Laikliğe DairLAİKLİĞE DAİR Laikliğin tanımlanmasında yaşanan kavram kargaşasının temel nedeni, “dünya görüşü” farklılıklarımızdır. İki temel dünya görüşü vardır: Statik Dünya Görüşü; Hz. Adem’den bugüne sadece insanların ve dış dünyasının değiştiği, “insan”ın
Konu Zeki İlkörücü tarafından açılmış, 222 kişi tarafından görüntülenip, 1 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Feb 2009
Üye numarası: #309932 Yer: Kütahya
Mesaj sayısı: 14
Karma etkisi: 0
![]() Karma: 10
|
LAİKLİĞE DAİR
Laikliğin tanımlanmasında yaşanan kavram kargaşasının temel nedeni, “dünya görüşü” farklılıklarımızdır. İki temel dünya görüşü vardır: Statik Dünya Görüşü; Hz. Adem’den bugüne sadece insanların ve dış dünyasının değiştiği, “insan”ın değişmediği anlayışıdır. Devrimci Dünya Görüşü ise “insanın” da değiştiğini ileri sürer. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu, her insan nefsinden hareketle bilimsel olarak test edebilir: “Ben annemden böyle doğmadım, gelişerek değiştim. Annem, beni doğurduğu günkü annem değil. İçinde doğduğum ev, mahalle, şehir, ülke, dünya… değişti. Ben üç yaşımdaki gibi, 10 yaşımdaki, 14 yaşımdaki gibi… düşünmüyorum. Çünkü bilgi birikimim, deneyimlerim değişti.” Kendi nefislerimizde tanık olduğumuz “gelişerek-değişim”, tüm insanlık için de geçerlidir. İnsanlık da bugün 5000 yıl, önceki gibi düşünmüyor. Bundan 5000 yıl önce de insanlar güneşe bakıyorlardı ama onların kafasındaki güneş kavramı bizimkiyle aynı değildi… İnsanlığın da bilgi birikimi, deneyimleri değişti, insanlık da “gelişerek-değişti”. İnsanların bir hayvan gibi, bir eşya gibi alınıp satıldığı ve bunun “normal” kabul edildiği bir dünyadan bugüne geldik. İnsanların bedensel olarak derebeylerinin, kralların “mülkü”, ruhsal olarak ruhbanların “kulu” olduğu günler geride kaldı. Kapitalist üretim tarzının egemenliği ile birlikte bireyler, “benim mülküm” diyebilir hale geldikleri gibi “benim inancım, benim fikrim” diyebilir hale de geldiler; “Özgür yurttaş” oldular. Laiklik, insanların “özgür yurttaş” haline geldiği süreçte ortaya çıkmış bir kavramdır. İnançlarının bireyselleştiğini ifade eder: “Benim inancım bana, seninki sana!” Herkes kendi hesabını sadece Allah’a verecek. Hiç kimsenin bir diğerinden hesap sorma hakkı yoktur! Laik devlet, “özgür yurttaş”ların yaşam biçimlerini güvence altına alan devlettir. Hiç kimsenin inancına müdahale etmez, herhangi bir zümrenin diğerinin yakasına yapışmasına da izin vermez. Özgür yurttaşların devlet biçimi Cumhuriyettir! Sekülerizim, laiklik değildir. Kralların, padişahların, tebaası durumundaki insanlara gösterdiği hoşgörüyü ifade eder. İngiltere, Osmanlı seküler devletlerdir. Ama insanlar “özgür yurttaş” değildirler. İnsanların özgürlüğü, ekonomik sistemle sınırlıdır. Parlamento, ne cumhuriyet ilan edebilir ne de hanedanı değiştirebilir! Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=262458 Bugünkü İran’ın adı Cumhuriyet olmasına rağmen, laik değildir. Parlamento kararları, “Mollalar Şurası” tarafından denetlenmekte, mollaların izin vermediği yasalar yürürlüğe girememekte; halk, devletin belirlediği dinsel anlayışa uygun yaşayabilmektedir. Haliyle birey hakları ve cumhurun özgürlüğü ıskat olmaktadır. Değişim, nicel birikimlerin nitel sıçraması biçiminde tezahür ettiği için, eski ile yeni bir müddet daha iç içe yaşamaya devam eder. Hele tepeden tabana doğru inşa edilmeye çalışılan bir Cumhuriyette, “özgür yurttaş” kimliğinin kanıksanması zaman alır: “Allah, Peygamber’ini Din’i tebliğ etsin diye göndermiştir, sülalesi saltanat sürsün diye değil! Kim oluyormuş bu seyitler, şerifler…” dediğinizde; “Din’in emri ‘müşavere’dir. Hür bir insanın iradesini bir başkasına teslim etmesi küfürdür!” dediğinizde; “İnsanların anadilleriyle namazını kılması, Allah’ın ve Peygamberinin sünnetidir” dediğinizde, toplumda rahatsızlık olur... Gelenekler ile Din’in çatışmasında, gelenekler ağır basarsa; Diyanet İşleri: “Kur’an-ı Kerim namazda ancak aslî şekliyle ve orijinal lafızlarıyla okunur” diye ahkam keserek, Salman-ı Farisi’nin tercümesine izin veren Hz. Peygamber’i zan altında bırakır… Türkçe İbadet çabası yürütmüş Atatürk’ün CHP’si misyonunu terk eder; “Arapça Okuma Kursu” veren ve “geleneksel din anlayışını” telkin eden kurumlar açmak ister! “İnsanların dinsel inançları vardır bu nedenle laik olamazlar; ancak devlet laik olabilir” anlayışı hükümet olur. “Ebem sekti bende sektim” taklitçiliğini dayatan statik din anlayışı, insanların ruhsal ve toplumsal ihtiyaçlarına cevap vermediği için insanlar dinden soğuyup, uzaklaşırlar… Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=262458 Bir insan “laik Müslüman” olabilir. Bu onun “özgür yurttaş” kimliğine dayalı Müslümanlığını ifade eder. İradesinin elinde olduğunu, iradesini herhangi bir kimseye, zümreye bırakmak taraftarı olmadığını; herhangi bir kişinin veya kurumun fetvalarının, takvasını bağlayamayacağını ifade eder. Laik Müslüman, “müşavere”ye dayalı cemaatleşme için çaba gösterir. Cumhuriyetin, herhangi bir inancın diktasına dönüşmesine rıza göstermez… Esselamüaleyküm! |
|
|
|
|
#2 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Feb 2005
Üye numarası: #2687 Yer: 'im şişelerin dibi
Mesaj sayısı: 5,893
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 824732
|
http://www.wardom.org/laiklik-t42073...Dmlanmas%FDnda
bu konuda laiklik güzel bir şekilde anlatılmakta .. Ellerine saglık arkadaşım . saygılarımla. |
|
|
![]() |
| Etiketler |
| cumhuriyet, devrimci, islam, laiklik |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
