Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL!


Karşı sistemi kendi makineniniz gibi kullandıran uzaktan yönetim programı.
  • Canlı ekran izleme,vnc ve mouse kontrolü
  • Antiviruslerce %100 tanınmaz, güncelleme garantili
  • Ortam sesi dinleme
  • Webcam izleme
  • Online/offline keylogger
  • Kopyala/Yapıştır, Clipboard Yöneticisi (Canlı)
  • Warlogger desteği
  • Çalıştırma,upload,download,yeniden adlandırma,silme,gizli çalıştırma,thumbnail görüntüleme(indirmeden dosya görme)
  • Registry yöneticisi (tam özellikli)
  • Msn şifrelerini ve geçmişteki tüm adresleri çıkartma
  • Firefox şifrelerini çözme
  • Görev yöneticisi, görev sonlandırma
  • Çalışan programları listeleme
  • Bağlı sistemlerin yaptığı işlemleri tek listede görme!
  • Binder / dosya birleştirici
  • Virus tipinde resource kullanmadan bindleme özelliği
  • Mp3,resim,jpeg,vs her türlü dosya ile birleşip,exploitler ile link üzerinden,htmlden yayılır
  • Keyloggerda dll kullanmadan system hooklarıyla loglama ve tabii dll kullanmadan kimse yapamıyorken %100 sisteme zarar vermeden stabil bütün dünya dillerinde loglama.
Sadece 690 TL! Satın almak için özel mesaj: m3hm3t


Ayrıca, iki farklı üst sürümü var:
Özel Trojan 990 TL: İstediğiniz isimle çalışıp, istediğiniz yere kopyalanır. Bu sayede geç yakalanır
ÖZEL TROJAN+: Görev yöneticisinde, başlangıçta, msconfig'de,hiç bir yerde görünmez; 1490 TL'dir!


Sürümler: 1200 TL: - Kimsenin bulamayacağı şekilde çalışır!> m3hm3t. 1750 TL: %100 gizlidir, bentrojanim.exe olarak çalışsa dahi hiç bir yerde görünmez.

İslam Tarihi

Yeni gördüm.çok teşekkür ederim..Saygılar.. Not:Bu bölüme konu açan arkadaşlar(ben dahil..)Flood'un kralını yapıyorlar..:D
Konu NeCoLaS tarafından açılmış, 4430 kişi tarafından görüntülenip, 128 yanıt almış.

Wardom.Com.TR bir bilgisayar güvenliği sitesidir; hack konuları bilgisayar güvenliğinin ve bilgisinin uç noktaları olduğundan dolayı, kullanıcıları bu konularda bilgilendirmek ve güvenliklerini arttırmak için yazılmaktadır.


Geri Dön   Wardom.Com.TR > Milli ve Dini Unsurlar > Dini Unsurlar
Üye Ol Sözlük Üye Listesi Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Konu Başlıkları: islam tarihi
 
Eski 01-01-2010, 18:05   #16
Artser
Banned
 
Kayıt Tarihi: Jan 2008
Üye numarası: #182683
Yer: BURSA
Mesaj sayısı: 8,970
Karma etkisi: 0 Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000Artser seviye: 2000
Karma: 9451306

Yeni gördüm.çok teşekkür ederim..Saygılar..

Not:Bu bölüme konu açan arkadaşlar(ben dahil..)Flood'un kralını yapıyorlar..
Artser Çevrimdışı  

Eski 01-01-2010, 19:51   #17
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Sa'd Yurduna Tekrar Götürülüşü


Halime Hatun der ki:
"Âmine'ye:
'Oğulcuğumu, iyice büyüyünceye kadar benim yanımda bıraksan iyi olur. Çünkü, ben onun Mekke vebasına yakalanmasından korkuyorum!' dedim.
Bu hususta o kadar ısrar ettim ki, nihayet, Âmine onu yanımızda bırakmaya razı oldu, ve:
'Oğlumla birlikte yurduna dön! Ben de onun Mekke vebasına tutulmasından korkuyorum. Vallahi, onun hali, şanı büyük olacak!' dedi."


Peygamberimiz Aleyhisselamın Atlattığı İkinci Tehlike


Halime Hatun; yurtlarına uğrayan bir Yahudi cemaatına:
"Siz, bu oğlum hakkında bana birşey söylemeyecek misiniz?" deyip, Hz. Âmine'nin kendisine anlattığı gibi:
"Ben ona hamile iken şöyle şöyle, onu doğurduğumda şöyle, rüyada da şöyle gördüm" diyerek görülenleri anlatınca, Yahudiler birbirlerine:
"Onu öldürünüz" dediler.
Halime Hatuna da:
"O, yetim midir?" diye sordular.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Halime Hatun:
"Hayır! Şu, onun babasıdır. Ben de annesiyim" dedi.
Yahudiler:
"Eğer yetim olsaydı, onu muhakkak öldürürdük" dediler.
Halime Hatun, Peygamberimiz Aleyhisselamı hemen oradan götürüp kendi kendine:
"Az kalsın emanetimi harap edecektim!" dedi.


Peygamberimiz Aleyhisselamın Göğsünün Melekler Tarafından Yarılışı ve Tartılışı


Sütannesi Halime Hatun yemin ederek der ki:
"Muhammed Aleyhisselam, sütkardeşi Abdullah ile birlikte evlerimizin arkasında küçük kuzularımızın yanında bulundukları sırada, sütkardeşi telaş ve heyecanla koşarak bize geldi. Bana ve babasına:
'Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, o Kureyşî kardeşimi tutup yere yatırdılar, kendisinin karnını yardılar! Şimdi, onun içini karıştırıyorlar' dedi.
Ben ve babası, hemen ona doğru vardık.
Kendisini, ayakta ve yüzü sararmış bir halde bulduk.
Ben, hemen tutup onu bağrıma bastım. Babası da bağrına bastı.
'Sana ne oldu yavrucuğum?' diye sorduk.
'Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam gelip beni yatırdılar, karnımı yardılar. Karnımda, bilemediğim birşey aradılar' dedi.
Birlikte, çadırımıza döndük.
Sütbabası Hâris:
'Ey Halime! Ben, bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum!
Sen, başına bir felaket gelmeden önce, onu hemen ailesine götürüp teslim et!' dedi."
Bu hadise, bazı kaynaklara göre, Peygamberimiz Aleyhisselamın dört-beş yaşlarında bulunduğu sırada vuku bulmuştur.
Peygamberimiz Aleyhisselam da bu hususta şu açıklamada bulunmuşlardır:
"Ben, Sa'd b. Bekr'lerde emzirilip büyütüldüm. O sıralarda, sütkardeşimle birlikte evlerimizin arkasında kendimize ait küçük kuzuları yayıyor, otlatıyorduk. Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, içi kar dolu, altından bir leğen ile yanıma geldi.
Beni tutup karnımı yardılar.
Kalbimi çıkardılar. Onu da yardılar.
Kalbimin içinden, kara, pıhtılaşmış bir kan parçası çıkarıp attılar.
Sonra, kalbimi, karnımı, o karla iyice yıkayıp temizlediler.
Sonra da, onlardan birisi, arkadaşına:
'Onu, ümmetinden on kişi ile tart!' dedi.
Beni onlarla tarttı.
Ben onlardan ağır geldim.
'Onu ümmetinden yüz kişi ile tart!' dedi.
Beni onlarla tarttı.
Ben yine onlardan ağır geldim.
'Onu ümmetinden bin kişi ile tart!' dedi.
Beni onlarla tarttı.
Ben onlardan da ağır geldim.
Bunun üzerine:
'Artık onu tartmayı bırak! Vallahi, onu bütün ümmeti ile tartacak olsan, yine de o ağır gelir' dedi."

