Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL!
İslam TarihiEzd-i Şenue'li Âifin Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Teşhisi Ezd-i Şenue kabilesine mensup bir âif vardı. Iyafet; kuşları Kışt! diye azarlayarak kişileyip, onların isimlerinden, seslerinden, iniş ve geçişlerinden uğurluluk veya uğursuzluk çıkarmaya |
|
|||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#31 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Ezd-i Şenue'li Âifin Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Teşhisi Ezd-i Şenue kabilesine mensup bir âif vardı. Iyafet; kuşları "Kışt!" diye azarlayarak kişileyip, onların isimlerinden, seslerinden, iniş ve geçişlerinden uğurluluk veya uğursuzluk çıkarmaya çalışmak demektir ki, bu, Arapların çoğu zaman yapageldikleri âdetlerindendi. Âif de, kıyafet, alâmet ve izlerden anlayan, gelecek hakkında kehânette bulunan, kuşun uçması gibi şeylerden hüküm çıkaran falcı demektir. Ezd-i Şenue'li âif Mekke'ye geldiği zaman, Kureyşîler oğullarını ona götürür, fallarına baktırırlardı. Ebu Talib de, o zaman çocukluk çağında bulunan Peygamberimiz Aleyhisselamı, falına baktırmak için, başkalarıyla birlikte, ona götürmüştü. Falcı; Peygamberimiz Aleyhisselama şöyle bir baktıktan sonra, birşeyle biraz meşgul olup işini bitirir bitirmez: "Yanıma getirsenize o çocuğu!" dedi durdu. Ebu Talib, onun böyle Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine düştüğünü görünce, onu göstermedi. Âifin "Yazıklar olsun size! Demin görmüş olduğum çocuğu yanıma getirsenize! Vallahi, ileride onun şanı büyük olacaktır!" deyip durduğu sırada, Ebu Talib, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte, oradan yavaşça, sezdirmeden ayrılıp evine gitti. Peygamberimiz Aleyhisselamın Kalbine Re'fet ve Rahmet Dolduruluşu Peygamberimiz Aleyhisselam, on yaşını birkaç ay geçmiş olduğu sırada kırda, üzerinden bir sesin geldiğini işitti. Başını kaldırıp baktığı zaman, bir adamın diğer bir adama: "Bu o mudur?" diye sorduğunu gördü. Sorulan adam: "Evet!" dedi. Ne yüzleri, ne de giyinişleri hiçbir kimseninkine benzemeyen bu adamlar, Peygamberimiz Aleyhisselamı karşılayıp kollarından tuttular. Peygamberimiz Aleyhisselam, onların tutuşlarını hiç hissetmedi. Onlardan birisi, arkadaşına: "Yatır onu!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselamı, hiç çabalatmadan, eğip bükmeden yere yatırdılar. Onlardan biri, öbür arkadaşına: "Yar onun göğsünü!" dedi. O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın göğsünü yardı. Göğsü ne kanadı, ne de ağrıdı. Yine, biri öbürüne: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 "Kin ve kıskançlığı çıkar içinden!" dedi. O da, pıhtılaşmış kan gibi birşey çıkarıp attı. Yine, biri öbürüne: "Rahmet ve re'fet doldur!" dedi. Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam; küçüklere karşı son derecede şefkatli, büyüklere karşı son derece merhametli oldu. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#32 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Oct 2008
Üye numarası: #271411 Yer: ίslâறbol
Mesaj sayısı: 2,567
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1642962
|
Teşekkürler..
Bildiğim birşeydi fakat, insan okuduğunda yüreği titriyor.. Sevgiliye hasretiz hepimiz.. ALLAH cümlemizi cennette, Sevgiliye komşu eylesin.. ALLAH’umma salli ala nebiyyana ve seyyidana muhammedin ve ala Alihi ve sellem. SallALLAH’u Ala nebiyyana ve seyyidana muhammedin, Ve ala alihi ve alan nebiyyine vel murselina acmaina ve selemle Tesliman kesiran.. Hz. Muhemmed Sav. Efendimiz selamımızı kabul eylesin.. Amin. |
|
|
|
|
#33 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2007
Üye numarası: #134942 Yer: Bursa
Mesaj sayısı: 709
Karma etkisi: 2656
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 265191
|
yazıların hepsini okumadım.ama hepsini pc me kaydettim fırsat buldukça okucam paylaşım için saol
![]() |
|
|
|
|
#34 | |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
#35 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Peygamberimiz Aleyhisselamın Amcasıyla Birlikte Busra'ya Gidişi Peygamberimiz Aleyhisselam on iki yaşında bulunduğu sırada idi. Kureyşîler, Şam'a götürüp satmak üzere pek çok ticaret malları hazırlamışlar, Ebu Talib de bu ticaret kervanına katılıp gitmeye hazırlanmıştı. Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisini de yanında götürecek mi diye bekleyip duruyordu. Yola çıkılacağı sırada, bütün erkek ve kız kardeşleri, Ebu Talib'i uğurlamaya gelmişlerdi. Ebu Talib'in, Peygamberimiz Aleyhisselama çok sevgisi ve şefkati vardı. Ona: "Sen de benimle birlikte gider misin?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselamın amcaları ve âmeleri (halaları), Ebu Talib'e: "Bu yaştaki bir çocuk, hastalıklara uğratılmak için, yemesi içmesi bol bir yere götürülmez!" dediler. Bunun üzerine, Ebu Talib Peygamberimiz Aleyhisselamı hastalıktan korumak üzere geride bırakmaya karar verince, Peygamberimiz Aleyhisselam ağladı. Ebu Talib: "Ey kardeşimin oğlu! Sana ne oldu? Herhalde, seni geride bıraktığım için ağlıyorsun?" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Evet!" dedi ve Ebu Talib'in devesinin yularından tutup: "Benim ne babam var, ne annem!" dedi. Ebu Talib rikkate geldi: "Vallahi, seni yanımda götüreceğim! Hiçbir zaman, ne o benden ayrılacak, ne de ben ondan ayrılacağım!" dedi ve Peygamberimiz Aleyhisselamı yanında götürdü. Kureyş ticaret kervanı, Şam topraklarından Busra'da konakladı. Busra'da Rahip Bahîra ile Buluşulması Busra'da, Rahip Bahîra diye anılan bir rahip, bir de, onun içinde barındığı manastırı vardı. Bahîra, Hıristiyanların en âlimi idi. Hıristiyanların ilmi, onda ve buradaki manastırda idi. Çünkü, burada; büyükten büyüğe geçerek gelen bir kitab vardı ki, bu manastırda o güne kadar gelip geçmiş rahiplerden, bu kitabdan yararlanmayan, bilgi almayan yoktu. Bahîra'nın asıl adı Circis veya Sercis idi. Kendisi Teyma Yahudilerinden ve Yahudi âlimlerinden olup, İsa Aleyhisselamın dininde idi. Kureyş ticaret kervanı bu sefer onun manastırının yakınında konaklamış bulunuyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#36 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Rahip Bahîra'nın Kervan Halkına Ziyafet Çekişi Kureyş ticaret kervanları daha önceki yıllarda defalarca gelip uğradıkları halde Rahip Bahîra onlarla hiç konuşmaz, ilgilenmezken, bu yıl, manastırının yakınında konakladıkları zaman, onlar için birçok yemekler yaptırmıştı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Bu da, kendisinin manastırında oturduğu yerden, Peygamberimiz Aleyhisselama ait bazı şeyler görmüş olmasından ileri gelmişti. Rivayete göre; Bahîra manastırda bulunduğu sırada, kafile ilerlerken bir bulutun kervandakiler arasında Peygamberimiz Aleyhisselamı gölgelediğini, sonra gelip manastırının yakınında bir ağacın gölgesine indikleri zaman bulutun ağacı gölgelediğini, ağacın dallarının da Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine doğru eğildiğini ve onu gölgesinin altına aldığını görmüştü. Bahîra bütün bunları görünce manastırından indi, ve: "Ey Kureyş cemaatı! Ben sizin için, yemek yaptım. Sizin küçük büyük, köle hür.. olanlarınızın yemekte hazır bulunmanızı arzu ediyorum!" diye haber gönderdi. Yemek için geldikleri zaman, Kureyşîlerden birisi: "Vallahi, ey Bahîra! Senin bugün şaşılacak bir halin var! Biz sana çok kere uğrardık da, bize böyle birşey yapmazdın. Bugün, sendeki bu hal nedir?" dedi. Rahip Bahîra: "Doğru söyledin! Siz konuksunuz, ağırlanmaya layıksınız. Ben de sizi ağırlamayı arzu ettim ve hepiniz yiyesiniz diye yemek yaptım!" dedi. Hepsi gelip sofra başında toplanmış, yalnızca Peygamberimiz Aleyhisselam, çocuk ve yaşça onların hepsinden küçük olduğu için, ağacın altındaki yüklerin yanında bekçi olarak geride kalmıştı. Bahîra, gelenlere birer birer bakıp bildiği ve kitabda bulduğu sıfatları hiçbirinde göremediği için: "Ey Kureyş cemaatı! Sizden, bu yemekte hazır bulunmayan, geride kalan bir kimse var mı?" diye sordu. Kureyşîler: "Ey Bahîra! Senin yemeğine gelmesi gerekenlerden, bir çocuktan başka, kimse geride kalmadı! O çocuk da aramızda yaşça cemaatın en küçüğü olup, ağırlıkların yanında geride kaldı" dediler. Bahîra: "Yapmayınız! Onu da çağırınız! Bu yemekte, sizinle birlikte, o da bulunsun!" dedi. Ticaret kafilesinde Kureyşîlerden bir zât: "Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki; aramızdan, Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğlunun bu yemekten geride kalışı, bizim için, kınanacak bir tutumdur!" dedikten sonra, kalktı. Ona doğru vardı. Kolundan tutup getirdi ve sofradakilerin yanına oturttu. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#37 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Rahip Bahîra'nın Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Teşhisi ve Ebu Talib'i Uyarışı Rahip Bahîrâ; Peygamberimiz Aleyhisselamı görür görmez, ona dikkatli dikkatli bakmaya ve bedeninden bazı uzuvlarını süzmeye başladı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Peygamberimiz Aleyhisselama baktıkça, kitabda yazılı sıfatları onda buluyordu. Cemaat yemeklerini yiyerek dağıldıkları zaman, Bahîra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip: "Ey çocuk! Ben sana bazı şeyler soracağım. Lât ve Uzzâ hakkı için, sorularımı cevaplandır!" dedi. Bahîrâ; Lât ve Uzzâ adına yemin ettiklerini, and içtiklerini Kureyşîlerden işittiği için, Peygamberimiz Aleyhisselama da böyle and vermişti. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Lât ve Uzzâ adına yemin vererek bana birşey sorma! Vallahi, ben, hiçbir şeyden, onlardan nefret ettiğim kadar nefret etmem!" dedi. Bahîra: "Öyle ise, Allah aşkına, sana soracağım şeyler hakkında bana cevap ver!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Bana istediğini sor!" dedi. Bunun üzerine, Bahîra; Peygamberimiz Aleyhisselama, uyku durumu ve bunlardan başka halleri ve işleri hakkında birçok sorular sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam da sorulara cevaplar verdi ki, hepsi de Bahîra'nın bildiği sıfatlara uyuyordu. Bahîra, en sonunda, Peygamberimiz Aleyhisselamın sırtına da baktı. İki omuzu arasındaki peygamberlik hâteminin de, bildiği şekilde, yerli yerinde bulunduğunu gördü. Rahip Bahîra, sorularını sorup bitirdikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Ebu Talib'in yanına geldi. Ona: "Bu çocuk senin neslinden midir?" diye sordu. Ebu Talib: "Oğlumdur" dedi. Bahîrâ: "O, senin oğlun değildir! Bu çocuğun babasının sağ olması uygun değildir!" dedi. Ebu Talib: "O, benim kardeşimin oğludur!" dedi. Bahîra: "Babasına ne oldu?" diye sordu. Ebu Talib: "Annesi buna hamile iken, babası öldü!" dedi. Bahîra: "Doğru söyledin!" dedi. "Annesi ne oldu?" diye sordu. Ebu Talib: "Öldü!" dedi. Bahîra: "Doğru söyledin! Kardeşinin oğlunu hemen memleketine geri çevir! Yahudilerin ona zarar vermelerinden sakın! Vallahi, Yahudiler onu görüp de benim onda bulunduğunu anladığım şeylerin onda bulunduğunu anlayacak olurlarsa, muhakkak onu öldürmeye kalkışırlar! Senin kardeşinin oğlunun çok büyük bir hal ve şanı olacaktır! Sen, onu memleketine götürmekte acele et! Biz, onun son peygamber olacağını kitablarımızda ve atalarımızdan bize yapılan rivayetlerde bulmuşuzdur! Bu hususta bizden ahd ve mîsaklar da alınmıştır!" dedi. Ebu Talib: "Sizden bu mîsakları kim aldı ola?" deyince, Bahîra gülümsedi, sonra da: "Yüce Allah, onu İsa b. Meryem'e indirdiği kitabda aldı. Sen, eğlenip kalmayı azalt da, onu memleketine ve doğum yerine hemen döndür!" dedi ve: "Sen onun üzerine titrersin, değil mi?" diye sordu. Ebu Talib: "Evet!" dedi. Bahîra: "Vallahi, onu Şam'a götürecek olursan, artık kendisini hiçbir zaman ev halkına kavuşturamazsın! Muhakkak onu öldürmeye kalkarlar! Onlar buna düşmandırlar! Kardeşinin oğlunu, sakın Yahudilerin bulunduğu oralara kadar götüreyim deme! Çünkü, Yahudiler düşmanlık ehlidirler. Bu çocuk, bu ümmetin peygamberi olacaktır! Kendisi, Araplardandır. Halbuki Yahudiler gelecek peygamberin İsrail oğullarından olmasını isterler, bu çocuğu kıskanırlar. Sen, kardeşinin oğlu hakkında onlardan sakın! İyi bil ki, ben sana karşı üzerime düşen öğüt vazifesini yerine getirmiş bulunuyorum" dedi. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#38 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Busra'da Üç Yahudinin Peygamberimiz Aleyhisselama Suikast Teşebbüsünde Bulunmaları ve Rahip Bahîra Tarafından Vazgeçirilmeleri Rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Ebu Talib'le yaptığı Şam seferi sırasında Rahip Bahîra'nın Peygamberimiz Aleyhisselamda gördüğü şeyleri, Ehl-i Kitabdan, Yahudilerden Zebir, Temmam ve Deris adlarındaki kimseler de gördüler. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Peygamberimiz Aleyhisselamı öldürmeyi tasarladılar. Bunu Rahip Bahîra ile de konuşmaya gelip, konuştular. Bu Yahudiler; Peygamberimiz Aleyhisselama suikast hususundaki görüşlerine Rahip Bahîra'nın da katılacağını sanıyorlardı. Rahip Bahîra onları böyle birşeye girişmekten en şiddetli bir nehy ile nehyetti. Kendilerine, Allah'ı hatırlattı. Kitabda, gelecek peygamberin zikrini ve sıfatını bulduklarını, onu öldürmek isteseler de öldüremeyeceklerini anlattı. Onlara: "Siz de, onun sıfatını, Kitabda bulamadınız mı?" diye sordu. "Evet! Bulduk" dediler. Bahîra: "O halde, onu öldürmeye, sizin için yol ve imkân yoktur!" dedi. Bunun üzerine, onlar Bahîrâ'nın söylediği sözlerin doğruluğuna kanaat getirerek Peygamberimiz Aleyhisselamı bıraktılar, geri dönüp gittiler. Ebu Talib de, Rahip Bahîra'nın tavsiyesi üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte, oradan hemen Mekke'ye döndü. Bir Açıklama İbn İshak'ın (doğumu: 85, ölümü: 151 Hicrî) son zamanlarda bulunup 1401/ yılında yayınlanan Kitâbu'l-Mübtedâ ve'l-meb'as ve'l-megâzî'sinin metninde Ebu Talib'in bu seyahat hakkında söylediği 12, 18 ve 13 beyitlik üç manzumesinin bulunduğu ve bunlarda Mekke'den yola çıkışları, Busra'da Rahip Bahîra tarafından ağırlanışları ve isimleri de açıklanan üç Yahudi tarafından Peygamberimiz Aleyhisselama yapılmak istenilen suikastın Rahip Bahîra tarafından önlenişi hadiselerinin dile getirildiği görülür. Bu manzumeler; Beyhakî tarafından da (doğumu: 384, ölümü: 458 Hicrî), İbn Asâkir tarafından da (ölümü: 571 Hicrî), Süheylî tarafından da (doğumu: 508, ölümü: 581 Hicrî) bilinmekte idi. Hatta, İbn Asâkir, bunlardan 12 ve 18 beyitlik olanlarını kitabına (Târîh, c. 1, s. 272-); Süheylî de 18 beyitlik olanının başından 9 beytini Ravdu'l-ünüf'üne (c. 2, s. 227-) kaydetmiştir. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#39 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Peygamberimiz Aleyhisselamın İsim ve Sıfatlarının Ehl-i Kitab Nezdinde Belli Oluşu Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın isim ve sıfatları, Musa Aleyhisselama indirilen Tevrat'ta ve İsa Aleyhisselama indirilen İncil'de yazılı olup Ehl-i Kitab olan Yahudi ve Hıristiyan bilginleri bu hususta tam bilgiye sahip bulunmakta, kendilerine Kitab verilenler, Peygamberimiz Aleyhisselamı öz oğullarını tanıdıkları gibi tanımakta idiler. Nitekim, Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Abdullah b. Selam: "Ben, Resûlullah Aleyhisselamı, kendi oğlumu tanıdığımdan daha ziyade tanırım!" dediği zaman, Hz. Ömer: "Ey Selam'ın oğlu! Bu, nasıl tanıma?" diye sormuştu. Abdullah b. Selam: "Ben, Muhammed (Aleyhisselam)ın gerçekten Resûlullah olduğuna yakînen şehadet ederim. Kendisinin peygamber olduğunda hiç şüphe etmem! Çünkü, onun Allah tarafından gönderilen peygamber olduğu, na't ve vasıfları Kitabımızda bulunmaktadır. Kendi oğlum üzerinde ise böyle kesin bir şehadeti yapamam! Çünkü, onun anası kadının ne yaptığını bilemem. Ne bileyim, belki de ihanet etmiş olabilir!" dedi. Bunun üzerine, Hz. Ömer: "Ey Selam'ın oğlu! Allah seni hakka isabet ettirmiş!" dedi ve onun başını öptü. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#40 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Daha Önceki Peygamberlerden Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkında Ahd ve Mîsak Alınışı Yüce Allah; daha önceki peygamberlerden de, Peygamberimiz Aleyhisselama iman ve yardım etmeleri hakkında ahd ve mîsak almıştır. Kadı Iyaz der ki: "Yüce Allah, o mîsakı, vahiy ile almıştır. Hiçbir peygamber göndermemiştir ki, ona Muhammed Aleyhisselamı veya vasıflarını anmış ve 'Ona eriştiğin takdirde, kesin olarak iman edeceksin!' diye kendisinden ahd ve mîsak almış olmasın! Deniliyor ki: Yüce Allah, bunu kendi kavimlerine de haber vermeleri ve onların kendilerinden sonra gelecek kavimlerine de aynen bildirmeleri hususunda da kesin söz almıştır." Atâ b. Yesar'dan rivayet edildiğine göre: Peygamberimiz Aleyhisselamın Tevrat'taki sıfatlarından sorulunca, Abdullah b. Amr ibnü'l-Âs demiştir ki: "Evet! Vallahi, Kur'ân'daki 'Ey Peygamber! Şüphe yok ki, Biz seni şahit, müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik!' âyetindeki bazı sıfatlar ile, Tevrat'ta da tavsif buyrulmuştur. Şöyle ki: 'Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici, korkutucu, ümmîler için de koruyucu olmak üzere gönderdik. Sen, benim kulumsun, peygamberimsin. Ben, sana Mütevekkil ismini verdim. O, ne kötü huyludur, ne katı kalblidir; ne de çarşılarda, pazarlarda bağırır, çağırır. O, kötülüğü kötülükle de karşılamaz, fakat affeder, bağışlar. Doğru yoldan sapan milleti Lâ ilâhe illallah Allah'tan başka ilah yoktur! diyerek doğrultmadıkça, kör gözleri, sağır kulakları, kapalı gönülleri açmadıkça, Allah onun ruhunu almayacaktır!'" Atâ b. Yesar, Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Abdullah b. Selâm'ın da bunu aynen tekrarladığını; ve yine Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Ka'bu'l-Ahbar'ı da Abdullah b. Selam'ın söylediklerinin aynısını söylerken işittiğini, Ebu Vâkıdü'l-Leysî'nin kendisine haber verdiğini, aynı zamanda: "Onun doğum yeri Mekke, hicret yurdu Taybe (Medine) olacak, kendisi Şam ülkesine hükmedecektir. Onun ümmeti de, bollukta ve darlıkta, her yerde Allah'a hamd ederler; her yüksek yerde tekbir getirirler. Güneşin seyrini izleyip, vakitleri gelince, nerede olursa olsun, namazlarını kılarlar. Bellerine fota bağlarlar. Kollarını yıkarlar (abdest alırlar). Ezanlarının sesleri, geceleyin, gök boşluğunda arı uğultusu gibi uğuldar!" dediğini açıklamıştır. Abdullah b. Abbas da, Ka'b'a: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 "Tevrat'ta, Resûlullah Aleyhisselamın na'tını nasıl buldun?" diye sorduğu zaman, Ka'b: "Tevrat'ta, onun na'tı: 'Muhammed b. Abdullah, Mekke'de doğacak, Tâbe'ye (Medine'ye) hicret edecek, Şam'a hakim olacaktır! Kendisi ne kötü söz söyler, ne de çarşılarda bağırır çağırır. Kötülüğü kötülükle karşılamaz, fakat affeder, bağışlar. Onun ümmeti de, bollukta, darlıkta, her yerde, Allah'a hamd ederler. Tekbir getirirler. Kollarını yıkarlar (abdest alırlar). Bellerine fota bağlarlar. Savaşta saf oldukları gibi, namazlarında saf olurlar. Mescidlerinde, arı uğultusu gibi, uğuldarlar. Ezanlarının sesleri, gök boşluğunda duyulur!' diye yazılı bulduk" demiştir. Kur'ân-ı Kerîm'e göre; Musa Aleyhisselama indirilen Tevrat'ta Peygamberimiz Aleyhisselamın Ashabının vasıfları, hal ve şanları da şöyle açıklanmış bulunuyordu: "Muhammed, Allah'ın Resûlüdür. Onunla birlikte olanlar (Ashab da), kâfirlere karşı çok sert, kendi aralarında ise çok merhametlidirler. Onların, rükû ve secde ederek; Allah'tan, lutuf ve rızasını istediklerini görürsün. Onların yüzlerinde, secdelerin izinden dolayı, nuranîlik vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır..." Peygamberimiz Aleyhisselamın geleceğini İsa Aleyhisselam da müjdelemiş, Kur'ân-ı Kerîm'de açıklandığı üzere: "Bir zaman, Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrail oğulları! Ben size, Allah'ın gönderdiği peygamberiyim! Benden önceki Tevrat'ı tasdik edici, benden sonra gelecek peygamberi de-ki, ismi Ahmed'dir-müjdeleyici olarak geldim" demişti. İbn İshak'ın (- Hicrî) bildirdiğine göre; İsa Aleyhisselama Allah tarafından gelen İncil'de Peygamberimiz Aleyhisselamın sıfatı ve ismi hakkında verilmiş olan bilgiyi, İsa Aleyhisselamın devrinde havari Yuhannâ da yazdığı İncil'de tesbit etmiş bulunuyordu. Nitekim, İsa Aleyhisselam, kendisini inkâr eden kavmine karşı: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 "Rab tarafından çıkıp gelecek olan o Münhamenna, Rab tarafından çıkıp gelecek olan o Rûhu'l-Kudüs gelmiş olsaydı, o bana şehadet ederdi. Siz de, şehadet edersiniz. Çünkü, öteden beri benimle birlikte bulunuyorsunuz. Ben, bunları size söyledim ki, şüpheye düşmeyesiniz ve sürçmeyesiniz!" demiştir. Münhamenna, Süryanice Muhammed demektir. Bunun Rumca'sı Baraklitus'dur. Ebu'l-Ferec İbn Cevzî'nin (- Hicrî), İbn Kuteybe'den (- Hicrî) nakline göre: İsa Aleyhisselam, havarilerine: "Ben gidersem, size Faraklit, Rûhu'l-Hak gelecektir! O, kendiliğinden söz söylemeyecek, ancak kendisine ne söylenirse onu söyleyecektir. O, bana şehadet edecektir. Siz de şehadet edersiniz. Çünkü, siz halktan daha önce benimle birlikte bulunuyorsunuz. Ben gitmezsem, Faraklit size gelmez!" demiştir. Gerek Baraklitus, gerek Faraklit sözü Periclotas şekline sokulup Yuhanna İncilinde Teselli Edici diye tercüme edilmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Şüphesiz ki, İsa Aleyhisselamın anadili Yunanca değil, İbranice idi. Kendisine Allah tarafından indirilmiş olan İncil'in de İbranice olacağı tabiîdir. İsimleri tercüme etmek Ehl-i Kitab âlimlerince âdet olduğundan, İsa Aleyhisselamın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği âhir zaman peygamberinin ismini de Yunanca'ya tercüme etmişler ve Arapça mütercimler de onu Faraklit olarak Arapçalaştırmışlardır. Bir papaz tarafından yazılıp Hicrî 1268 yılında Kalküta'da bastırılan bir broşürde; Faraklit olarak Arapçalaştırılan ismin İncil'in Yunanca nüshasında Paraklitus şeklinde mi, yoksa Piraklütüs şeklinde mi geçtiği incelenerek, birinci şekle göre ismin Teselli ve Yardım Edici, Vekil mânâlarına geldiği ifade ve ikinci şekle göre ise, Muhammed ve Ahmed mânâlarına gelebileceği itiraf edilmiş ve Müslümanların bu şekli iltizam ettikleri ileri sürülmüştür. Halbuki, iki kelime arasında şekil ve telaffuz bakımından pek az bir fark vardır. Yunan harfleri, birbirlerine benzerler. Bazı İncil nüshalarındaki Piraklütüs, belki de, yazıcıların hatası yüzünden Paraklitüs olmuştur." Kur'ân-ı Kerîm'e göre Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabının "İncil'deki vasıfları da, bir ekin gibidir ki; filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, sapları üzerine, bir düzeye dizilmiştir. Öyle ki, ekincilerin hoşuna gider. Bu (teşhisle) ki, onlarla, kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah, onlardan, iyi amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir vaad buyurmuştur." Markos İncilinde bu hususta şöyle denilmiş olduğu görülür: "Ve dedi: Allah'ın melekûtu böyledir. Yere tohum saçan bir adam gibidir. Gece gündüz uyuyup kalkar, tohum biter ve büyür. Nasıl, o bilmez. Toprak, kendiliğinden, önce otu, sonra başağı, sonra başakta dolu taneyi verir. Mahsul kemale erdiği zaman, hemen orağı salar. Çünkü, hasat zamanı gelmiştir." Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#41 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
İsrail Oğullarının Gelmesini Bekledikleri Üç Peygamber Yuhannâ'nın İncil menkıbesine göre, Yahudiler üç peygamberin gelmesini beklemekte idiler: İlki: tekrar geleceğini sandıkları İlya, İkincisi: Mesîh İsa Aleyhisselam, Üçüncüsü: Herkesin bildiği, kendisi sadece "O Peygamber" diye anılan peygamberdi. Yahudiler, Yahya Aleyhisselama: "Sen kimsin?" diye sordukları zaman, o: "Ben, Mesîh değilim!" dedi. Yahudiler: "Öyle ise, sen nesin? İlya mısın?" dediler. Yahya Aleyhisselam: "Değilim!" dedi. Bunun üzerine, Yahudiler: "Sen, O Peygamber misin?" diye sordular. Yahya Aleyhisselam: "Hayır!" dedi. Yahudiler: "Öyle ise, sen kimsin? Kendin hakkında, ne diyorsun?" dediler. Yahya Aleyhisselam: "Ben, İşaya Peygamberin dediği gibi: 'Rabbın yolunu düzeltiniz!' diye çölde bağıranın sesiyim! Aranızda biri duruyor da, siz onu bilmiyorsunuz. Benden sonra gelen odur! Ben, onun çarığının bağını çözmeye lâyık değilim!" dedi. İsa Aleyhisselam ise, Yahya Aleyhisselam hakkında: "Eğer kabul etmek isterseniz, gelecek olan İlya, budur!" demiş; gelecek olan Mesîh'in de İsa Aleyhisselam olduğu, gösterdiği mucizelerle anlaşılmıştır. Geleceği müjdelenenlerden üçüncüsü olan ve kendisi sadece "O Peygamber" diye anılan son peygamberin gelmesi ise, İsa Aleyhisselamdan sonra, beklenip duruyordu. Nitekim, Medineli putperest Evs ve Hazrec kabilelerinin ne zaman Medineli Yahudilerle araları açılsa, Yahudiler onlara: "Bir peygamber, hemen gönderilmek, gelmek üzeredir! Onun geleceği zamanın gölgesi düştü. O peygamber gelince, biz ona tâbi olacak; İrem ve Âd kavimleri gibi, sizi öldürüp kökünüzü kazıyacağız!" derlerdi. Rahip Bahîra'nın da dediği gibi, Yahudiler gelmesini bekledikleri son peygamberin İsrail oğullarından olmasını arzu etmekte idiler. Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam ise, İsmail Aleyhisselamın soyundan gelen Araplardan olduğu için; Medineli Yahudiler de Peygamberimiz Aleyhisselama kıskançlıklarından dolayı, iman etmemekte ve karşı koymakta direnmiş durmuşlardır. İbn İshak'ın Abdullah b. Ebi Bekr, b. Muhammed, b. Amr, b. Hazm'dan, onun da Peygamberimizin zevcesi Hz. Safiyye'den rivayetine göre: Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın Medine'ye hicreti sırasında, Kuba köyüne geldiği işitilince, babası Huyey b. Ahtab ile amcası Ebu Yâsir b. Ahtab hemen Kuba'ya gitmişler, güneş batarken de, çok bitkin ve üzgün bir halde eve dönmüşlerdi. Ebu Yâsir b. Ahtab, Huyey b. Ahtab'a: "Bu, geleceği beklenilen O Peygamber midir?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab: "Evet! Vallahi, odur!" demişti. Ebu Yâsir: "Bunun o olduğunu iyice anladın ve tesbit ettin mi?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab: "Evet!" demiştir. Ebu Yâsir: "O halde, ona karşı kalbinde ne var?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab: "Vallahi, sağ oldukça, ona hep düşmanlık besleyip duracağım!" demiştir. Medineli Yahudilerin; Peygamberimiz Aleyhisselam ve Allah'tan getirdiği Kitabı hakkındaki tutum ve davranışları Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır: "Vaktâ ki, onlara, Allah katından, yanlarındakini tasdik edici, doğrulayıcı bir Kitab geldi ki, onlar daha önce, kâfirlere karşı, Allah'tan böyle bir fetih ve yardım istiyorlardı. İstedikleri kendilerine gelince, (kıskançlıklarından) onu inkâr ettiler. Artık, Allah'ın lâneti o kâfirlerin üzerinedir." Yüce Allah, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamı da, Firavun'a gönderdiği resûl gibi bir resûl olarak göndermiştir. Eski Ahid'de de, Musa Aleyhisselama Yüce Allah tarafından şöyle denildiği görülür: "Onlar (İsrail oğulları) için, kardeşleri arasından, senin gibi bir peygamber çıkaracağım, ve sözlerimi onun ağzına koyacağım, ve ona emredeceğim herşeyi onlara söyleyecek ve vâki olacak ki, Benim ismimle söyleyeceği sözlerimi dinlemeyecek olan adamdan, Ben arayacağım!" İsrail oğullarının kardeşlerinden maksadın, İsmail Aleyhisselamın oğulları olduğu mâlumdur. Onların içinden de, Muhammed Aleyhisselamdan başka hiçbir kimsenin ilahî vahye mazhar olduğu ve ağzına Yüce Allah'ın Kelamının konulduğu görülmemiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 İbrahim Aleyhisselam ile oğlu İsmail Aleyhisselamın, Kâbe'nin duvarlarını örüp yükseltirlerken Yüce Allah'a: "Ey Rabbimiz! Bizden sâdır olan şu hizmeti kabul buyur! Şüphe yok ki, herşeyi işiten, herşeyi bilen Sensin Sen! Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Ey Rabbimiz! Bizi, Sana teslimiyette sâbit kıl! Soyumuzdan da, yalnız Sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir! Ey Rabbimiz! Onların içinden de, kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve Hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir peygamber de gönder..." diyerek dua ettikleri ve: "İçinizde, kendinizden bir peygamber gönderdik ki, size âyetlerimizi okuyor, sizi tertemiz yapıyor, size Kitabı ve Hikmeti öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri size bildiriyor" buyurularak Peygamberimiz Aleyhisselam hakkındaki dualarının kabul edilmiş olduğu açıklanmış bulunmaktadır. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#42 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Peygamberimiz Aleyhisselamın Her Türlü Kötülüklerden Korunarak Büyütülüşü Peygamberimiz Aleyhisselam, amcası Ebu Talib'in şefkatli kanadı altında güzelce büyüyüp gidiyordu. Ebu Talib bu koruyuculuğunu ve kollayıcılığını hayatının sonuna kadar devam ettirdi. Yüce Allah; Peygamberimiz Aleyhisselamı, Ebu Talib'in yanında bulundurup peygamberlikle şereflendireceği için, onu Cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbirine bulaştırmadı. 1. Suyutî'nin Ebu Nuaym ve İbn Asâkir'den nakline göre, Hz. Ali der ki: "Muhammed Aleyhisselama, bir gün: 'Sen, hiç puta taptın mı?' diye soruldu. 'Hayır!' buyurdu. 'Sen, hiç içki içtin mi?' diye sordular. 'Hayır! Ben, daha Kitab ve imanın ne olduğunu bilmezken bile, Kureyşîlerin küfür üzerinde bulunduklarını bilmekten uzak kalmamışımdır' buyurdu." Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisini çocukluğu sırasında Yüce Allah'ın nasıl koruduğunu şöyle anlatır: "Öyle bir zamanımı biliyorum ki; Kureyş çocuklarıyla birlikte, bir oyun oynamak üzere, bir yerden bir yere taş taşıyorduk. Her birimiz, fotasını sıyırıp boynuna dolamış, taşı onun üzerinde taşıyordu. Ben de, onlarla birlikte böyle yapıp gelir giderken, kendisini görmediğim birisi bana ağrıtıcı bir yumruk indirip: 'Bağla fotanı beline!' dedi. Ben de, hemen, fotamı belime bağladım. Arkadaşlarımın arasında, yalnız ben, fotalı olduğum halde boynumda taş taşıdım." 2. Cabir b. Abdullah'ın rivayetine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam, Kureyş ile birlikte, Kâbe için taş taşıyordu. Fotası da üzerinde idi. Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Hz. Abbas: "Kardeşimin oğlu! Şu fotanı çözsen, omuzlarının üzerine alsan da, taşıyacağın taşla gitsene!" demişti. Peygamberimiz Aleyhisselam, fotasını çözüp omuzlarının üzerine koyar koymaz, yere, baygın düştü! İşte ondan sonra, kendisi hiçbir vakit çıplak görülmemiştir. 3. Peygamberimiz Aleyhisselam, oniki yaşında bir çocuk iken, Rahip Bahîra'nın Kureyş müşriklerinin Lât ve Uzzâ putları adına yemin edip durduklarına bakarak, Peygamberimiz Aleyhisselama da "Lât ve Uzzâ hakkı için, sorularıma cevap ver!" dediği zaman, "Lât ve Uzzâ adına yemin vererek bana birşey sorma! Vallahi, ben, bunlardan nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden nefret etmem!" demiştir. 4. Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Üymen der ki: "Kureyş müşrikleri, tâzim için, Buvâne putunun yanında, yılda bir gün toplanırlar, geceye kadar onun yanında saç kestirmek, itikâfa girmek, kurban kesmek suretiyle tören yaparlardı. Ebu Talib de, Kureyş kavmi ile birlikte bu bayram için hazırlanmış ve Resûlullah Aleyhisselamın da bu bayramda kavminin yanında bulunmak üzere hazırlanmasını söylemişti. Resûlullah Aleyhisselam bundan kaçınınca, Ebu Talib'in de, Resûlullah'ın âmelerinin (halalarının) da Resûlullah'a son derece kızdıklarını gördüm. Halaları: 'İlahlarımızdan yüz çevirmek demek olan bu davranışından dolayı, senin bir felakete uğramandan korkuyoruz!' diyerek o kadar ısrar ettiler, o kadar üzerine düştüler ki, Resûlullah Aleyhisselam yanlarına düşüp gitmek zorunda kaldı. Allah'ın dilediği kadar bir müddet orada gaip olup görünmedi. Sonra, korkudan benzi sararmış bir halde dönüp yanımıza geldi. Halaları: 'Senin başına ne felaket geldi?' diye sordular. O da: 'Bana cin dokunmasından korkuyorum!' dedi. Halaları: 'Allah, seni şeytanla mübtelâ kılmaz! Sende, iyi haslet ve meziyetler var. Söyle bakalım, görmüş olduğun şey nedir?' dediler. Resûlullah: 'Ben, bu putun yanına yaklaşınca, beyaz ve uzun boylu bir adam peyda olup, bana 'Ey Muhammed! Gerine dön! Sakın ona el sürme!' diyerek bağırıyordu!' dedi. Artık, kendisine peygamberlik gelinceye kadar, onların bayramına ve törenine katılmadı." 5. Hz. Ali'nin, Peygamberimiz Aleyhisselamdan bizzat işitip bildirdiğine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam buyurmuşlardır ki: "Ben, Cahiliye devri insanlarının işledikleri birşeyi işlemeye iki kere teşebbüs etmiş isem de, Yüce Allah, işlemek istediğim şeyle benim arama girip, beni ondan alıkoydu. Bundan sonra, Yüce Allah beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiçbir kötü şeye teşebbüs etmedim!" İki kere yapmaya teşebbüs edip alıkonulduğum şey de şu idi: "Bir gece, Mekke'nin yukarı taraflarında, Kureyş'ten bir veya birkaç gençle birlikte kendi koyunlarımızı otlatıyordum. Arkadaşıma: 'Eğer koyunuma bakarsan, ben de, diğer gençler gibi, Mekke'ye gidip gece konuşmalarına katılayım' dedim. Arkadaşım: 'Olur. İstediğini, yap!' dedi. Ben, bu arzumu yerine getirmek üzere, yola çıktım. Mekke evlerinden ilk evin yanına vardığım zaman, defler, düdüklerle ıslık çalındığını işittim. 'Nedir bu?' diye sordum. 'Filan erkek, filanca kadınla evleniyor!' dediler. Hemen, oturup onlara bakmaya başladım. Derken, Yüce Allah kulaklarımı tıkadı, uyuyakaldım. Beni ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi! Hemen, dönüp arkadaşımın yanına geldim. 'Ne yaptın?' diye sordu. 'Hiçbir şey yapmadım!' dedim. Sonra da, başımdan geçeni ona anlattım. Başka bir gece, yine, arkadaşıma aynı şekilde ricada bulundum. O da: 'Olur. Dilediğini, yap!' dedi. Yola çıkıp Mekke'ye geldiğimde, şu geçen gece Mekke'ye geldiğim zaman işittiğimin aynısını işittim. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Hemen, oraya çöküp bakmaya başladım. Derken, Yüce Allah kulaklarımı tıkadı. Vallahi, beni ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi! Uyanınca, hemen, arkadaşımın yanına döndüm. Başımdan geçeni ona anlattım. Bundan sonra, Yüce Allah beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiçbir kötü şeye teşebbüs etmedim." 6. Kureyş müşriklerinin, putları olan Lât ve Uzzâ'ya geceleri taptıktan sonra yatmayı âdet edindikleri sıralarda, Peygamberimiz Aleyhisselamın, zevcesi Hz. Hatice'ye "Ey Hatice! Vallahi, ben hiçbir zaman Lât'a tapmam! Vallahi, ben hiçbir zaman Uzzâ'ya tapmam!" dediğini ve Hz. Hatice'nin de "Boş ver Uzzâ'ya Muzzâ'ya!" diye karşılık verdiğini komşusunun işitmiş olduğu rivayet edilir. İbn İshak (- Hicrî) der ki: Resûlullah Aleyhisselam; erlik çağına erinceye kadar, mertlik ve insanlıkça, kavminin en üstünü; ahlâkça en güzeli; soy sop itibarıyla en şereflisi; komşuluk haklarını en çok gözeteni; akıl ve uslulukça en büyüğü; doğruluk ve doğru sözlülükte en başta geleni; eminlik ve güvenilirlikte en büyüğü; kötülükten, insanları alçaltan huylardan da, insanların en uzak bulunanı idi. Yüce Allah, bütün iyi haslet ve meziyetleri onda toplamıştı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Bunun için; kendisi, kavmi arasında 'el-Emîn' adıyla anılırdı." Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
|
|
#43 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2009
Üye numarası: #393748 Yer: kocaeli izmit
Mesaj sayısı: 2,862
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 8354327
|
Allah razı olsun kardeş,paylaştığın her bir konu birbirinden değerli.
Mevlam okuyup anlayarak yaşayabilmeyi cümlemize nasip eder inşeallah... |
|
|
|
|
#44 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #67345 Yer: ESENLER
Mesaj sayısı: 3,676
Karma etkisi: 16096
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1608707
|
Oh oh Allah razı olsun.
![]() |
|
|
|
|
#45 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929 Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3370568
|
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hılfu'l-fudûl'e Girişi ve Hılfu'l-fudûl'ün İcraatından Bazı Örnekler Peygamberimiz Aleyhisselamın yirmi yaşlarında iken amcalarıyla birlikte katıldığı son Ficar kavgasından dönüldükten sonra, Haram aylardan Zilkade ayında idi ki, Yemenli Zübeyd kabilesinden bir adamın satmak üzere Mekke'ye getirdiği bir yük metaını Kureyş eşrafından Âs b. Vâil satın almış, parasını ödemeye yanaşmamıştı. Âs b. Vâil adamın metaını kendisine geri vermesi isteğine de yanaşmayınca, adamcağız: Abduddar, Mahzum, Cumah, Sehm ve Adiyy b. Ka'b oğulları gibi, Mekke'nin nüfuzlu ailelerinin ileri gelenlerine başvurup Âs b. Vâil'deki alacağını ödettirmeleri için kendisine yardım etmelerini istemişti. Fakat, bunlar adamcağıza yardımcı olacakları yerde, Âs b. Vâil'i kayırmışlar, adamcağızı da azarlamışlardı. İşin kötüye gittiğini gören ve çaresizlik içinde kalan adam güneşin doğmak üzere olduğu ve Kureyş ileri gelenlerinin de Kâbe'nin çevresinde küme küme oturdukları bir sırada, Ebu Kubeys dağına çıkarak "Ey Fihr hanedanı!" diye bağıra bağıra okuduğu şiirinde, uğradığı zulmü ve haksızlığı açıklayıp yardım dileğinde bulununca; orada hemen kalkıp temaslara başlamak suretiyle ilk harekete geçen ve bu yolda daha başkalarını da harekete geçiren zât, Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Zübeyr b. Abdulmuttalib oldu. Kureyş kabilelerinden: Hâşim b. Abdi Menaf, Muttalib b. Abdi Menaf, Zühre b. Kilab, Teym b. Mürre, Hâris b. Fihr oğulları, Darü'n-Nedve'de toplandılar. Durumu aralarında konuştular, ne şekilde hareket edileceğini sözbirliğiyle belirlediler. Bu hususta andlaşmaya, birbirlerini davet ettiler. Yaşlılığı dolayısıyla Abdullah b. Cüd'an'ın evinde toplandılar. Abdullah b. Cüd'an, yemek yaptırıp onlara yedirdi. "Mekkelilerden ve Mekkeliler dışında, Mekke'ye girecek olan sair insanlardan, Mekke'de zulme ve haksızlığa uğramış bir kimse bırakmamak; mazlumun hakkı geri alınıncaya kadar zalime karşı mazlumla birlikte hareket etmek" üzere ahidleştiler ve akidleştiler. Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça, Hira ve Sebîr dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe, ahid ve akidlerine bağlı kalacaklarına and içtiler. Geçmiş zamanlarda, Cürhüm kabilesinden: Fadl b. Fadâle, Fadl b. Vedâa, Fadl b. Hâris, veya Fudayl b. Hâris isimlerinde, eşraftan üç kişinin biraraya gelip: Zalime karşı mazluma yardım etmek; zayıfın hakkını güçlüden, yabancının hakkını yerliden almak; adaleti aralarında hâkim kılmak üzere, andlaşmışlardı. Kureyşliler, şekil ve mahiyeti itibarıyla eskisine pek benzeyen bu yeni teşebbüse de; "Fadl adlı kişilerin andı" anlamına gelen "Hılfü'l-fudûl" adını verdiler. Hılfü'l-fudûl'ün ilk işi; Âs b. Vâil'e giderek Zübeydî'nin malını Âs b. Vâil'den çekip almak ve Zübeydî'ye teslim etmek oldu. O sırada; Has'am kabilesinden bir adam, umre veya hac yapmak maksadıyla, kızını yanına alarak Mekke'ye gelmişti. Has'amî'nin Katul diye anılan kızı, herkesin kadınından güzeldi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Mekke eşrafından Nübeyh b. Haccac; onu, görür görmez, babasının elinden zorla alıp kaçırdı. Has'amî: "Bu adamı bulup benim yanıma getirecek bir kimse yok mu?" diyerek feryad etti durdu. Kendisine: "Git de, derdini Hılfü'l-fudûl'e anlat!" denildi. Bunun üzerine, Has'amî, hemen Kâbe'nin yanına dikilip: "Yâ Hılfe'l-fudûl! Yetiş imdadıma!" diyerek bağırmaya başlayınca, kılıçlarını sıyırıp her taraftan boyunlarını uzatarak Has'a-mî'nin yanına yetişenler: "İşte, sana yardıma geldik. Ne oldu sana?" diye sormaya başladılar. Has'amî: "Nübeyh, kızım hakkında bana zulmetti: kızımı elimden zorla çekip aldı!" dedi. Hılfü'l-fudûl ashabı, hemen Has'amî'yi yanlarına alarak Nübeyh'in evine gittiler, kapısının önüne dikildiler. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695 Nübeyh yanlarına çıkınca, kendisine: "Yazıklar olsun sana! Sen de biliyorsun ki, biz, bu hususta akid yapmışızdır! Haydi, tez getir kadını!" dediler. Nübeyh: "Emrinizi yerine getireyim! Fakat, bir gece olsun, ondan yararlanmama müsaade ediniz!" dedi. Hılfü'l-fudûl ashabı: "Hayır! Vallahi, sana süt sağım zamanı kadar bile müsaade edilemez!" dediler. Bunun üzerine, Nübeyh, kadını çıkarıp babasına teslim etmek zorunda kaldı. Peygamberimiz Aleyhisselam, amcalarıyla birlikte bulunup Abdullah b. Cüd'an'ın evinde yapıldığını bildirdiği Hılfü'l-fudûl hakkında, "Ona İslâmiyet devrinde bile davet edilsem, icabet ederim" buyurmuştur. Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal |
|
|
![]() |
| Etiketler |
| İslam, müslüman, tarih |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Birbirinden güzel 10 tane jenerik domain | domainsiteniz | Domainler | 1 | 17-09-2008 17:46 |
| Birbirinden güzel 10 tane jenerik domain istediğinize teklif verin | domainsiteniz | Domainler | 0 | 01-09-2008 22:06 |
| 34 türk filmi vizyona girecek!!! | eseskartal | Güncel | 5 | 20-01-2007 21:55 |
| Satılık Domainler | kursadcakir | Web Hosting | 0 | 26-11-2006 00:21 |
|
|
