Siyasal HayatMahiyetleri icabı birey ve toplumu yönlendiren ve yö-neten en eski kurumlardan olan din ve siyaset arasındaki ilişki, tarihin çeşitli dönemlerinde çeşitli toplumlarda değişik biçimlerde kendini göstermiştir. Burada, din ve siyaset
Konu TurkishOnlyTurkish tarafından açılmış, 285 kişi tarafından görüntülenip, 1 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Siyasal Hayat konusundaki toplam yorum: 1, okunma sayısı: 285. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2005
Üye numarası: #29690
Mesaj sayısı: 3,834
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 3851796
|
Mahiyetleri icabı birey ve toplumu yönlendiren ve yö-neten en eski kurumlardan olan din ve siyaset arasındaki ilişki, tarihin çeşitli dönemlerinde çeşitli toplumlarda değişik biçimlerde kendini göstermiştir. Burada, din ve siyaset konusu ya da din-devlet ilişkisi konusu bütün ayrıntılarıyla değil, klasik İslâm siyaset anlayışının mahiyetini kavramaya ve günümüzde aktüel olandan hareket-le bir bakış oluşturmaya imkân verecek şekilde genel hatlarıyla ele alınacaktır. Hıristiyan Batı’nın din-siyaset ilişkisi alanındaki tecrübesine de bir mukayese yapabilecek ölçüde yer verilecektir. Önce hıristiyan Batı’da din ve siyaset ilişkileri, ardından müslüman Doğu’da din ve siyaset ilişkilerinin tarihsel süreçteki macerası ana hatlarıyla ortaya konulacak ve son olarak her iki dünyada din ve siyaset ilişkilerinin geldiği noktaya işaret edilecektir.
Din ve siyaset konusunda önce tarihsel tecrübelere yer verilmesi, klasik siyaset teorilerinin pratikle ve sosyopolitik şartlarla sıkı bir ilişki içinde olması, hatta çoğu kere ona göre şekillenmesi gerçeğiyle alâkalı bir durumdur. Son bir-iki yüzyıldır ülkemizde Batı’nın din-devlet ilişkisi tecrübesi örnek alınmaya çalışıldığı için o tecrübenin bilinmesinde yarar vardır. Din-devlet ilişki-leri konusunda Batı-hıristiyan tecrübesinin ve bu tecrü-be etrafında şekillenen siyaset teorilerinin bilinmesi Doğu-müslüman siyaset teorilerinin benzer ve farklı yön-lerin, daha iyi kavranabilmesi için de gereklidir. Günü-müzde Batı siyaset geleneğinin demokrasi, insan hakları, laiklik gibi temel kavram ve teorilerini konu alan zen-gin bir literatür oluştuğu gibi, Batılılaşma sürecini yaşayan ülkelerde de bu yönde farklı temayüller ve fikrî oluşumlar gözlenmektedir. Ancak burada, ayrıntıya giril-meksizin Batı siyaset geleneğinin tarihî süreci ve temel kavramları, ileride yapılacak atıf ve mukayeselere zemin teşkil edecek ölçüde ana hatlarıyla ele alınacaktır. KAYNAK BATI’DA DİN ve SİYASET Avrupa’da devlet ile din, daha doğrusu devlet ile ki-lise arasında yüzyıllar boyu süren gerilimli bir ilişki söz konusu olmuştur. Îsâ’nın, “Sezar’ınkileri Sezar’a; Tanrı’nınkileri de Tanrı’ya verin” meşhur sözü ve hüküm-ranlığın bu dünyada olmadığı şeklindeki ifadesi, Hıris-tiyanlığın, başlangıçta insanların sadece mânevî yönle-rine seslenmek ve o yönden etki etmek, onları doğru yola sevketmek iddiasında olduğu ve onun siyasî ve hukukî bir talebinin bulunmadığı anlamında yorumlanmıştır. Başlangıçta Hıristiyanlık ile Roma arasında bir ikti-dar sorunu çıkmamıştır. Hz. Îsâ’nın havârilerinden St. Pavlus hıristiyanlara, “Herkes, üzerinde egemen olan hükümete tâbi olsun; hükümete karşı gelen Allah’ın dü-zenlemesine karşı gelmiş olur. Hükümdarlar iyi iş yapan-ları değil, kötü iş yapanları korkutucudur. Hükümetten korkmamak istersen, iyi olanı yap! Fakat kötü olanı ya-parsan kork; çünkü kılıcı boş yere taşımıyor” şeklinde öğütler vererek uzlaşmacı ve siyasal iktidarın alanıyla ilgili talep içermeyen bir tavır sergilemişti. Yine Pavlus’a göre, hıristiyan için kötü yönetici işlenen günahların cezasıydı ve itaat edilmesi gerekliydi. Fakat hıristiyan için devlet (imparator) mânevî alanda otorite değildi. Hiçbir dünyevî-siyasal talepte bulunmayan Hıristiyan-lığın ilk yayılış yıllarında, genel olarak başlangıçtan IV. yüzyıla kadar, hıristiyanlar büyük sıkıntı çekmiş ve eziyet görmüşlerdir. Hıristiyanlara yönelik baskı ve işkenceler, özellikle din konularında oldukça tutucu olan Diocletianus’un 303 tarihli İznik fermanıyla büyük bir ivme kazanmıştır. Hıristiyanların toplantılarını yasaklayan, kilise ve kutsal kitapların ortadan kaldı-rılmasını öngören ve hıristiyanların vatandaşlık hakla-rını ellerinden alan hükümler içeren bu ferman “büyük kıyım” döneminin başlangıcı kabul edilmiştir. Bu kıyım döneminden sonra hıristiyanlar, 313 yılında İmparator Constantinus ve Licinius’un birlikte kararlaştırıp ilân ettikleri “Milano Fermanı” (kilise barışı) ile birlikte büyük bir rahatlığa kavuştular. Constantinus 325’te İz-nik’te ilk konsilin toplanmasına da ön ayak olup destek-lemiş ve 330 yılında İstanbul’u Doğu Roma’nın başşehri yapmıştır. Bu tarihlerden itibaren Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda hızla yayılmaya başlamış ve -özellikle Doğu’da- “devlet dini” olma sürecine girmiştir (Sezaro-papizm). Batı’daki hıristiyanların durumu ise, siyasî ve askerî karışıklıklar sebebiyle Doğu’daki kadar iyi olma-mıştır. IV ve V. yüzyıllardaki yabancı istilâları sebebiyle Roma’nın gücü gitgide zayıflıyordu. Hatta bizzat Roma, istilâcı toplulukların liderlerine askerî kumandan unva-nı ve topluluğa da federe niteliği vererek bir anlamda onların varlıklarını meşrûlaştırıyor ve imparatorluk sınırları içinde yerleşmelerini kabul ediyordu. Bu yak-laşım, istilâcı topluluklarla Roma dünyasının önce bir arada yaşamalarının ve sonra kaynaşmalarının başlangıcı-nı teşkil etmiştir. İstilâcı toplulukların hıristiyanlaşması da bu birlikte yaşama ve kaynaşma sü-recinin sonucunda gerçekleşmiştir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=441720 Dinleri sebebiyle çeşitli eziyetlere mâruz kalan hıristiyanlar V. asrın ortalarından itibaren Roma’yı daha da fazla sarsan ve zayıflatan Norman ve Macar istilâları karşısında tepki vermemişler ve dünyanın günahkâr devle-ti olarak gördükleri Batı Roma 476 yılında çökünce hıristiyanlar dinlerini daha rahat yaşayıp yayabilecekleri bir ortama kavuşmayı ummuşlardır. Batı Roma’nın yıkılmasından sonra, Ortaçağ boyunca sürecek olan feodalitenin çekirdeğini oluşturan birtakım küçük krallıklar/siyasî birlikler teşekkül etmeye başla-dı. Bu krallıkların meşruiyet sorunu, kilisenin mânevî otoritesinin tanınması yoluyla çözümlendi. Bundan böyle krallar siyasî alanda hükümran olmakla birlikte, kilise-nin mânevî otoritesini de tanımak zorunda olacaklardı. Böylece siyasal otoritenin yanı sıra kilise de ruhanî-mânevî bir otorite haline gelerek iki ayrı otoritenin varlığı kabul edilmiş, hatta ikincinin birinciye üstün-lüğü belirginleşmiş oluyordu. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=441720 Bu siyasal birliklerin çeşitli nedenlerle zayıflama-sıyla Batı Avrupa’da ortaya çıkan ve yaklaşık olarak IX. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar süren Ortaçağ’ın tipik toplumsal ve siyasal düzeni olan feodal düzen içinde kuvvetli derebeyler karşısında acze düşen kralların pa-palardan yardım istemesi kilise otoritesinin güçlenmesi-ne yol açtı. Otoritesinin güçlenmiş olması kiliseyi ken-dine yeni bir resmî doktrin kurmaya yöneltti. Bu doktri-nin temelini, ruhun bedene üstünlüğü gibi, “ruhanî ikti-darın dünyevî iktidara üstünlüğü” düşüncesi oluşturmak-taydı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=441720 Ruhanî iktidarı temsil eden kilise, Îsâ ile bedenlenmiş kutsal bir kurum idi. Bu kutsal ve dokunulmaz kurumun başı olan papa da doğal olarak ma-sumdu ve açıkladığı şeyler, bütün inananlarını bağlayı-cıydı ve insanî her güç papalığın emirlerine uymak zo-rundaydı. Bu doktrin, kabaca söylenecek olursa, Îsâ’nın tanrılaştırılmasından sonra, kilisenin Îsâ’laştırılması, dolayısıyla Tanrılık güç ve yetkilerine sahip kılınması esasına dayanmaktadır. Böylece Tanrı’nın Îsâ’ya yükledi-ği misyon, kiliseye, dolayısıyla din adamlarına yani ruhban sınıfına yüklenmiştir. Bu misyon Katolik teokra-sinin ayırıcı vasfını teşkil etmektedir ve bu misyon sayesinde dünyevî iktidarı denetleme hakkı seçkin din adamları sınıfına ait olmaktadır. Bu doktrin temellendirilirken St. Paul’un, “iktidarın kaynağının ilâhî olduğu” şeklindeki ifadesiyle St. Augustinus’un “Civitas Dei” (Tanrı Devleti, ilâhî devlet) anlayışından istifade edilmiştir. Vizigotlar’ın Roma’yı ele geçirip yağmalamaları (410) üzerine, imparatorluğun uğradığı felâketleri, Hıristiyanlığın yükselmesine kızan tanrıların intikamına bağlayan paganların suçlamalarına cevaben parça parça yayınladığı Tanrı Devleti adlı ese-rinde St. Augustinus, ilk günahın ürünü olan ve bu yüz-den şeytanî bir kurum sayılması gereken geçici “dünya devleti”nin karşısına “ilâhî devlet”i koydu. Sonraki yüzyıllarda tanrısal devletin kapsamı genişletilerek bu devlet kilise ile özdeşleştirilecektir. İmparatorun oto-ritesi yanında, kilisenin/kilisenin başı olan papanın da bir otoritesi bulunduğu düşüncesi ortaya çıkmış ve Papa I. Gelase’in, V. asırda dinî işlerde piskoposun, dünyevî işlerde imparatorun üstünlüğünü ilân etmesiyle, iki oto-ritenin varlığı bir anlamda tescil edilmiş ve bunların etki ve yetki alanları birbirlerinden ayrılmış oluyordu. Thomas Aquinas’ın Summa Theologica adlı eserinde kili-senin geleneksel tezi etraflıca ele alınmıştır. St. Thomas Tanrı kanunlarının üniversel ve ebedî prensipler olarak siyasal iktidar sahiplerinin uygulayacakları te-mel değişmez prensipler olduğunu ileri sürüyor ve siya-sal iktidarın görevinin adaleti ve ortak yararı gerçek-leştirmek olduğunu söylüyordu. XIII. asrın sonlarından itibaren kilise otoritesi tartışılmaya ve sarsılmaya başladı. Kilisenin sadece mânevî/ruhanî otorite ile yetinmeyerek dünyevî iktida-ra/otoriteye de sahip olma iddiaları zamanla papalarla imparatorların arasını açmıştır. Papa ile imparatorlar arasındaki bu mücadelenin ilk safhasında kilise üstünlük sağlamış, hatta IV. Henri papanın ayaklarına kapanıp af dilemek zorunda kalmıştır. Ancak kilise ile siyasal iktidar arasındaki gizli ça-tışma ve otorite yarışı burada noktalanmadı, aksine daha da derinleşti. Fransa’da ve İngiltere’de saldırgan bir ulusal kralcılık eğilimiyle, keyfî bir Katolik teokrasi-sini karşı karşıya getiren bu çatışma, kilisenin otori-tesinin niceliğini sorgulamayı da hızlandırmış oldu. Bu süreçte, devletin kilisenin etki ve otorite alanından çıkması gerektiğini, kilisenin devlete bağlanmasını ve yarı laik bir sistemi (cesaro-papismus) savunan aydınlar seslerini yükselttiler, bu tezi işleyen çeşitli eserler kaleme alındı. Papa XIII. Leon da dünyevî ve ruhanî kuv-vetlerin ayrılığını ve bunların birbirlerine karşı ba-ğımsız olduklarını kabul etti. Hıristiyan Batı siyaset teorisi ve geleneği ile müslüman Doğu siyaset teorisi arasında derin farklılıklar bulunmakla birlikte bazı noktalarda iki gelenek arasında bazı benzerliklerin bulunduğu da söylenebilir. Meselâ Petrus’a ait olduğu söylenen (Matta, 16/19) çözme ve bağlama hakkı, müslüman siyaset teorisindeki ehlü’l-hal ve’l-akd anlayışını; yine hıristiyanların kilisenin ve onun başı olan papanın konumuna ilişkin anlayışları, fonksiyon açısından Şiî doktrindeki mâsum imam anlayışı-nı ve Sünnî doktrindeki icmâ teorisini çağrıştırmakta-dır. Kilise, Îsâ ile bedenlenmiş kutsal bir kurumdur. Bu kutsal ve dokunulmaz kurumun başı olan papa da doğal olarak mâsumdur ve açıkladığı şey, bütün müminleri bağ-layıcıdır. Bu anlayışta Tanrı’nın Îsâ’ya yüklediği mis-yon, din adamlarına yüklenmiş olmaktadır. KAYNAK |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jan 2008
Üye numarası: #182683 Yer: BURSA
Mesaj sayısı: 8,947
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 9451306
|
Siyaset ile Din bir araya gelecek olgular değil bence..
|
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Gila'nın köşesi 548 / Dincilere dev kıyak | Gila | Siyaset | 157 | 19-06-2011 22:41 |
| İlhan İrem ~ İşte Hayat (Sensiz de Yaşanıyor) | shadowknight | Müzik | 8 | 30-10-2010 12:46 |
| Okul Hayatı ile Hayat Okulu arasındaki 7 fark | +Zafer | Genel | 6 | 21-11-2008 23:43 |
| Hayat Nedir? | +Zafer | Genel | 7 | 04-01-2008 11:21 |
| Hayat Nedir ? | Exnuc | Genel | 3 | 11-07-2007 20:12 |
|
|
