Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL!


Karşı sistemi kendi makineniniz gibi kullandıran uzaktan yönetim programı.
  • Canlı ekran izleme,vnc ve mouse kontrolü
  • Antiviruslerce %100 tanınmaz, güncelleme garantili
  • Ortam sesi dinleme
  • Webcam izleme
  • Online/offline keylogger
  • Kopyala/Yapıştır, Clipboard Yöneticisi (Canlı)
  • Warlogger desteği
  • Çalıştırma,upload,download,yeniden adlandırma,silme,gizli çalıştırma,thumbnail görüntüleme(indirmeden dosya görme)
  • Registry yöneticisi (tam özellikli)
  • Msn şifrelerini ve geçmişteki tüm adresleri çıkartma
  • Firefox şifrelerini çözme
  • Görev yöneticisi, görev sonlandırma
  • Çalışan programları listeleme
  • Bağlı sistemlerin yaptığı işlemleri tek listede görme!
  • Binder / dosya birleştirici
  • Virus tipinde resource kullanmadan bindleme özelliği
  • Mp3,resim,jpeg,vs her türlü dosya ile birleşip,exploitler ile link üzerinden,htmlden yayılır
  • Keyloggerda dll kullanmadan system hooklarıyla loglama ve tabii dll kullanmadan kimse yapamıyorken %100 sisteme zarar vermeden stabil bütün dünya dillerinde loglama.
Sadece 690 TL! Satın almak için özel mesaj: m3hm3t


Ayrıca, iki farklı üst sürümü var:
Özel Trojan 990 TL: İstediğiniz isimle çalışıp, istediğiniz yere kopyalanır. Bu sayede geç yakalanır
ÖZEL TROJAN+: Görev yöneticisinde, başlangıçta, msconfig'de,hiç bir yerde görünmez; 1490 TL'dir!


Sürümler: 1200 TL: - Kimsenin bulamayacağı şekilde çalışır!> m3hm3t. 1750 TL: %100 gizlidir, bentrojanim.exe olarak çalışsa dahi hiç bir yerde görünmez.

İslam Tarihi

Vahiy ve Vahiy Tarzları-1 Lügatte sür'atli işaret, kitabet, risalet, ilham ve gizli kelam gibi çeşitli mânâlara gelen vahy; Yüce Allah'ın, dilediğini, peygamberlerine, dilediği tarzlarla bildirmesidir. Yüce Allah; daha önceki peygamberlere
Konu NeCoLaS tarafından açılmış, 4430 kişi tarafından görüntülenip, 128 yanıt almış.

Wardom.Com.TR bir bilgisayar güvenliği sitesidir; hack konuları bilgisayar güvenliğinin ve bilgisinin uç noktaları olduğundan dolayı, kullanıcıları bu konularda bilgilendirmek ve güvenliklerini arttırmak için yazılmaktadır.


Geri Dön   Wardom.Com.TR > Milli ve Dini Unsurlar > Dini Unsurlar
Üye Ol Sözlük Üye Listesi Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Konu Başlıkları: islam tarihi
 
Eski 03-03-2010, 00:05   #76
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Vahiy ve Vahiy Tarzları-1

Lügatte sür'atli işaret, kitabet, risalet, ilham ve gizli kelam gibi çeşitli mânâlara gelen vahy; Yüce Allah'ın, dilediğini, peygamberlerine, dilediği tarzlarla bildirmesidir.
Yüce Allah; daha önceki peygamberlere vahyettiği gibi, Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselama da vahyetmiştir.
Bu gerçek, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır:
"Biz, Nûh'a, ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, Yakub'un torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yûnus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyeylediğimiz ve Davud'a Zebur'u verdiğimiz gibi, şüphesiz, sana da vahyettik.
Öyle peygamberler (gönderdik ki), onların kıssalarını, önceden, sana bildirdik.
Yine, öyle peygamberler (gönderdik ki), sana onların kıssalarını bildirmedik.
Allah, Musa'ya da, hitab ile konuştu."
Vahiy, Peygamberimiz Aleyhisselama müteaddit tarzlarda gelmiştir.

1) Vahiy tarzlarından birisi, uykuda görülen ve görüldüğü gibi apaçık çıkan rüya tarzıdır.
Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın peygamberliği, vahyin bu tarzı ile başlamıştır.
Zaten, vahiy peygamberlere uyanık iken geldiği gibi, uyurken rüyada da gelirdi.
Peygamberlerin rüyaları, vahiydir.
Nitekim, İbrahim Aleyhisselama, İsmail Aleyhisselam hakkındaki ilahî emr, rüyasında verilmişti.
Çünkü, peygamberlerin gözleri uyusa da, kalbleri uyumaz.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bana: 'Yâ Muhammed! Gözlerin, uyusun! Kulağın, işitsin! Kalbin, ezberlesin!' denildi.
Benim gözlerim uyudu. Kalbim ezberledi! Kulağım işitti.
Ey Âişe! Benim gözlerim uyur, kalbim uyumaz!" buyurmuştur.
Uyuyanın uykusunda bazı şeyler görmesine rüya ve hulm (düş) denir.
Fakat, rüyada görülen şeyler, daha çok hayır ve güzel şeyler üzerine olur.
Hulmda ise, görülen şeyler, daha çok çirkin şeyler üzerine olur.
Peygamberimiz Aleyhisselam, rüya ve hulm hakkında şöyle buyurmuşlardır:
"Salih rüya Allah'tan, hulm ise şeytandandır."
"Zamanın sonu yaklaşınca, Müslümanların rüyası hemen hemen yanlış çıkmayacaktır.
Sizin en doğru rüya göreniniz, en doğru söyleyeninizdir!
Rüya, üç çeşittir:
Yüce Allah tarafından, (kuluna) müjde olan salih rüya,
Şeytan tarafından, korku, üzüntü veren rüya,
Kişinin kendi nefsinden, kendisine telkin mahiyetinde vâki olan rüya!"
Şeytan; Âdem oğullarına karşı beslediği şiddetli düşmanlık sebebiyle, her zaman onlara sataşır, her yönden tuzaklar kurar, her yolla onların işlerini bozmak ister.
Gördükleri rüyalarını da, ya içlerine yanlışlar karıştırmak, ya da onlardan gaflete düşürmek suretiyle, onları belirsiz ve yararsız hale getirir.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Risalet de, nübüvvet de sona ermiştir!
Benden sonra (gelecek) ne resul vardır, ne de nebi!" buyurunca, bu ashaba çok ağır geldi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Peygamberlikten, birşey kalmamıştır; ama, mübeşşirat vardır!" buyurdu.
"Yâ Rasûlallah! Mübeşşirat, nedir?" diye sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Müslüman kimsenin rüyasıdır, salih rüyadır!
Salih rüya, peygamberlik işinin parçalarından bir parçadır.
Salih kişinin gördüğü rüya, peygamberlik işinin kırkaltı parçasından bir parçadır!" buyurdu.
Salih rüyanın peygamberlik işinin kırkaltı parçasından bir parça oluşu; Peygamberimiz Aleyhisselamın peygamberlik süresinin, onüç yıl Mekke'de, on yıl da Medine'de olmak üzere, yirmiüç yıl olup, bunun ilk altı aylık kısmının sadık ve salih rüyalar görmekle geçmiş bulunduğuna ve bunun da yirmiüç yılın kırkaltıda birini teşkil ettiğine göredir.

2) Vahiy tarzlarından ikincisi, vahyedilecek kelamın, melek görünmeksizin, Peygamberimiz Aleyhisselamın kalbine ilka olunmasıdır.
Yüce Allah; Cebrail Aleyhisselamda, ilahî hitaba mutahap ve ilahî emri tebliğe memur olduğu hakkında zarurî bir ilim yarattığı gibi, Peygamberimiz Aleyhisselamın kalbinde de zarurî bir ilim yaratırdı da, Peygamberimiz Aleyhisselam kalbine ilka olunan şeyin mücerred bir ilhamdan ibaret olmayıp Cebrail Aleyhisselamın Allah'tan getirdiği bir vahiy olduğunu kesin olarak bilirdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın:
"Hiç şüphesiz, Ruhu'l-Kudüs (Cebrail Aleyhisselam) kalbime şunu ilka ve vahy etti ki, hiçbir nefis eceli dolmadıkça, rızkını tamam olarak almadıkça ölmez!
Öyle ise, Allah'tan sakınınız da, onu güzel ve meşru yollardan arayınız. Helal olanı alınız, haram olanı bırakınız!
Rızık gecikirse, onu Allah'a mâsiyetle elde etmeye kalkışmayınız! Çünkü, Allah katındaki şeye, Allah'a itaattan başkası ile nail olunamaz!" hadis-i şeriflerinde olduğu gibi.

3) Vahiy tarzlarından birisi de, vahiy meleğinin insan sûretine girerek, vahyedilecek şeyi, bir insanın bir insana tevdi edişi gibi vahyedişidir.
Hâris b. Hişam:
"Yâ Rasûlallah! Sana vahiy nasıl gelir?" diye sormuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselam; ona verdiği cevapta, vahyin bu tarzını şöyle cevaplamıştır:
"Bazı kere, melek, benim için insan sûretine girer, benimle konuşur, ben de onun söylediklerini iyice bellerim.
Bu, bana vahyin en kolay gelenidir.
Cebrail Aleyhisselamı gördüm.
Gördüklerimden, ona en çok benzeyeni, Dıhye'dır!" buyurmuştur.
Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama, çok kere Dıhye'nin suretinde gelirdi.
Vahyin bu tarzında, Ashab-ı Kiramın Cebrail Aleyhisselamı gördükleri de olurdu.
Hz. Âişe der ki:
"Dıhyetü'l-Kelbî'nin sakalı, başı ve yüzü, Cebrail'e benzerdi.
Ben şu odamda oturduğum sırada, Resûlullah Aleyhisselam, birden sıçrayıp dışarı çıktı.
Bakınca, yanında bir adam bulunduğunu gördüm ki, kadana atının üzerinde duruyor, başına beyaz sarık sarmış, sarığının bir ucunu iki omuzunun arasına sarkıtmıştı.
Resûlullah Aleyhisselam ise, elini onun kadanasının yelesinin bittiği yere koymuştu.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Resûlullah Aleyhisselam içeri girince:
'Yâ Rasûlallah! Birdenbire sıçradın, beni korkuttun!
Sana gizli birşey fısıldadığını gördüğüm kişi, kimdi?' dedim.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Resûlullah Aleyhisselam:
'Sen onu gördün mü?' diye sordu.
'Evet! Gördüm' dedim.
'Sen onu kime benzettin?' diye sordu.
'Dıhyetü'l-Kelbî'ye benzettim!
Sen iki elini onun atının yelesinin bittiği yere koymuş olduğun halde, kendisiyle konuştuğumu gördüm!' dedim.
'Sen, çok hayr görmüşsün! O, Cebrail'dir!' buyurdu.
Çok geçmeden, 'Ey Âişe! Cebrail sana selam veriyor' buyurdu.
Ben de:
'Ve aleyhisselamü ve rahmetullahi ve berekâtüh! Allah, o konuğu da, sahibini de hayırla mükâfatlandırsın!
Ne güzel sahip! Ne güzel konuk!' dedim."
Abdullah b. Abbas da der ki:
"Babam Abbas'la birlikte, Resûlullah Aleyhisselamın yanında idim.
Resûlullah Aleyhisselamın yanında da, bir adam bulunuyor ve onunla fısıldaşıyordu.
Resûlullah Aleyhisselam babamdan yüz çevirmiş gibi idi (Onunla pek ilgilenmiyordu).
Resûlullah Aleyhisselamın yanından, dışarı çıktık. Babam, bana:
'Oğulcuğum! Amcanın oğlunun, benden yüz çevirir gibi olduğuna dikkat etmedin mi?' dedi.
Ben:
'Babacığım! O, yanında bulunan bir adamla fısıldaşıyordu' dedim.
Bunun üzerine, hemen Resûlullah Aleyhisselamın yanına döndük. Babam:
'Yâ Rasûlallah! Abdullah'a şöyle şöyle söylemiştim. O da, senin yanında bulunan bir adamla fısıldaştığını bana haber verdi. Senin yanında bir kimse var mıydı?' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam, bana:
'Ey Abdullah! Sen onu gördün mü?' diye sordu. Ben:
'Evet! Gördüm' dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
'İşte o, Cebrail idi. Seninle ilgilenmekten, beni o meşgul etti!' buyurdu."
Cebrail Aleyhisselamın, ashâba dinlerini öğretmek üzere, tanımadıkları bir beşer sûretine girerek Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelişini de, Hz. Ömer şöyle anlatır:
"Resûlullah Aleyhisselamla ashâbından yanındaki bir cemaatla birlikte Mescid'de oturduğumuz sırada, güzel yüzlü, başının saçı kulak yumuşaklarına kadar uzamış, güzel saçlı, saçına güzel koku sürünmüş, üzerindeki elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, genç ve güzel, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen, bununla birlikte içimizden hiçbirinin tanımadığı bir adam çıkageldi.
Orada bulunan cemaat, birbirlerine bakıştılar.
Adam:
'Esselâmü aleyke yâ Rasûlallah!' diyerek Resûlullah Aleyhisselama ve 'Esselâmü aleyküm!' diyerek bizlere selam verdi.
Resûlullah Aleyhisselam onun selâmına karşılık verdi.
Biz de, onunla birlikte, karşılık verdik.
Adam:
'Yâ Rasûlallah! Ben, sana geldim' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Evet!' buyurdu.
Adam, Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar varıp oturdu.
'Bana biraz yaklaş yâ Rasûlallah!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam biraz yaklaştı.
Adam, tekrar:
'Yâ Rasûlallah! Biraz daha yaklaş!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam biraz daha yaklaştı.
Adam:
'Yâ Rasûlallah! Biraz daha yaklaş!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam; dizkapakları onun dizkapaklarına değecek kadar yaklaştı.
Sonra, adam, ona (Resûlullah Aleyhisselama) saygı olmak üzere, ayağa kalkıp oturdu.
Adam; iki dizini Resûlullah Aleyhisselamın iki dizine bitiştirip dayadı, ellerini kendi dizlerinin üzerine koydu.
'Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! Bana imandan haber ver. İman, nedir?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'İman; Allah'a, Allah'ın meleklerine, Allah'ın Kitablarına, Allah'ın resullerine, âhiret gününe, bir de, hayr ve şer, kadere inanmandır!' buyurdu.
Adam:
'Ben böyle yaparsam iman etmiş olur muyum?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Evet!' buyurdu.
Adam:
'Doğru söyledin!' dedi.
Adamın 'Doğru söyledin' diyerek biliyormuşcasına Resûlullah Aleyhisselamı tasdik edişine; 'Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor?!' diye şaştık.
Adam, bundan sonra:
'Yâ Muhammed! Bana İslâm'dan haber ver! Nedir o?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'İslâm; Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Resûlullah olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Beytullah'a haccetmen, cünüplükten gusledip yıkanmandır!' buyurdu.
Adam:
'Ben böyle yaparsam Müslüman olur muyum?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Evet!' buyurdu.
Adam, yine: 'Doğru söyledin!' dedi.
Biz, yine, adamın 'Doğru söyledin!' deyişine; hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor diye, haline şaştık.
Adam böyle her defasında 'Doğru söyledin!' 'Doğru söyledin!' dedikçe, cemaat:
'Biz Resûlullah Aleyhisselama bu adamdan daha fazla saygı gösterenini görmedik! Sanki Resûlullah Aleyhisselamı tanıyor!' demekte idiler.
Bundan sonra, adam:
'Yâ Rasûlallah! Sen bana ihsandan haber ver! Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah! İhsan nedir?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'İhsan; Allah'a, O'nu görüyor gibi, ibadet etmendir. Sen O'nu görmesen de, iyi bil ki, O seni görür!' buyurdu.
Adam:
'Ben böyle yaptığım zaman muhsin (ibadeti ihsan derecesinde yapan) olur muyum?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Evet!' buyurdu.
Adam, yine:
'Doğru söyledin!' dedi.
Adam böyle her defasında 'Doğru söyledin!' 'Doğru söyledin!' dedikçe, biz de, 'Doğrusu, Resûlullaha bundan daha çok saygı gösterenini görmedik!' diyorduk.
Adam:
'Yâ Rasûlallah! Bana Saat'ten (Kıyametten) haber ver! O ne zaman kopacak?' diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Kıyamet hakkında, kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir!' buyurdu.
Adam:
'Doğru söyledin!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Kıyametin vakti, Allah'tan başka kimsenin bilmediği beş şeyden biridir!' buyurdu.
Adam:
'Öyle ise, bana onun emâre ve alâmetlerinden haber ver! Kıyametin alâmetleri nedir? Bana onlardan haber ver?' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Câriyenin kendi efendisini doğurduğunu; yalınayak, çıplak, yoksul davar çobanlarının (zenginleşip) yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarıştıklarını ve övünmeye kalkıştıklarını görmendir' buyurdu.
Adam:
'Doğru söyledin!' dedi.
Sonra da, dönüp gitti.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Adamı bana geri çeviriniz!' buyurdu.
Hemen kalkıp adamın ardına düştük. Ne kendisinin nereye yönelip gittiğini anlayabildik, ne de izini tozunu görebildik!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Bunu Peygamber Aleyhisselama anlattık.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Ey İbn Hattab! Ey Ömer! Sen bana o soruları soranın kim olduğunu biliyor musun?' diye sordu.
'Allah ve Resûlü bilir!' dedim.
Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam:
'O, Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti!' buyurdu."
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 03-03-2010, 23:54   #77
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Vahiy ve Vahiy Tarzları-2