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 02-01-2010, 15:26   #18
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Halime Hatunun Peygamberimiz Aleyhisselamı Mekke'de Kaybedişi

Sütannesi Halime Hatun; Peygamberimiz Aleyhisselamı beş yaşında iken, annesine teslim etmek üzere Mekke'ye getirdiği sırada, Mekke'nin yukarı tarafında kalabalık arasında kaybetti.
Halime Hatun, bunu şöyle anlatır:
"Hayvanıma bindim. Sütoğlumu da önüme aldım.
Mekke'ye giriş kapılarından büyük kapıya kadar vardım.
Orada toplanmış bir cemaat bulunuyordu.
İhtiyacımı gidermek ve üstümü başımı düzeltmek için, sütoğlumu orada bırakıp ayrıldım.
Şiddetli bir gürültü işitip döndüğüm zaman, kendisini orada göremedim.
'Ey insanlar cemaatı! Çocuk nerede?' diye sordum.
'Hangi çocuk?' dediler.
'Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib!' dedim.
'Allah'ın, onu büyütmek sebebiyle yüzümü güldüreceği, ev halkımı zengin kılacağı, açlığımı gidereceği ve onu annesine götürüp teslim ederek emanetimden çıkaracağım, sevincime ve umduğuma kavuşacağım sırada, önümden kaptılar kaçtılar!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Lât ve Uzza'ya andolsun ki, onu göremeyecek olursam, kendimi şu dağın tepesinden atacağım, parçalanacağım!' dedim.
'Biz, birşey görmedik' dediler.
Beni ye'se düşürdükleri zaman, elimi başıma koyup:
'Vah Muhammed'ciğim! Vah oğulcuğum!' diyerek ağlamaya başladım.
Kadınları ve erkekleri, ağıtımla ağlattım.
Orada bulunan halk da, benimle birlikte feryad ederek ağlaştılar, yanıp yakıldılar. Kaybolma haberinin Abdulmuttalib'e benden önce erişmesinden korktum. Hemen gidip Abdulmuttalib'in yanına vardım. Bana bakınca:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
'Başına mutluluk mu, yoksa yaramazlık mı geldi?' diye sordu.
'Belki de, yaramazlığın en büyüğü!' dedim.
Maksadımı hemen anladı.
'Belki de, oğlum senin yanından kaybolmuştur' dedi.
'Evet! Bu gece, Muhammed'i getirmiştim. Mekke'nin yukarı tarafında bulunduğum sırada, kaybettim. Vallahi, şimdi o nerededir, bilmiyorum. Belki de, Kureyşîler hainlik, düşmanlık edip onu öldürmüşlerdir' dedim.
Abdulmuttalib kızdı ve hemen kılıcını sıyırdı.
Kızdığı zaman, hiç kimse onun kızgınlığını durduramazdı.
Bana:
'Ey Halime! Sen otur!' dedikten sonra, Safa tepeciğine çıktı.
'Yâ Âl-i Galib! diyerek seslendi.
Bütün Kureyşliler toplanıp geldiler:
'Ey Hâris'in babası! Ne haber var? Söyle, sana icabet edelim?' dediler.
Abdulmuttalib:
'Oğlum Muhammed kayboldu!' dedi.
Kureyşliler:
'Sen hayvanına atla! Biz de seninle birlikte hayvanlarımıza atlayalım. Sen bizi harekete geçir! Sen denize dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız' dediler.
Abdulmuttalib hemen hayvanına bindi.
Öteki Kureyşîler de hayvanlarına bindiler.
Mekke'nin yukarı tarafına vardılar. Oradan da, Mekke'nin aşağısına indiler. Birşey göremeyince, Abdulmuttalib, halkı kendi haline bırakıp Beyt-i Harama geldi. İhrama girip, Kâbe'yi yedi kere tavaf etti.
'Yâ Rab! Kavmimin hepsi toplandı ise de, Muhammed bulunamadı!' diyerek Allah'tan yardım diledi.
Havadan, bir seslenicinin:
'Ey cemaat! Feryad etmeyiniz! Hiç şüphesiz, Muhammed'in Rabbi vardır. Onu yardımsız bırakmaz ve zayi etmez!' diyerek seslendiğini işittik.
Abdulmuttalib:
'Ey seslenici! Bize, onun nerede bulunduğunu da haber ver!' dedi.
'O, Tihame vadisinde, sağdaki ağacın yanındadır' diye haber verdi.
Abdulmuttalib, hemen o tarafa doğru gitti."
Yolun bir kısmında Varaka b. Nevfel'e rastladı. Birlikte yollarına devam ettiler.
O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam bir ağacın altında ayakta duruyor, ağacın dallarını çekip yaprağı ile oynuyordu.
Abdulmuttalib, ona:
'Ey çocuk! Sen kimsin?' diye sordu.
'Ben, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib'im' cevabını alınca, Abdulmuttalib:
'Canım sana feda olsun! Ben, senin deden Abdulmuttalib'im' dedi. Onu öptü, kucakladı, bağrına bastı.
Hemen, hayvanının önüne bindirip Mekke'ye getirdi.
Boynuna bindirip Kâbe'yi yedi kere tavaf ve onu her türlü tehlike ve kötülükten koruması için Allah'a dua etti. Sonra da, Peygamberimiz Aleyhisselamı, Hz. Âmine'ye gönderdi.
Duhâ sûresinin:
"Seni (çocukluğunda) kaybolmuş bulup da yolunu doğrultmadı mı?" mealli 7. âyetinin bu hadiseye işaret ettiği rivayet edilir.

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 03-01-2010, 18:40   #19
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Bir Kâhinin Peygamberimiz Üzerindeki Teşhisi ve Korkunç Teklifi


Peygamberimiz Aleyhisselam, beş yaşında bulunduğu ve dedesi Abdulmuttalib'e teslim edildiği sırada, Mekke'ye bir kâhin gelmişti. Kâhin Abdulmuttalib'in yanında Peygamberimiz Aleyhisselamı görünce, ona dikkatli dikkatli bakıp:
"Ey Kureyş cemaatı! Şu çocuğu öldürünüz! Çünkü, o sizi bölecek, öldürecek!" dedi.
Abdulmuttalib, Peygamberimiz Aleyhisselamı hemen oradan kaçırdı.


Peygamberimiz Aleyhisselamın Annesine Teslim Edilişi


Halime Hatun der ki:
"Sütoğlumu annesine götürdüğümüz zaman:
'Onu ne diye getirdin ey sütannesi? Halbuki, yanında kalması için ne kadar ısrar etmiş durmuştun?' dedi.
'Allah oğlumu büyüttü. Ben artık üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş bulunuyorum. Doğrusu, kendisinin başına birşeyler gelmesinden de korktum. Şimdi, onu, istediğin gibi, sana teslim ediyorum' dedim.
'Sen bu halde değildin. Bana doğrusunu haber ver?' dedi.
Kendisine herşeyi haber vermedikçe beni bırakmadı, ve:
'Yoksa, sen ona şeytanın musallat olduğundan mı korktun?' dedi.
'Evet' dedim.
'Hayır! Vallahi, şeytan için, ona musallat olmaya, sataşmaya asla yol yoktur. Hiç şüphesiz, benim oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben sana onun haberini bildireyim mi?' dedi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
'Evet! Bildir' dedim.
'Ben ona hamile olduğum zaman, Şam topraklarından Busra'nın köşklerini bana aydınlatıp gösteren bir nurun benden çıktığını gördüm.
Ona hamileliğimde de, vallahi, bana hamilelikten daha hafif, daha kolay gelen birşey görmedim.
Doğurduğum zaman, o, başka çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip, ellerini yere dayamış, başını semaya kaldırmış olarak doğmuştur.
Şimdi, sen onu bana bırakıp doğruca yurduna gidebilirsin artık' dedi."


Mekkelilere Ziyafet Çekilişi ve Halime Hatunun İkramlara Gark Edilişi


Halime Hatun der ki:
"Kureyşliler ve sair halk sakinleştikleri zaman, Abdulmuttalib, yirmi deve ve ayrıca, davar ve sığır da kestirip Mekke halkına yemek yedirdi.
Fakirlere sadaka olarak da, 50 ratl altın dağıttı.
Sonra da, benim için hazırlanacak herşeyi en güzel bir şekilde hazırlatıp beni yurduma döndürdü.
Ben, yurduma, tarif edemeyeceğim her dünyalık hayırla döndüm!
Muhammed, dedesinin yanında kaldı.
Abdulmuttalib'e, onun bütün haberlerini anlattım.
Abdulmuttalib onu bağrına basıp ağladı.
'Ey Halime! Hiç şüphesiz, bu oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben, o zamana erişmeyi ne kadar arzu ederdim!' dedi."

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 05-01-2010, 00:44   #20
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Peygamberimiz Aleyhisselamın Halime Hatuna Sevgi ve Saygısı


Peygamberimiz Aleyhisselam, Halime Hatunu gördükçe:
"Benim annem, annem! Benim annem!" der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını yere serip onu oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi.
Halime Hatun, bir gün, Peygamberimiz Aleyhisselamı görmek için Mekke'ye gelmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, o zaman, Hz. Hatice ile evli bulunuyordu.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Halime Hatunu konukladılar ve ağırladılar.
Halime Hatun; yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert yandı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu hususta Hz. Hatice ile konuştu.
Hz. Hatice, ona kırk koyun ile, binmek ve yüklerini taşımak üzere, bir de deve verdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke'nin fethinde Ebtah mevkiinde bulunduğu sırada, Halime Hatunun kızkardeşi, görümcesi (kocasının kızkardeşi) ile birlikte, Peygamberimiz Aleyhisselamı ziyaret ve bir dağarcık içinde keş peyniri (çökelek) ve yoğurt kurusu ile eritilmiş yağ hediye etmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona hemen Halime Hatunu sordu. Vefat etmiş olduğu söylenince, Peygamberimiz Aleyhisselamın gözleri yaşla doldu.
Onun, geride kimlerinin kaldığını da sorup bilgi aldı.
Bu sütannenin kardeşine elbise giydirilmesini, bir deveye bindirilmesini, kendisine ayrıca 200 dirhem gümüş para da verilmesini emretti.
Kadıncağız sevinerek yurduna dönerken:
"Sen, küçük iken de, büyüdükten sonra da ne güzel kefil olunansın, bakılansın!" demekte idi.
Hevazin temsilcileri içinde Medine'ye gelen ve Peygamberimiz Aleyhisselama sütannesi dolayısıyla amca düşen Ebu Servan da:
"Yâ Rasûlallah! Biz seni süt emer olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı süt emenini görmedik!
Biz seni sütten kesilmiş olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı sütten kesilenini görmedik!
Biz seni genç iken de gördük. Fakat senden daha hayırlı genç görmedik!" demiştir.


Peygamberimiz Aleyhisselamın Annesiyle Birlikte Medine'ye Gidişi


Peygamberimiz Aleyhisselam; Mekke'de, annesi Hz. Âmine ile dedesi Abdulmuttalib b. Hâşim'in yanında, Yüce Allah'ın himayesinde yaşıyor; Yüce Allah, onu, peygamberlikle şereflendireceği için, bir nebat, bir gül gibi güzelce büyütüyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, altı yaşında iken; annesi Hz. Âmine, kocası Hz. Abdullah'ın Medine'deki Benî Adiyy b. Neccarlardan olan dayılarını ziyaret ettirmek üzere, Peygamberimiz Aleyhisselamı dadısı Ümmü Eymen ile birlikte iki deve üzerinde Medine'ye götürdü ve Nâbiga'nın evine indi.
Rivayete göre; Hz. Âmine'nin Medine'ye gidişi, özellikle, kocası Hz. Abdullah'ın kabrini ziyaret içindi.
Zaten, Hz. Âmine her yıl Medine'ye gidip kocasının kabrini ziyaret ederdi.
Kendisinin aynı maksatla, kayınpederi Abdulmuttalib ve dadı Ümmü Eymen'le birlikte Medine'ye gittiği de rivayet edilir.
Neccar oğullarının dayılıkları, Abdulmuttalib'in dayısı olmalarından dolayı idi.
Hâşim b. Abdi Menaf, Medine'de Benî Neccarlardan Amr'ın kızı Selma Hatunla evlenmiş; Abdulmuttalib, Selma Hatundan doğmuştu.

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 05-01-2010, 14:06   #21
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine Ziyaretine Ait Bazı Hatıraları ve Yahudilerin Onun Üzerindeki Teşhisleri


Konuklar; Medine'deki dayılarının evinde bir ay oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselam; Medine'de geçen bir aylık ikametleri sırasında olanlardan birçok şeyler hatırlıyordu.
Nitekim, Medine'ye hicret edip geldiği zaman, Adiyy b. Neccar oğullarının köşklerini görür görmez tanımış ve:
"Çocukluğumda, bu köşkün damında Ensar kızlarından Enise ile oynardım. Dayılarımın oğullarından bazıları da yanımda bulunurlardı" demiştir.
Nâbiga'nın evine bakınca da:
"Oraya da, beni annem konuk olarak indirmişti.
Babam Abdullah b. Abdulmuttalib'in kabri de bu evin içindedir.
Suda yüzmeyi de, Adiyy b. Neccarların kuyusunda öğrenmiştim.
Yahudilerden birtakım kimseler, yanıma gelirler, bana bakar dururlardı.
Bir gün, Yahudilerden bir adam da, bana dikkatli dikkatli bakıp durduktan sonra, dönüp gitti. Yalnız bulunduğum bir günde, tekrar yanıma gelip:
'Ey çocuk! Senin ismin nedir?' diye sordu.
'Ahmed!' dedim.
Sırtıma bakınca:
'Bu, bu ümmetin peygamberidir!' dedi.
Dayılarım da durumu anneme anlatınca, annem benim hayatım hakkında korkmaya başladı.
Mekke'ye dönmek üzere, Medine'den acele yola çıktık."
Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen de, bu husustaki hatırasını şöyle anlatır:
"Bir gün, gündüzün ortalandığı sırada, Medine Yahudilerinden iki kişi gelip:
'Ahmed'i yanımıza çıkar da, bir bakalım?' dediler.
Kendisini onların yanına çıkardım. Uzun uzun süzdüler, evirdiler, çevirdiler. Hatta, onun edeb yerine bile baktılar!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Onlardan birisi diğerine:
'Bu, bu ümmetin peygamberidir. Burası da, onun hicret yurdudur. Bu şehirde de, öldürme ve sürgün etme gibi birtakım büyük hadiseler vuku bulacaktır' dedi.
Ben, ondan bu hususta işittiğim sözlerin hepsini ezberlemişimdir."


Hz. Âmine'nin Ebva'da Vefat Edişi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmü Eymen Tarafından Mekke'ye Götürülüp Dedesine Teslim Edilişi


Hz. Âmine, Medine'deki Neccar oğullarından olan dayılarını ziyaret ettirdikten sonra Peygamberimiz Aleyhisselamı Mekke'ye getirirken, yolda hastalanıp Ebva köyünde durakladı.
Başucunda duran ciğerpâresinin yüzüne baktı.
Sonra da, ona şöyle hitap etti:
"Ey çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah'ın lutfu ve yardımı ile yüz deve karşılığında kurtulan zâtın oğlu!
Allah, seni mübarek ve devamlı kılsın!
Eğer rüyada gördüklerim doğru çıkarsa, sen celâl ve ikram Sahibi tarafından Âdem oğullarına helâl ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin!
Allah, seni, milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de esirgeyecek, alıkoyacaktır!
Her canlı varlık ölür.
Her yeni eskir.
Her yaşlanan, kocayan, zeval bulur, yok olur.
Ben de öleceğim.
Fakat, temelli anılacağım.
Çünkü temiz bir oğul doğurmuş, arkamda hayırlı bir andaç bırakmış bulunuyorum."
Hz. Âmine, Ebva'da vefat etti. Oraya da gömüldü.
Hz. Âmine vefat ettiği zaman otuz yaşında idi.
Ebva; Mekke ile Medine arasında bir köy olup Medine'ye Mekke'den daha yakındır.
Medine'ye 23 mil, yani beş günlük uzaklıktadır.
Hz. Âmine'nin Ebva'da vefatı üzerine, Peyamberimiz Aleyhisselamı, dadısı Ümmü Eymen (Bereke) bağrına bastı.
Mekke'den binip gelmiş oldukları iki deveden birisine bindi. Ötekini yedeğine alarak, beş günde, Peygamberimiz Aleyhisselamı Mekke'ye getirip dedesine kavuşturdu.
Dünyada böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimiz Aleyhisselamı, Yüce Allah hâmisiz bırakmadı. Önce dedesinin, sonra da amcası Ebu Talib'in bağrına bastırdı.
Duhâ sûresinin 6. âyetinde:
"Rabbin, seni yetim bulup da barındırmadı mı?" buyurularak bu gerçek hatırlatılır.

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 06-01-2010, 10:21   #22
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Peygamberimiz Aleyhisselamın Dadısı Ümmü Eymen'e Sevgi ve Saygısı


Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen'in asıl adı Bereke'dir.
Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Hatice ile evlendiği zaman, Bereke de Hazreclilerin Hâris oğullarından Ubeyd b. Zeyd ile evlenmiş, kendisinden Eymen doğmuştu.
Eymen, Huneyn gazasında şehit olmuştur.
Ümmü Eymen; Ubeyd'den sonra, Zeyd b. Hârise ile evlenmiş, Üsâme adındaki oğlu dünyaya gelmiştir.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu dadısını sık sık ziyaret ve kendisine "Ey anne!" diye hitap eder; "Annemden sonra, annem!" diyerek sevgi ve saygı gösterir, ona baktıkça:
"Bu, benim ev halkımdan sağ kalanıdır!" buyururdu.


Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Âmine'nin Kabrini Ziyaret Edişi


Peygamberimiz Aleyhisselam; Hudeybiye umresine giderken, Ebva köyüne uğramıştı.
Annesi Hz. Âmine'nin kabrini ziyaret için Yüce Allah'tan izin istemiş, izin verilince de gidip kabrin üzerini eliyle düzlemiş, ağlamış, yanındakileri de ağlatmıştı.
Ne için ağladığı sorulunca:
"Rahmet duygusu beni rikkate getirdi de ağladım!" buyurmuştur.


Abdulmuttalib Dedenin Peygamberimiz Aleyhisselamın Üzerine Kanat Gerişi


Abdulmuttalib Dede; babasız ve anasız kalan torununu yanına alıp şefkatle bağrına bastı.
Oğullarından hiçbirine göstermediği şefkati ona gösterdi. Onun üzerine kanat gerdi, titredi durdu.
Abdulmuttalib Dedenin; uyurken veya odasında yalnız iken, yanına hiç kimse giremez, Kâbe'nin Hicr'inde serili minderine de, kendisinden başkası oturamazdı.
Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselam dedesinin yanından hiç ayrılmaz; odasında yalnız olduğu, uyuduğu sırada bile, dedesinin yanına serbestçe girer çıkardı.
Kâbe'nin gölgesinde serili minderin üzerine-babalarına tâzim ve saygılarından dolayı-oğullarından hiçbiri oturmaz, çevresinde dururlarken; Peygamberimiz Aleyhisselam gelip dedesinin minderine serbestçe otururdu.
Amcalarının, kendisini minderden çekmek için tuttuklarını gördüğü zaman, Abdulmuttalib:
"Bırakınız oğlumu! Vallahi, onun büyük bir hal ve şanı vardır!" der, minderinin üzerinde yanına oturtup sırtını eliyle sıvazlar, o ne yapsa hoşuna giderdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yine bir gün, dedesinin Hicr'de serili minderinin üzerine oturmuş, bir adam çekip kendisini minderden kaldırınca, ağlamaya başlamıştır.
Abdulmuttalib:
"Oğlum ne için ağlıyor?" diye sordu.
"Mindere oturma isteğine engel olundu!" dediler.
Abdulmuttalib:
"Bırakınız oğlumu! Minderin üzerine otursun! Herhalde o, kendisinde bir şeref duyuyor. Onun ne kendisinden önce geçmiş, ne de sonradan gelecek hiçbir Arabın erişemeyeceği bir şerefe ereceğini umuyorum!" dedi.
Abdulmuttalib Dede bu sevgili torununu yanına almadıkça yemek yemez;
"Oğlumu yanıma getiriniz!" der, yanına getirtirdi.
Yemeği getirildiği zaman da onu yanına alır, bazan da dizine oturtup yemeğin en nefisini hep ona yedirir, o gelmedikçe yemeklere el sürmez, onun gelmesini bekler, sırtını sıvazlar, başını ve ağzını öper, sözleri ve hareketleri hep hoşuna giderdi.
Edep ve terbiyesine de çok dikkat ederdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sekiz yaşına kadar, yani Abdulmuttalib dedesinin vefatına kadar, onun yanında kaldı.

Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 07-01-2010, 13:39   #23
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Yemen Hükümdarı Seyf b. Zî Yezen'in Yanında Sakladığı Bir Kitapta Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkında Yazılı Haberleri Abdulmuttalib'e Açıklayışı


Seyf b. Zî Yezen; Kisrâ tarafından Yemen hükümdarlığına tayin edilip tahta oturduktan sonra her taraftan Arap heyetleri gelip kendisini tebrik ettikleri sırada, Mekke'den gelen on kişilik tebrik heyetinin başında Abdulmuttalib b. Hâşim bulunuyordu.
Abdulmuttalib ve arkadaşları, hükümdarı, hükümdar selâmıyla selamladılar.
Abdulmuttalib, temsilci olarak hükümdarın önünde, ayakta durdu.
Konuşmak için, hükümdardan izin istedi.
Seyf b. Zî Yezen:
"Eğer krallar önünde konuşabilir kişilerden isen, sana izin verilmiştir. Konuş bakalım!" dedi.
Abdulmuttalib; Seyf b. Zî Yezen'in bulunduğu makama liyakatini, asaletini, babasının çok hayırlı bir hükümdar, kendisinin de onun hayırlı bir halefi olduğunu.. belirttikten sonra:
"Ey hükümdar! Bizler, Allah'ın dokunulmaz kıldığı Harem'inin halkı ve Beyt'inin (Kâbe'sinin) hâdimleri olup, zaferini tebrik heyetiyiz; ziyaretçi heyet değiliz!" dedi.
Hükümdar Seyf:
"Ey konuşan kişi! Sen kimsin?" diye sordu.
Abdulmuttalib:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
"Ben, Abdulmuttalib b. Hâşim'im" dedi.
Hükümdar:
"Demek, sen kızkardeşimizin oğlusun ha!" dedi.
Abdulmuttalib:
"Evet!" deyince, hükümdar:
"Yakınıma gel!" dedi.
Yaklaşınca, hem ona, hem arkadaşlarına:
"Demek, sizler, Kureyşü'l-Ebâtıh'sınız?" dedi.
"Evet!" diye cevap verdiler.
Hükümdar:
"Hoşgeldiniz, safa geldiniz! Sizler, yanında emniyet ve huzur bulacağınız, bol bol ihsanlar veren bir kralın yanına geldiniz! Kral ilk konuşmanızdaki sözlerinizi dinledi ve akraba olduğunuzu anladı, ziyaret vesilenizi kabul etti. Sizler burada oturduğunuz müddetçe, gece ve gündüz sohbet edilmeye, oturulup konuşulmaya, övülmeye, ağırlanmaya, ayrılıp giderken de ihsan olunmaya layık, şerefli, şanlı kişilersiniz!" dedikten sonra, maiyetine onların konuk ve elçiler konağına götürülüp misafir edilmelerini emretti. Emri yerine getirildi.
Orada bir ay oturdular.
Hükümdar, bir gün, Abdulmuttalib'e haber salıp:
"Arkadaşlarının arasından bir tek sen benim yanıma gel!" dedi.
Abdulmuttalib, hükümdarın huzuruna vardığı zaman, onu yalnız bir halde buldu. Yanında hiç kimse yoktu.
Hükümdar Abdulmuttalib'i yanına yaklaştırdı, tahtında onunla birlikte oturdu.
"Merhaba! Hoşgeldin, safa geldin!" dedikten sonra;
"Ey Abdulmuttalib! Ben sana bildiğim bir işin sırrını emanet edeceğim ki, o sırrı, senin yerinde başkası olsaydı, açmazdım!
Fakat, ben, onun madenini sende gördüm.
Bunun için, onu sana açıklayacağım!
Yüce Allah bu hususta izin verinceye kadar, bu sır senin yanında masun ve mahfuz kalsın!
Şüphesiz ki, Allah emrini yerine getirir.
Ben, gizli Kitab'da, kendimize tahsis edip başkasına kapalı tuttuğumuz ilimde; yaşamanın şerefi, ölmenin fazileti bulunan, genellikle bütün insanları ve heyet arkadaşlarını, özellikle de seni ilgilendiren çok büyük, çok şanlı bir haber buldum!" dedi.
Abdulmuttalib:
"Ey hükümdar! Bütün göçebe halkı ardarda sana feda olsun! Nedir o büyük ve şanlı haber?" diye sordu.
Hükümdar:
"Tihâme bölgesinde bir çocuk doğacak. Alâmet olarak, onun iki küreği arasında bir ben bulunacak! Kıyamet gününe kadar, kendisinde imamlık, sizde de seyyidlik olacak!" dedi.
Abdulmuttalib:
"Zât-ı Devletinden, lânet ve nefreti mucib haller sâdır olmasın!" diyerek onu hükümdar selam ve duasıyla selamlayıp:
"Eğer hükümdarlık makamının heybetini, ululuğunu gözönünde tutmak zorunluluğu olmasaydı, sevincimi arttıracak beşareti biraz daha açıklamak lutfunda da bulunmalarını kendilerinden dilerdim!" dedi.
Bunun üzerine, hükümdar:
"Bu zaman, onun doğacağı zamandır.
Hatta, belki de doğmuştur!
Onun ismi Muhammed; babası ve annesi ölmüş olacak!
Kendisinin bakımını, dedesi ve amcası üzerlerine alacak!
Allah, onu apaçık tebligat yapan peygamber gönderecek!
Bizden, ona Ensar (yardımcılar) yapacak!
Dostlarını onlarla aziz, düşmanlarını da onlarla zelil kılacak!
O, arzın en kıymetli yerlerini fethedecek!
Onun doğumu ile, ateşgede sönecek!
Bir olan Rahmân'a ibadet edilecek!
Küfür ve taşkınlıklar yasaklanacak!
Putlar kırılacak!
Şeytan recmolunacak, taşlanacak!
Onun sözü hak ile bâtıl arasını ayırıcı, hükmü sırf adâlet, tam ve dosdoğru hüküm olacak!
O daima iyiliği buyuracak ve işleyecek, kötülükten de sakındıracak ve onları ortadan kaldıracaktır!" dedi.
Abdulmuttalib:
"Ömrün uzun, saltanatın sürekli, şan ve şerefin yüce olsun!
Acaba hükümdar bu hususta beni sevindirecek bazı açıklamalar daha yapmak lutfunda bulunurlar mı?" dedi.
Hükümdar Seyf:
"Örtülerle örtülü Beytullah'a, mucizelere ve semavî kitablara andolsun ki, ey Abdulmuttalib! Hiç hilaf yok, muhakkak ki sen onun atasısın!" deyince, Abdulmuttalib sevincinden yere kapandı.
Hükümdar:
"Başını yerden kaldır! Kalbin ferahladı. Ömrün uzadı. İşin yükseldi!
Sana, anlattıklarımdan, idrak ettiğin, kavuştuğun birşey var mı?" dedi.
Abdulmuttalib:
"Evet ey hükümdar! Benim çok sevgili, üzerine titrediğim bir oğlum vardı. Onu senin kavminin şereflilerinden birinin kızı olan Âmine binti Vehb b. Abdi Menaf ile evlendirmiştim. Âmine, dünyaya bir çocuk getirdi. Onun ismini Muhammed koydum. İki küreğinin arasında da bir ben vardır! Anlattığın alâmetlerin hepsi de kendisinde mevcuttur. Onun babası ve annesi de vefat etmiştir. Kendisinin bakımını, ben ve amcası, üzerimize almış bulunuyoruz" dedi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Bunun üzerine, hükümdar Seyf:
"Onun hakkında sana söylediklerim, senin söylediğin gibidir.
Oğlunu iyi koru!
Onun hakkında Yahudilerden sakın!
Çünkü, Yahudiler ona düşmandırlar!
Fakat, Allah onlara bu hususta yol ve fırsat vermeyecektir.
Yanındaki heyet arkadaşlarından, yalnız sana açmış olduğum şeyleri, onlara da dürülü tut! Sakın açayım deme!
Sizde bulunacak reisliği, onların ve oğullarının da kıskanıp onun başına gaileler çıkarmayacaklarından emin değilim.
Eğer onun peygamber olarak gönderileceğinden önce ölmeyeceğimi bilseydim, süvarilerim ve piyadelerimle birlikte gider, Yesrib'i (Medine'yi) hicret yurdu, devletime başkent yapardım!
Ben, Nâtık Kitab'da ve Sâbık İlimde buldum ki: Yesrib onun hicret ve nusret yurdu, işinin muhkemleşeceği, kabrinin ve yardımcılarının bulunacağı yer olacaktır!
Ne olurdu, onu âfet ve belalardan ben koruya idim!" dedi.
Hükümdar; Kureyş heyetinden her bir delegeye onar köle, onar cariye, yüzer deve, beşer ratl (rıtl) altın, onar ratl gümüş, Yemen elbiselerinden ikişer kat elbise, içi anberle doldurulmuş birer kutu;
Abdulmuttalib'e ise, bunlardan onar kat verilmesini emretti ve ona:
"Bir yıl geçince, onun (Peygamberimiz Aleyhisselamın) işinden neler vukua geldiğinin haberini bana getir!" dedi.
Abdulmuttalib, heyet arkadaşlarına, sık sık:
"Ey Kureyş cemaatı! İçinizden hiç kimse hükümdarın bana olan bol ihsanına gıpta da, kıskançlık da etmesin!
Hükümdarın bütün bu ihsanı, bana ve benden sonra soyumdan geleceklere olacak şeref ve izzetin yanında, çok az kalacaktır!" derdi.
Kendisine:
"Bu, ne zaman olacak?" dediklerinde de:
"Bir zaman sonra zuhur edecek, açığa çıkacak; dediğim şey bilinecektir!" derdi.
Seyf b. Zî Yezen, ne yazık ki, yıl geçmeden öldü. Daha doğrusu, öldürüldü. Yemen'den tardettiği Habeşlilerden edindiği hizmetçiler bir gün hükümdarı kendisine mahsus avlanma yerinde yalnız başına bulunduğu sırada harbeleriyle mızraklayıp öldürerek dağ başlarına kaçmışlar, hükümdarın adamları da onların hepsini yakalayıp öldürmüşlerdir.

Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 08-01-2010, 16:03   #24
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Müdlic Oğullarının Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Teşhisleri


Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün çocuklarla oyuna dalarak Redm'e kadar varıp dayanmışlardı.
Orada, Müdlic oğullarından bir cemaat, Peygamberimiz Aleyhisselamı yanlarına çağırdılar.
Kendisinin iki ayağına baktılar ve izini izlediler.
O sırada, Abdulmuttalib'le karşılaşıp kucaklaştılar.
Abdulmuttalib'e:
"Bu çocuk senin neslinden midir?" diye sordular.
Abdulmuttalib:
"Oğlumdur" dedi.
Müdlic oğulları:
"Onu iyi koru! Çünkü, biz, Makam'daki ayak izine bununkinden daha çok benzeyenini görmedik" dediler.
Abdulmuttalib, oğlu Ebu Talib'e:
"Bak! Bunlar ne söylüyorlar? İşit!" dedi.
Bunun için, Ebu Talib, Peygamberimiz Aleyhisselamı titizlikle korur dururdu.
Müdlic oğulları; kıyafet, alâmet ve ayak izlerinden anlamaktaki maharetleriyle tanınırlardı.
Makam-ı İbrahim, üzerinde İbrahim Aleyhisselamın iki ayağının izi bulunan mübarek bir taş olup, Kur'ân-ı Kerîm'de de "Makam-ı İbrahim" diye anılır.


Necran Uskufunun Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Teşhisi


Abdulmuttalib, bir gün, Kâbe'nin yanında, Hicr'de oturuyor, kendisinin dostu olan Necran uskufu da yanında bulunuyordu.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Uskuf, söz arasında:
"İsmail oğullarından gelecek olan son peygamberin sıfatını kitablarda bulduk. Kendisinin doğum yeri burasıdır. Sıfatları da şöyledir, şöyledir" diyerek onları birer birer saydığı sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam oraya geliverdi. Uskuf ona baktı. Onun gözlerine baktı, arkasına baktı, ayaklarına baktı da:
"İşte o, budur! Bu çocuk senin neslinden midir?" dedi.
Abdulmuttalib:
"Oğlumdur" dedi.
Uskuf:
"Biz onun babasını kitablarda sağ bulmadık!?" dedi.
Abdulmuttalib:
"O, benim oğlumun oğludur! Bu daha doğmadan, annesi buna hamile iken, babası vefat etmişti" deyince, uskuf:
"Şimdi doğrusunu söyledin!" dedi.
Abdulmuttalib, oğullarına:
"Kardeşinizin oğlunu iyi koruyunuz! Onun hakkında söylenilen şeyi işitmiyor musunuz?" dedi.

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 09-01-2010, 12:31   #25
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Abdulmuttalib Dedenin Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkında Ümmü Eymen'i Uyarışı


Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen Bereke der ki:
"Resûlullah Aleyhisselama bakarken, bir gün, dalmışım, onun yanımdan uzaklaşıp gittiğini bilememişim.
Abdulmuttalib birdenbire başucuma dikildi.
'Ey Bereke!' dedi.
'Buyur!' dedim.
'Oğlumu nerede buldum, biliyor musun?' dedi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
'Bilmiyorum!' dedim.
'Oğlumdan gaflet etme! Onu sidre ağacının yakınında, çocukların yanında buldum. Kitab Ehli olanlar Yahudiler ve Hıristiyanlar, bu oğlumun bu ümmetin peygamberi olacağını söylüyorlar. Ben oğluma onların zarar vermeyeceklerinden emin değilim' dedi."


Peygamberimiz Aleyhisselamın Kaybolan Develerini Bulup Getirişi


Kindir b. Saîd, babası Saîd'den; Behz b. Hakîm'in babasının da, dedesi Muaviye b. Hayda'dan görgüye dayanan rivayetine göre, demişlerdir ki:
"Cahiliye devrinde yaptığım hacda, Beytullah'ı tavaf ettiğim sırada, bir adam gördüm ki, hem Beytullah'ı tavaf ediyor, hem de:
'Ey Rabbim! Muhammed'i bana geri çevir!' diyerek yalvarıyordu.
'Kim bu?' diye sordum.
'Abdulmuttalib b. Hâşim'dir. Bu, Kureyşîlerin seyyidi ve seyyidinin oğlu Abdulmuttalib b. Hâşim b. Abdi Menaf'tır' dediler.
'Muhammed, bunun neslinden midir?' diye sordum.
'Oğlunun oğludur ve o, kendisine insanların en sevgilisidir.
Kendisinin pek çok develeri vardır. İçlerinden birisi kaybolunca, onu aramaya oğullarını göndermişti. Oğullarının dönüşleri gecikince, kaybolan deveyi aramaya oğlunun oğlunu da göndermişti. Onu hiçbir işe göndermezdi ki, o onu başarmamış, getirmemiş olsun. Fakat, bu sefer o da gecikti, eğlendi kaldı' dediler.
Aradan çok geçmeden, daha bulunduğum yerden ayrılmadan, torunu peygamber Muhammed Aleyhisselam deve ile çıkageldi.
Abdulmuttalib onu kucaklayıp bağrına bastı.
'Yavrucuğum! Ben sana öyle üzüldüm ki, ben hiçbir şeye bunun kadar üzülmemişimdir. Vallahi, ben bir daha seni hiçbir hacete göndermeyeceğim. Bundan sonra, seni hiçbir zaman yanımdan ayırmayacağım' dedi."

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 10-01-2010, 15:22   #26
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Abdulmuttalib Dedenin Yağmur Duası İçin Peygamberimiz Aleyhisselamı Ebu Kubeys Dağına Omuzunda Çıkarışı


Mahreme b. Nevfel'in, Abdulmuttalib'le yaşıt olan annesi Rukayka'dan (Rukayye'den) işitip rivayet ettiğine göre; annesi, şöyle demiştir:
"Ardarda gelen kuraklık ve kıtlık yılları, Kureyşîlerin bütün malvarlıklarını alıp götürmüş; yerleri, süt veren memeleri, vücudun derilerini kurutmuş, zayıflatmış, kemikleri inceltmişti.
Ben, uyurken veya uyuklarken, birisinin:
'Ey Kureyş cemaatı! İçinizden gönderilecek olan o peygamberin zuhuru zamanı bu zamandır!
Zuhur zamanının gölgesi üzerinize düşmüştür!
Size, o, hayırlı yağmurlar, bolluk ve ucuzluklar getirecektir.
Bakınız: İçinizde, soyca en üstününüz ve şerefliniz; uzun boylu, iri kemikli, ak tenli, iki kaşının arası birbirine yakın, kirpikleri ve saçı uzun, yanakları düz, burnu ince ve yüksekçe olan zât ve oğulları çıksın.
İçinizden, her kabileden de birer adam çıksın.
Onlar, yıkansınlar, güzel koku sürünsünler. Sonra, Hacerü'l-Esved'i istilam etsinler.
Sonra, Ebu Kubeys dağının tepesine çıksınlar.
Vasıfları anlatılan zât ileri geçip dua etsin.
Oradaki cemaat da, 'Âmin!' desinler.
Yağmura kavuşursunuz!' diyerek bağırdığını işittim.
Sabaha çıkınca, rüyamı anlattım.
Baktılar da, bu sıfatları Abdulmuttalib'in sıfatına uygun buldular. Haremin hürmetine andolsun ki, Mekke vadisinde bulunan herkes:
'Bu, ancak ve ancak, Şeybetü'l-hamd'dir! Bu, Şeybetü'l-hamd Abdulmuttalib'dir!' dediler.
Mekke'de böyle demeyen hiç kimse kalmadı.
Hep Abdulmuttalib'in üzerinde ve başında toplandılar.
Her kabileden birer adam çıkıp emrolunanları yaptılar.
Sonra da, Peygamberimiz Aleyhisselam yanlarında olduğu halde, Ebu Kubeys dağının üzerine çıktılar.
Abdulmuttalib Dede, o zaman yedi yaşında bulunan Peygamberimiz Aleyhisselamı dağın üzerine, omuzunda çıkardı.
Abdulmuttalib Dede, yanında Peygamberimiz Aleyhisselam olduğu halde, ayağa kalktı.
Cemaat da Abdulmuttalib'in iki yanında sıralandılar.
Abdulmuttalib, cemaatın önüne geçti.
Ellerini kaldırdı.
'Ey ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları kaldırıp ferahlatan Allah'ım! Herşeyi öğretilmeden bilen, her nimeti istenilmeden, esirgemeden veren Sensin!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Bunlar, Senin erkek kulların ve erkek kullarının oğullarıdır.
Şunlar da, Senin kadın kulların ve kadın kullarının kızları ve onların oğullarıdır.
Senin Harem'inin yanında barınıyorlar.
Ardarda gelen kuraklık yıllarının davarları, develeri yok ettiğinden, Sana şikâyetleniyorlar!
Bizler, bildiğin şeye, musibete uğramış bulunuyoruz.
Ardarda gelen şu kuraklık yılları develeri, davarları alıp götürdü, yok etti.
Allah'ım! Duamızı kabul buyur!
Üzerimizdeki kıtlığı gider! Bize, bolluk ve ucuzluk getirecek yağmuru acele yağdır!' diyerek dua etti.
Kâbe'ye, Kâbe'nin Rabbine andolsun ki; daha bulundukları yerden ayrılmamışlardı ki, gök yarılıp suyunu boşaltmaya başlamış, Mekke vadisi sel sularıyla dolmuştu.
Kureyş'in yaşlılarından ve ulularından Abdullah b. Cüd'an ile Harb b. Ümeyye ve Hişam b. Mugîre'nin, Abdulmuttalib'e:
'Henîen leke Ebe'l-Bathâ=Ey Mekke halkının atası! Senin içindir, senin sayendedir bu ihsan! Sen, Mekkelilere hayat bahşettin!' dediklerini işittim ve kendisini böyle kutladıklarını gördüm."
Rukayka (Rukayye) Hatunun da, söylediği dört beyitlik manzumesinde, Yüce Allah'ın kendilerine Abdulmuttalib sayesinde yağmur ihsan ettiğini açıkladığı görülürse de;
Gerek Ebu Talib'in Kureyş müşriklerine karşı Peygamberimiz Aleyhisselamı savunan uzun şiirindeki "O'nun yüzü suyu hürmetine, Allah'tan yağmur istenir!" mealli 38. beyti; gerek Medinelilerin kuraklık ve kıtlığa uğramaları üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın duasıyla sağanak halinde yağmaya başlayıp Medine'yi seller içinde bırakan yağmurun Medine çevresine kaydırılması duasıyla dindiği görülünce, Peygamberimiz Aleyhisselamın "Ebu Talib bu güne erişmiş olsaydı, buna sevinirdi!" buyurup, "Yâ Rasulallah! Herhalde, sen bununla Ebu Talib'in şu sözüne işaret etmek istiyorsun?" denilerek sözü geçen beyit okununca Peyamberimiz Aleyhisselamın "Evet!" buyurdukları; Hz. Âişe'nin de aynı beyti okuduğu zaman, Hz. Ebu Bekir'in "İşte, vallahi, bu, Resulullah Aleyhisselamdır!" dediği (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 7) gözönünde tutulmak, bu husustaki ihsanın Peygamberimiz Aleyhisselam için olduğu unutulmamak gerekir.

Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 10-01-2010, 15:28   #27
vesselam
Banned
 
Kayıt Tarihi: Aug 2009
Üye numarası: #361487
Yer: in altında
Mesaj sayısı: 299
Karma etkisi: 0 vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000vesselam seviye: 2000
Karma: 16872

tam bir hizmet adamısın anladın sen
vesselam Çevrimdışı  

Eski 11-01-2010, 12:55   #28
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Abdulmuttalib Dedenin Vefatı

Peygamberimiz Aleyhisselamın dedesi Abdulmuttalib; Fil Vak'asından sekiz yıl sonra ölüm döşeğine düştü, ki o zaman kendisi seksen iki yaşında, Peygamberimiz Aleyhisselam da sekiz yaşında bulunuyordu.
Abdulmuttalib Dede, öleceğini anlayınca, kızlarını başına topladı. Onlara:
"Vefatımdan sonra, hakkımda söyleyeceğiniz mersiyeleri, ölmeden, bir dinleyeyim bakayım!" dedi.
Bunun üzerine, kızları, söyledikleri birer şiirle babalarına ağıt yaktılar.
Yakıp dinlettikleri ağıtlarda onun üstün soylu, güçlü, boylu boslu, açık alınlı, güzel yüzlü, doğru sözlü, iyi huylu, cesaretli, adaletli, cömert, iyiliksever, saygıya ve boyun eğilmeye değer, şerefli, şanlı, her fazilet kendisinde toplanan, boşluğu doldurulamayacak olan, temelli kalmak şeref ve şanla olacak olsa kendisi dünyada temelli kalabilecek olan bir zât olduğunu dile getirdiler.
Abdulmuttalib Dede vefat edince, Kureyşliler onun cesedini, hürmeten su ile ve sidr ağacının yaprağı ile yıkadılar ki, o zamana kadar Kureyşlilerden hiçbir kimsenin ölüsü sidrle yıkanmış değildi.
Kendisi; kefen olarak, Yemen hullesinden, bin miskal altın değerinde iki kat hulleye sarıldı. Kefenine de, misk sürüldü.
Kureyşîler; besledikleri derin sevgi ve saygılarından dolayı, onun cenazesini günlerce eller üzerinde taşıdılar.
Abdulmuttalib Dede; Hacun kabristanına, dedelerinden Kusayy'ın yanına gömüldü.
Peygamberimiz Aleyhisselam; dedesinin cenazesini, Hacun kabristanına kadar, ağlayarak takip etti.
Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen Bereke:
"O gün, Resûlullah Aleyhisselamı gördüm. Abdulmuttalib'in tabutunun arkasından ağlıyordu!" demiştir.
"Abdulmuttalib'in ölümünü hatırlayabiliyor musunuz?" diye sorulduğu zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Evet! O zaman ben sekiz yaşlarında idim!" buyurmuştur.
Abdulmuttalib Dedenin arkasından ağlandığı kadar, hiç kimseye ağlanmamıştır:
Mekke çarşısı onun ölümünden dolayı günlerce açılmamış, kapalı tutulmuştur.
Kureyşîler; Ka'b b. Lüeyy'e tâzimlerinden dolayı, onun ölüm tarihini, Fil yılına kadar, tarih başlangıcı edinmişlerdi.
Sonra da, Abdulmuttalib'in ölümünü tarih edindiler.
Kureyşîler, Abdulmuttalib'e "İkinci İbrahim" derlerdi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kendisi ahirete, ahiret ceza ve mükâfatına inanır; "Vallahi, şu dünyanın arkasında bir dünya daha vardır ki, iyilik edenler orada iyiliklerinin mükâfatını görecekler, kötülük edenler de orada kötülüklerinin cezasını çekeceklerdir!" derdi.
Beytullah'ı çok çok tavaf eder, Haram olan ayların dokunulmazlığını son derecede gözetir, hac mevsiminde hacılara mallarının en iyisinden infakta bulunurdu.
Konukları ağırlardı.
Dağ başlarında da, vahşi hayvanların, kurtların, kuşların karınlarını doyururdu.
Kaybolan Zemzem kuyusunu ortaya çıkardıktan sonra, kuyunun başına yaptığı havuza Zemzem doldurup, Mekke halkına ve hacılara Zemzem suyu içirirdi.
Ayrıca, develerinin sütünü balla karıştırarak hacılara ikram ettiği gibi, kuru üzüm satın alıp Zemzem'le hoşaf yaparak içirdiği de olurdu.
Abdulmuttalib Dede, Kureyşîlerin hâkimlerindendi.
İçki içmezdi.
İçkiyi ve zinayı yasaklamıştı.
Zina yapanı, kamçılatarak cezalandırırdı.
Oğullarına, ahlâkî faziletleri emir ve tavsiye ederdi.

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 12-01-2010, 19:05   #29
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Ebu Talib'in Peygamberimiz Aleyhisselamı Yanına Alıp Büyütüşü


Abdulmuttalib Dede, ölüm döşeğine düşünce, bütün oğullarını başına topladı. Peygamberimiz Aleyhisselama çok iyi bakmalarını onlara tavsiye ve emr etti.
Zübeyr ile Ebu Talib; Peygamberimiz Aleyhisselamın babası Hz. Abdullah ile aynı anneden, yani Fâtıma binti Amr, b. Âiz, b. İmran, b. Mahzum'dan doğma kardeş idiler.
Bu iki amca; Peygamberimiz Aleyhisselamı yanlarına almak için kur'a çektiler.
Kur'a, Ebu Talib Amcaya çıktı.
Ebu Talib Amca; Peygamberimiz Aleyhisselama karşı, amcalarının en hamiyetlisi ve en şefkatlisi idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, o zaman, sekiz yaşında bulunuyordu.
Ebu Talib'in; Arafat hizasındaki Urene vadisinde bulunan, arada sırada sütü sağılıp Mekke'ye getirilen birkaç deveden başka malı yok, aile efradı ise çoktu. Onları geçindirmekte sıkıntı çekmekte idi.
Ebu Talib; yoksulluğuna rağmen, Kureyşîlerin seyyidi, ulu kişisi idi.
Kendisinin sözü dinlenir, emirlerine karşı gelmekten, aykırı hareket etmekten sakınılırdı.
Babası Abdulmuttalib gibi, o da ağzına içki koymazdı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine titrer, onu kendi çocuklarından fazla severdi.
Onu yanına almadıkça uyumaz, bir yere giderse onu da yanında götürürdü.
Onun üzerine düştüğü kadar, hiçbir şeyin üzerine düşmezdi!
İstirahati için kendisine serilen mindere onun gelip oturmasından sevinç duyar:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
"Rebia'nın İlâhına yemin ederim ki, kardeşimin oğlu için pek büyük bir şeref vardır!" derdi.
Hazırlanan bir yemeği, Ebu Talib'in aile efradı, toplu veya münferid olarak yedikleri zaman, doymazlardı.
Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselam onlarla birlikte yediği zaman, doyarlardı. Bunun için, Ebu Talib; yemeklerini yemek istedikleri zaman, aile efradına:
"Durunuz! Sizin gibi, oğlum da gelsin, hazır olsun!" der, Peygamberimiz Aleyhisselam gelip onlarla birlikte yerse, yemekler artardı. Peygamberimiz Aleyhisselam yemekte onlarla birlikte bulunmazsa, doymazlardı.
Ebu Talib:
"Sen, hiç şüphesiz, mübâreksin!" derdi.
Sofraya, bir tek kişinin içeceği bir kapla konulan sütten Peygamberimiz Aleyhisselam önce içip ötekiler sonra içecek olurlarsa, ilkinden sonuncusuna kadar hepsi, kanasıya içerlerdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen Bereke der ki:
"Peygamberimiz Aleyhisselamın, gerek çocukluğunda, gerek büyüklüğünde, ne açlıktan, ne de susuzluktan şikâyetlendiğini görmedim.
Günlerinin çoğunda, sabahleyin, biraz Zemzem içer, kendisine yiyecek vermek istediğimiz zaman:
'İstemem! Ben tokum' derdi.
Amcasının çocukları sofraya konulan şeye hemen uzandıkları halde, o uzanmaz, onun yenme zamanını beklerdi.
Bunun için, Ebu Talib'in ona ayrı sofra kurdurduğu da olurdu.
Ebu Talib'in çocukları, sabahleyin yataklarından gözleri çapaklı, yüzleri asık halde kalktıkları halde; o, parlak yüzlü, sürmeli gözlü olarak sabaha çıkardı."

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 13-01-2010, 19:43   #30
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Fâtıma Hatunun Peygamberimiz Aleyhisselama Annesinden Sonra Anne Oluşu; Ona Derin Sevgi ve Saygı Besleyişi


Ebu Talib Amcanın zevcesi Fâtıma Hatun; faziletli, iyi halli bir kadındı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında, onun büyük bir mevkii ve itibarı vardı.
Fâtıma Hatun vefat ettiği zaman Peygamberimiz Aleyhisselamın gözlerinden yaşlar akmış; "Bugün annem vefat etti!" buyurup gömleğini ona kefen olarak sardırmış, cenaze namazını kıldırmış, gömüleceği kabrin içine inip yanının üzerine uzandıktan sonra onu indirtmişti.
"Biz, senin buna yaptığın şeyi başkasına yaptığını hiç görmedik!?" dedikleri zaman:
"Ebu Talib'den sonra, bu kadıncağız kadar bana iyilik eden hiçbir kimse yoktur!
Âhirette Cennet elbiselerinden elbise giymesi için, ona gömleğimi sardırdım.
Kabre ısınması için de, oraya kendisiyle birlikte uzandım!" buyurmuştur.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu yengesi için duyduğu üzüntüden hayrete düşenlere de:
"O, beni doğuran annemden sonra, annemdi.
Kendisinin çocukları aç durur, suratlarını asarlarken, o önce benim karnımı doyurur, saçımı tarar ve gülyağlarıyla yağlardı.
O, benim annemdi!
Cebrail (Aleyhisselam), Yüce Rabbim tarafından:
'Bu kadın, Cennetliklerdendir!' diye bana haber verdi" buyurmuş ve:
"Allah seni yarlıgasın ve hayırla mükâfatlandırsın!
Allah sana rahmet etsin ey annem!
Sen, benim annemden sonra, annemdin!
Kendin aç durur, beni doyururdun!
Kendin çıplak durur, beni giydirirdin!
En nefis nimetlerden kendi nefsini alıkor, bana tattırırdın!
Bunu da, ancak Allah'ın rızasını ve ahiret yurdunu umarak yapardın!
Allah ki, diriltendir, öldürendir, hiç ölmeyen diridir O!
Yâ Allah! Annem Fâtıma binti Esed'i af ve mağfiret et!
Ona hüccet ve delilini anlat!
Girdiği yeri genişlet!
Ben peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, duamı kabul buyur ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah!" diyerek, onun hakkında dua etmiştir.
Peygamberimiz Aleyhisselam; bu mübarek Cennetlik hatunu, sağ bulunduğu müddetçe, gidip ziyaret eder, onun evinde kuşluk uykusu uyurdu.

Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Kapalı Konu

Etiketler
İslam, müslüman, tarih




Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama

Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Birbirinden güzel 10 tane jenerik domain domainsiteniz Domainler 1 17-09-2008 17:46
Birbirinden güzel 10 tane jenerik domain istediğinize teklif verin domainsiteniz Domainler 0 01-09-2008 22:06
34 türk filmi vizyona girecek!!! eseskartal Güncel 5 20-01-2007 21:55
Satılık Domainler kursadcakir Web Hosting 0 26-11-2006 00:21

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Forum Seç


Hacking ve Bilgisayar Güvenliği Öğrenmek İçin!

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 03:25.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Wardom.org



İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.


You Rated this Thread: