Müslüman Gençlere Dini Bilgiler ..Tarihimizdeki Büyük Zaferler Türk milletinin şanlı bir geçmişi vardır. Milletimiz tarih boyunca pekçok kahramanlıklar göstermiş, büyük zaferler kazanmıştır. Bu zaferler sadece Türk milletinin tarihini değil aynı zamanda dünya tarihini de
Konu nesta_34 tarafından açılmış, 3641 kişi tarafından görüntülenip, 95 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Müslüman Gençlere Dini Bilgiler .. konusundaki toplam yorum: 95, okunma sayısı: 3641. |
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#91 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #336256 Yer: Gök Kubbe İçinde
Mesaj sayısı: 12,154
Karma etkisi: 129544
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12952933
|
Tarihimizdeki Büyük Zaferler Türk milletinin şanlı bir geçmişi vardır. Milletimiz tarih boyunca pekçok kahramanlıklar göstermiş, büyük zaferler kazanmıştır. Bu zaferler sadece Türk milletinin tarihini değil aynı zamanda dünya tarihini de etkilemiş, önemli gelişmelere yol açmıştır. İşte bu zaferlerden bazıları: Malazgirt Zaferi Savaş, Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans imparatorluğu arasında meydana gelmiştir. Selçuklu Türklerinin hakanı Sultan Alparslan, Bizanslıların imparatoru ise Romen Diojen idi. Bizans imparatoru, Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve Türk illerini ele geçirmek amacıyla ikiyüz bin kişilik büyük bir ordu ile Doğu Anadolu'ya doğru ilerledi. Bunu haber alan Büyük Selçuklu Hükümdârı Sultan Alparslan, Türk ülkelerini Bizanslıların saldırısına karşı korumak için ordusu ile Doğu Anadolu'ya hareket etti. İki ordu Malazgirt'te karşı karşıya geldi. Alparslan, kan dökülmesini önlemek için savaş başlamadan önce Bizans imparatoruna elçiler göndererek barış teklif etti. Ancak ordusunun büyüklüğüne güvenen ve savaşı kazanacağına kesin olarak inanan imparator barış teklifini kabul etmedi. Artık savaş kaçınılmaz olmuştu. Bizans ordusu ikiyüz bin kişi, Türk ordusu ise ellidört bin kişi idi. Türkler, her türlü tedbiri aldı ve savaş için bütün hazırlıkları tamamladı. Tarih, 26 Ağustos 1071 Cuma günü idi. Alparslan ve ordusu hep birlikte Cuma namazını kıldılar. Cuma namazından sonra Sultan Alparslan, ordusuna şöyle hitap etti: -«Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur cennete girerim.» Büyük bir inançla söylenen bu heyecanlı sözlere askerler hep bir ağızdan; «Ey Yüce Sultan! Her zaman senin emrinde ve seninle olacağız, nereye gidersen oraya gideceğiz.» diye haykırdılar. Sultanın üzerinde beyaz bir elbise vardı. Düşmana hücüm etmeden önce son söz olarak askerlerine şunları söyledi: -«İşte şehitlik kefenim, savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz.» Bundan sonra Türk Ordusu hücüma geçti. Cuma günü öğleden sonra başlayan savaş akşam üzeri sona erdi. Tarihin en büyük meydan savaşlarından biri olan Malazgirt savaşı Türk ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı. Büyük komutan Alparslanın üstün savaş taktiği, ve Türk Askerinin cesaret ve kahramanlığı sayesinde elli dört bin kişilik Türk ordusu, kendisinden kat kat fazla olan Bizan ordusunu birkaç saat içinde kesin bir yenilgiye uğratmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Bu savaşta Bizans imparatoru Romen Diojen de esir alınmıştı. İmparator, savaşın galibi Büyük Türk hakanı Alparslan'ın huzuruna çıkarıldı. Alparslan imparatora çok iyi davrandı. Sultan Alparslan, imparator Diojene: -"Zaferi sen kazansaydın bana ne yapardın?" diye sordu. Diojen: - Bir fırın hazırlatıp sana çok kötü davranacaktım" diye cevap verdi. Esir imparator, bu sözleri ile eline fırsat geçseydi ne kadar acımasız hareket edeceğini söylemekten çekinmemişti. Buna karşı bu büyük zaferin Muzaffer komutanı Sultan Alparslan, Diojeni affetti ve yanına muhafızlar vererek onu memleketine gönderdi. Alparslan bu davranışı ile insanlığa çok önemli bir ahlâk dersi vermiş, Türk milletinin sahip olduğu üstün özellikleri göstermiştir. Anadolu kapılarını Türk milletine açan Malazgirt zaferi, dünya tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bu zafer, hem Türk ülkelerini düşman tehlikesinden kurtarmış, hem de Anadolu topraklarının ebediyyen Türk ve İslâm ülkesi olmasını sağlamıştır. İstanbul'un Fethi İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesi dünya tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çünük bu fetihle Bizans imparatorluğu ortadan kalkmış, ortaçağ kapanarak yeni bir çağ açılmıştır. 1071' tarihinde kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Anadolu Türk ve İslâm yurdu olmuş, Osmanlı Devletinin kuruluşundan sonra da Trakya ile Balkanlar Türk hakimiyetine geçmişti. Türkler hakim oldukları ülkeleri emperyalistler gibi sömürge yapmamışlar, idare ettikleri yerlere ilim ve medeniyet götürmüşler, ülkeleri adaletle yönetmişler, başka dinlere mensup halkın dini inançlarına saygılı olmuşlar, kimseye zulüm ve haksızlık yapmamışlardır. Bu yüzdendir ki Türklerin yönetimindeki ülkelerde değişik dinlere mensup insanlar, yüzyıllarca huzur ve güven içinde yaşamışlardır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Anadolu, Trakya ve Balkanlar Türk idaresinde olduğu halde İstanbul surları arasında sıkışıp kalan Bizans imparatorluğu, Osmanlı devletinin güvenliği bakımından tehlike oluşturduğu gibi ülkenin toprak bütünlüğüne de zarar veriyordu. Bizanslıların Osmanlılar aleyhindeki faaliyetleri İstabul'un fethedilmesini zorunlu hale getirmişti. Esasen Peygamber Efendimiz İstanbul'un fethedilerek müslümanların eline geçeceğini bildirmiş ve onu fethedecek olan komutan ve orduyu övmüştü. Bu sebeple İstanbul'u fethetmenin müslümanlar için büyük önemi vardı. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: «İstanbul elbette fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.» Peygamberimizin gösterdiği bu hedefe ulaşmak ve müjdelediği kişi olabilmek için pek çok islâm kumandanı İstanbul'u kuşatmış, fakat almayı başaramamıştır. İşte genç yaştaki Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet, hem Peygamberimizin müjdelediği şerefi kazanmak, hem de devletin güvenliği için tehlike olan Bizans imparatorluğuna son vermek amacıyla İstanbul'u fethetmeye karar verdi. O güne kadar görülmeyen toplar döktürdü. Ordusunu çağın en gelişmiş silahları ile donattı. Bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra 6 Nisan 1453 günü İstanbul'u kuşattı. Fatih, Bizans impartoruna elçiler göndererek: Şehrin kuşatıldığını, Türk ordusunun çok kuvvetli, hükümdarın azimli olduğunu ve teslim olmaktan başka çarelerinin bulunmadığını bildirdi. İmparator teslim olmayı kabul etmedi. Bunun üzerine Türk ordusu hucüma geçti. Fatih, o güne kadar hiçbir savaşta görülmeyen ve kimsenin aklına gelmeyen bir plân uyguladı. 72 parça gemi bir gecede karadan yüzdürülerek haliç'e indirildi. Bu durum karşısında Bizanslılar şaşırıp kaldılar. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 29 Mayıs 1453 salı günü sabah erkenden kalkan Fatih Sultan Mehmet, ordusu ile beraber sabah namazını kıldı ve ordu hucüma geçti. Ulubatlı Hasan adındaki bir kahraman otuz arkadaşı ile surlara tırmanmaya başladı, 18 arkadaşı şehit düştü, fakat o, kalan diğer arkadaşları ile savaşmaya devam etti. Ulubatlı Hasan bir elinde kılıç, öbür elinde sancak olduğu hade nihayet Sur'un üzerinde tutundu ve sancağı oraya dikti. Ancak düşman tarafından atılan oklarla diktiği sancağın dibinde şehit oldu. Hasan şehit oldu ama diktiği sancak surun üzerinde dalgalanmaya devam eti. Onun ardından gelen Türk askeri birçok noktadan surları aşarak dalgalar halinde şehre girdiler. Sancağı surlara dikmeyi başaran ve onun dibinde şehit olan Hasan'ın vücuduna 30-40 kadar ok saplanmşıtı. Fatih Sultan Mehmet, Hasan'ın yanına geldi, başucunda dua okudu ve yanındakilere: -"Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim." dedi. Fatih öğle saatlerinde, yanında ileri gelen komutanlar ve bilginler olduğu hade muhteşem bir alayla İstanbul'a girdi. Böylece nice ordulara geçit vermeyen surlar, Fatih'in sarsılmaz inacı ve askeri dehası önünde çöktü. Çünkü Fatih'in ordusu, iman ile tekniği birleştiren bir ordu idi. Böyle güçlü bir ordu karşısında Bizans daha fazla dayanamazdı. Peygamberimizin müjdelediği İstanbul'un fethi, Fatih Sultan Mehmed'e ve O'nun kahraman ordusuna nasip oldu. Bu şerefi Türk milleti kazandı. İstanbul'un fethedilmesi ile Bizans imparatorluğu yıkılmış ve ortaçağ kapanmıştı. Artık bundan sonra Yeniçağ başlamış oluyordu. Fatih, İstanbul'a girince hristiyanların can, mal ve namuslarının güven altında bulunduğunu ve din hürriyetine sahip olduklarını ilân etti. İstanbul, fethedildikten sonra, kubbeler ve minareler şehri haline geldi. Bir ilim ve kültür merkezi oldu. Yüzyıllarca Osmanlı imparatorluğuna başkentlik yaptı. Bugün de Türkiye'ni en büyük şehri olan İstanbul, muhteşem tarihi eserleri ve coğrafi konumu itibari ile dünyanın incisi durumundadır. Ortaçağı kapatıp Yeniçağın açılmasını sağlayan İstanbul'un fethi, her yıl 29 Mayıs'da törenlerle kutlanmaktadır. Çanakkale Zaferi Birinci Dünya savaşı (1914-1918) pek çok cephede devam eden büyük bir savşatır. Bu savaşın en büyük kahramanlık destanını Türk askeri Çanakkale'de yazdı. Şöyle ki: Düşmanlar, Osmanlı İmparatorluğunun başkenti İstanbul'u ele geçirmeye karar verdiler. İstanbul'un ele geçmesi demek Türk milletinin kalbinden vurulması demekti. Bu amaçla İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan ve en modern silahlarla donatılan çok güçlü donanma Çanakkale boğazının girişine geldi ve 15 Şubat 1915 günü Türk mevzilerini bombardıman etti. Ancak boğazı geçemedi. Onlar güçlü donanmalarına ve askerlerinin çokluğuna güveniyorlar, Türk askerinin kahramanlığını hesaba katmıyorlardı. Nitekim Mehmetçiğin kahramanca direnişi karşısında düşman donanması geri dönmek zorunda kaldı. 25 Şubattta boğazın önüne gelen düşman zırhlıları Türk mevzilerini yine gülle yağmuruna tuttu. Daha sonraki günlerde de şiddetli bombardımanlar devam etti. Onlar boğazı geçip İstanbul'u ele geçirmekte kararlı idiler. Türkler de vatanı savunmak ve düşmanı boğazdan geçirmemekte kararlı idi. Düşman 18 Mart'ta bütün gücü ile saldırıya geçti. Bu sefer kendilerinden emindiler. Onlara göre yaptıkları bombardımanlarla Tük mevzileri yerle bir edilmiş ve boğazdaki mayınların hepsi temizlenmişti. Gemiler boğazdan içeri girerek ilerlemeye başladı. Büyük çapta toplarla donatılan zırhlılar Türk mevzilerini bombardıman ediyordu. Bu bombardımanlarla mevzilerimiz büyük hasar görmüş, toplarımızın bir kısmı da parçalanmıştı. Düşman Türk savunmasının kırıldığına kanaat getirmiş, halbuki Türk askeri henüz son sözünü söylememişti. Düşman zırhlıları ilerlemeye devam ederken Türk topcusunun şiddetli ateşi başladı. Onlar da gemilerden bütün topları ile Türk mevzilerini ateşe tuttular. Böylece boğaz görülmemiş bir çatışmaya sahne oldu. Türk Ordusu düşmanın cehennemi andıran bombardımanına şiddetle karşı koydu, büyük bir inançla vatanını savundu. Düşman daha önce boğazdaki mayınları temizlemişti. Savaştan bir gece önce Nusret mayın gemimiz boğaza tekrar mayın döşemiş, fakat düşman bunu farkedememişti. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 İşte topçularımızın isabetli atışları ile düşman gemilerinin bir kısmı hasara uğrayıp savaş dışı kalırken bir kısmı da mayınlara çarparak boğazın sularına gömülmeye başladı. Düşman büyük kayıplar verdi. Çanakkale boğazı mağrur düşmana mezar oldu. Kalan gemileri ile kendilerini boğazın dışına atarak canlarını zor kurtardılar. Allah'ın yardımı ve Türk askerinin kahramanlığı sayesinde dünyanın en güçlü donanması, en büyük yenilgiyi Türk milletinden aldı. Çanakkale zaferi ile tarihimize yeni bir kahramanlık destanı daha yazıldı. Bu zafer, Türk milletinin gücünü bir kez daha bütün dünyaya göstermiş oldu. En güçlü silahlarla vatanımıza saldırarak savaşı kazanacaklarını sananlar, yanıldıklarını bir kere daha anladılar. Boğazdan İstanbul'a ulaşamıyacağını anlayan düşmanlar, karadan geçmeye karar vererek Gelibolu yarımadasına asker çıkarmaya başladılar. Fakat karaya ayak bastıkları yerde Türk askerinin büyük bir direnişi ile karşılaştılar. Çok güçlü donanmanın desteği ile karaya çıkan düşman askerleri ile vatanını kurtarmak için ölümü göze alan Türk askerleri arasında görülmemiş bir boğuşma başladı. Çarpışmalar zaman zaman göğüs göğüse devam etti. Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk askerinin manevi gücünü ve kahramanlığını şöyle dile getirmiştir: "Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size Bomba Sırtı olayını anlatmadan geçemiyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulmamacasına düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerini alıyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevkkül ile biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler Kur'an-ı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebeleri'ni kazandıran bu yüksek ruhtur." Ardı arkası kesilmeyen düşman birlikleri ateş kusan modern silâhları ile yarımadayı adetâ cehenneme çevirdiler. Fakat Mehmetçiğin tarihte benzeri görülmeyen kahramanca direnişi karşısında karadan da geçemediler ve büyük kayıplar vererek geri dönmek zorunda kaldılar. Bu savaşta biz de çok sayıda şehit verdik ama vatanı düşmana çiğnetmedik. Mehmetçik vatanı için seve seve ölüme gitti ve ölümsüzleşti. Dünya, Türk askerinin yenilmez gücünü ve hiç bir millette görülmeyen kahramanlığını bir kere daha anlamış oldu. |
|
|
|
|
|
#92 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #336256 Yer: Gök Kubbe İçinde
Mesaj sayısı: 12,154
Karma etkisi: 129544
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12952933
|
Kurtuluş Savaşı Dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı sonunda yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mutarekesini imzalamak zorunda kaldı. Bu andlaşmanın ardından topraklarımızın büyük bir bölümü düşmanlar tarafından işgal edildi. 10 Ağustos 1920 de imzalanan Sevr andlaşması ile de düşmanlar topraklarımızı kendi aralarında taksim ettiler. Düşmanların amacı, Türk milletini yok etmek ve tarihten silmekti. Dört yandan yurdumuza saldıran düşmanlar, şehirleri kasaba ve köyleri yakıp yıkıyor, işgal ettikleri bölgelerde milletimize her türlü zulüm ve kötülüğü yapıyor, kadın-Erkek, çoluk-çocuk ayırımı yapılmadan insanlar samanlıklara doldurularak diri diri yakılıyor, kundaktaki bebekler ve ak sakallı dedeler süngülenerek vahşice katlediliyordu. Tüyler ürperten ve vicdanları sızlatan bu acımasız cinayetler birbirini takip ediyor, milletimiz tarihinin en karanlık günlerini yaşıyordu. Tarih boyunca zulüm ve haksızlığa uğrayanların daima elinden tutmuş olan Türk milleti şimdi en acımasız metodlarla yok edilmek isteniyordu. Dünya üzerinde birçok devletler ve imparatorluklar kurmuş, daima hür ve bağımsız yaşamış olan büyük milletimiz bu durumu asla kabul edemezdi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Türk milleti, erkek-kadın, genç-ihtiyar el ele vererek mübarek vatanımızı düşmanlardan kurtarmak için büyük bir mücadeleye girişti. Esasen vatanımızı, namus ve şerefimizi korumak için düşmanla savaşmak hem dinimizin emri, hem de milli görevmiz idi. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır: «Sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın..» Anadoluyu işgal eden devletler, modern silahlara ve güçlü ordulara sahipti. Yurdumuzu bunlardan kurtarmak büyük fedâkarlıklara katlanmayı gerektiriyordu. Çünkü milletimiz yıllarca süren savaşlarda yüzbinlerce evlâdını şehit vermiş, çok şey kaybetmişti. Ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen ümidini yitirmemişti. Milleti bu gaye etrafında toplayacak ve topyekün harekete geçirecek bir öndere ihtiyaç vardı. İşte milletimiz, yurdumuzu düşmanlardan temizlemek ve maruz kaldığı insanlık dışı muamelelerden kurtarmak için Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde bir ölüm-kalım mücadelesi olan Kurtuluş Savaşını başlattı. Düşmanlar, askerlerinin çokluğuna ve modern silahlarına güveniyorlardı. Oysa Türk milleti her ne pahasına olursa olsun vatanı düşman işgalinden kurtarmaya kararlı idi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Bu uğurda canından daha değerli bildiği mübarek vatanını düşmandan temizlemek için her türlü güçlüğe katlandı. Çünkü O, vatan sevgisinin imandan olduğuna yürekten inanıyor, vatan olmayınca din, namus ve şerefin korunamıyacağını çok iyi biliyordu. Galip geleceğine de inancı tamdı. Çünkü Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de: «Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın, eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz» buyurarak sağlam bir inançla savaşanların üstün geleceğini bildirmiştir. Vatanına, bayrağına, mukaddesatına, namus ve şerefine hiçbir zaman toz kondurmamış olan Türk milleti, elbetteki bunlara kirli ellerini sürmek isteyenlere izin veremezdi. Her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanan mübarek vatan topraklarının çiğnenmesine razı olamaz, kendi yurdunda esir edilemezdi. Kurtuluş savaşı, toprakları işgal edilen, zulüm ve haksızlığa uğrayan milletimizin zalimlere karşı yaptığı bir ölüm-kalım mücadelesidir. Milletimiz bu haklı mücadelede Allah'ın yardımı ile kendisinden kat kat üstün düşman kuvvetlerini dize getirmiştir. Bu savaşta önce Anadolunun doğu ve güney bölgeleri düşmandan temizlendi. İngilizlerin desteğinde Batı Anadoluyu işgal eden Yunanlılara karşı Türk ordusu 26 Ağustos 1922 günü sabah saat 05.30 da büyük bir taarruz başlattı. Yunanlılar çok sağlam savunma hatları yapmışlardı. Türkler ne kadar hucüm ederse etsin bu güçlü savunma hatlarını asla aşamıyacaklarından emindiler. O günlerde bu mevzileri gezen yüksek rütbeli bir İngiliz subayı şöyle demişti: "Türkler bu mevzileri altı ayda aşabilirlerse, altı saatte aşmış gibi övünebilirler." Gerçekten bu mevziler onlara göre çok sağlam yapılmıştı ama Türk askerinin şahlanışı ve yenilmez gücü karşısında dayanacak durumda değildi. Nitekim Türk ordusu aşılmaz sanılan mevzileri kısa zamanda aştı, düşman birlikleri her taraftan sarıldı. Nihayet 30 Ağustosta sabahın erken saatlerinde müthiş bir meydan savaşı başladı. Akşama kadar devam eden çarpışmalar sonunda düşman ordusunun büyük bir kısmı yok edildi. Binlerce düşman askeri esir alındı. Düşman birliklerinin başkomutanı da esirler arasında idi. 30 ağustos, Türk ordusunun en büyük zaferlerinden birini daha kazandığı bir gündür. İzmir yönüne doğru kaçan düşman birlikleri süratle takip edildi. Bir sel gibi İzmir'e doğru akan Türk orduları 9 Eylül günü İzmir'e ulaştı ve düşmanı denize döktü. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Böylece Anadolu'yu yakıp yıkan, ve kana bulayan zalim ve acımasız düşmana hak ettiği ceza verilmiş, topraklarımız düşmandan temizlenmiş oldu. Ordularımızın bu büyük başarısı karşısında düşmanlar ateşkes anlaşması yapmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya mütarekesi imzalandı. 24 Temmuz 1923 te İsviçrenin Lozan şehrinde imzalanan Lozan Barış Andlaşması ile de ülkemizin sınırları çizildi. Böylece Birinci Dünya savaşı sonunda parçalanan Osmanlı imparatorluğunun yerine hür ve bağımsız yeni bir Türk devleti olan "Türkiye Cumhuriyeti" doğdu. Bu savaş, düşman işgali altında ezilen diğer müslüman milletlerin kurtuluşu için de ümid ışığı olmuştur. Kurtuluş savaşı önce Allah'ın yardımı, sonra da çok değerli komutanların idaresinde vatanı için ölümü göze alan Mehmetçiğin sarsılmaz inancı ve kahramanca çarpışması sonucunda kazanılmıştır. Bu savaşın kazanılmasında cephe gerisindeki sivil halkın ve özellikle kadınlarımızın yaptığı hizmetleri ve gösterdiği büyük fedâkârlıkları da asla unutmamak lâzımdır. Cephede savaşan askerimize silâh ve cephaneler çoğunlukla kağnılarla taşınıyor, bu kağnıları ise kadınlar idare ediyordu. Bu hizmet o günkü şartlarda büyük zorluklarla yürütülüyordu. Bir görgü tanığı şöyle anlatıyor: Çerkeş önlerinde kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rastladık. Biz soğuktan titrerken tek yorganını da arabaya örten bir ninenin çıplak ayaklarla karları çeğnediğini görünce içim sızladı. Arkasında peştemale sarılmış bir çocuk vardı. - "Üşümezmisin sen nine? Bak çocuk donacak,yorganı onun üzerine örtsene," diye işaret ettim. Nine şu cevabı verdi: -"Kar sepeliyor, millet malıdır, nem kapmasın evlâdım". Vatanını hem kendi canından, hem de biricik yavrusundan çok düşünen bu fedâkâr Türk anası, tek yorganını soğuktan titreyen çocuğuna sarmamış, cephaneler ıslanmasın diye arabanın üstüne örtmüş ve sırtında taşıdığı küçük yavrusu ile kışın dondurucu soğuğunda cepheye silah yetiştirmiştir. Bu olay sayısız fedâkârlık örneklerinden sadece biridir. Kurtuluş savaşında her türlü fedâkârlığı gösteren, kanları ve canları pahasına bizlere mübarek vatanımızı emanet edenlere çok şey borçluyuz. Kaynak |
|
|
|
|
|
#93 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #336256 Yer: Gök Kubbe İçinde
Mesaj sayısı: 12,154
Karma etkisi: 129544
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12952933
|
NAMAZLARDA OKUNAN DUALAR Sübhâneke: Namazlarda ayakta iken okunur. Okunduğu yerler: 1) Her namazın ilk rek'atinde iftitah tekbirinden sonra, 2) İkindi namazının sünnetinde üçüncü rek'ate kalkınca fatihadan önce, 3) Yatsı namazının ilk sünnetinde üçüncü rek'ate kalkınca fatihadan önce, 4) Teravih namazı dört rek'atte bir selâm verilerek kılınıyorsa üçüncü rek'ate kalkıldığı zaman fatihadan önce. 5) Cenaze namazında birinci tekbirden sonra. SÜBHANEKE'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük) ve lâ ilâhe ğayrük. Anlamı: Allahım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka tanrı yoktur. NOT: Parantez içindeki "Ve celle senâük" cümlesi cenaze namazında okunur. Ettehiyyâtü: Okunduğu Yerler: Namazların her oturuşunda okunur. ETTEHİYATÜ'NÜN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasülüh. Anlamı: Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a dır. Ey Peygamber! Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selâm bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka tanrı yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O'nun kulu ve Peygamberidir. Allâhümme Salli ve Allâhümme Barik: Okundukları Yerler: 1) Bütün namazların son oturuşlarında Ettehiyyatü'den sonra, 2) İkindi namazının sünneti ile Yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehiyyatü'den sonra, 3) Dört rekatta bir selâm verilerek kılınan Teravih namazının ikinci rek'atının sonundaki oturuşta "Ettehiyyatü"den sonra, 4) Cenaze namazında ikinci tekbirden sonra. SALLİ VE BARİK'İN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim. İnneke hamidün mecîd. Anlamı: Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin. ALLAHÜMME BARİK'İN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahîm. İnneke hamidün mecîd. Anlamı: Allahım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye lâyık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin. Rabbenâ âtina ve Rabbenâğfirli: Okundukları Yerler: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 1) Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme barikten sonra, 2) Kunut duasını bilmeyen vitir namazında onun yerine "Rabbenâ âtina" ayetini okuyabilir. 3) Cenaze namazında üçüncü tekbirden sonra okunacak duaları bilmeyen bunların yerine yine "Rabbenâ âtina" ayetini dua niyetiyle okuyabilir. RABBENA'NIN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Rabbenâ âtinâ fid'dünyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn. Anlamı: Allahım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru. RABBENÂĞFİRLÎ'İN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü'minine yevme yekûmü'l-hisâb. Anlamı: Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü'minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla. Kunut Duaları: Vitir namazının üçüncü rek'atinde fatiha ve sûre okunduktan sonra eller yukarı kaldırılıp tekbir alınır ve eller tekrar bağlanınca kunut duaları okunur. KUNUT DUALARI'NIN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Allâhümme innâ nesteînüke ve nestağfirüke ve nestehdik. Ve nü'minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsni aleykel-hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük. Allâhümme iyyâke na'büdü ve leke nüsalli ve nescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık. Anlamı: Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız. Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır. Kaynak |
|
|
|
|
|
#94 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #336256 Yer: Gök Kubbe İçinde
Mesaj sayısı: 12,154
Karma etkisi: 129544
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12952933
|
NAMAZLARDA OKUNAN BAZI SÛRELER Fatiha Sûresi: Namazda ayakta iken okunur. FATİHA SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Elhamdü lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtallezîne en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn. Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir. Fil Sûresi: Bu ve bundan sonra gelen sûreler, namazlarda ayakta iken ve fatihadan sonra okunur. FİL SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Elem tera keyfe fe'ale rabbüke biashâbilfîl. Elem yec'al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece'alehüm ke'asfin me'kûl. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Anlamı: (Ey Muhammed! Kâbe'yi yıkmaya gelen) Fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı. Kurayş Sûresi: KUREYŞ SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Li'î lâfi Kurayş'in. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya'büdû rabbe hâzelbeyt. Ellezî et'amehüm min cû'in ve âmenehüm min havf. Anlamı: Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe'nin Rabbine kulluk etsinler. Mâun Sûresi: MAUN SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Era'eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu'ulyetîm. Ve lâ yehüddü alâ ta'âmilmiskîn. Feveylün lilmüsallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. Ellezîne hüm yürâûne. Ve yemne'ûnelmâ'ûn. Anlamı: (Ey Muhammed!) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler. Kevser Sûresi: KEVSER SURESİ'İN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: İnnâ a'taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel'ebter. Anlamı: (Ey Muhammed!) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir. Kâfirûn Sûresi: KÂFİRÛN SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Kul yâ eyyühel kâfirûn. Lâ a'büdü mâ ta'büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a'büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a'büd. Leküm dînüküm veliye dîn. Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır. Nasr Sûresi: NASR SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ. Anlamı: (Ey Muhammed!) Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O'ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri dâima kabul edendir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=488919 Tebbet Sûresi: TEBBET SURESİ'İN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ eğnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyeslâ nâren zâte leheb. Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cî dihâ hablün min mesed. Anlamı: Ebû Leheb'in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır. İhlas Sûresi: İHLAS SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad. Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O'na denk değildir. Felak Sûresi: FELAK SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Kul e'ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased. Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım. Nâs Sûresi: NÂS SURESİ'NİN ARAPÇASI İÇİN Okunuşu: Kul e'ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs. Anlamı: (Ey Muhammed!) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah'a sığınırım. Kaynak Kaynak gösteriminde bazen Diyanet sitesinden dolayı problemler olabiliyor Kod:
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/basiliyayin/weboku.asp?sayfa=160&yid=2 |
|
|
|
|
|
#95 | |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #336256 Yer: Gök Kubbe İçinde
Mesaj sayısı: 12,154
Karma etkisi: 129544
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12952933
|
Alıntı:
Cumhuriyet öncesinde sadece hanedan mensubu kadınlara tanınan ve eşlerini derhal boşamalarını sağlayan "ismet hakkı" denen bir hak vardı. Medeni Kanun'daki son değişiklikler, bana eski zamanların bazı özel evlilik sözleşmelerinde geçen ve bugün pek bilinmeyen bir hukuki kavramı, ‘‘ismet hakkı’’nı hatırlattı: Bu, sadece hanedan mensubu olan kadınlara tanınan ve kocalarını istedikleri an boşayabilmelerini sağlayan bir haktı. Cumhuriyet öncesinde karısı tarafından ‘‘ismet hakkı’’ kullanılarak boşanan son erkek, Başbakan Bülent Ecevit'in büyük eniştesi İsmail Hakkı Bey'di. Sultan Vahideddin'in kızı Ulviye Sultan'la evli olan İsmail Hakkı Bey, karısı tarafından 1922'nin 22 Haziran'ında ‘‘ismet hakkı’’yla boşandı. Kaynak Kadın erkeği boşayabilir mi boşarsa mehir ödemek zorundamıdır. KADININ BOŞANMA HAKKI Ailede her iki tarafında birbirine gereken sevgi ve saygıyı göstermesi lazımdır. Evliliğin devamını sadece bir taraf ister diğer taraf istemezse o evlilik devam etmez. Evliliği erkek sona erdirirse buna “talak” denir. Kadın sona erdirirse buna da “iftida” denir. Allah kadına da boşama yetkisi tanımıştır. Bunu şu ayette bildirmiştir: Bakara 229: O talak iki keredir. (Yani talak suresinde anlatılan boşama sistemi) Ondan sonrası ya güzellikle tutmak ya da güzellikle serbest bırakmaktır. (Boşadığınız zaman) kadınlara verdiklerinizden hiçbir şeyi almanız size helal değildir. Ancak kadın ve erkek Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından korkarlarsa o zaman alabilirsiniz. (Ey Müslümanlar) Bu karı-kocanın Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacağından siz de korkarsanız bilin ki, kadının fidye vererek kendisini kurtarmasında ikisine de bir günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Onları aşmayın. Kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, işte onlar zalimlerdir Bu ayette ‘talak’ fiilinin faili erkek, ‘iftedet’ fiilinin faili de kadındır. Bunun için talak erkeğin boşama yetkisi, ‘iftida’ da kadının boşama yetkisidir. Yani talakta kararı erkek verir, iftidada son kararı kadın verir. Evliliğin yürümeyeceği endişesine kapılan kadın, durumu yetkililere bildirir. Yetkililer;(kadı,müftü) hakemler, mahkeme, aile büyükleri gibi çeşitli etkin kişiler veya makamlar olabilir. Kadın bu yetkililere iftida için; ‘kocamı sevmiyorum’, ‘kocam beni dövüyor’, ‘inanç farklılığımız var’… gibi herhangi bir nedenle başvurabilir. Bu durumda yetkililer, Nisa suresinin 35. ayetine göre davranmak zorundadırlar. 4. Nisa 35: Eğer karı-kocanın aralarının ayrılmasından korkuyorsanız, bir tane erkeğin ailesinden, bir tane de kadının ailesinden hakem gönderin. Eğer bunlar arayı düzeltme iradesi gösterirlerse Allah onların aralarını uyuşturur. Bu hakemler kadına iftidâ yetkisi verirler. Kadın, ayrılmaya karar verirse, kocasından aldığı mehir, hediye vb. gibi malları geri verir. Bunlardan ne kadarının geri verileceğine yetkililer karar verirler. Kocanın suçu yoksa tamamını geri vermesi gerekir. Kocanın suçu varsa kadın sembolik bir mal verir. (İftida yaptığı için) Bazen erkek, karısından mal alabilmek için karısını iftidaya çeşitli yollarla mecbur bırakabilir. (İftira, psikolojik baskı vs.) Erkeğin böyle yapmak istemesinin nedeni talak yoluyla boşamada kadından mal alamayacak olmasıdır. Çünkü talakta erkek kesinlikle kadından mal alamaz. Bu Nisa suresinde kesin bir ifadeyle yasaklanmıştır: “Eşinizi bırakıp bir başkasıyla evlenmek istediğinizde ona kantar dolusu mal verseniz bile ondan hiçbir şey almayın. İftirada bulunarak ve büyük bir günaha girerek mi alacaksınız? Birbirinizle kaynaşmışken ve onlar sizden sağlam bir söz almışken bunu nasıl alacaksınız?” ( Nisa 20-21) Böyle bir su-i istimal olmaması için Allah teala devreye yetkili kişilerin girmesini ister. Yetkili makam mahkemedir. Mahkemenin olmadığı yerde hakeme(kadı,müftü) başvurulur. Mahkeme de işi hakeme havâle edebilir. Yetkililer erkeği suçlu görürler ve böyle bir su-i istimal tespit ederlerse yine ayrılmaya karar verirler ama kadının erkeğe mal vermesine mani olurlar. Böyle bir durumda boşanma talebi kadından geldiği için erkeğe sembolik bir mal verir. Mesela Hz. Osman iftida yapan bir kadını bir küpeyle kocasından ayırmıştır. Bu hüküm kocanın suçlu olduğu durumda böyledir. Mahkeme (veya hakemler) kocada bir suç bulamazlarsa kadın iftida yaptığı için önceden kocasından aldığı tüm malını (mehir, hediye vs.) geri verir. Kaynak |
|
|
|
|
|
|
#96 | |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #336256 Yer: Gök Kubbe İçinde
Mesaj sayısı: 12,154
Karma etkisi: 129544
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 12952933
|
Alıntı:
Valla sevgili kardeşim bildiklerim dahilinde googleden bulabildiğim cevapları paylaştım.. Diğer konularda her ne kadar tefsir,kelam okuduysam ,ilim ve fıkıh okumadım.O yüzden googledeki cevapların doğru olup olmadığı konusunda bilgimde yok.. Googleden alacağım cevap ola ki yanlışsa amel edeceğin o fetvadan dolayı ben vebal altında kalırım ![]() |
|
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İhlas Suresi'nden Etkilenip Müslüman Oldu | Gül'ce | Çöp Kutusu | 12 | 30-04-2011 10:41 |
| Hoollywood'da 'Terörist Müslüman' | blackpixie | Sinema | 0 | 30-06-2010 18:34 |
| Bu Fetvayı Kimden Aldın Müslüman (Tavsiye) | ihvan | Genel | 2 | 09-08-2006 17:46 |
| Ali34 | Bilim ve Teknik | 9 | 23-04-2006 00:39 | |
| Göğüsleri açık müslüman kadınlar : zekeriya beyaz bu adamın akli dengesi yerindemi ? | Teğmen | Güncel | 21 | 16-04-2006 01:11 |
|
|
