Sahte mollalarla Hahamların Kontrollü Savaş Senaryosu (Türkiye Yine Sorun!)http://www.irantehlikesi.com/wp-content/uploads/2012/01/iran-israil3.jpg 2005 yılında; Ortadoğu'da İran ile İsrail arasında savaş senaryoları yazıldı çizldi 6 yıl geçti. Birileri bu tuzağa yürüyor. Bu savaşın sonunda İran sınırlarını korurken, sahte mollalar rejimlerinin altyapısını güçlendirecek;
Konu el zaru tarafından açılmış, 673 kişi tarafından görüntülenip, 18 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Sahte mollalarla Hahamların Kontrollü Savaş Senaryosu (Türkiye Yine Sorun!) konusundaki toplam yorum: 18, okunma sayısı: 673. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
![]() 2005 yılında; Ortadoğu'da İran ile İsrail arasında savaş senaryoları yazıldı çizldi 6 yıl geçti. Birileri bu tuzağa yürüyor. Bu savaşın sonunda İran sınırlarını korurken, sahte mollalar rejimlerinin altyapısını güçlendirecek; batı silah ve nükleer pazarını palazlandıracak; İsrail sınırlarını genişletecek ve Türkiye küçülecektir. Kudüs'le İran İşbirliği Yaptığında Anadolu'da Haçlıların Karşısında Yine Türkler Vardı Böyle bir ortamda; Türkiye'nin bekaası için güvenlik kurmaylarının "komplo teorisi" yaftasına aldırmadan, olasılık matrikslerine en sıradışı olasılıkları bile yerleştirmeleri ve bu olasılıklara karşı hazırlıklı olmaları şart. Hele bu "sıradışı" olasılıkların; tarihte bir benzeri gerçekleşmiş ve mevcut şartlarda teorik bir gerçekliği mevcutsa! Ortadoğu'daki gelişmeleri; sinema ekranında üzerimize doğru gelen trenin gerilimini hissederek fakat "nasılsa tren ekrandan çıkamaz" şeklinde bırakmak istemediğimiz sahte bir güvenle seyrediyoruz. Bu arada; düşünsel altyapımıza, "ABD Suriye'ye saldırmaya hazırlanıyor", "ABD İran"'a saldırmaya hazırlanıyor" şeklinde cümlelerle serilen kurguda; ABD'nin saldırı hazırlıkları sırasında aynı zamanda Türkiye'nin çevresini askeri ve lojistik olarak güçlendirdiği gerçeği perdeleniyor. Olay gittikçe daha fazla farkına varan kitlelerin tedirginliği arttıkça; bir yandan bu kitlelerin tedirginliğini siyasi rant yapmak için sahte kulvarlar hazırlayanlar çoğalıyor; bir yandan da artık verilen uyuşturucu söylemi kabul etmeyen bünyeye kontra söylemler üzerinden yeni düşünsel dinamikler biçiliyor. Sahneye sürülen yeni "Anti-Amerikancılık" modasını bu bakış açısı ile Jeo-Kritik'in diğer yazısında ele alacağız. Tezin de, anti-tezin de bu kadar manipülasyona açık hale geldiği bir ortamda; Türkiye'nin güvenlik bürokrasisinin gözünde, geleceğe yönelik bir olasılık setinin ağırlığını arttırırken; diğerlerini düşürmek ve hatta "komplo teorisi" olarak marjinalize etmek olduğunu görüyoruz. "Müttefik" bildiklerimizin "esas" niyetlerinin, "komplo" diye küçümsenen olasılık setinin arkasına gizlenmişken; devlet reflekslerimizin sahte/perde bir olasılık seti üzerinden kurgulanarak; Türkiye'yi tuzağa düşürecek tarihsel mizansenlerin yaratılması ciddi bir tehdit olarak karşımıza duruyor. Aşağıdaki analiz; bu mantık çerçevesinde; önümüze bir "İran-Suriye cephesi"; Anglosakson-Siyonist" cepheye karşı olarak sunulan Ortadoğu senaryosuna farklı bir bakış açısı getirmeye çalışıyor ve "Ya AngloSakson/Siyonist cephe İran ile kontrollü savaş senaryosu üzerinde uzlaşma sağlandıysa" gibi; ilk bakışta hayli tartışmalı bir soru ile başlıyor. Bu gerçeği "komplo" olarak çamurlamak konusunda cevval olanlara tedbiren baştan vurgulayalım: Herhangi bir tezi derinleştirmeden önce; sözkonusu tezin boynundan "saçma" yaftasını çıkarmak gerekir. Eski MİT Müsteşarlarının bile; "ABD'ye karşı savaşmayı" "hastalıklı düşünce" olarak nitelendirdiği; Medyanın bir "medeniyet" yaygarası peşinde koca bir "AB Pravdasına" dönüştüğü bir ortamda, alternatif düşüncenin "saçma" olarak nitelendirilmesi için zeka değil, "kaba medya kuvveti" yeterli olmaktadır. Bunun için sözkonusu tezi oluşturan alt unsurları en az üç temel zemin üzerinden meşrulaştırmak şarttır. İşte bizde; "İsrail ile İran arasında bir kontrollü savaş senaryosunun" gündemde olabileceğini; olası bir doğru olarak üç meşruiyet zemini üzerinden ortaya koyacağız. Kanıtsal meşruiyeti ise ancak zaman sağlayabilir. "İran gibi "İslami" bir ülkenin; İsrail gibi "can düşmanı" "Yahudi" bir ülke ile işbirliği yapacağını düşünmek saçmalıktır" diyebilecek olanlardan başlamak lazım. Öncelikle; yukarıdaki cümle, bir ders kitabı için mantıklı önermeler içeriyor olabilir fakat belli ve tehlikeli önyargılar içermektedir. İran; İslami bir ülkedir ama "Şii" bir ülke olup; Şii'lik İslam içerisinde çeşitli ezoterik/batini kolları ile hayli farklı bir konumdadır. İsrail'in İran'la "can düşmanı" olduğu gibi kavramlar; uluslararası politikaya, medyatik bir analiz düzeyi ile yaklaşımı ve dolayısı ile; ülkelerin resmi duruşları ile, o ülkeleri yöneten çeşitli alt odak ve akımların, karşı ülkenin alt odak ve akımları ile elit etkileşim/işbirliği/çatışma mekanizmalarını gözardı eden hayli steril bir dış politika yaklaşımıdır. Bu yaklaşım; incelenecek ülkeler; ABD gibi bir kabuk devlete dönüşmüş ve içinde çok çeşitli güç koalisyonlarının cirit attığı bir yapı sözkonusu olduğunda daha da yüzeysel kalmaktadır. Dolayısı ile; "Yahudi" İsrail'in; "Müslüman" İran'la işbirliği yapmayacağı tezi belli yüzeysel varsayımları gerektirir ki; bu analiz bu varsayımları reddetmektedir. Çünkü tarihte; klasik bakış açısı ile birbirlerine düşman gözüken yapıların; hem de Ortadoğu'da, hem de "düşman" dini anlayışların merkezinde olsalar bile işbirliği yaptığı mevcuttur. İşte size bir tarihsel meşruiyet zemini... Şii'lik bünyesinde çok farklı kollar barınmakta olup; İslam'ın diğer kolları tarafından ciddi suçlamalara maruz kalmaktadırlar. Bu basit bir mezhep ayrılığından öte ayrışmalara denk düşmektedir. Örnek olarak El-Kaide'nin ideologlarından, Bin Ladin'in yakın arkadaşı ve Suudi Arabistan sorumlusu Yusuf El-Ayeri; ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra Haziran 2003'te yayınlanan "Bağdat'ın Düşmesinden Sonra Irak ve Arap Yarımadasının Geleceği" isimli kitabının basımından üç ay sonra Suudi güvenlik birimlerince öldürülmüştür. Ayeri'nin özelliği; Şiileri, "Haçlılar ve Siyonistlerle İşbirliği" ve onların beşinci kol faaliyetlerini yürütmekle suçlamaktır. Irak'taki direnişe destek veren Ebu Musab El-Zerkavi'de; Şiiler için "çok tanrılı" gibi ifadeler kullanmakla kalmayıp; Sistani için "Yahudi dönmesi" ifadesini kullanmıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 Şii'liği; İslam mezhepleri arasında bu tarz suçlamalara konu eden yapısı; özellikle bazı kollarının ezoterik yapısıdır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 İmamlık müessesisinin; Tanrı ile kul arasındaki konumunun; Yahudilikte Hahamlık, Hristiyanlıkta İsa Mesih müessesesi ile gösterdiği benzerliklerden tutun da, kayıp imam mevzuunun ve tekrar dünyaya geri döneceği beklentisine kadar bir çok alt başlık; Şiiliğin özellikle bazı ezoterik kollarının; Yahudilik ve Hristiyanlığın ezoterik yorumları ile benzer inanç zeminlerine ve dinamiklerine hizmet edebileceği yolundaki yorumlara/eleştirilere bir haklılık zemini kazandırmaktadır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 Hele Şiiliğin bir kolu vardır ki; İsmailliye diye anılan bu tarikat, zamanında, neredeyse tarihsel bir kült figüre dönüşen Hasan Sabah'ın liderliğinde İran merkezli bir devlet bile kurmuştur. Hasan Sabah; müridlerini haşhaş yolu ile etkileyip, suikast misyonlarına yollamış ve İngilizce'de suikastçi anlamına gelen "assassin" kelimesi, "haşhaşin" kelimesinden ve Hasan Sabah'ın bu uygulamasından türemiştir. Bugün hala varlığını sürdüren ve kendilerini İsmaililer olarak tanımlayan bu mezhebin en son imamı bildiğiniz "imamlardan" değil. Kendisi, babası, oğulları, kızı ve amcaları ile Batı'nın üst düzey aristokrat okullarında eğitim görmüş tam bir burjuva. Hz. Muhammed'in soyundan geldiğini iddia eden İsmaililerin bu 49. imamının'nın dedesi BM'nin öncüsü sayılan Devletler Liginin Başkanlığını; babası Aly Khan Pakistan'ın BM Büyükelçiliğini; amcası Sadruddin Aga Khan BM Mülteci Komiserliğini ve ilginç bir şekilde BM'nin Irak-Türkiye sınır bölgeleri Temsilciliğini yapmış. "İmam" Aga Khan'ın kardeşi "Prens" Amyn; abisi gibi Harvard'dan mezun olduktan sonra BM Sekreteryası bünyesindeki Sosyal ve Ekonomik İşler bölümünde çalışıyor ve bünyede İmamlığa bağlı sosyal kurumların çalışmaları ile ilgileniyor. Yine Harvard'dan mezun olan en büyük oğlu, Williams'dan mezun olan küçük oğlu ve yine Harvard'dan mezun olan kızı Prens Zahra' da İmamlığın "Aga Khan Kalkınma Ağı" verilen sosyal kurumları ile ilgileniyorlar. Kısacası; tam bir aristokrat imamlık müessesesi ile karşı karşıyayız. Bugün hayli aristokrat bir yapıya bürünün bu Şii tarikatın gerçekleştirdiği çalışmaların merkezinin Londra olduğunu da notlarımıza ekleyelim. İsmailiye tarikatının zamanında kimlerle işbirliği yaptığı analizimiz açısından önemli. Bu Şii tarikatını; tarihte; işe Kudüs'teki Tapınağı korumakla başlayıp, başlı başına bir küresel çeteye dönüşen Tapınak Şovalyeleri tarikatı ile işbirliği yaparken görüyoruz. Tapınak Şovalyeleri'nin sembol iki rengi olan kırmızı ve beyaz ile Hasan Sabah'ın tarikatının renklerinin benzer olması gibi "tesadüf" ile açıklanabilecek ayrıntılara değinmiyoruz bile. Tarih kayıtları; Tapınak Şovalyeleri ile Hasan Sabah arasında çeşitli dönemlerde işbirliği yaşandığını gösteriyor ve hatta; daha sonra, yolda çıktıkları gerekçesi ile yargılanan ve infaz edilen tapınakçıların; "Hasan Sabah'ın tarikatının etkisine girme ve onların 'şeytan tanrısına' tapıp, onlara hizmet etmekle" suçlandıklarını bile görüyoruz. Bu tarihsel işbirliği kesitinin dikkat çekici bir özelliği de var : Biri "Musevi-Hristiyan", diğeri "İslam" kökenli bu iki tarikatın işbirliği zemini; Selçuklu Türklerinin bölgelerinde ikisi için de tehdit olduğu dönemlerde yoğunlaşıyor. Dolayısı ile tarihten bir örnek bize İran merkezli "derin" yapılar ile Kudüs merkezli "derin" yapıların işbirliğinin; hem de bir Türk devletine karşı işbirliğinin somut bir örneğini sunuyor. ABD'nin İran'ı; İran'ın ABD'yi kamuoyu önünde "şeytan" ilan etmesi yeni değildir; şeytanların sahne arkasında, dünya milletleri aleyhine pazarlık yapması da. Bu kuşkucu yaklaşımı daha yapıcı bir noktaya çekip AngloSakson/Siyonist Cephe'nin "derin" İran ile aşağıdaki temel hatlara ait bir senaryo üzerinde anlaştığını simule edelim : 1) Savaş; İran toprakları üzerinde sınırlı (bir kaç nükleer santrali yokeden hava akımları, tesis bombalamaları, v.s.) olarak gerçekleşir. Savaş sonunda İran'ın toprak bütünlüğü korunur. 2) Savaşın başlangıcı ve ağırlık merkezi Irak'tır. 3) Kerkük üzerinden; NATO merkezli bir senaryo ile Irak'a çekilen Türkiye; yaratılan kaosta arada kalır ve müttefiklik refleksi ile yanında yeraldığı AngloSakson/Siyonist cephe için; İran'a karşı tampon bölge/savaş gücü olarak rolünü üstlenir. 4) Savaş ortamı; İran'ın mollarına, liberallere karşı kaybettikleri toplumsal zemini, "Batı karşıtlığı" , "Milliyetçilik" üzerinden yeniden kazanma imkanı tanır 5) ABD yaratılan ortamda iyice batağa girer ve ABD toplumunda büyüyen çatlağı durdurmanın ve sistemi yasal altyapısı hazırlanan polis devleti moduna geçirmenin meşru zeminleri hazırlanır. Mevcut kadrolar; iktidar aygıları üzerindeki hakimiyetlerini bu zeminde daha da derinleştirir. 6) Savaş; Irak'tan bir Şii ve bir de Kürt devleti çıkmasının "de facto" şartlarını hazırlar. İsrail'in kontrolünde bir kürdistan; İran'ın kontrolünde de bir Şii Cumhuriyeti kurulur. 7) Bombalanan altyapılar, yenilenmesi gereken silah stokları, yeniden ve daha hızlı inşa edilmesi gereken nükleer tesisler; arka planda yeni karlar, yeni komisyonlar demektir ve tabi bunları savaşlarda katlolan "kahraman" milletler değil; bu milletleri sahaya süren şeytanlar kazanır. 8) İran; "şeytana" karşı savaşmış, yenilmemiş olarak; temsil ettiği Şiilik inancı ile İslam dünyası üzerindeki liderlik rolünü pekiştirir ve İslam - Batı medeniyeti arasındaki ayrışma daha da derinleşir. 9) Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu üzerindeki kontrolü iyice zayıflarken; ordusunun stratejik derinliği ve gücü ciddi anlamda zarar görür ve ülke ekonomik olarak kendini toparlayamayacak teslimiyet noktasına çekilir. Düzenleyen el zaru : 28-01-2012 at 19:19. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
Tezin de, anti-tezin de bu kadar manipülasyona açık hale geldiği bir ortamda;
Herhangi bir tezi derinleştirmeden önce; sözkonusu tezin boynundan "saçma" yaftasını çıkarmak gerekir. Eski MİT Müsteşarlarının bile; "ABD'ye karşı savaşmayı" "hastalıklı düşünce" olarak nitelendirdiği; Medyanın bir "medeniyet" yaygarası peşinde koca bir "AB Pravdasına" dönüştüğü bir ortamda, alternatif düşüncenin "saçma" olarak nitelendirilmesi için zeka değil, "kaba medya kuvveti" yeterli olmaktadır. Bunun için sözkonusu tezi oluşturan alt unsurları en az üç temel zemin üzerinden meşrulaştırmak şarttır. Tarihsel Meşruiyet; Pearl Harbour baskınından ABD devletinin önceden haberdar olduğunun belgelerinden, Kennedy'nin Savunma Bakanı McNamara'nın Küba'nın işgalini "meşru" kılmak için hazırladığı "Operation Northwood"' belgelerine kadar bir çok unsur; 11 Eylül'le ilgili teorilerinin tarihsel meşruiyetini oluşturmaktadır.... ABD daha önce savaş çıkarmak için kendi ülkesine saldırılmasına gözyummuştu... Mekanik Meşruiyet; "Arap terörist" olarak gözüken "Bin Ladin"'in Afganistan'ın Sovyetler tarafından işgali döneminde CIA'nin uzantısı olduğu gibi nispeten bilinen bilgilerin aydınlatılmasından öte; Bush ailesinin ve ABD'de yönetimi ele geçiren küresel cuntanın; Bin Ladin ailesi ile ilişkiler ağının deşifre edilmesi ile daha bir güçlendi.. Nedensel Meşruiyet; ABD'nin her geçen gün; ülkesine saldıran Bin Ladin'i unutup, "terörle savaş bahanesi" arkasına saldırarak; kendi emperyalist hedeflerini gerçekleştirmesi ile, "11 Eylül'ü İslamcı teröristler yaptı" tezinin, "11 Eylül; bir terörist saldırıdan çok, ABD'nin başlattığı küresel operasyonun işaret fişeği olarak dünya kamuoyunu ikna operasyonudur" tezinin güçlenmesi ile daha da sağlam bir zemine oturdu... tarihin en şeytani komplosu olarak belleklere kazınan 11 Eylül'ün mimarları bile bazı somut kanıtların ortaya dökülmesini engelleyemediler ve bir-iki sene öncesine kadar bir kaç radikal sitedeki veriden oluşan, "Kuleler kontrollü patlama ile çökertildi", "uçaklar tanker uçaklarıydı", "Pentagon'a çarpan Boeing değildi" gibi iddialar, artık kanıtları ile birlikte ana medyanın gündemine dahi girmeye başladı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 Dolayısı ile 11 Eylül "komplo teorisi"; tarihsel, mekanik ve nedensel meşruiyetten sonra da bir de çok güçlü bir kanıtsal meşruiyet zemini üzerinden farklı bir noktaya geldi. İşte bizde; "İsrail ile İran arasında bir kontrollü savaş senaryosunun" gündemde olabileceğini; olası bir doğru olarak üç meşruiyet zemini üzerinden ortaya koyduk Kanıtsal meşruiyeti ise ancak zaman sağlayabilir. Düzenleyen el zaru : 07-12-2011 at 18:25. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #455093 Yer: Ümraniye
Mesaj sayısı: 675
Karma etkisi: 698
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 69666
|
Şiiler ile Sunniler arasındaki farkın siyah ile beyaz arasındaki fark kadar belirgin olmasına rağmen bunu idrak edemeyip "İran rejimini istiyorlar-İran gibi olmak istiyorlar" diyerekten akla mantığa aykırı düşüncelere kapılanların,el kaide vb örgülerin ismini duyduğunda akla ilk olarak İranı getirenlerin okuması gerken bir yazı.
YAzının ana teması olan - İsrail ve İran'ın işbirliği yapıp kontrollü bir gerilim çıkarttıkları- tezi dışında yazılanların tümü doğru şeyler.Ortada İran'ın birkaç sene içerisinde nükleeer bir güç olma ihtimali var.Bu durum İsrail ile İranın anlaşarak kontrollü bir gerginlik çıkarma ihtimallerini sıfıra indiriyor.İsrail İran'ın nükler güç olmaması için herşeyi yapabilir. Düzenleyen shaytantuyu : 08-12-2011 at 02:06. |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
Yukarıda ortaya koymaya çalıştığımız tezin, "tarihsel meşruiyet" zeminini göstermeye çalıştık. Peki bir de "mekanik meşruiyeti"; yani, bu tarz bir işbirliğinin mevcut dinamikler ve ilişkiler üzerinden mümkün olduğunu gözler önüne serelim.
Bunun için tarihte çok fazla geriye gitmemize gerek yok. Hepimizin hafızalarında hala tazeliğini koruyan İran-Kontra skandalı ile en son Ankara'yı ziyaret edip, "ABD sevilecek, sev" demeçleri veren Douglas Feith arasında bir eksen çizelim. Nasıl mı? ABD'nin siyonist cephesinin Pentagon'daki kilit adamlarından Douglas Feith'in kim olduğunu biliyorsunuz. Fakat hatırlamamız gereken kişi Larry Franklin. Larry Franklin; FBI'ın, Pentagon'dan gizli bilgileri İsrail'e sızdırdığı için suçladığı isim. Harold Rhode ile birlikte Douglas Feith'in ekibinde. Pentagon'un demirbaşı bu iki isim başka neyle suçlanıyor : 2001 yılında Fransa ve İtalya'da Manuçer Gorbanifar'la gizlice görüşmeler yapmakla... Hani şu ortaya çıkınca; Dışişleri Bakanı Powell'ı bile çileden çıkaran ve Savunma Bakanı'ndan açıklama yapmasını istemesine neden olan gizli zirve. Malum kendisi şu sıralar emekli ve yerini başka bir kuş beyinli (malum şahin olur kendileri); Condoleeza Rice almış durumda. Manuçer Gorbanifar kim? "İran-Kontra" skandalında; İsrail ile İran arasındaki silah trafiğini yöneten; İran yahudisi bir zat. Peki Manuçer Gorbanifar ile Ahmed Çelebi arasındaki ortak özellik ne? Biri Irak'taki uranyumları İran'a satmakla; diğeri İran'a gizli bilgileri aktarmakla suçlanıyor ve ikisi de Pentagon'daki siyonist cephe (Perle, Douglas Feith, Larry Franklin, Harold Rhode gibilerin alt kadroyu oluşturdukları ekip) ile çalışmayı sürdürüyor. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 İran'a casusluk yapmakla suçlanan Ahmed Çelebi ile İsrail'e casusluk yapmakla suçlanan Larry Franklin; savaş öncesinde koparılan "Saddam kitle imha silahları üretiyor" yaygarasının baş mimarlarıydı. Ve tabi bütün bu yaygarayı Londra'dan yönetiyorlardı. Gördüğünüz gibi İsrail-İran arasında silah ticareti yapan bir İran yahudisi ile Pentagon'daki siyonist ekip arasında hiç de gözardı edilemeyecek bir ilişki ağından sözediyoruz. İran'da bu tür silah ticaretini yapacak "derin devlet" aygıtının ne olduğunu belirtmeye gerek duymuyoruz. Vurgulamak istediğimiz; "Mollalar" olarak karikatürize ettiğimiz, İran'ı kontrol eden "derin şebeke" ile; Anglo-Sakson siyonist cephe üzerinde faaliyet gösteren ve Kudüs merkezli Hahamlar Konseyi'nin en üst "Velayeti-Fakih" işlevi gördüğü derin şebeke arasında ilişki/işbirliği kanalları uzun süredir bulunmaktadır. ABD'nin İran'ı; İran'ın ABD'yi kamuoyu önünde "şeytan" ilan etmesi yeni değildir; şeytanların sahne arkasında, dünya milletleri aleyhine pazarlık yapması da. Düzenleyen el zaru : 09-12-2011 at 15:31. |
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
Alıntı:
2)İran Şii devriminden sonra ülkden kaçmak zorunda kalan ve giderken yanına İranın bütün hazinelerini alan Şah'ı okadar paraya rağmen neden müttefiği olan hiçbir batılı ülke kabul etmedi?(ABD ve Fransa sığınma talebini kabul etmeyince Mısır Şah'ın sığınma talebini kabul etti Şah orda öldü, Demekki batılılar için Humeyni Şah'tan daha önemli bir piyondu.Çünki İsrail'e atıp tutuğu kuru sıkılarla İsrail'in batıdaki bunlar bizi denize dökecek propagandasını kuvvetlendirip destek bulmasını sağlıyordu. 3)Azerbaycan-Ermenistan savaşında neden Humeyni'nin Başında olduğu İran Müslüman Azerbaycan yerine kafir Ermenistan'a silah yardımı ve destek sağlamıştır. 4)Irak-İran savaşında Humayni'ye bizzat İsrail silah göndermemişmiydi? (Şeytan İsrail diyen Humeyni'n bu sözü islam aleminde iranın popülaritesini artırmak için kullanılan bir takkiye değilse ve Humeyni İsrailin goyimi değilse ona bu yardımı sözde kendisinin baş düşmanı olan İsrail neden yapsın.Kaldıki ölümü yaklaştığında artık İsrail Şeytan değildir demiştir...) Şiilik bir tür Yahudiliktir.Şiiler her zaman müslümanlarala savaşmıştır asla kafir bir devlete savaş açmamışlardır. Düzenleyen el zaru : 25-12-2011 at 13:02. |
|
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #455093 Yer: Ümraniye
Mesaj sayısı: 675
Karma etkisi: 698
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 69666
|
Alıntı:
Bu arada verdiğin Karabağ savaşı örneği İrandaki molların kafa yapısını ç.ok net gösteriyor.İran sanıldığının aksine İslam ile yönetilen bir ülke değil.Mollalar dış politika sratejileri geliştirirken dini referans olarak almazlar.İran rejimi milliyetçi hatta daha da ötesi faşist bir rejimdir.Bunun en büyük göstergesi Karabağ savaşında ülkesinde yaşayan 20 milyona yakın Azeriler yerine,kendileri gibi Şii Müslüman olan Azeriler yerine Ermenileri desteklemeleridir.Dini referanslarla ülke menfaatleri çeliştiğinde ülke menfaatlerini tercih edip kendi mezheplerinden olan insanların katledilmesine katkı sağlayabiliyorlar. |
|
|
|
|
|
|
#7 | |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
Alıntı:
Düzenleyen el zaru : 08-01-2012 at 12:12. |
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
edit........
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #120383
Mesaj sayısı: 165
Karma etkisi: 569
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 56385
|
şahı mollalar aracılığıyla deviren güçler öyle dillendirildiği gibi mollaların kontrolünü mü kaybetti?
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 benim düşünce ve hissiyatım mollalar büyük biradere hizmet ediyor. bizde de on yıllardır olduğu gibi. iran ve bölge ülkeleri aynı kalıptan çıkma rejimlerdir. hep aynı elin mahsülü. mantalite ve anlayış olarak bölge ülkeleri hep aynı amaca dönük olarak yönetilmiştir... rejimin adı değişir kimisi kendine islam cumhuriyeti der , kimisi laik filan bunlar hep kılıf ve hikaye vesselam... |
|
|
|
|
|
#10 | ||
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #455093 Yer: Ümraniye
Mesaj sayısı: 675
Karma etkisi: 698
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 69666
|
Alıntı:
Yeni yeni birşeyler değişiyor.Tabi büyük biraderlerin değişen şartlara göre pozisyon almakta gecikmedikleride bir gerçek.Zaten aksi olsa büyük diye nitelendirilmezler. Ana konu bağlamında İbrahim Karagül'ün değerlendirmelerini paylaşmak isterim Alıntı:
|
||
|
|
|
|
|
#11 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Feb 2008
Üye numarası: #199953 Yer: altı da bir üstü de birdir ban tuşunun...
Mesaj sayısı: 34,381
Karma etkisi: 103799
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 10376070
|
|
|
|
|
|
|
#12 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Oct 2010
Üye numarası: #495777 Yer: gelecek misin...?
Mesaj sayısı: 4,060
Karma etkisi: 9694
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 968818
|
|
|
|
|
|
|
#13 | |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #455093 Yer: Ümraniye
Mesaj sayısı: 675
Karma etkisi: 698
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 69666
|
Alıntı:
Boldladığım kısmı biraz açmak isterim. İran rejimi bizdeki Kemalizmden etkilendi. Fars milliyetçiliği 1924'ten günümüze kadar İran siyasi yapısını oluşturan en önemli ideolojidir. Nasıl Kemalistler iktidarlarını sürdürebilmek ideolojileri! doğrulusunda halkın üzerinde baskı kurma, halka şekil verme, tahakküm altına alma gereği duyduysa aynı şekilde Fars milliyetçileride benzer uygulamaları İran'da sergilediler. Nasıl Kemalist ideoloji, kitleleri asimile etmeye çalışarak mağdurlar yarattıysa, İran'dada kitleler asimile edilmeye çalışıldı. Fars milliyeçiliğinin ideolojik çalışmalarının en büyük kurbanları Azeri Türkleridir. İran'da 20 milyon Türk asimile edilmeye çalışılıyor.Ülkemdeki ulusalcıların ve büyük Türk milliyetçilerinin İran'da asimile edilmeye çalışılan 20 milyon Türkün çığlığını duymayışlarının sebebi acaba nedir? Laf milliyetçiliğe,ulusal değerlere,Türklüğe geldiğinde mangalda kül bırakmayan vatanseverlerimiz neden İran'da kimlikleri tanınmayan,asimilasyona maruz kalan 20 milyon Azeri Türkü için ses çıkarmıyor-çıkaramıyor? Bunların hepsine ben cevap verebilirim ama cevapları mangalda kül bırakmayanlardan almak istiyorum! İran bir İslam devleti değil faşist bir devlet. İran kendi mezhebinden(Şii) olan milyonları bir avuç Hristiyan Ermeniye sattı. Karabağ savaşında Şii Azeri Türkleri yerine Hristiyan Ermenistan'a büyük destek verdi.Bugün Azerbeycan'da yapılan Fransa protestosunda Sarkozy'nin posterlerinin yanısıra Ahmedinejad'ın posterleri de yakıldı. Düzenleyen shaytantuyu : 30-01-2012 at 18:08. |
|
|
|
|
|
|
#14 | |
|
Banned
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2011
Üye numarası: #552550 Yer: Zaruland
Mesaj sayısı: 61
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9637
|
Alıntı:
ABD’nin Irak’ı olmayan nükleer silahların bahanesi ile işgal ederken, İran’ı bunca nükleer faaliyetine rağmen sadece tehdit ederek puan kazandırması ve Irak’ta İran ile işbirliği yapması manidardır. Irak İşgali ile başlayan süreç sonunda Sünnilerin ülke yönetiminde söz hakkı kalmadı. İran sadece Irak yönetimine nüfuz etmekle yetinmedi, Irak’ta kurduğu terör örgütleri aracılığıyla direniş görüntüsü adı altında Sünnileri tasfiye etti. Açıklanan raporlar, kurulan Şii terör örgütlerinin İsrail’in Filistin’de öldürdüğünden daha fazla Filistinliyi, Irak’taki Filistin mülteci kamplarında öldürdüğünü belirtmektedir. Sadece bu veri bile, Şii terör örgütlerinin kimin safında olduğunu göstermesi açısından çarpıcıdır. Şii terör örgütleri sayesinde kaosun ve zulmün hüküm sürdüğü Irak’ta demografik ve siyasi yapı hızla Sünniler aleyhine değiştirildi. Irak, İran sayesinde işgal edildi Neo-con kanadın şahinlerinden George W. Bush döneminde ABD Savunma Bakanlığı görevini yürüten Donald Rumsfeld, anılarının yer aldığı kitabında özellikle Irak Şiilerinin lideri Ayetullah Sistani’ye 1987 yılından bu yana milyonlarca dolar para yardımı yaptıklarını açıklıyor. Rumsfeld, Sistani’ye yaptıkları milyon dolarlık yardımların karşılığını Irak işgalinde fazlasıyla aldıklarını da belirtiyor. Amerika’nın 2003 Irak İşgali öncesinde, esnasında ve sonrasında Sistani ve Şii dini merciiler ile ilişkilere dair bilgilerin yer aldığı kitapta Rumsfeld, Irak’ta Amerikan işgal güçlerine karşı savaşılmaması için Sistani’nin kendi istekleri doğrultusunda fetva yayınladığını belirtiyor. ABD’nin hiçbir direniş görmeden Irak’a girmesinin arkasında, Sistani’nin fetvasıyla Şiilerin Amerikan ordusuna destek olması yatmaktadır. Unutmamak gerekir ki, Saddam Hüseyin zamanında Şiilere de belli düzeyde yetki veriliyordu. Elinde yetki olan Şiiler yetkilerini kullanarak, yetkisi olmayan Şiiler de işgale direnmeyerek Amerikan ordusuna destek verdi. İşgal sonrası 13 Temmuz 2003′te Irak’ta oluşturulan Geçici Yönetim Konseyi’nin yapısı incelendiğinde de ABD’nin Şiilere olan yakınlığı daha iyi anlaşılır. Irak’ın etnik/dinsel farklılıkları dikkate alınarak oluşturulması beklenen 25 üyesi bulunan Geçici Yönetim Konseyi’nin 13 üyesinin Şii, sadece 5′inin Sünni olması, Irak’ta Şiilere tanınan imtiyazları gözler önüne sermektedir. Yine 9 üyesi bulunan Başkanlık Konseyi de 5 Şii’ye karşılık sadece 2 Sünni üyeden oluşmaktadır. Yıllardır Bağdat rejimi ile mücadele halinde olan Şii gruplar, Saddam’ın devrilmesinden sonra merkezi hükümet üzerinde bir kontrol kurma mücadelesine girmelerine karşın, yüzyıllardır Irak’ın egemen elitini oluşturan Sünnilerin sistemin dışına itildiği görülür. Kukla Irak Hükümeti Başbakanı Şii Nuri el Maliki, koyu bir Şia militanıdır. İran – Irak Savaşı’nda İran cephesinde yer alarak kendi ülkesinin askerlerine kurşun sıkmıştır. Savaş sırasında Irak’a karşı milis gurubun önderliği yürütmüştür. Bu süreçte 500-1000 arası bir milis gücü vardı. İran tarafından her türlü lojistik ve mali desteği almıştır. Savaşın ardından İran’da kurulan bir mülteci kampına sığınmış, 8 yıl İran’da kalmıştır. Irak’ta yayın yapan medya kuruluşlarının sahipleri Bağdat’ta yaşayan İranlılardır. Şii bile olsa asla Iraklıların bu tür stratejik kuruluşlara sahip olmasına izin verilmemektedir. Dünyadaki birçok olaydan haberdar olan Türkiye, Şii medya hegemonyası sebebiyle Irak’ta yaşanan Şia zulmünden habersizdir. Düzenleyen el zaru : 28-01-2012 at 19:22. |
|
|
|
|
|
|
#15 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #455093 Yer: Ümraniye
Mesaj sayısı: 675
Karma etkisi: 698
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 69666
|
1990’lardan sonra İran İslam Devrimi hem dünyada, hem de bizzat İran’da cazibesini ve etkisini kaybetmeye başladı. Mollalar sisteme devlete egemen oldular; ama topluma, gençliğe egemen olamadılar. Aynen bizdeki Kemalizm gibi zoraki marşlara, törenlere, icbari eğitime dayalı bir nesil-gençlik inşa etmeye çalıştılar; sistemi bunun emrine verdiler; ama olmadı. Gelinen noktada, İran İslam rejiminde namaz kılma oranı, dindarlık, hayatını dini esaslara göre yaşama oranı laik, Kemalist Türkiye’nin 1/10’udur. Ama, İslam dünyasının liderliğine aday gösterilen İran’da alkol, uyuşturucu tüketimi, fuhuş ve ahlaksızlık, yüz yıldır kripto ecnebilerin etkinliğindeki Türkiye’nin 10 katıdır. Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar az sayıdaki camiler, az sayıdaki cemaati ile siyasi nutukların atıldığı, dinin siyasallaştırıldığı kurumlar halindedir. Bizzat İran’a gidip orada bir süre yaşayanlar; hatta transit geçenler Şeriatla(!) yönetilen bir toplumun, dünyaya İslam ihraç etmeye çalışan bir rejimin ne kadar kokuşmuş, İslami standartlardan ve yaşamdan uzak olduğunu görecektir. İran rejiminin “İslamcılığı” yönetimde etkin aristokratik, baskıcı küçük bir zümreye münhasır kalmıştır. Bu gün eğer toplumun üzerinden rejimin baskısı ve kontrolü kalksın, İran halkı bir batı ülkesi ile kıyaslanabilecek kadar seküler, bohem bir yaşam tercihi ortaya koyacaktır. İran halkında, şekli bir hâkimiyet kurmaya çalışan Şeriat düzeninden, baskı ile ayakta durmaya çalışan molla egemenliğinden, suni düşmanlıklarla sorgulanması engellenen İslam devriminden ciddi rahatsızlık vardır. Bir önceki yazımızda da değindiğimiz üzere eğer İran ABD-İsrail ile böyle gerilimli şekilde dalaşmazsa, halkını “bütün dünya İran’a düşman”mış gibi motive etmezse, yoğun bir şekilde sorgulanacak ve devrim devrilecektir. İran Devriminin içi boşalmış, özü çürümüş, fonksiyonu bitmiştir. Devrimin sloganlar ve hamaset dışında İran toplumuna verebildiği bir şey yoktur. Hele gençlik, devrim ve onun ideallerinden-hedeflerinden vs tamamen uzak ve kopuktur. Kendi haline bırakılsa, dokunulmasa kısa süre içinde İran devrimi, molla sistemi ciddi sorgulanacak, rejim (İsrail’e-ABD’ye ihtiyaç kalmadan) bizzat halk tarafından yıkılacaktır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=514049 Yusuf Gezgin |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Savaş bulutları ve AKP iktidarının Türkiye ile savaşı! | alpay29 | Siyaset | 2 | 11-09-2011 23:33 |
| Türkiye, rekor kırdı ama... | lorddaedalus | Güncel | 12 | 08-04-2011 00:55 |
| Sahte Rakı Haram mıdır? | +Zafer | Geyik | 13 | 13-11-2008 16:48 |
| Baykal;'pkk Aracılığıyla Türkiye ye Karşı Örgütlü Savaş Yürütülmektedir' | BrieR | Siyaset | 1 | 21-10-2007 18:43 |
| İnternette yine sorun... | YENİÇERİ | Güncel | 0 | 08-02-2006 19:33 |
|
|
