1944'te yaptı. Son 800'e yakın kişi vagonlarda 56 gün süren eziyet dolu yolculuğun ardından Dachau'daki toplama kampına ulaştırıldılar. Schaechter bu ve benzeri sevkîyatların "lojistiğin baş yapıtı" olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü Almanya trenin güzergâhı üzerindeki birçok noktayı kaybetmişti, ama tren yine de yoluna devâm etti. Hatta Fransız demiryolları 1944'te 26 Ağustos'u 27 Ağustos'a bağlayan geceye kadar "verilen talimatlara sahip çıktı". Savaşın sonra ermesinden sonra ise Fransız mahkemelerinin Vichy Hükûmeti'ne karşı harekete geçebilmeleri için 12 yıl gerekti. Bordo kentinde yaşananlardan sorumlu olan Maurice Papon yargılandı, ama 1958-1961 döneminde Paris'te emniyet müdürüydü. 17 Ekim 1961'de 300 Cezayirlinin öldürülüp Sen Nehri'ne atılmasından da sorumluydu. Tarihe "1961 Paris Katliamı" diye geçen facianın ardından yaşanan büyük gösterilerin ardından Papon mâlîye bakanlığına getirildi. Bordo'daki Yahudilerin %73'ünü tutuklattıran Papon, sadece 26 Ağustos 1942 gecesi 81 çocuğu "Yahudi asıllı oldukları gerekçesiyle" Alman gaz odalarına göndermişti. Ama yine de kimse ona dokunmadı ve "dokunamadı". Sadece 1997'de uzun bir yargılama sonucunda on yıl hapse mahkûm edildi. Papon dava boyunca kurbanlardan ve ailelerinden özür dilemeyi reddetti ve mahkemeye kaba davrandı. Nihâyetinde Papon sadece 1.560 kişinin tutuklanmasından ve deportasyonundan sorumlu gösterilerek "sanki bir ara yol gözetilerek" hüküm aldı. Dava ile ilgili bir detay vermek gerekirse, savcılık ömür boyu hapis talep etmeye mecbur iken, sadece 20 yıl istedi. Papon 1999 yılında mahkûmiyet kararı uyarınca hapse girdi ve fakat üç yıl sonra "sağlık durumu nedeniyle" cezası "affedildi". Kimse Papon'un ırkçı olduğunu düşünmemeli. En yakın arkadaşı sosyalist François Mitterand'dı. Yine, üzeri örtülen Vichy dönemi ile ilgili bir başka gelişme de 1993'te yaşanmıştı. 8 Haziran 1993 günü Vichy döneminin emniyet genel müdürü Rene Bosquet'i "mahkeme kaleminden tebligat için gelecek" olan birisi aradı. Arayan kişi mahkemedeki evrakın adını ve numarasını hatasız söyledi. Birkaç saat sonra Bousquet'in apartmanının alarm sistemine doğru şifre girilerek açıldı ve Bousquet'e "mahkeme tebligatı" bahanesi ile kapıyı açtıran adam silâhını ateşledi. Bousquet ölürken, saldırgan "birkaç dakika içinde" yakalandı. Sanık mahkemeye çıkarıldı ve "cezaî ehliyeti olmadığı için" bir sinir hastalıkları hastanesine sevkedildi. Bu gelişme onun hakkında duyulan son bilgiydi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=84176 Cezaî ehliyeti olmayan sanığın doğru dosya adını ve numarasını, ayrıca apartmanın alarm sisteminin şifresini nasıl bulduğu, bilinmiyor. Aynı şekilde polisin "daha eşgâli bile bilinmeyen saldırganı adını dahi bilmediği hâlde, suçun işlenmesinden birkaç dakika sonra nasıl sokağa çıktığı anda yakalayabildiği de bilinmiyor. Bousquet ile Papon'un ortak dostu Mitterand'a bu konu hiç sorulmadı. Belki de mahkemede sorulacaktı... 1947'de Vichy Hükûmeti döneminde yaptıkları nedeniyle yargılanan ve "Fransız vatanseveri olduğu" ve "Almanlar ile işbirliği sayesinde Fransız devletinin hükümranlığını ve devâmlılığını koruduğu için" beraat eden Rene Bousquet, bu şekilde tarih oldu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=84176 Yeniden bugüne dönecek olursak; Fransız demiryolları 8.900 personeli ile gece-gündüz demeden insanları ölüm kamplarına taşıdı. 90'lı yılların ortasından bu yana Paris, Vichy dönemi ile savaştan sonraki Fransız devleti arasında devâmlılık olmadığını savunuyor. Paris bu şekilde işlediği insanlık suçundan yakasını sıyırmaya çalışıyor. Ama demiryolu şirketinin "insanlığa karşı suça ortaklık ettiğinin" hukukî tespiti, devâmlılığı ispat ediyor. Mahkeme Fransız demiryolu şirketinin "Almanya'nın taleplerinin ötesine geçen bir şekilde" Yahudi taşıdığını ve hatta "hükûmetin yolcuların üçüncü sınıf yolculuk için masraflarını ödemesine rağmen" yolcu vagonu ile değil, "hayvan naklinde kullanılan vagonlarla" taşıdığını tespit etti. Bu davada adı sıklıkla Fransız demiryolu şirketinin avukatı olarak geçen Arno Klarsfeld –babası Serge Klarsfeld, birçok Nazi savaş suçlusunun adalet önünde hesap vermesini sağlamıştı- aynı zamanda Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin de danışmanı. Diplomatik Gözlem okuyucularının iyi bildiği gibi, Nicolas Sarkozy'nin bir diğer danışmanı ASALA terör örgütünün avukatı Patrick Deveciyan... Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=84176 Fransa başka ülkelerin başına açmaya çalıştığı belayı yaşıyor. Hem sümüklü böcek yiyip hem de mutfağı ile övünmek gibi, hem soykırım suçuna iştirak edip hem de başkalarını suçlamakla hiç iyi yapmadı. Fransa bu hüküm ile çok zor bir döneme giriyor. Çünkü bundan sonra "insanlığa karşı işlenen suçun ortağı" Fransa, gerçekten de "tarihi ile barışmak" zorunda kalacak. Kuşkusuz bir barış ve medeniyet projesi olan Avrupa Birliği ve onun yüksek değerleri, bu konuda Fransa'nın yardımcısı olacaktır. Şüphe yok ki, Türkiye de üzerine düşen görevi lâyıkıyla yerine getirebilir. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Elit Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Feb 2008
Üye numarası: #196371 Yer: Eznora
Mesaj sayısı: 4,489
Karma etkisi: 25318
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2530908
|
Bu konu bence çok önemli, tarihin unutturulmaya çalışılan ve pek bilinmeyen olaylarından biri. Bu yüzden görmüşken yorum yazmak istedim
Fransa'nın tarihindeki bu kara lekeyi bilmek gerekir bence. Nazi Almanyasına Fransanın kuzeyini vermiştir Fransa hükümeti hiçbir direnişte bulunmadan. Hükümet Fransa'nın güneyinde Vichy kentine hatta kasaba diyelim oraya taşınmıştır. Çünkü başkent Paris de Almanya'ya bırakılan topraklardandı. Bu hükümet sonraları tarihte Vichy Hükümeti olarak anılmıştır Bu dönem Fransa hükümeti Yahudileri toplayıp Almanlara vermişlerdir ve Almanların Yahudi Soykırımına suç ortağı olmuşlardır. Kendi tarihinde Cezayir dışında bir de bu tür bir leke olan Fransa, nedense son yıllarda kendi pek temiz tarihine bakmayıp başka ülkelerin tarihini eşeliyor. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=84176 Not: Cevabımın konu hortlatmak olarak algılanmasını istemiyorum. Çünkü tarihe mal olmuş bu tür olaylar her dönem yorumlanabilir, forumda paylaşılmasından 2 yıl sonra bile ![]() |
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Moderator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jan 2006
Üye numarası: #47801 Yer: im KALBİN
Mesaj sayısı: 9,821
Karma etkisi: 44090
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 4407476
|
Alıntı:
Atatürk,Milli Unsurlar ve Türk ve Dünya Tarihi bölümlerinde "konu hortlatmak" diye bir şey söz konusu değildir. Burada verilen her konu sürekli güncel olarak algılanmaktadır. Kolay gelsin. |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Elit Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Feb 2008
Üye numarası: #196371 Yer: Eznora
Mesaj sayısı: 4,489
Karma etkisi: 25318
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2530908
|
|
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