4) Vahiy tarzlarından birisi de, vahyin dehşet saçan bir çan, çıngırak uğultusu gibi uğuldayarak gelişidir.
Hâris b. Hişam'ın:
"Yâ Rasûlallah! Sana vahiy nasıl gelir?" sorusuna Peygamberimiz Aleyhisselamın verdikleri cevapta, vahyin bu tarzı şöyle açıklanmıştır:
"Vahiy bazan bana çıngırak sesi gibi (müthiş bir madenî ses uğultusu ve alarm ile) gelir ki, vahyin bana en ağır geleni de budur!
Vahiy hali benden kalkınca, meleğin bana söylemiş olduğunu iyice bellemiş bulunurum" buyurmuştur.
Sanıldığına göre; işitilen bu şiddetli ses ya vahiy meleğinin kendi sesi, ya da, kanatlarının uğultusu idi.
Bunun hikmeti de, vahyi telakki ve hıfz için, Peygamberimiz Aleyhisselamın kalbini toparlamak ve hazırlamak, kulaklarının ve kalbinin vahiy meleğinin sesinden başkasıyla meşgul olmasına meydan bırakmamak içindi.
Abdullah b. Amr b. Âs:
"Yâ Rasûlallah! Vahyin gelişini sezer misin?" diye sorduğu zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet! Sesi işitir ve susarım.
Bana hiçbir sefer bu tarzda vahyolunmamıştır ki, ruhumun alınıyor olduğunu sanmış olmayayım!" buyurmuştur.
Yüce Allah bir emri vahyetmek, vahiy suretiyle dile getirmek istediği zaman, Allah'ın emrinin korkusundan, gökleri, son derece şiddetli bir titreme alır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Göklerin halkı olan melekler de, İlahî Kelamı, düz ve sert bir kayaya çarpan demir zincir(in çıkardığı korkunç ses) gibi işitince, Allah'ın Kelamı karşısında duydukları derin haşyetten dolayı kanatlarını çırparlar, baygın düşüp secdeye kapanırlar!
Ayılıp secdeden başını ilk kaldıran, Cebrail Aleyhisselam olur.
Yüce Allah ona, vahiylerinden, dilediğini söyler.
Cebrail Aleyhisselam yanlarına gelinceye kadar, öteki melekler öylece baygın halde kalırlar.
Cebrail Aleyhisselam, bütün göklerdeki meleklere uğrar.
Her göğe uğradıkça, kalblerinden korku kaldırılan o gök halkı olan melekler ona:
"Ey Cebrail! Rabbimiz ne buyurdu?" diye sorarlar.
Cebrail de:
"Hakkı buyurdu. En Yüce, en büyük olan O'dur!" der.
Meleklerin hepsi de, Cebrail Aleyhisselamın söylediği gibi söylerler.
Birbirlerine de:
"Rabbimiz ne buyurdu?" diye sorarlar ve:
"Hakkı buyurdu. En yüce ve en büyük olan O'dur!" derler.
Yüce Allah, vahyi nereye ulaştırmasını emir buyurmuşsa, Cebrail Aleyhisselam, gökten yere kadar, gökten göğe geçe geçe, götürüp oraya ulaştırır.
Zerkeşî'ye göre; vahyin bu tarzında, vahyin Peygamberimiz Aleyhisselamca telakkisi, iki yolla idi.
Onlardan birisi, Peygamberimiz Aleyhisselamın beşeriyet sıfat ve sûretinden soyunup sıyrılıp, melekiyet sıfat ve sûretine bürünerek vahyi Cebrail Aleyhisselamdan alması;
Diğeri de, Peygamberimiz Aleyhisselam vahyi alıncaya kadar, meleğin melekiyet sıfat ve sûretinden soyunup beşeriyet sıfat ve sûretine girmesi idi ki, birincisi, iki halden en güç ve en zor olanı idi.
Ashab-ı Kiramdan bazılarının görüp anlattıklarına göre; vahyin inişi sırasında Peygamberimiz Aleyhisselama ağır bir sıkıntı basar;
Yüzü, gül gibi olur;
Gözlerini kapar;
Başını önüne eğerdi.
Yanındakiler de, başlarını önlerine eğerlerdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, o hallerinde, çabuk çabuk nefes alırdı.
En soğuk günde bile, alnından inci taneleri gibi terler dökülürdü.
Vahiy hali sona erinceye kadar, yanındakilerden hiçbiri, başlarını kaldırıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzüne bakmaya kadir olamazlardı.
Vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sabit'in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselama gelen vahyin ağırlığı veya hafifliği, inen vahyin ağırlığı veya hafifliğiyle mütenasip bulunurdu.
Yani, inen vahiy va'd ve tebşir mahiyetinde ise, Cebrail Aleyhisselam beşer sûretinde gelir, hitap ve telakki Peygamberimiz Aleyhisselama bir güçlük vermezdi.
İnen vahiy azap ve korkutmaya taalluk ettiği zaman, dehşet saçan bir çan, çıngırak uğultusu ile gelirdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam deve üzerinde bulunduğu sırada da vahiy geldiği olur; devenin inen vahyin ağırlığına dayanamadığı, bacaklarının iki yana ayrıldığı, büküldüğü, kırılacak gibi olduğu, bazan da çöktüğü görülürdü.
Nitekim, Peygamberimiz Aleyhisselam Adba adlı devesinin üzerinde bulunduğu sırada Mâide sûresi inmeye başlayınca, vahyin ağırlığından, Adba'nın bacakları az kalsın kırılıverecekti!
Zeyd b. Sâbit der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamın yanında oturuyordum. Derken, vahiy durgunluğu gelip, Resûlullah Aleyhisselam baygınlaştı.
Kendisinin dizi, benim dizimin üzerine düştü.
Vallahi, Resûlullah Aleyhisselamın dizinden daha ağır basan birşey bulmamışımdır.
Sonra, üzerinden vahiy hali sıyrılınca:
'Yaz ey Zeyd!' buyurdu.
Hemen, bir kürek kemiğinin üzerine, yazdım.
Resûlullah Aleyhisselamı, vahiy durgunluğu ve baygınlığı tekrar bürüdü.
Resûlullah Aleyhisselamın dizi, benim dizimin üzerine düştü.
Dizinin ağırlığını, öncekinden daha ağır buldum.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Neredeyse, dizim ezilecek sandım. 'Ayağımın üzerinde artık yürüyemem!' dedim.
Bir ve tek olan Yüce Allah'ın indirip de kemiğin üzerine eklemiş olduğum o istisna fıkrasına;-varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki- hâlâ bakıyor, onu görüyor gibiyimdir!"
Hz. Ömer de, "Resûlullah Aleyhisselama vahiy indirilirken, başucundan, arı uğultusuna benzeyen bir ses işitildiğini" söylemiştir.

5) Vahiy tarzlarından birisi de, vahiy meleği Cebrail Aleyhisselamın, Yüce Allah tarafından yaratıldığı aslî şekil ve sûretinde, inci ve yakut saçılan altıyüz kanadıyla görünerek, Yüce Allah'ın dilediğini, Peygamberimiz Aleyhisselama vahyedişidir.
Bu da, iki kere vuku bulmuş; Peygamberimiz Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselamı, yaratılmış olduğu aslî heyet ve suretinde, altıyüz kanadı ile, iki kere, ufku kaplayan, her bir kanadından renk renk inciler, yakutlar saçılır ve vücudunun büyüklüğü yerle gök arasını doldurur bir halde görmüştür.

6) Vahiy tarzlarından birisi de; Yüce Allah'ın, İsrâ ve Mirac gecesinde olduğu gibi, göklerin üstünde, perde arkasından, Peygamberimiz Aleyhisselama-uyanık iken-hitapta bulunması, ya da-hadis-i şerifte açıklandığı üzere-uyurken, arada vahiy meleği bulunmaksızın Peygamberimiz Aleyhisselamla konuşmasıdır.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu hususu şöyle açıklamışlardır:
"Rabbim, bana uykuda en güzel sûrette geldi."
"Rabbimi, en güzel sûrette gördüm! Bana:
'Yâ Muhammed! Mele-i Âlâ (Mukarreb Melekler), birbirleriyle ne hakkında konuşur, soruşurlar; bilir misin?' diye sordu.
'Hayır! Bilmiyorum yâ Rab!' dedim.
Elini, iki küreğimin arasına koydu.
Rabbimin Elinin serinliğini, memelerimin arasında duydum!
Herşeyin ilmi benim için tecelli etti. Gökte ve yerde olan şeyleri öğrendim. Rabbim:
'Yâ Muhammed! Mele-i Âlâ (Mukarreb Melekler), birbirleriyle ne hakkında konuşur, soruşurlar; bilir misin?' diye tekrar sordu.
'Evet! Bilirim yâ Rab! Keffaretler hakkında konuşurlar!' dedim.
'Nedir onlar?' diye sordu.
'Dereceler, keffaretler, camiye ve cemaatlara yürüyerek gidiş, namazlardan sonra namazları bekleyiş, iyiliklere doğru adım atış...' dedim.
'Doğru söyledin yâ Muhammed!
Kim böyle yaparsa, temiz olarak yaşar, temiz olarak ölür, günahtan temizlenir, anasından doğduğu gibi olur!
Yâ Muhammed! Namaz kıldığın zaman:
'Ey Allah'ım! Bana hayırlı işler işletmeni,
Kötülükleri bıraktırmanı,
Yoksulları sevdirmeni,
Beni yarlıgamanı,
Bana acımanı,
Benim tevbemi kabul etmeni,
Kullarını ibtilâya uğratmak istediğin zaman da, beni fitne ve ibtilaya uğramamış olarak huzuruna almanı,
Selamı yaymak,
Yemek yedirmek,
Herkes uyurken geceleyin kalkıp namaz kılmak derecelerini bana nasip etmeni Senden dilerim!' de!' buyurdu."

7) Vahiy tarzlarından birisi de, Yüce Allah'ın, Peygamberimiz Aleyhisselamı hiçbir kulun hiçbir zaman erişemediği Yakınlık Makamına, ilahî kabul ve ikrama nail kılması; arada vahiy meleği bulunmaksızın, kendisine doğrudan doğruya hitap buyurmuş olmasıdır. Ki, bu da, Mirac gecesinde olduğu gibi, uyanık iken vahiy buyurulacak şeyler ya perde arkasından ya da doğrudan doğruya, yüzyüze olarak vahiy buyurulmak sûretiyle vuku bulmuştur.
Abdullah b. Abbas'tan sahih bir senedle rivayet edildiğine göre; bu mülakatta, Peygamberimiz Aleyhisselam, Rabbini görmüştür!
Yine ondan sahih bir senedle rivayet edilen hadiste de;
İbrahim Aleyhisselamın halilliğine,
Musa Aleyhisselamın kelîmliğine,
Muhammed Aleyhisselamın Rabbini gördüğüne, şaşılamayacağını söylemiştir.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, bir hadis-i şeriflerinde, bu hususta açıklamalarda bulunmuşlardır:
"Göklerin ve yerin işlerinden bana emrolunan şeylerden boşaldığım zaman:
'Yâ Rab! Benden önce, kendisine ikramda bulunmadığın hiçbir peygamber yoktur.
Yâ Rab! İbrahim'i halil, Musa'yı da kelîm edindin.
Davud için dağları, Süleyman için rüzgâr ve şeytanları musahhar kıldın! İsa için de ölüleri dirilttin!' dedim.
'Benim için, ne yaptın?' diye sordum.
Yüce Allah:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
'Sana, bunların hepsinden daha üstününü vermedim mi?
Senin ismini Kendi ismimle birlikte anmadıkça, Kendi ismimi anmadım!' buyurdu."
"Ve refa'nâ leke zikrek=Senin namını yükselttik" âyetindeki nam yüksekliği; kelime-i tevhid ve kelime-i şehâdette, ezanda, Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamberimiz Aleyhisselamın isminin de Yüce Allah'ın ismiyle birlikte anılmasıdır diye tefsir edilmiştir.
Mekke'nin fethinde, Bilal-ı Habeşî Kâbe'nin üzerine çıkıp Mekke'de ilk ezanı okurken "Eşhedü enne Muhammeden resûlullah!" şehadetini işiten Ebu Cehil'in kızı Cüveyriye de:
"Hayatıma yemin ederim ki; Allah Muhammed'in namını yükseltti. Allah seni şereflendirdi ve senin namını yükseltti! Senin adın, şanın yükseldi!" demekten kendini alamamıştır.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal

Düzenleyen NeCoLaS : 03-03-2010 at 23:57.
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 07-03-2010, 00:26   #78
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın Tebligat ve İcraatının Kaynağının İlahî Vahiy Oluşu

Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın tebligat ve icraatının kaynağı ilahî vahiy idi.
Bu gerçek, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanmıştır:
"İşte, Biz (ey Resûlüm!), sana da böylece Emrimizden bir Ruh (Kur'ân) vahyettik.
Halbuki, (vahiyden önce) sen, 'Kitab nedir? İman nedir?' bilmezdin.
Fakat, Biz, onu (Kur'ân'ı) bir nur yaptık.
Bununla, kullarımızdan kimi dilersek ona hidayet veririz.
Şüphe yok ki, sen muhakkak doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun!"


İbrahim ve İsmail Aleyhisselamların Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Dilekleri ve Dileklerinin Kabul Olunuşu

İbrahim Aleyhisselamla oğlu İsmail Aleyhisselamın, Kâbe'nin duvarlarını örüp yükseltirlerken, Yüce Allah'a:
"Ey Rabbimiz! Bizden sâdır olan şu hizmeti kabul buyur!
Şüphe yok ki, herşeyi işiten, herşeyi bilen Sensin Sen!
Ey Rabbimiz! Bizi, Sana teslimiyette sâbit kıl!
Soyumuzdan da, yalnız Sana boyun eğen Müslüman bir cemaat yetiştir!
Ey Rabbimiz! Onların içinden de, kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir peygamber de gönder..." diyerek dua ettikleri ve Hz. Muhammed Aleyhisselamın peygamber olarak gönderilmesiyle bu dualarının kabul buyurulduğu da:
"İçinizde, kendinizden bir peygamber gönderdik ki, size âyetlerimizi okuyor, sizi tertemiz yapıyor, size Kitabı ve hikmeti öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri size bildiriyor;"
'(Ey Resûlüm!) Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi. Daha önce bilmediklerini de sana öğretti. Allah'ın senin üzerindeki lutuf ve inayeti çok büyüktür" mealli âyetlerle açıklanmıştır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Bu âyetlerde anılan Kitabın Kur'ân-ı Kerîm olduğu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın da onu ümmetine bıraktığı, tarihî bir vâkıa ve gerçektir.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 07-03-2010, 16:11   #79
SPECİAL
Forum Kalfası
 
SPECİAL's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #342217
Mesaj sayısı: 772
Karma etkisi: 4729 SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000SPECİAL seviye: 2000
Karma: 472656

Allah razı olsun arkadaşlar saolasınız böğle güzel paylaşımların inş. devamı her zaman gelir Allah yar ve yardımcınız olsun A.E.O
SPECİAL Çevrimdışı  

Eski 07-03-2010, 23:38   #80
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Kur'ân-ı Kerîm, Kur'ân-ı Kerîm'in İnişi, Ezberlenişi ve Yazılışı

Kur'ân-ı Kerîm'in isimlerinden olan "Kur'ân" sözü, aslında masdar olup kıraat etmek, okumak demektir.
Kur'ân-ı Kerîm, âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah tarafından, insanları karanlıklardan aydınlığa, Allah'ın doğru yoluna çıkarmak için son peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselamın kalbine, Cebrail Aleyhisselamın aracılığıyla, hiç unutmamak, hâfızasından silinmemek üzere vahyedilmek, okunmak suretiyle azar azar indirilen; hiç kimsenin bir benzerini daha vücuda getiremeyeceği; Allah katında çok şerefli, kadri yüce; tertemiz sahifelerde kıymetli, sevgili, takva sahibi katiplerin elleriyle yazılı; nesilden nesile tevatürle nakil olunagelen; doğruluğunda hiç şek ve şüphe bulunmayan Allah Kelamıdır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kur'ân-ı Kerîm Peygamberimiz Aleyhisselama, Ramazan ayında, Kadir gecesinde inmeye başlamış, yirmi üç yılda tamamlanmıştır.
İbn Abbas'ın bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine Cebrail Aleyhisselam tarafından indirilen âyetleri ezberlemek, unutmamak için acele eder, dudaklarını Cebrail'in okuyuşuna uydurarak kımıldatır dururdu.
Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:
"(Ey Resûlüm!) Onu (Kur'ân'ı Cebrail sana okuyup bitirmeden) ezberlemek için, dilini onunla (Kur'ân'la) depretme!
Onu, (göğsünde) toplamak (ezberletmek), okutmak Bize düşer.
O halde, Biz, onu sana (Cebrail'in dili ile) okuduğumuzda, sen onun okunuşuna sadece uy! (susup kulak ver, dinle!)
Sonra onu okuman, Bize aittir (okumanı Biz tekeffül ederiz)."
"Bundan böyle, Biz sana Kur'ân'ı okutacağız da, sen onu unutmayacaksın."
İşte bundan sonra, ne zaman Cebrail Aleyhisselam gelir, vahiy getirirse, Peygamberimiz Aleyhisselam susar, onu dinler; Cebrail Aleyhisselam dönüp gidince, onun okumuş olduğu âyetleri, o nasıl okumuş idiyse öylece, ezberinden okurdu.
Kur'ân-ı Kerîm'in Arapça olarak indirildiği de, Kur'ân-ı Kerîm'de açıklanmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm'in ilk hâfızı, Peygamberimiz Aleyhisselamdı.
Cebrail Aleyhisselam her yıl Ramazan ayında, her gece gelir, Ramazan'ın sonuna kadar Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamberimiz Aleyhisselamla mukabele eder; yani o okur, Peygamberimiz Aleyhisselam dinler, Peygamberimiz Aleyhisselam okur, Cebrail Aleyhisselam dinlerdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği yılda ise, bu mukabele iki kere yapılmıştı.
Yüce Allah Müslümanlara namazda Kur'ân'dan kolaylarına geleni okumalarını emir buyurduğu ve Peygamberimiz Aleyhisselam da, Kur'ân'sız (kıraatsız) namaz olamayacağını haber verdiği için; erkek kadın her Müslümanın, en az, namazlarında okuyacakları kadar sûre veya âyetler ezberlemeleri gerekiyor, bununla yetinmeyip Kur'ân-ı Kerîm'in tümünü ezberlemeye koyulanlar da oluyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine Kur'ân-ı Kerîm âyetleri nazil oldukça, vahiy katiplerinden birini çağırır, ona "Yaz!" buyurup yazdırır, onun hangi sûreye ve sûrenin neresine konulacağını da bildirir, bu da kendisine Cebrail Aleyhisselam tarafından bildirilmiş bulunurdu.
Nitekim, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bana Cebrail (Aleyhisselam) geldi. Şu 'İnnallâhe ye'muru bi'l-adli ve'l-ihsâni ve îtâi zi'l-kurbâ ve yenhâ ani'l-fahşâi ve'l-münkeri ve'l-bağyi yaizuküm lealleküm tezekkerûn' âyetini Nahl: 90, şu sûrenin Nah sûresinin şurasına . âyetin altına koymamı bana emretti" buyurmuştur.
Zeyd b. Sabit der ki:
"Vahyi Resûlullah Aleyhisselamın huzurunda yazardım. Bitirdiğim zaman, bana:
'Yazdığını, oku!' buyururdu.
Eğer onda yazılmayan birşey kalmışsa ekletir, fazla birşey olursa çıkarttırırdı."
Nisâ sûresinin 95. âyeti nazil olunca da:
"Bana Zeyd'i çağırınız. Levhayı, diviti ve kürek kemiğini, veya kürek kemiğini ve diviti getirsin!" buyurmuş, Zeyd gelince de, ona:
"Ey Zeyd!" buyurarak yazdıracağı âyeti yazdırmış, bu âyete ait olup o anda nazil olan "zarar görenler dışında" istisnasını da ona ekletmiştir.
Zeyd b. Sabit der ki:
"Bir ve tek olan Yüce Allah'ın indirip de kemiğin üzerine eklemiş olduğum o istisnaya, varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, hâlâ bakıyor, onu görüyor gibiyimdir!"
Kur'ân-ı Kerîm, böylece, başından sonuna kadar, Peygamberimiz Aleyhisselamın huzurunda, hurma dalları, düz, yassı taşlar, kürek kemikleri ve yazı yazmaya elverişli daha başka şeyler üzerine yazılmış bulunuyordu.
Kur'ân-ı Kerîm'in vahyi Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatına yakın bir zamana kadar devam ettiği için, Kur'ân-ı Kerîm'in yazılı sahifeleri mushaf haline getirilmemişti.
Kur'ân-ı Kerîm sûrelerden, sûreler de âyetlerden teşekkül etmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'in iki kapağı arasında yüz on dört sûre olup, Berâe (Tevbe) sûresinden başka, bütün sûrelerin başında Besmele vardır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Yani, her sûre diğerinden Besmele ile ayrılmıştır.
Sûre; lügatta, yüksek derece ve mertebeye, büyük bir şehri kuşatan sûra benzetilerek, Kur'ân-ı Kerîm'in de en az üç âyetten müteşekkil, hususi bir isim taşıyan müstakil bölümlerinden her birine de sûre denilmiştir.
Sûre sözü, Kur'ân-ı Kerîm'in müteaddit âyet ve sûrelerinde geçer.
Kur'ân-ı Kerîm'in en uzun sûresi Bakara, en kısa sûresi de Kevser sûresidir.
Âyet; lügatta açık alâmet, nişâne, bellik demektir.
Din teriminde ise; Kur'ân-ı Kerîm'in bir hükme delâlet eden ve birbirlerinden birer fasıla ile ayrılmış bulunan uzun veya kısa cümlelerinden her birine âyet denir.
Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinin sayısında, sûre başlarındaki Besmeleyi o sûrenin âyetlerinden sayıp saymamak, âyetlerdeki durak yerlerinde görüş birliğine varamamak gibi sebeplerle, altı binden sonrasında ihtilaf edilmiştir.
İbn Abbas'a göre, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin toplamı altıbin altıyüz altmışaltıdır.
Şeyhülislam İbn Kemal de bunu benimsemiş ve:
"Bilmek istersen eğer sen aded-i âyâtı:
Cümlesi altı bin'ü altı yüz altmış altı" demiştir.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 09-03-2010, 01:10   #81
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Kur'ân-ı Kerîm'in En Büyük ve En Devamlı Mucize Oluşu

Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki, ona, insanların iman etmek zorunda kaldığı mucizelerin bir benzeri verilmemiş olsun!
Bana verilen mucize ise, Allah'ın bana vahyettiğidir, Kur'ân'dır!
Bunun için, Kıyamet günü, Peygamberlerin en çok ümmetlisi ben olacağımı umarım!" buyurmuştur.
Her peygamberin, zamanına göre, peygamberlik dâvâsını isbatlayacak bazı harikulâdeleri, mucizeleri vardır; asânın yılana çevrilmesi gibi.
Musa Aleyhisselamın zamanında sihir yaygındı. Bunun için, Musa Aleyhisselam sihirden daha üstün ve baskın olan bir mucize getirip, muhataplarını iman etmek zorunda bıraktı.
İsa Aleyhisselamın zamanında tıp (doktorluk) yaygın ve üstündü. Bunun için, İsa Aleyhisselam, doktorluktan daha üstün ve baskın olan bir mucize getirdi: Ölüyü diriltti.
Muhammed Aleyhisselamın zamanında ise, fesahat ve belagat yaygındı. Bunun için, Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam, kavmine, bir fesahat ve belagat mucizesi olan Kur'ân-ı Kerîm'i getirdi.
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamdan önceki peygamberlerin mucizeleri kendilerinin vefatlarıyla sona ermiş, onları, o zaman hâzır bulunanlardan başkaları da görmemişlerdir.
Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselamın mucizesi olan Kur'ân-ı Kerîm ise, Kıyamet gününe kadar devam edecektir.
Önceki peygamberlere verilen mucizelerin benzerleri ya sûretçe, ya da hakikatça, kendilerinden öncekilere de verilmiş bulunuyordu.
Kur'ân-ı Kerîm mucizesinin benzeri ise, daha önce hiçbir peygambere verilmemiştir.
Kur'ân-ı Kerîm; yalnız fesahat ve belagat yönünden değil, her yönden de bir benzeri daha ortaya konulamayacak bir mucizedir.
Yüce Allah, bu gerçeği Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklar:
"(Ey Resûlüm!) de ki: Andolsun, insanlar ve cinler, şu Kitabın benzerini vücuda getirmek üzere biraraya toplansa ve birbirlerine yardımcı da olsalar, yine de onun benzerini getiremezler!
Şanıma andolsun ki, Biz bu Kur'ân'da, insanlar için her mânâda nice türlüsünü açıklamışızdır.
İnsanların pek çoğu ise, kâfirlikte ayak dirediler."
Ebu Ubeyd'in bildirdiğine göre; bir çöl Arabı, bir zâtı "Fasda' bimâ tü'meru ve a'riz ani'l-müşrikîn=Şimdi, sen, sana emrolunanı açığa vur! Müşriklerden yüz çevir!" (Hicr: 94) âyetini okurken işitince, hemen secdeye kapanır ve:
"Ben, onun fesahatından dolayı secde ettim!" der.
Başka birisi de:
"Felemmestey'esû minhü halesû neciyyâ=Vaktâ ki, ondan umutlarını kestiler, fısıldaşarak bir yana çekildiler" (Yûsuf: 80) âyetini bir adamdan işitince:
"Ben şehadet ederim ki; bu sözün benzerini bir yaratık söylemeye güç yetiremez!" demiştir.
Bir cariyeden dinlediği kelamın fesahatına hayran olarak:
"Allah aşkına, sen ne kadar da fesahatlısın!" demekten kendini alamayan Asmaî'ye, cariye:
"'Ve evhaynâ ilâ ümmi Mûsâ en erdıîhi fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fi'l-yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî. İnnâ râddûhü ileyke ve câilûhü mine'l-mürselîn=Mûsâ'nın anasına: 'Onu, emzir. Sana onun hakkında bir tehlike gelince, kendisini denize bırak. Korkma. Kederlenme. Çünkü, Biz, onu yine sana geri döndüreceğiz. Hem onu peygamberlerden biri de yapacağız' diye vahyettik' (Kasas: 7) kavlinden sonra, şu benimki, bir fesahat mı sayılır?" demiştir.
Gerçekten de, bu bir tek âyette; iki emir, iki nehiy, iki haber ve iki müjde birleştirilmiştir.
Peygamberimiz Aleyhisselamın mucizesi sadece Kur'ân-ı Kerîm'den ibaret bulunmadığı ve daha birçok mucizeleri olduğu halde, hadis-i şeriflerinde yalnız Kur'ân-ı Kerîm'i anmakla yetinmeleri, onun mucizelerinin en büyüğü ve en yararlısı oluşundan; dine daveti, delil ve hücceti hâvi bulunuşundan; Kıyamet gününe kadar, hâzır ve gaip, herkesin ondan yararlanışındandır.
Kur'ân-ı Kerîm'e Kur'ân isminin verilişi; İlahî Kitablar arasında, Kitabların, belki bütün ilimlerin semerelerini içinde toplamış olduğu içindir. Nitekim, Yüce Allah:
"Ve tafsîle külli şey'in=Herşeyin tafsilidir;" (Yûsuf: 111),
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
"Tibyânen li külli şey'in=Herşeyin apaçık bir beyanıdır" (Nahl: 89) buyurmuştur.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Bana, Tevrat yerine es-Sebi' verildi.
Zebur yerine, Miun verildi.
İncil yerine, Mesâni verildi.
Mufassallar da, fazla olarak verildi" buyurmuştur.
Kur'ân-ı Kerîm'in sûreleri, âyetlerinin çokluğuna göre dörde ayrılır:
1) Tuvel,
2) Miun,
3) Mesani,
4) Mufassal.
Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En'âm, A'râf ve Yûnus sûrelerine uzunluklarından dolayı "Seb'u't-tuvel=Yedi uzunlar" denir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kur'ân-ı Kerîm'in yüzden fazla veya yüze yakın âyetli; Berâe (Tevbe), Nahl, Hûd, Yûsuf, Kehf, İsrâ, Enbiyâ, Tâhâ, Mü'minûn, Şuarâ ve Sâffât sûrelerine ise Miun (Yüz âyetliler) denir.
Miun sûrelerinden sonra gelen ve yüzden az âyetli sûrelere Mesani denir.
Kur'ân-ı Kerîm'in yüzden az âyetli Mesani sûrelerini sık sık takip eden ve araları Besmele ile ayrılmış bulunan kısa sûrelerine Mufassal sûreler; ve bunların uzunlarına uzun Mufassallar, orta uzunlukta olanlarına orta Mufassallar, daha az âyetli olanlarına kısa Mufassallar denir.
Hakikat ehline göre; Kur'ân-ı Kerîm bütün hakikatları kendisinde toplayan ledün ilminin de icmali ve özetidir.
Hz. Ömer'in "ilimle dolu dağarcık!" diyerek takdir ettiği, Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Mes'ud:
"İlim isteyen, Kur'ân'ı incelesin! Çünkü, öncekilerin de, sonrakilerin de ilmi, onun içindedir!" demiştir.
Abdullah b. Mes'ud'un da "Kur'ân'ın ne güzel tercümanıdır!" diyerek takdir ettiği ve ilminin çokluğundan dolayı Bahr (deniz) diye anılan ve Hz. Ömer tarafından da müşkil meselelerde çağırılıp görüşü alınan Abdullah b. Abbas da:
"Eğer bana ait deve dizbağları yitecek olsa, muhakkak, orada, Yüce Allah'ın Kitabında bulurum!" demiştir.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 30-03-2010, 11:26   #82
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Kur'ân-ı Kerîm'in Mushaf Haline Getirilişi ve Nüshalarının Çoğaltılışı

Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın vefatından sonra vuku bulan Yemâme savaşında Kur'ân-ı Kerîm hâfızlarından bir haylisinin şehit düşmesi, Kur'ân-ı Kerîm sahifelerinin biraraya toplanmasına sebep olmuştur.
Vahiy katiplerinden Zeyd b. Sâbit der ki:
"Yemâme'de, birçok hâfız sahabinin şehit düşmeleri üzerine, Ebu Bekir, bana adam gönderdi. Kendisinin yanında Ömer de bulunuyordu.
Ebu Bekir, bana dedi ki:
'Ömer, bana geldi:
'Yemâme vak'ası, Ashabdan birçoklarının ölümüne sebep oldu.
Başka yerlerdeki savaşlarda da böyle şehit düşmesiyle, Kur'ân'dan birçok kısmının zayi olup gitmesinden korkuyorum.
Kur'ân'ı toplamayı emretmeni uygun görüyorum' dedi.
Ömer'e:
'Resûlullah Aleyhisselamın yapmadığı birşeyi ben nasıl yaparım?!' dedim. Ömer:
'Vallahi, bu, büyük bir hayırdır!' dedi.
Bana bu hususta o kadar ısrar etti ki, nihayet, ona Allah kalbimi açtı, yatıştırdı. Ömer'in görüşünü uygun gördüm.
'Sen genç ve akıllı bir adamsın.
Sana bizim emniyet ve itimadımız vardır.
Sen Resûlullah Aleyhisselama vahiy yazardın.
Binaenaleyh, Kur'ân'dan, gerek senin yanında, gerek başkaları yanında yazılı bulunanları araştır, topla, biraraya getir!' dedi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Vallahi, bana dağlardan bir dağı nakletme işini teklif etselerdi, Kur'ân'ı cem işinden daha ağır olmazdı.
'Peygamber Aleyhisselamın yapmadığı birşeyi nasıl yaparsınız?!' dedim.
Ebu Bekir:
'Vallahi, bu, büyük bir hayırdır!' dedi.
Ebu Bekir'in ve Ömer'in kalbini yatıştıran Allah, ona benim de kalbimi açtı, yatıştırdı. Bunun üzerine, Kur'ân'ı, yazılı bulunduğu yapraksız, kabuğu soyulmuş hurma dallarından, yassı, ince, beyaz taşlardan ve hâfızların hıfzından araştırarak topladım.
Hatta, ezberlerde bulunan Tevbe (Berâe) sûresinin âhirindeki 'Le kad câeküm rasûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsun aleyküm bi'l-mü'minîne raûfun rahîm' âyetidir; Ebu Huzeyfetü'l-Ensârî'de buldum. Bunu, ondan başkasında yazılı olarak bulamadım.
Kur'ân'ın bu suretle toplanan sahifeleri, vefatına kadar, Ebu Bekir'in yanında; sonra, hayatı boyunca Ömer'in yanında; ondan sonra da, Resûlullahın zevcelerinden Hafsa binti Ömer'in yanında kaldı."
Peygamberimiz Aleyhisselam, ümmetine, Kur'ân-ı Kerîm'den, iki kapak arasındakinden başka birşey bırakmamış; Kur'ân-ı Kerîm'den olup da iki kapak arasına girmeyen birşey kalmamıştır.
Hz. Ebu Bekir, Kur'ân-ı Kerîm sahifelerini biraraya derletip toplattığı zaman:
"Ona, bir isim veriniz!" dedi.
Bazıları "İncil" ismini verdiler, beğenmediler.
Bazıları "Sifr" ismini verdiler.
Yahudiler kitaplarına Sifr dedikleri için, onu da beğenmediler.
Abdullah b. Mes'ud:
"Habeşlilere ait bir kitap görmüştüm ki, onlar onu Mushaf diye anıyorlardı" deyince, Mushaf ismini verdiler.
Hz. Ali:
"Allah, Ebu Bekir'e rahmet etsin!
Mushafı toplamak hususunda, insanların en büyük ecre nail olanı, o idi.
Kur'ân-ı Kerîm'i iki kapak arasında toplayan ilk kişi, o idi" demiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'in, Hz. Osman devrinde nüshalarının çoğaltılışı da, şöyle olmuştur:
Fütuhata katılan gaziler arasında kıraat ihtilafları çıkmış ve her biri kendi telaffuzunun doğruluğunda ısrar etmiş, bu hususta birbirlerini bilgisizlikle suçlayacak kadar ileri gitmişlerdi.
Irak ordusu ile birlikte İrminiyye ve Azerbaycan fethinden sonra, Şam'a karşı yapılan savaşta bulunduğu sırada, Huzeyfe b. Yeman, Hz. Osman'a geldi.
Huzeyfe b. Yeman'ı, ordu efradının Kur'ân-ı Kerîm okuyuşundaki ihtilafları, telaşa düşürmüştü. Hz. Osman'a:
"Ey mü'minler emîri! Kitabları üzerinde, Yahudiler ve Nasranîler gibi ihtilafa düşmeden, bu ümmete yetiş!" dedi.
Bunun üzerine, Hz. Osman:
"Mushaflara geçirmemiz için, Suhuf'u bize gönder! Sonra, sana iade ederiz!" diye, Hz. Hafsa'ya haber gönderdi.
Zeyd b. Sabit'e,
Abdullah b. Zübeyr'e,
Saîd b. Âs'a,
Abdurrahman b. Hâris b. Hişam'a emretti.
Bunlar da, o suhufu mushaflara geçirdiler.
Hz. Osman, onlardan, Kureyşî olan üç âzâya:
"Siz, Kur'ân'dan herhangi bir şeyde, Kur'ân'ın imlâsında Zeyd b. Sâbit'le ihtilaf ettiğiniz vakit, onu Kureyş'in dili ile yazınız. Çünkü, Kur'ân, ancak Kureyş'in dili ile inmiştir!" dedi.
Onlar da, öyle yaptılar.
Suhuf'u mushaflara geçirdikten sonra, Hz. Osman Suhuf'u Hz. Hafsa'ya iade etti.
Yazdıklarından, her tarafa birer mushaf gönderdi.
Bunlardan başkasını, sahife olsun, mushaf olsun, yakmalarını emretti.
Hz. Osman, Hz. Hafsa'daki Suhuf'tan dört mushaf istinsah ettirmişti.
Onlardan birini, Kûfe'ye,
Birini, Basra'ya,
Birini, Şam'a gönderdi.
Birisini da, yanında alıkoydu.
Çoğaltılan mushafların sayısının yedi olduğu,
Mekke'ye,
Yemen'e,
Bahreyn'e de birer mushaf gönderildiği de rivayet edilir.
Bir kısım Kûfelilerden başka, her insan bu işin faziletini anladı ve takdir etti.
Hz. Ali Kûfe'ye vardığı zaman, Kûfeli adamın biri Hz. Ali'nin yanına gelip mushaf istinsahı hususundaki hizmetinden dolayı Hz. Osman'ı ayıplamaya ve suçlamaya yeltenince, Hz. Ali ona bağırarak:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
"Sus! O, bu işi, bizim ileri gelenlerimizden bir cemaatla yaptı.
Osman'ın üzerine almış olduğu vazifeyi ben üzerime almış olsaydım, muhakkak, ben de bu hususta onun yolunu tutardım!
Allah, Osman'a rahmet etsin!
Eğer idareyi ben üzerime almış olsaydım, muhakkak, mushaflar hakkında, onun yaptığını yapardım!
Ey insanlar! Mushaflar ve fazla mushafların yakılması hususunda Osman'a sakın kin beslemeyiniz! Onun hakkında, hayırdan başka bir söz de söylemeyiniz!
Vallahi, o, mushaflar hakkında yaptığı şeyi, ancak bizim ileri gelenlerimizden bir cemaatı toplayarak yapmıştır!" dedi.
Gerçekten de, Hz. Osman, mushafları istinsah ettirmek istediği zaman, Kureyşîlerden ve Ensardan,-içlerinde Übeyy b. Ka'b ile Zeyd b. Sabit'in de bulunduğu-oniki kişilik bir danışma heyeti toplamıştı.
Mushafları istinsaha memur edilenlerden:
Saîd b. Âs, halkın, dili en fasîh ve düzgün olanı,
Zeyd b. Sâbit de, halkın, Kur'ân-ı Kerîm'in okunuş tarzlarını en iyi bileni idi.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 04-04-2010, 14:21   #83
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Kur'ân-ı Kerîm'in Yüce Allah'ın Koruması Altında Bulunuşu

Yüce Allâh; Kur'ân-ı Kerîm'i korumayı üzerine aldığını, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklar:
"Zikr'i (Kur'ân'ı) Biz indirdik Biz! Onun koruyucuları da, şüphesiz ki, Biziz!"
Ona, ne önünden, ne de ardından, hiçbir bâtıl yanaşamaz, gelemez!
O, bütün kâinatın hamd ettiği yegâne hüküm ve hikmet Sahibi Allah tarafından indirilmedir!"
"Doğrusu, O Kitab, çok şerefli bir Kur'ân'dır. Levh-ı Mahfuzdadır."
Yüce Allah; müşrik ve münkirlerin Kur'ân-Kerîm hakkındaki görüşlerinin yersizliğini ve yanlışlığını da, şöyle açıklar:
"O (Kur'ân) bir şair sözü değildir.
Siz, ne az inanır adamlarsınız!
O (Kur'ân), âlemlerin Rabbinden indirilmedir.
Eğer (Peygamber, zannettiğiniz gibi) bazı şeyleri Bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, muhakkak, onun sağ elini (kuvvet ve kudretini) alıverirdik!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Sonra da, hiç şüphesiz, kendisinin kalb damarını koparırdık!
O vakit, sizden hiçbiriniz buna mani de olamazdınız!"

Peygamberimiz Aleyhisselamın Getirip Tebliğ Ettiği Din ve Şeriat

Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın Yüce Allah'tan telakki edip insanlara ulaştırmakla görevlendirildiği din ve şeriat; ulu atası İbrahim Aleyhisselamın dini,
Dinden Nûh, İbrahim, Musa ve İsa Aleyhisselamlara tavsiye buyurulan ve ayrıca kendisine de vahyolunan şeriattır.
Din; lügatta ceza, İslâm, ibadet, tâat, inkıyad, tevhid, millet, şeriat, vera ve takvâ, hesap.. gibi türlü mânâlara gelir.
Şeriat dilinde din; peygamberin Allah tarafından getirip tebliğ ettiği şeyleri kabule akıl sahiplerini davet eden İlahî Kanundur.
Bu İlahî Kanuna, uyulduğu için, din denir.
Allah'ın açık ve geniş yolu olduğu, kullar bağlansınlar diye konulan hükümlerden ibaret bulunduğu için de, şeriat denir.
Şeriata şeriat denilmesi; sıdk ve sadakatla bağlananın susuzluğunu gidereceği, günah kirlerinden de temizleyip arıtacağı içindir.
Dine millet denilmesi de, üzerinde toplanıldığı, yüründüğü içindir. Din, millet, aslında bir olup aralarındaki fark itibarîdir ve dinin Allah'a, milletin de peygambere nisbet edilmiş olmasından ibarettir. Din; iman, İslâm ve bütün şeriatları kapsayan umumî bir isimdir.
İnsanlara ilahî nimet olan şeriatlar, milletler, açık, aydınlık yollar ve sünnetler, son peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselamın Yüce Allah'tan telakki ve tebliğ ettiği İslâmiyetle en son ve mükemmel şeklini bulmuş; bu vâkıa ve gerçek de, Mâide sûresinin üçüncü âyetinde açıklanmıştır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Yani, İslâm dininin en son ve en mükemmel şeklini bütün insanlara ulaştırmak vazifesiyle gönderilen Hz. Muhammed Aleyhisselam hem kendisinden önceki peygamberlerin bu yoldaki tebliğlerine aykırı olarak sonradan insanlar tarafından yapılmış olan katmaları, değişiklikleri, dinle ilgisi bulunmayan şeyleri kaldırıp onları aslî şekillerine çevirmiş; hem de İslâm dininin kendisine bırakılan en önemli kısımlarının tebligatını yapmış; ve böylece, İslâm dinini, her bakımdan tamamlanmış olarak insanlık dünyasına sunmuş; bu vâkıa, Yüce Allah tarafından:
"...Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size, din olarak İslâm'ı verip ondan razı oldum..." buyurularak açıklanmıştır.
Allah katında din, İslâm dininden ibarettir.
İslâm dininden başka din arayanın dini kabul olunmayacaktır.
İnsanların ilk tuttukları, bağlandıkları tek ve genel din, İslâm dini idi.
Gelmiş geçmiş bütün peygamberler, İslâm dininin esaslarını tebliğe çalışmış, bu dinde can vermiş, bu dinde can vermeyi özlemişlerdir.
Âdem Aleyhisselamdan sonra, Ebu'l-beşer olan, İkinci Âdem Baba diye tanınan Nûh Aleyhisselam, Müslümandı.
Peygamberler atası İbrahim Aleyhisselam da, onun oğulları ve torunları da, Müslümandılar.
Musa Aleyhisselamın; kavmi olan İsrail oğullarını ve Mısır Firavununu davet ettiği din de, İslâm dini idi.
Bunu, hem Musa Aleyhisselam, hem Firavunun iman ve ihtida eden sihirbazları ve hatta, hem de bizzat Firavun da,-denizde boğulacağını anlayınca, Musa ve Harun Aleyhisselamların inandıkları Allah'a inandığını ve Müslüman olduğunu söyleyerek-ifade etmiştir.
Musa Aleyhisselamdan sonra İsrail oğullarına peygamber olarak gönderilen İsa Aleyhisselam hakkında, Yüce Allah'ın havarilere:
"Bana ve peygamberime iman ediniz!" diye vahyettiği ve onların da:
"İman ettik! Müslüman olduğumuza şahit ol!" dedikleri;
İsa Aleyhisselam da, bu hususta İsrail oğullarından küfür ve inkâr taştığını hissedip:
"Allah'a doğru giden yolda bana yardım edecekler kimdir?" deyince, yine havarilerin:
"Biziz Allah'ın yardımcıları!
Biz, Allah'a inandık.
Sen de, ey İsa! Şahit ol ki: Biz, muhakkak, Müslümanlardanız!" diyerek Müslümanlıklarını açıkladıkları görülür.
Yine Kur'ân-ı Kerîm'de açıklandığına göre; Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamın zamanındaki Hıristiyan rahiplerinden de, Kur'ân-ı Kerîm'e inanan ve kendilerine Kur'ân-ı Kerîm okunduğu zaman:
"Buna inandık! Şüphe yok ki, bu, Rabbimizden gelen bir haktır!
Gerçekten, biz, bundan önce de, İslâm'ı kabul etmiş kimselerdik!" diye ikrar ve şehadette bulunanlar olmuştur.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 10-04-2010, 15:03   #84
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

İslâm Dininin Tevhid Dini Oluşu

İslâm dini, tevhid dinidir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadis-i şeriflerde açıklandığı üzere, İslâm dininde herşeyden önce, Allah'a ve Allah'ın birliğine iman etmek farzdır.
İslâm dininin bu tevhid akidesi; Allah'ın birliğine, O'ndan başka ibadet edilecek mâbud bulunmadığına inanmak demektir ki, bu akide, Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadis-i şeriflerde "Lâ ilâhe illallah=Allah'tan başka ilah yoktur" kelime-i tevhidi ile en veciz bir şekilde ifade buyurulmuştur.
Tevhid; Yüce Allah'ın Zâtını, zihinlerde tasavvur ve tahayyül edilen herşeyin dışında ve üstünde tutmak demektir.
Bu da, üç şeyle:
1) Yüce Allah'ın Rabliğini bilmekle,
2) Yüce Allah'ın Vâhidliğini, birliğini ikrar etmekle,
3) Yüce Allah'a, hiçbir şeyi eş, ortak tutmamakla olur.
Zaten, bütün Âdem oğullarının Rabbü'l-âlemînin Rabliğini tanımaları, asıldır.
Tanımamaları veya O'na şerik koşmaları, ârızîdir, sonradandır. Çünkü:
"Yüce Allah Âdem (Aleyhisselam)ın zürriyetini zerreler halinde çıkarıp onları akıl sahibi yapmış, kendilerine:
'Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?' diye hitap etmiş, onlar da:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
'Evet! Rabbimizsin!' (A'râf: 172-) demişler; bu ikrar, onlar için, ilk iman olmuştur.
İşte, bunun içindir ki, bütün Âdem oğulları, daima bu selîm fıtrat üzere dünyaya getirilmişlerdir.
Kim, bundan (bu ahidden) sonra küfür etmişse, muhakkak ki, o fıtrî imanını kendisi değiştirmiş;
Kim de iman ve tasdikte bulunmuşsa, o da ilk ikrarı üzerinde sebat ve devam etmiştir."
A'râf sûresinin 172-. âyetlerinde açıklanmış olduğu üzere, Âdem oğullarının, daha dünyaya gelmeden ikrarlarının alınışı gerekçesi olarak da:
"Kıyamet günü, 'Bizim, bundan haberimiz yoktu!' yahut 'Daha önce, ancak atalarımız Allah'a şirk koşmuştu. Biz de, onların ardından gelen bir nesiliz. Şimdi, o bâtılı kuranların işlediği günahlar yüzünden bizi helâk eder misin?!' dememeniz içindi" buyurulmuştur.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 22-04-2010, 00:03   #85
Emissary
Daimi Üye
 
Kayıt Tarihi: Nov 2009
Üye numarası: #391265
Mesaj sayısı: 183
Karma etkisi: 610 Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000Emissary seviye: 2000
Karma: 60785

Allah senden razı olsun kardeş cok güzel hazırlanmış bir konu
Emissary Çevrimdışı  

Eski 24-04-2010, 14:28   #86
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Âdem Oğullarının, Tevhid Akidesinden Putperestliğe Ne Zaman ve Nasıl Saptıkları

Put ağaçtan veya altından veya gümüşten, insan şeklinde yapılmış olursa, ona Arapça sanem;
Taştan yapılmış olursa, ona da vesen denilir.
Rivayete göre; Şis b. Âdem oğulları önceleri, gelir, Âdem Aleyhisselamın Nevz veya Bevz dağındaki mağarada bulunan cesedini ziyaret eder, ona tazimde bulunurlar, kendisi için Allah'tan rahmet dilerlerdi.
Kabil b. Âdem oğullarından bir adam:
"Ey Kabil oğulları! Şis oğulları, Âdem'in cesedinin çevresinde dönüp dolaşarak ona tazimde bulunuyorlar. Sizin ise, böyle birşeyiniz yok!" dedi ve onlar için bir put yonttu.
Tarihte ilk put yapan adam, bu oldu.
Kur'ân-ı Kerîm'de:
1) Vedd,
2) Süva',
3) Yağus,
4) Yauk,
5) Nesr
adları ile anılan putlar; rivayete göre, Âdem Aleyhisselamın oğulları veya oğullarının oğulları idiler.
Bunlar, iyi amelli kişilerdi.
Halk, bunlara uyarlardı.
Süva'ın Şis Aleyhisselamın oğlu olduğu; Yağus, Yauk ve Nesr'in de Süva'ın oğulları oldukları da rivayet edilir.
Bunlar öldükleri zaman, adamları:
"Keşke onların sûretlerini bize bir yapan olsaydı da, kendilerini hatırladıkça bizi ibadete teşvik etmiş olurdu!" dediler. Onlara, yakınları çok ağladılar.
Kabil oğullarından bir adam:
"Ey kavmim! Ben can vermeye güç yetiremem, ama size onların sûretlerine göre beş tane heykel yapsam, yontsam olmaz mı?" dedi.
Onlar da:
"Olur!" dediler.
Bunun üzerine, Kabil oğullarının heykel yapıcısı, onlar için,
Vedd, Süva', Yağus, Yauk ve Nesr'in sûretlerine göre, beş tane heykel yonttu, dikti.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Adlarına heykel dikilenlerin kardeşleri, amcaları ve amca oğulları, gelip bu heykellerin çevrelerinde koşarak dolaşırlar ve onlara tazimde bulunurlardı. O asır, böylece geçti.
Yerd b. Mehlâil, b. Kaynan, b. Şis, b. Âdem zamanında da böyle yapıldı.
Bazı kimseler İslâmiyetten döndü.
İkinci asır gelince, bu heykellere ilk çağdakinden daha çok tazimde bulundular.
Üçüncü asır gelince; "Bizden öncekilerin bu heykellere tazimleri, ancak Allah katında şefaat etmelerini umdukları içindi!" diyerek, onlara tapmaya başladılar ve küfürlerini arttırdılar.
Bunun üzerine, Yüce Allah, onlara İdris Aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi.
İdris Aleyhisselam onları putlara tapmaktan men ve Yüce Allah'a ibadete davet etti.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Fakat, onlar İdris Aleyhisselamı yalanladılar.
Yüce Allah da, onu yüksek bir makama kaldırdı.
Putperestlik, Nûh Aleyhisselamın zamanına kadar, artmakta devam etti.
Yüce Allah, İdris Aleyhisselamdan sonra, Nûh Aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi.
Nûh Aleyhisselam da, kavmini Yüce Allah'a ibadete uzun zaman davet etti.
Fakat, onlar Nûh Aleyhisselama karşı koydular ve onu yalanladılar.
Nûh Aleyhisselam, onlarla başa çıkamayınca, kendisini ve yanındaki mü'minleri onlardan kurtarması için, Yüce Allah'a dua etti.
Allah da, onları Tufan suyunda boğdu.
Tufan suları; Nevz veya Bevz dağından beş heykel putu sürükleyip yere indirdi.
Suların şiddetli akışları onları ülkeden ülkeye sürükledi. Nihayet, Cidde toprağına attı. Sonra, sular çekildi. Esen rüzgârlar, heykel putların üzerine toprak yığdı.
Putperestliğin Arabistan'da ne zaman ve nasıl yayıldığına gelince;
Mekke İsmail Aleyhisselamın oğullarına dar gelince başka ülkelerde bir yurt aramak üzere Mekke'den ayrılan herkes, Mekke Haremini tazim için, Harem taşlarından bir taşı muhakkak yanında taşır; ve her nereye gider, konarlarsa, onu yere koyarlar, Kâbe'yi tavaf ettikleri gibi, onu da tavaf ederlerdi.
Bu tutum, kendilerini, taşlardan, güzel gördükleri, hoşlandıkları herhangi bir taşa tapınmaya kadar götürdü.
Bu Cahiliye devrinde, adam sefere çıkacağı zaman yanında dört taş taşır, üçü ile tenceresine ocak çatar, dördüncüsüne tapardı.
Bu dinî şaşkınlık, şöyle de anlatılır:
Bir kimse sefere çıkıp bir yerde konakladığı zaman dört taş alır, onlara göz gezdirip en yakışıklısını put edinir, ona tapar, kalan üçü ile de yemek tenceresi için ocak çatardı.
Oradan göç edeceği zaman onu orada bırakır, başka bir konak yerinde konaklayınca da böyle yapardı.
Yakışıklı taş bulunmazsa, kumlardan yığılıp tepe haline gelen, üzerinde sağmal devenin sağıldığı kum tepesine de tapılırdı.
İsmail Aleyhisselamın oğulları; hac ve umre için telbiye yapmak gibi, İbrahim Aleyhisselamdan kalma ibadetlere de-Allah'a şerik koşmak gibi bazı şeyler karıştırmakla birlikte-bağlı kalmakta devam ettiler.
Amr b. Luhay; Mekke'nin idaresini ele geçirdiği ve Cürhümîleri Mekke'den sürüp çıkardığı zaman, Kâbe hizmetini de üzerine almıştı.
Amr b. Luhay'ın her sözü, Araplarca, itirazsız uyulur bir din hükmü olarak benimsenir, yerine getirilirdi.
Kendisi, din namına birtakım bid'atlar ihdas etmiş, Kâbe'nin etrafına putları o dikmiş, İbrahim Aleyhisselamın dinini ilk defa o böylece bozup değiştirmişti.
Hübel putunu, Belka Meab yöresinden Mekke'ye getirip diken ve ona tapmalarını halka emreden, Amr b. Luhay'dı.
İsaf ve Naile heykellerini putlaştıran,
Kureyşîleri Uzzâ'ya taptıran da, o idi.
Lât'ı ve Menat'ı putlaştıran da o idi.
Nûh Tufanından kalma beş heykel putunu da, Cidde'ye gidip toprak altından çıkararak Mekke'ye o getirmiş, hacca gelen Arapları bu putlara tapmaya o davet ve teşvik etmiş ve davetine icabet edilerek Vedd putu, Vâdi'l-Kura'da Dûmetü'l-Cendel'e, Yauk Yemen'de Hayvan karyesine, Yağus Yemen Ekemesine, Nesr Sebe bölgesinde Belha' mevkiine, Süva' da Nahle'de Ruhat'a götürülüp yerleştirilmişti.
Araplar bu putlara tapmakla kalmamışlar,
Devs kabileleri, Zülkeffeyn putuna;
Hâris oğulları, Züşşera putuna;
Müzeyneler, Nühm putuna;
Anezeler, Suayr putuna;
Kudaalar, Lahmlar, Cüzamlar, Âmileler, Gatafan kabileleri, Ukaysır putuna;
Havlanlar, Umyanus putuna;
Beni Bekr'lerle Kinaneler, Sa'd putuna;
Beni Kinane'lerden Malik ve Milkânlar, Sa'd putuna;
Tayyi'ler, Füls putuna;
Ezdlerin Tayyi' ve Kudaalardan komşuları olan kabileler, Bacer putuna;
Beni Esedler, Ya'büb putuna;
Has'am, Becile, Ezdi Serat ve Hevazinlerle bunlara akraba olan kabileler, Zülhalasa putuna;
Kudaalardan Müleyh oğulları, cinlere tapıyorlardı.
Araplardan, meleklere tapanlar, onların Allah'ın kızları olduğunu sananlar olduğu gibi;
Şi'râ yıldızına,
Güneşe tapanlar da vardı.
Yalnız Mekke'de, Kâbe'nin çevresinde, tapılmak üzere dikilmiş, kurşunla berkitilmiş üçyüz altmış tane put bulunuyordu!
Bunlar Arap kabilelerine ait olup, zaman zaman gelinir, ziyaret edilip kendilerine kurbanlar kesilirdi.
Mekke'de, umumî putlardan başka, her ailenin kendi evinde taptığı özel bir putu da vardı.
Bir kimse, yola çıkmak istediği ve hayvanına bineceği zaman, puta el yüz sürer; bu, onun yola çıkmadan önce yapacağı ilk iş olurdu.
Yolculuktan döndüğü zaman da, yine puta el yüz sürer; bu da, onun daha ailesini görmeden yaptığı ilk iş olurdu.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Ashab-ı Kiramdan Mikdad b. Esved'in de yeminle te'yid ederek dediği gibi; "Peygamberler arasında, Peygamber Aleyhisselam, şartları en ağır bir Fetret ve Cahiliye devrinde peygamber gönderilmişti ki, insanlar o zaman putlara tapmaktan daha üstün bir din bulunabileceğini sanmıyorlardı."
Kan davaları, hatta en önemsiz hadiseler bile, aileleri, kabileleri birbirlerine düşürür, yıllarca birbirleriyle boğuştururdu.
Kabileler arasındaki kan davaları, son Ficar kavgasında olduğu gibi, belli bir yerde karşılaşıp birbirlerinin kanını akıtarak öç alınmak suretiyle halledilmeye çalışılırdı.
Açlık ve geçindirememek bahanesi ile çocuklar öldürülürdü.
Adam, köpeğini besleyip büyütür, çocuğunu ise öldürürdü!
Kız çocuğu doğurmak yüzkarası sayılır, kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü!
Biri bir kız çocuğunun doğumu ile müjdelendiği zaman, öfkesini sineye çekerek, hiddetinden yüzü kapkara kesilir; kendisine verilen, kötü saydığı müjdeden dolayı herkesten saklanır:
"Onu, ne yapayım? Hakarete katlanarak alıkoyayım mı? Yoksa, toprağa mı gömeyim?" diye şaşırır kalırdı.
Kız çocukları, ellerinden tutulup su kuyularına bırakılır, onların boğulup gitmeleri karşısında acımasız, duyarsız kalınırdı!
Para kazanmak için cariyelerini fuhşa zorlayanlar;
Asaletli bir adamdan evlat sahibi olmak için(!), karılarını onunla yatıp kalkmaya teşvik eden şerefsiz erkekler bile vardı.
İçki düşkünlüğü aşırı derecelerde idi.
Kumar düşkünlüğü ise aile faciası halini almıştı:
Adam servetini, hatta ailesini ortaya koyup kumar oynar, servetini ve ailesini kaybederdi.
Yabancı ve koruyucusuz kimseler için can, mal ve hatta namus güvenliği kalmamıştı.
Yabancı satıcıların malları satın alınır, parasına ise dirsek çevirilirdi.
Hac veya umre yapmak üzere kızını yanına alarak Mekke'ye gelen yabancıların kızları ellerinden zorla alınıp kaçırılır, feryad ve istimdadlarına kulak asılmazdı.
İşte, son peygamber Hz. Muhammed Aleyhisselamın ilahî vahyi telakki ettiği peygamberlik vazifesiyle mükellef kılındığı zaman, Arap dünyasının dinî ve içtimaî durumu bu kadar bozuktu.
Dış dünyanın durumu ise, bundan daha az bozuk değildi.
Hz. Muhammed Aleyhisselam; insanların elleriyle yaptıkları kötülükler yüzünden karaların, denizlerin bozulduğu böyle bir ortamda; yeryüzünde tevhid bayrağını açan ilk Müslüman, Peygamberler Peygamberi, Son Peygamber sıfatı ile, Mekke ve çevresinden başlayarak insanları Yüce Allah'ın İslâm dinine, önce hikmet ve güzel öğütlerle davet etmek;
(Davetini kabul edenleri Cennet nimetleriyle) müjdelemek ve (davetinden yüz çevirenleri Cehennem azabıyla) korkutup uyarmak;
Sonra da, fitne ve fesat ortadan kalkıncaya, din tamamıyla Allah'ın oluncaya, İslâm dini bütün dinlere üstün gelinceye, insanlara "Lâ ilâhe illallah=Allah'tan başka ilâh yoktur!" "Muhammedürresûlullah=Muhammed, Allah'ın Resûlüdür!" dedirtinceye kadar savaşmak... gibi, çok ağır ve ağır olduğu kadar da şerefli bir vazifeyi tek başına yüklenmiş bulunuyordu.
Bundaki güçlüğü ve ağırlığı sadece düşünmek bile, insanı ürpertmeye ve titretmeye yeter!
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 01-05-2010, 16:36   #87
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

İslâmiyetin Mekke'de Gizlice Yayılışı

İlk Mü'min ve Müslümanlar-1

1. Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam, (kendi zamanında) Yüce Allah'a iman ve ibadet edenlerin ilki idi.
Bu vâkıa Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır:
"De ki: 'Ben, Allah'a, ihlas edici olarak ibadet etmemle emrolundum. Bana, Müslümanların evveli olmam emir buyuruldu.'"
"De ki: 'Hiç şüphesiz, Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran bir dine, İbrahim'in hakka yönelik tevhid dinine iletmiştir. Ben, (bu ümmette) Müslüman olanların ilkiyim!'"
İlk sıralarda; Kureyş müşriklerinin ulu kişilerinden aşırı inkârcı ve itirazcı olmayanları, yanlarından ve meclislerinden geçtikçe, Peygamberimiz Aleyhisselama işaret ederek:
"Abdulmuttalib oğullarının gökten söz eden oğlu bu!" derlerdi.
Kureyş müşrikleri, ilk sıralarda, Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe Mescidinde namaz kılmasına da karışmamakta idiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam gündüzün başlarında Kâbe'ye gider, kuşluk namazı kılardı.
Kureyş müşrikleri, bu namazdan da hoşnutsuzluk göstermezlerdi.
Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam namaz kılacağı zaman, Hz. Ali ile Zeyd b. Hârise, oturup Peygamberimiz Aleyhisselamı beklerlerdi.
2. Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra, Yüce Allah'a ve O'nun Resûlüne ilk inanan, Müslüman kadın, Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Hatice idi.
Hz. Hatice; Peygamberimiz Aleyhisselam "Uykuda gördüğüm ve sana anlatmış olduğum şeyi, Yüce Rabbim bana Cebrail Aleyhisselamı göndererek açıkladı" buyurup Yüce Allah tarafından gelenleri ve Cebrail Aleyhisselamdan işittiklerini haber verdiği zaman, "Sana müjdeler olsun! Vallahi, Allah senin hakkında hayırdan başka birşey yapmaz! Sana Allah'tan gelen, hak ve gerçektir..." diyerek Allah'a, Allah'ın Resûlüne ve ona Allah'tan gelenlere ilk inanan ve Peygamberimiz Aleyhisselama peygamberlik geldiği Pazartesi gününün sonuna doğru, herkesten önce namaz kılmak, Yüce Allah'ın selamına nail olmak şerefine eren, Allah tarafından Cennette inciden bir köşkle müjdelenen mutlu Cennet Hatunu idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kavmi tarafından reddolunmak, yalanlanmak hakaretlerine uğratılmak gibi hiç sevmediği kaba ve katı davranışlarla karşılaşarak üzüntü içinde evine döndükçe, Yüce Allah, Resûlünün üzüntüsünü Hz. Hatice'nin teselli ve teskin edici sözleriyle hafifletir, sebatını sağlar, vazifesini kolaylaştırırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, hadis-i şeriflerinde:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
"Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı, İmran'ın kızı Meryem'di. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir!"
"Cennet halkı kadınlarının üstünü, Huveylid'in kızı Hatice,
Muhammed'in kızı Fâtıma,
İmran'ın kızı Meryem,
Müzâhım'ın kızı ve Firavunun zevcesi Âsiye'dir!" buyurmuşlardır.
3-. Hz. Hatice Müslüman olduğu zaman yanında bulunan kızları:
Hz. Rukayye,
Hz. Ümmü Külsûm,
Hz. Fâtıma
da Müslüman olmuş, Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey'at etmiştir.
Allah hepsinden razı olsun!
6. Hz. Ali; Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Hatice'nin namaz kıldıklarını görünce, "Nedir bu?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu; Allah'ın, Kendisi için seçtiği, peygamberlerini onunla göndermiş olduğu dinidir!
Ben seni bir ve tek olan Allah'a imana ve O'na ibadete;
Ne yarar, ne de zarar veremeyecek olan Lât ve Uzzâ'yı inkâra davet ediyorum!" buyurdu.
Hz. Ali:
"Ben, bu dini bugüne kadar hiç işitmedim!
Ben, babam Ebu Talib'e söylemedikçe, danışmadıkça bir iş yapamam!" dedi
Peygamberimiz Aleyhisselam; peygamberlik işinin, açıklanmasından önce yayılmasını istemediğinden:
"Ey Ali! Sana söylediğimi yaparsan yap!
Yapmayacak, Müslüman olmayacaksan, sana söylediğim bu işi gizli tut, açığa vurma!" buyurdu.
Hz. Ali, o gece bekledi.
Yüce Allah, onun kalbine İslâm sevgisini düşürdü.
Sabahleyin, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardı ve: "Yâ Muhammed! Senin dün bana söylediğin şey ne idi?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîkeleh' diyerek, Kendisinden başka ilâh bulunmayan, bir olan, şerîki olmayan Allah'a şehadet getirecek;
Lât ve Uzzâ'yı red ve inkâr edecek,
Allah'a denk tutulan her çeşit putlardan uzak duracaksın!" buyurdu.
Hz. Ali Peygamberimiz Aleyhisselamın buyruğunu hemen yerine getirip Müslüman oldu. Allah ondan razı olsun!
Babası Ebu Talib'den korkarak, Müslümanlığını bir müddet gizli tuttu, açığa vurmadı.
Hz. Ali, Müslüman olduğu zaman, on yaşında idi.
Hz. Ali der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam; Pazartesi günü peygamber gönderildi. Ben de, Salı günü Müslüman oldum."
"Ben, Resûlullah Aleyhisselamla birlikte namaz kılan ilk adamım!"
"Mekke'de, Peygamber Aleyhisselamla birlikte Mekke'nin bazı taraflarına gitmiştik.
Dağların ve ağaçların arasından geçip giderken, karşısına çıkan hiçbir dağ, hiçbir ağaç yoktu ki, Peygamber Aleyhisselama:
'Esselâmü aleyke yâ Rasûlallah=Selam olsun sana ey Allah'ın Resûlü!' diyerek selam vermesin!"
Namaz vakti gelince, Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke vadilerine doğru çıkıp gider; Hz. Ali de, babası Ebu Talib'den, bütün amcalarından ve halktan gizli olarak, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte gider, namazlarını oralarda kılarlar, akşamleyin de dönerlerdi.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Allah'ın dilediği zamana kadar, böyle devam ettiler.
Bir gün, Hz. Ali'nin annesi Fâtıma Hatun, kocası Ebu Talib'e:
"Ali'nin, Muhammed'in yanına devam ettiğini görüyorum.
Senin başına, Muhammed tarafından, oğlun hakkında, güç yetiremeyeceğin bir iş gelmesinden korkuyorum!" dedi. Ebu Talib:
"Demek, oğlum bana bunun için mi görünmüyor?" dedi ve hemen Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ali'nin ardına düştü. Onlara Ebu Dübb vadisinde veya başka bir vadide, Batn-ı Nahle'de, namaz kıldıkları sırada rastladı
Biraz baktıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Ey kardeşimin oğlu! Senin edindiğini gördüğüm bu din ne dindir?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey amca! Bu Allah'ın dinidir!
Allah'ın meleklerinin dinidir!
Allah'ın peygamberlerinin dinidir!
Babamız İbrahim'in dinidir ki, Allah beni peygamber olarak bütün kullara bununla gönderdi!
Ey amca! Öğütleyeceğim, doğru yola kılavuzlayacağım kimselerden, buna en çok sen lâyıksın!
Bu yoldaki davetimi kabul etmeye ve bu hususta bana yardımcı olmaya da sen herkesten daha lâyıksın!" buyurdu.
Onu tevhide, Allah'ın birliğine inanmaya ve putlara tapmaktan vazgeçmeye davet etti.
Ebu Talib:
"Vallahi, yaptığınız veya söylediğiniz şeylerde bir sakınca yoktur.
Ey kardeşimin oğlu! Ben atalarımın dininden ve ona bağlı kalmaktan ayrılmaya güç yetiremeyeceğim!
Fakat, sen gönderildiğin şey üzerinde dur!
Vallahi, ben sağ oldukça, yapmak istediğini tamamlayıncaya kadar, sana hoşlanmayacağın birşey erişmeyecektir!" dedi.
Hz. Ali'ye de, hoşlanmayacağı birşey söylemedi.
"Ey oğulcuğum! Üzerinde bulunduğun bu din nedir?" diye sordu.
Hz. Ali:
"Babacığım! Ben, Allah'a, Allah'ın Resûlüne iman ve onun Allah tarafından getirdiklerini de kabul ve tasdik ettim. Ona tâbi oldum ve kendisiyle birlikte namaz kıldım!" dedi.
Ebu Talib:
"O, seni ancak hayır ve iyiliğe davet eder. Sen, onun yolunu tutmakta devam et! Oğulcuğum! Amcanın oğlunun girdiği şeye senin de girmen yaraşır!" dedi.
Ebu Talib'in sözleri, Peygamberimiz Aleyhisselamı sevindirdi.
Ebu Talib, dönüp eve gelince, zevcesi Fâtıma Hatun:
"Oğlun nerede?" diye sordu.
Ebu Talib:
"Ne yapacaksın ona?" dedi.
Fâtıma Hatun:
"Azadlı kadın kölem, Ecyad'da onu Muhammed'le birlikte namaz kılarken gördüğünü bana haber verdi.
Sen oğlunun dinini değiştirmesini uygun görüyor musun?!" diyerek çıkışınca, Ebu Talib ona:
"Sus! Sen onu bu işte kendi haline bırak!
Amcasının oğluna arka ve yardımcı olmak, elbette herkesten çok ona düşer!
Eğer nefsim Abdulmuttalib'in dinini bırakmak hususunda bana boyun eğmiş olsaydı, eğer Kureyş kadınlarının kınamalarından korkmasaydım, ben de muhakkak Muhammed'e tâbi olurdum!
Çünkü, o Halîm'dir, Emîn'dir, Tâhir'dir!" dedi.
Fâtıma Hatun da sustu.
Ufeyfü'l-Kindî der ki:
"Ben ticaret adamı idim. Abbas b. Abdulmuttalib de ticaret adamı idi.
Abbas, Yemen'e gelir, ıtır satın alıp hac mevsiminde satardı. Kendisi dostumdu.
Cahiliye devrinde Mekke'ye gitmiş, Abbas b. Abdulmuttalib'in evine inmiştim. Aile halkıma, Mekke elbisesi ve ıtırından satın almak istiyordum.
Abbas'ın yanında oturuyor, güneş gökte yükseldiği zaman, Kâbe'ye bakıp duruyordum.
O sırada, olgunluk çağına ermiş bir genç Kâbe'nin yanına vardı, başını göğe kaldırıp baktı. Sonra da, ayakta, Kâbe'ye yöneldi.
Sonra, bir çocuk gelip onun (biraz gerisinde) sağına (doğru) durdu.
Çok geçmeden, bir kadın gelerek onların arkalarına durdu.
Sonra, olgun genç eğilip rükûa varınca, çocuk da, kadın da rükû ettiler.
Olgun genç rükûdan başını kaldırıp doğruldu.
Çocuk da, kadın da, rükûdan başlarını kaldırıp doğruldular.
Olgun genç secdeye gitti.
Çocuk da, kadın da secdeye gittiler.
'Ey Abbas! Ben, büyük bir iş, şaşılacak bir hadise görüyorum!?' dedim.
Abbas:
'Evet! Büyük bir iştir!' dedi ve bana:
'Bu olgun genç kimdir, biliyor musun?' diye sordu.
'Hayır! Bilmiyorum' dedim.
Abbas:
'Bu, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib'dir; kardeşimin oğludur' dedi ve bana:
'Onun yanındaki şu çocuk kimdir, biliyor musun?' diye sordu.
'Hayır! Bilmiyorum! dedim.
'Ali b. Ebi Talib b. Abdulmuttalib'dir; kardeşimin oğludur' dedi.
'Şu kadının kim olduğunu biliyor musun?' diye sordu. Ona:
'Hayır! Bilmiyorum!' dedim.
'O da, Hatice binti Huveylid'dir ve şu kardeşimin oğlunun zevcesidir.
Kardeşimin oğlu, bize, senin şu gördüğün ve onların da sâlik bulunduğu bu dini kendisine göklerin ve yerin Rabbi olan Rabbinin emrettiğini söylemektedir.
Vallahi, ben bütün yeryüzünde bu dinde şu üçünden başka bir kimse bulunduğunu bilmiyorum!' dedi.
Âh! Ne olurdu, o zaman iman edeydim de, ikinci erkek mü'min ben olaydım!
Onların dördüncüleri olmayı, ne kadar arzu ederdim!"
Yüce Allah; Hz. Ali'den de, Ufeyfü'l-Kindî'den de, Hz. Abbas'tan da razı olsun!
7. Zeyd b. Hârise, sekiz yaşında, kısa boylu, karayağız, yayvan burunlu bir çocukken; annesi Sûdâ ile birlikte ziyaretlerine gittikleri Beni Maanlerin yurdunda Beni Kayn b. Cisr atlılarının baskınına uğrayıp esir edilmiş, Ukâz panayırında köle olarak satılırken, Hakîm b. Hizam tarafından halası Hz. Hatice için dört yüz dirheme satın alınmıştı.
Hz. Hatice onu Peygamberimiz Aleyhisselama bağışlayınca, Peygamberimiz Aleyhisselam tarafından hemen azad edilmiş, daha sonra da evlat edinilmişti.
Zeyd b. Hârise; Hz. Ali'den sonra Müslüman olmuş, namaz kılmış, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ve hizmetinden hiç ayrılmamış, Peygamberimiz Aleyhisselam için Tâifli ayaktakımının Peygamberimiz Aleyhisselama attıkları taşlara kendi vücudunu karşı tutarak kanlar içinde kalacak kadar fedakârlık göstermiş ve onun sevgisine mazhar olmuş bir insandı.
Yüce Allah ondan razı olsun!
8. Hz. Ebu Bekir, İslâmiyetten önce de Peygamberimiz Aleyhisselamın arkadaşı ve dostu idi.
Çocukluğundan beri, onun doğruluğunu, emînliğini, güzel ve üstün ahlâkını biliyordu. Kendisinin bu ahlâkı halka yalan söylemesine engel olup dururken, Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceği kanaatinde idi.
Nitekim, Peygamberimiz Aleyhisselam İslâmiyete davet eder etmez, onun hemen Müslüman olduğu görülür.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu husustaki hadis-i şeriflerinde:
"İslâmiyete davet ettiğim herkes, ona karşı ağırdan davrandı, tereddüt etti ve düşündü.
Ancak, Ebu Bekir'dir ki; İslâmiyeti kendisine arz ve teklif ettiğim zaman, kabulde hiç gecikmedi ve tereddüde de düşmedi" buyurmuşlardır.
Hiçbir şey, Peygamberimiz Aleyhisselamı, Hz. Ebu Bekr'in Müslüman oluşuna sevindirdiği kadar sevindirmemiştir.
Hz. Ebu Bekir de, Müslüman olduğu zaman, hiç çekinmeden Müslümanlığını açıklamış ve halkı da, Yüce Allah'a ve Resûlüne imana davet etmeye başlamıştır.
Yüce Allah ondan razı olsun!
9-. Bilal-i Habeşî ile annesi Hamâme Hatun köle idiler.
Bilal-i Habeşî Peygamberimiz Aleyhisselamın halkı İslâmiyete gizlice davete başladığı ilk sıralarda Müslüman olduğu gibi, annesi de o sırada Müslüman oldu.
Bilal-i Habeşî, Müslümanlığını ilk açıklayan yedi Müslümandan birisi idi.
Dininden döndürülmek, Lât ve Uzzâ adı andırılmak için yapılan en ağır işkencelere katlanırdı.
"Haydi, sen de bizim gibi söyle!" diye zorlandıkça;
"Dilim onu söyleyemiyor (Ona dilim dönmüyor). Ehad! Ehad! (Birdir! Birdir!)" demekten geri durmazdı.
Müşrikler Bilâl-i Habeşî'ye "Lât ve Uzzâ mâbuddur" dedirtemezlerdi.
Bilal-i Habeşî Hz. Ebu Bekir tarafından satın alınıp azad edilerek kölelikten ve dayanılmaz işkencelerden kurtarıldı.
Hz. Ebu Bekir Bilal-i Habeşî'nin annesi Hamâme Hatunu da satın alıp azad ederek işkenceden kurtarmıştır.
Yüce Allah hepsinden razı olsun!
11. Ebu Fükeyhe; Abduddar oğullarının veya Safvan b. Ümeyye'nin kölesi olup, ilk sıralarda Bilal-i Habeşî'nin Müslüman olduğu zaman, Müslüman oldu.
Dinlerinden döndürülmek için müşrikler tarafından en ağır işkencelere uğratılanlardandı.
Hz. Ebu Bekir, onu da satın alıp azad etti.
Allah, ikisinden de razı olsun!
12-. Halid b. Saîd'in Müslüman oluşu çok eskidir.
Müslüman oluşuna, gördüğü korkulu rüyası sebep olmuştur:
Kendisi, bir gece, uykuda, Allah'ın bildiği kadar geniş bir ateşin kıyısında durduğunu ve babasının onu ateşin içine iterek düşürmek ister gibi davrandığını, Resûlullah (Aleyhisselam)'ın ise hemen belinden kavrayarak onu ateşin içine düşmekten koruduğunu gördü!
Gördüğü bu rüyadan çok korktu.
Kendi kendine:
"Vallahi, bu herhalde hak ve gerçek bir rüyadır!" dedi.
Hz. Ebu Bekir'e rastlayınca, rüyasını anlattı. Hz. Ebu Bekir:
"Hakkında hayırlı olmasını dilerim.
İşte, Resûlullah Aleyhisselam! Hemen gidip ona tâbi ol!
Ona tâbi olur, İslâmiyete girer, onun yanında bulunursan, o seni ateşe düşmekten korur!
Baban ise Cehennemliktir!" dedi.
Halid b. Saîd, Ciyad mevkiinde Peygamberimiz Aleyhisselamı buldu:
"Yâ Muhammed! Sen nelere davet ediyorsun?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bir olan ve şerîki olmayan Allah'a iman ve ibadete, Muhammed'in de O'nun kulu ve resûlü olduğuna inanmaya;
İşitmez, görmez, bir zarar veya yarar vermez, kendisine tapınanları tapınmayanları bilmez birtakım taş parçalarına tapmaktan-ki, sen de onlara tapmaktasın-vazgeçmeye davet ediyorum!" buyurdu.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Bunun üzerine, Halid b. Sâid:
"Ben, şehadet ederim ki: Allah'tan başka ilah yoktur!
Ve yine şehadet ederim ki: Sen de, O'nun resûlüsün!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun Müslüman oluşuna sevindi. Halid b. Saîd'in babası Ebu Uhayha, oğlunun Müslüman olduğunu öğrenince; Müslüman olmayan çocuklarını onun arkasından saldı.
Halid'i bulup getirdikleri zaman, Ebu Uhayha itip kakarak ona hakaret etti.
Elindeki değneği başında kırıncaya kadar, ona dayak attı!
"Sen Muhammed'in kendi kavmine aykırı hareket ettiğini ve onların ilahlarını yerdiğini, geçmiş atalarını ayıpladığını görüp duruyorsun da, ona tâbi oluyorsun ha?!" dedi. Halid:
"Vallahi, o doğru söylüyor! Doğru yapıyor!
Ben, bunun için kendisine tâbi oldum!" deyince, Ebu Uhayha büsbütün kızdı. Ona sövüp saydıktan sonra:
"Ey zelîl! Yaramaz! İstediğin yere git!
Vallahi, senin rızkını da keseceğim!" dedi. Halid:
"Sen benim rızkımı kesersen, Allah elbette bana geçineceğim şeyi ihsan eder!" dedi.
Ebu Uhayha, Halid'i dışarı çıkarttırdı. Öteki oğullarına:
"Eğer sizden biriniz onunla konuşacak olursa, ona yaptığım şeyi kendisine de yaparım!" dedi. Halid'i hapsettirdi.
Mekke'nin yakıcı sıcağı altında, aç, susuz bıraktırdı.
Halid bir gün bir kolayını bulup babasının elinden kurtuldu. Habeş ülkesine hicret edinceye kadar, babasına görünmedi, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılmadı.
Halid b. Saîd'in zevcesi Ümeyne Hatun da, ilk sıralarda Müslüman olmuştur.
Yüce Allah onlardan razı olsun!
14-. Amr b. Saîd, kardeşi Halid b. Saîd'den biraz sonra Müslüman olmuştur.
Amr b. Sâid'in zevcesi Fâtıma Hatun da, ilk sıralarda Müslüman olmuştur.
Yüce Allah onlardan razı olsun!
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 15-05-2010, 12:48   #88
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

İlk Mü'min ve Müslümanlar-2


Hz. Ebu Bekir'in teşvik ve delâletiyle:
16. Hz. Osman,
17. Zübeyr b. Avvam,
18. Abdurrahman b. Avf,
19. Sa'd b. Ebi Vakkas,
20. Talha b. Ubeydullah
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler. Peygamberimiz Aleyhisselam onlara İslâmiyeti arz ve teklif etti.
Kur'ân-ı Kerîm okudu.
İslâm hukukunu (şeriatlarını) anlattı.
Yüce Allah'ın Müslümanlara va'd buyurduğu izzet ve ikramları haber verdi. Hepsi de, iman ve İslâm hukukunu ikrar ederek sabahladılar.
Hz. Osman:
"Yâ Rasûlallah! Şam'dan, yeni bir haberle geldim:
Maan ile Zerka arasında idik.
Uyur gibi bir halde olduğumuz sırada, birden, bir seslenici bize:
'Ey uykudakiler! Uyanınız! Çünkü, Ahmed Mekke'de zuhur etmiş bulunuyor' diyerek seslendi.
Mekke'ye gelince, seni (senin peygamber olduğunu) işittik" dedi.
Talha b. Ubeydullah da der ki:
"Busra panayırında bulunduğum sırada, bir rahip, manastırından, panayır halkına:
'İçinizde Harem halkından bir kimse var mı diye soruyorlar' diye seslendi.
'Evet! Ben varım' dedim. Rahip:
'Ahmed zuhur etti mi?' diye sordu.
'Hangi Ahmed?' dedim. Rahip:
'Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah'ın oğlu Ahmed!
O, Mekke şehri içinde zuhur edecektir!
Kendisi, peygamberlerin sonuncusudur!
Harem'den ayrılıp çıkacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir!
Ona koşmanı, sana tavsiye ederim!' dedi.
Rahibin söyledikleri kalbime tesir etti.
Oradan acele ayrılıp Mekke'ye geldim.
'Olan bitenlerden, yeni birşeyler var mı?' diye sordum.
'Evet, var! Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emîn peygamberliğe özeniyor.
Ebu Kuhafe'nin oğlu da ona tâbi oldu' dediler.
Hemen gidip Ebu Bekir'in yanına vardım. Ona:
'Sen şu zâta tâbi mi oldun?' diye sordum.
'Evet tâbi oldum. Sen de hemen ona git, tâbi ol!
Çünkü, o, hak ve gerçeğe davet ediyor' dedi."
Talha b. Ubeydullah, rahibin söylediklerini Hz. Ebu Bekir'e haber verdi. Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına varıp Müslüman olunca, ona da haber verdi.
Sa'd b. Ebi Vakkas'ın bildirdiğine göre; Müslüman olmadan üç gün önce, uykuda, sanki karanlık içinde hiçbir şeyi göremez bir halde iken, kendisini aydınlatan bir ayın ışığını takip etmiş, bazı kimselerin de bu aya doğru gittiklerini görür gibi olup iyice bakınca, onların Zeyd b. Hârise ile Hz. Ali ve Hz. Ebu Bekir olduklarını görmüş.
Kendilerine:
"Oraya ne zaman varıp yetişeceksiniz?" diye sormuş. Onlar da:
"Bir saatte!" demişler.
Sa'd b. Ebi Vakkas, o sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın İslâmiyete gizlice davete başladığını haber alınca, Mekke'nin Ecyad vadisinde ikindileyin namaz kılarken Peygamberimiz Aleyhisselamı buldu. Ona:
"Sen, nelere davet ediyorsun?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Resûlullah olduğuna şehadet edersin!" buyurdu.
Bunun üzerine, Sa'd b. Ebi Vakkas:
"Ben şehadet ederim ki: Allah'tan başka ilah yoktur!
Ve yine, şehadet ederim ki: Sen, Allah'ın resûlüsün!" diyerek Müslüman oldu.
21. Ebu Ubeyde b. Cerrah,
22. Ebu Seleme,
23. Erkam b. Ebi'l-Erkam,
24. Osman b. Maz'un,
25. Kudâme b. Maz'un,
26. Abdullah b. Maz'un,
27. Ubeyde b. Hâris,
28. Saîd b. Zeyd,
29. Saîd b. Zeyd'in zevcesi Fâtıma binti Hattab,
30. Esmâ binti Ebu Bekir,
31. Habbab b. Eret,
32. Abdullah b. Mes'ud,
33. Mes'ud b. Rebi (Rebia),
34. Ayyâş b. Ebi Rebia,
35. Ayyâş b. Ebi Rebia'nın zevcesi Esmâ binti Selame,
36. Huneys b. Huzâfe,
37. Âmir b. Rebia,
38. Abdullah b. Cahş,
39. Ebu Ahmed b. Cahş,
40. Câfer b. Ebi Talib,
41. Câfer b. Ebi Talib'in zevcesi Esmâ binti Umeys,
42. Âmir b. Ebi Vakkas,
43. Ma'mer b. Hâris,
44. Nahham Nuaym b. Abdullah,
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
45. Hâtıb b. Amr,
46. Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rebia,
47. Âmir b. Füheyre,
48. Vâkıd b. Abdullah,
49. Süheyl b. Beyzâ,
50. Salît b. Amr,
51. Muttalib b. Ezher,
52. Muttalib b. Ezher'in zevcesi Remle binti Avf...
Bunların hepsi, Peygamberimiz Aleyhisselamın halkı Dârü'l-Erkam'da İslâmiyete gizlice davete başlamasından önce Müslüman olanlardandı.
Allah hepsinden razı olsun!

Abdullah b. Mes'ud; Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a girip halkı İslâmiyete gizlice davete başlamasından önce, Saîd b. Zeyd ve zevcesi Fâtıma Hatunun Müslüman oldukları sırada Müslüman olmuştur.
Abdullah b. Mes'ud der ki:
"Ben, Ukbe b. Ebi Muayt'ın davarlarını güden bir gençtim.
Bir gün, Peygamber Aleyhisselamla Ebu Bekir, bana uğradılar:
'Ey delikanlı! Yanında, bize içireceğin süt var mı?' diye sordular.
'Evet, var! Fakat ben emanetçiyim! Size süt içirmeye mezun değilim' dedim.
Peygamber Aleyhisselam:
'Üzerine koç çekilmemiş bir davar var mı yanında?' diye sordu.
'Evet, var' dedim ve onu yanlarına götürdüm.
Peygamber Aleyhisselam onun bacaklarını ayırdı. Memelerini eliyle sıvazlayıp dua edince, memeleri sütle doldu.
Ebu Bekir ona içi çukur sıcak bir taş (kap) getirdi.
Peygamber Aleyhisselam sütü onun içine sağıp içti. Ebu Bekir de içti. Ben de içtim.
Peygamber Aleyhisselam sütlü memelere:
'Derlenip toplan!' buyurunca, memeler eski sütsüz haline döndü!
Hemen, Müslüman oldum.
Bundan sonra, Peygamber Aleyhisselama gidip:
'Yâ Rasûlallah! Şu güzel, tatlı Kelamdan, şu Kur'ân'dan bana da öğretsen a!' dedim.
Peygamber Aleyhisselam başımı okşadı, ve:
'Allah, sana rahmetini ihsan etsin! Allah, öğrenmek istediğin şeyi sana mübarek kılsın! Hiç şüphesiz, sen, öğretilmiş, çok bilgili bir genç olacaksın' buyurdu.
Bizzat Resûlullah'ın ağzından yetmiş sûre ahz ve hıfz ettim ki, bu hususta hiç kimse benimle çekişemez!
Kur'ân-ı Kerîm'in kalanını da, Resûlullah'ın ashabından ahz ve hıfz etmişimdir."

Aşağıda isimlerini sunduğumuz erkek ve kadın sahabiler de-kaynaklara göre-ilk sıralarda veya Dârü'l-Erkam'da Müslüman olmuşlardır:
53. Ümmü Seleme Hatun,
54. Utbe b. Mes'ud,
55. Ümmü Ruman Hatun (Hz. Ebu Bekir'in zevcesidir),
56. Umeyr b. Ebi Vakkas,
57. Salît b. Amr'ın zevcesi Fâtıma binti Alkame,
58. Hâtıb b. Hâris,
59. Hâtıb b. Hâris'in zevcesi Fâtıma Hatun,
60. Hattab b. Hâris,
61. Hattab b. Hâris'in zevcesi Fükeyhe Hatun,
62. Sâib b. Osman,
63. Halid b. Hizam,
64. Esved b. Nevfel,
65. Amr b. Ümeyye,
66. Yezid b. Zem'a,
67. Ebu'r-Rum b. Umeyr,
68. Kays b. Abdullah,
69. Kays b. Abdullah'ın zevcesi Bereke binti Yesar,
70. Firas b. Nadr,
71. Cüheym b. Kays,
72. Cüheym b. Kays'ın zevcesi Harmele (Hureymele),
73. Muaykıb b. Ebi'l-Fâtıma,
74. Şurahbil b. Hasene,
75. Hâris b. Halid,
76. Hâris b. Halid'in zevcesi Reyta binti Hâris,
77. Amr b. Osman,
78. Seleme b. Hişam,
79. Hâşim b. Ebi Huzeyfe,
80. Hebbar b. Süfyan,
81. Abdullah b. Süfyan,
82. Ma'mer b. Abdullah,
83. Adiyy b. Nadle,
84. Urve b. Üsâse,
85. Mes'ud b. Süveyd,
86. Abdullah b. Huzafe,
87. Kays b. Huzâfe,
88. Hişam b. Âs,
89. Ebu Kays b. Hâris,
90. Mahmiyye b. Cez',
91. Süfyan b. Ma'mer,
92. Sekran b. Amr,
93. Sekran b. Amr'ın zevcesi Sevde Hatun,
94. Mâlik b. Zem'a,
95. Malik b. Zem'a'nın zevcesi Amre Hatun,
96. İbn Ümmi Mektum,
97. Amr b. Hâris,
98. Osman b. Abdi Ganm,
99. Sa'd b. Abdi Kays,
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
100. Abdullah b. Hübeyb,
101. Abdurrahman b. Hübeyb,
102. Cuayl b. Sürâka,
103. Yâsir b. Âmir,
104. Yâsir b. Âmir'in zevcesi Sümeyye Hatun,
105. Âkıl b. Ebi'l-Bükeyr,
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
106. Halid b. Ebi'l-Bükeyr,
107. İyas b. Ebi'l-Bükeyr,
108. Âmir b. Ebi'l-Bükeyr,
109. Ammar b. Yâsir,
110. Abdullah b. Yâsir,
111. Suheyb b. Sinan,
112. Utbe b. Gazvan,
113. Mikdad b. Amr,
114. Mus'ab b. Umeyr,
115. Ebu Sebre,
116. Ebu Sebre'nin zevcesi Ümmü Külsûm Hatun,
117. Şemmas Osman b. Osman,
118. Ebu Musa Abdullah b. Kaysu'l-Eş'arî,
119. Zinnîre Hatun,
120. Zinnîre Hatunun kızı Ümmü Ubeys
Yüce Allah hepsinden razı olsun!

Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 26-05-2010, 12:56   #89
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a Girip İslâmiyeti Orada Yaymaya Devam Edişi

İslâm tarihinde "Dârü'l-İslâm" diye anılan Dârü'l-Erkam, Ashab-ı Kiramdan Erkam b. Ebi'l-Erkam'ın Mekke'de, Safâ tepeciğinin yanında bulunan evi olup Kâbe'nin arsası, Harem'i içinde idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam Kureyş müşriklerinden sakınarak bu mübarek evde gizlenir; yanına gelenleri orada İslâmiyete davet ederdi.
Peygamberimiz Aleyhisselamla ashabı Dârü'l-Erkam'da gizlice toplanırlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara orada Kur'ân-ı Kerîm okur ve öğretirdi. Orada, topluca namaz da kılarlardı.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Yüce Allah; dinini halka açıklamasını emir buyuruncaya kadar, üç yıl, Peygamberimiz Aleyhisselam işini gizli yürütmüştür.
Bu müddet içinde, yanına gelenleri Allah'ın birliğine inanmaya ve O'na ibadet etmeye, kendisinin de peygamberliğini tasdike gizlice davet etmekle uğraşmış, birçok insanlar Dârü'l-Erkam'a girip Müslüman olmuşlardır.
Dârü'l-Erkam Dârü'l-İslâm olarak seçilirken herhalde, Kâbe'nin arsası üzerinde yapılı ve Kâbe Haremine dahil bulunuşu; kalabalık bir çevrede oluşu; oraya giren, oradan çıkanların pek belli olmayışı; halk ile temas kolaylığı gibi bazı özellikleri gözönünde tutulmuş olabilir.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a girişi hadisesi, ilk sıralarda, Müslüman olanların Müslüman oluşu tarihlerine de esas teşkil etmiş:
"Resûlullah Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a girip halkı orada İslâmiyete gizlice davete başlamasından önce Müslüman olmuştu" denilerek tarih düşürülmüştür.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Eski 06-06-2010, 20:46   #90
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,986
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

Dârü'l-Erkam'a Ne Zaman Girildiği ve Orada Ne Kadar Kalındığı Meselesi

Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a giriş sebebi olarak, her ne kadar, nübüvvetin dördüncü yılından itibaren başlayan mücadele devri içinde müşrikler tarafından yapılan baskı ve işkencelerin arttırılışı ileri sürülmekte olup, bu hususta müşahhas bir misal verilmek istenilerek, Mekke vadilerinden bir vadide Sa'd b. Ebi Vakkas'ın bazı sahabilerle birlikte namaz kıldıkları sırada üzerlerine gelen müşriklerden bazı kimselerin Müslümanlarla münakaşaya ve hatta kavgaya tutuşmaları ve Sa'd b. Ebi Vakkas'ın da eline geçirdiği bir deve çene kemiğiyle vurup onlardan birisinin başını yarması hadisesi üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabı ile birlikte Dârü'l-Erkam'da gizlenmek zorunda kaldığı açıklanırsa da; Sa'd b. Ebi Vakkas'la namaz kılan sahabiler arasında bulunan Ammar b. Yâsir'in Dârü'l-Erkam'a girildikten sonra Müslüman olduğu ve kendisinin Müslüman olmadan namaz kılmış olamayacağı gözönünde tutulursa, bu hadisenin Dârü'l-Erkam'a giriş sebebi olamayacağı açıktır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Bu hususta, Müslümanlar ve gayrimüslimler tarafından kitap ve ansiklopedilerde ileri sürülen görüşler de gerçeği aksettirmekten uzaktırlar.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333695
Meselâ, İngilizce'den Türkçe'ye çevrilen İslâm Ansiklopedisi'nde:
Springer'e ve Caetani'ye dayanılarak kaleme alınmış olan "Erkam" maddesinde:
"Ömer'in ihtidasından biraz sonra, Peygamber, Erkam'ın evini bırakmıştır.
Orada ne zaman ve ne kadar kaldığı, kat'î olarak mâlûm değildir.
Fakat, 615- seneleri arasında kalmış olması muhtemeldir.
İbn Hişam, el-Erkam'dan hiç bahsetmez.
Taberî'nin bu vak'adan haberdar olmasına göre, İbn Hişam'ın da bilmesi icab ederdi.
Taberî umumî tarihinde vak'adan bahsederse de, Peygamberin hayatına ait fasılda bu noktaya temas etmez" denilmektedir.
İngilizce, Fransızca ve Almanca "İslâm Ansiklopedisi"lerine dayanılmak ve ilmî bir tahrir heyetince gerekli incelemeler yapılmak suretiyle Arapça olarak yazılıp yayınlanmış bulunan Dâiretü'l-Maârifu'l-İslâmiye'nin "Erkam" maddesinde de:
Peygamberin mihnetli günlerinde, emniyetli, davetini yapmaya elverişli ve yararlı bulduğu Dârü'l-Erkam'ı, Hz. Ömer'in Müslüman olması üzerine terkettiği açıklandıktan sonra:
"Peygamberin, bu eve ne sığındığı tarih, ne de içinde kaldığı müddet hakkında bize tahkikli rivayetler zikredilmiş değildir.
Fakat, biz, bunun 615 yılı ile 617 yılları arasında olduğunu söyleyebiliriz" denilmekte ve İngilizce'den Türkçe'ye çevrilen İslâm Ansiklopedisi'nde olduğu gibi, İbn Hişam'ın bu evden hiç bahsetmediği ve Taberî'nin de, bu kıssayı bildiği halde, kitabının Peygamberimiz Aleyhisselamın siretine ait kısmında bundan hiç söz açmadığı görüşü tekrarlanmaktadır.
Halbuki, kaynaklarımızdan bazılarında bu hususun da açıklanmış bulunduğu görülür. Meselâ:
1. İbn Sa'd (d. 168-ö. 230 Hicrî) Tabakâtü'l-Kübrâ'sında; Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a girişinin İslâmiyetin evvelinde olduğunu, Erkam'ın oğlu Osman'dan gelen rivayetle açıklar.
2. Hâkim (d. 321-ö. 405 Hicrî) Müstedrek'inde, İbn Sa'd'in tesbitini-"evvel" kelimesini düşürmüş olarak-aynı senedle tekrarlar.
3. İbn Hazm (d. 384-ö. 456 Hicrî) Cemhere'sinde, İslâmiyet daha Mekke'de ifşa edilmeden önce, Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'da Müslümanlarla birlikte toplandığını kaydeder.
4. İbn Abdilber (d ?-ö. 463 Hicrî) İstiâb'ında, İslâmiyetin evvelinde Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'da gizlenip, oradan çıkıncaya kadar insanları orada İslâmiyete davetle meşgul olduğunu bildirir.
5. İbn Hacer (d. 773-ö. 852 Hicrî), bu hususta Hâkim'in söylediğini-ondan aldığını açıklamak suretiyle-tekrarlar.
6. Nihayet, Diyarbekrî de (ö. 990 Hicrî) İslâmiyetin başlangıcında Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'da gizlendiği ve Müslümanlarla toplandığı rivayetini de kaydeder.
Yukarıda sıraladığımız tarihî bilgilere göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın Dârü'l-Erkam'a giriş tarihini nübüvvetin dördüncü yılı değil, nübüvvetin birinci yılı ve hatta Erkam'ın Müslüman oluş tarihine göre, birinci yılın da ilk ayı olarak kabul etmek gerekir.
Dârü'l-Erkam'dan ne zaman çıkıldığı ve orada ne kadar kalındığı meselesine gelince; Abdullah b. Ömer'in bildirdiği gibi, Hz. Ömer, nübüvvetin altıncı yılında, Zilhicce ayında Müslüman olmuş ve Dârü'l-Erkam'dan çıkış da bu hadiseyi takip etmiştir.
Kaynak: İslam Tarihi Ve Efendimizin Hayatı-Mustafa Âsım Köksal
NeCoLaS Çevrimdışı  

Kapalı Konu

Etiketler
İslam, müslüman, tarih




Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama

Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Birbirinden güzel 10 tane jenerik domain domainsiteniz Domainler 1 17-09-2008 17:46
Birbirinden güzel 10 tane jenerik domain istediğinize teklif verin domainsiteniz Domainler 0 01-09-2008 22:06
34 türk filmi vizyona girecek!!! eseskartal Güncel 5 20-01-2007 21:55
Satılık Domainler kursadcakir Web Hosting 0 26-11-2006 00:21

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Forum Seç


Hacking ve Bilgisayar Güvenliği Öğrenmek İçin!

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 03:18.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Wardom.org



İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.


You Rated this Thread: