Sözde ermeni soykırımıSözde yazınca daha gerçekçi olmuş. Saygılar.
Konu MuRaTTK tarafından açılmış, 29881 kişi tarafından görüntülenip, 307 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Sözde ermeni soykırımı konusundaki toplam yorum: 307, okunma sayısı: 29881. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#271 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jan 2007
Üye numarası: #106213 Yer: Misin Yemez Misin
Mesaj sayısı: 739
Karma etkisi: 3363
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 335729
|
Sözde yazınca daha gerçekçi olmuş. Saygılar.
|
|
|
|
|
|
#272 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
arkadaşlar sizinle sarı gelin belgeselini paylaşmak istedim buranın uygun oldugunu düsündüm hem fransaya hemde diğer türk düşmanı ülkelere tokat
gibi cevap olsun... SARI GELIN 1) YüzYilin Kan Davasi! http://video.google.com/videoplay?do...63690705827651 2) Suikastlara cikarilan Kimlik! http://video.google.com/videoplay?do...79678773980090 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 3) Sessiz tanik Arsivler! http://video.google.com/videoplay?do...33062070864560 4) Katliama cikarilan Vize http://video.google.com/videoplay?do...22075702613897 5)Kader Birligi http://video.google.com/videoplay?do...35164120054719 |
|
|
|
|
|
#273 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
ermeni Meselesi
Millet-i Sandıka ’Nın İhaneti Muzaffer Tasyürek Osmanli topraklarinda 600 yil yasamis hiristiyan bir milletti onlar. Dinlerine, dillerine, gelenek ve göreneklerine müdahale edilmemisti. Serbestçe ticaretlerini yapmis, çocuklarini egitmislerdi. Osmanli yönetimiyle uyum içinde yasadiklari için “Millet-i Sadika” adini almislardi. ermenilerden söz ediyoruz. Nice karanlik siyasi emellere malzeme olan veya edilen Osmanli ermenileri’nden ve o çok “tartismali” Osmanli-ermeni münasebetlerinden... Osmanli toplumu, diger bir-çok etnik unsur gibi ermenileri de kendilerinden farkli görüp ayirmamisti. Onlarla komsuluk yapmis, ticari iliskiler kurmuslardi. Yönetim kadrolarinda yer verilmis, danismanlik, tercümanlik, hatta bakanlik olmak üzere devletin her kademesinde istihdam edilmislerdi. Içlerinden edebiyatçilar, müzisyenler, mimarlar, bürokratlar ve tip adamlari çikmis, Osmanli’nin toplum dokusunda bir renk olmuslardi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Evet; ermeniler Osmanli’nin temel unsurlarindan birini olusturuyorlardi. Ta ki 3 Mart 1878’deki Ayastefanos Antlasmasi’na kadar. Kpı Bir Kez Aralanınça Ayastefanos Antlasmasi Erme-niler’le iliskilerimizde bir dönüm noktasidir. Bu antlasmadan sonra Istanbul kapilarina kadar dayanan Rus Prensi Grandük Nikola’yi karsilamak üzere harekete geçen ermeni Patrigi Narses, ermenilerin isteklerinden olusan bir listeyi Nikola’ya iletti. Bu listede esas olarak ermeniler’in yasadiklari vilayetlerde islahatlar yapilmasi ve müslüman halka karsi haklarinin korunmasi isteniyordu. Bu istekler, Ayastefanos antlasmasina ve daha sonra ayni yilin 13 Temmuz’unda imzalanan Berlin Antlasmasi’na birer madde olarak eklendi. Bunun anlami suydu: Rusya ve batili devletler, Osmanli topraklarinda nüfuz alanlari olusturmak için büyük bir firsat yakaliyorlardi. Osmanli’yi içten içe bölmek için artik dügmeye basilmis oluyordu. Anadolu Üzerine Oyunlar Osmanli Devleti, iç islerine karisilmasina ve bilhassa hiristiyan tebanin tahrik edilmesine karsiydi. 4 Haziran 1878’de im-zalanan Kibris Antlasmasi’yla, topraklarinda yasayan gayri müslimler lehine islahatlari gündemine alarak, bu konuda gelebilecek talepleri susturmak istiyordu. Ama Ruslar, ermeni Patrigi Narses’in verdigi kozu kullanmaya niyetliydiler. ermeni haklarini savunuyormus gibi gözükerek, Kuzey Kafkasya ve Dogu Anadolu topraklarini ele geçirme harekâti baslattilar. Gerçek hedefleri ise, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na ulasabilecekleri bir yol açmakti. Ruslar’in niyetini sezen Ingiltere ve Fransa da bos durmuyor, kendi çikarlarina uygun stratejiler gelistiriyorlardi... |
|
|
|
|
|
#274 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
ermenilerden arsenikli katliam
1915’te Van bölgesinde yaklaşık 8 bin Müslümanın ermeniler tarafından ekmek içinde verilen arsenikle zehirlendiği ortaya çıktı. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Mahmudiye Kaymakamı Kemal Bey, Mart 1915’te ermenilerin Van civarında yaptıklarını şu satırlarla Dahiliye Nezaretine bildiriyordu: "Yüzyıllardan beri Osmanlı Devleti’nin himayesi altında hayatlarını sürdüren ermeni vatandaşlarının kendilerine bugünkü durumu sağlayan Müslümanlara karşı yaptıkları ve örneğine hiç rastlanmamış olan faciaları belirten şu bilgileri okurken boğulacak kadar ıstırap duyuyorum. Bu şahıslar masum ve bakire kızlardan başlayarak yetmiş yaşındaki erkeklere kadar Türkler hakkındaki uyguladıkları alçakça hareketlere karşı hükümetimiz her çeşit intikam ve kinden sıyrılmış olarak düzeni sağlamaya çalışmaktadır…" Kemal Bey bu metinde açıkça yazamadığını bir sonraki raporunda merkeze aktarıyor. Yaşanan dram ise ’tecavüz’ kelimesiyle sınırlı kalıyor belgelerde. Dünyanın birçok ülkesinde ’ermeni soykırımı’ sürekli gündeme getiriliyor. Giderek güçlenen diaspora ermenileri birçok ülkede soykırımın tescil edilmesi için lobi faaliyetlerinde bulunuyor. Onlara göre tehcirde sadece ermeniler öldü ya da ermeniler katliama uğradı. Kaymakam Kemal Bey’in raporu gibi resmî kayıtlara geçen yüz binlerce belge ise görmezden geliniyor. Oysa Osmanlı Arşivi ile birçok Avrupa ülkesinin hariciye kayıtlarında ermenilerin 1914’ten başlayıp 1921’e kadar devam eden olaylarda toplam 2 milyon Müslümanı katlettiği ifade ediliyor. Sıradan bir öldürme şeklinde değil, ermeni isyancıların günah defteri tecavüz, yakma ve boğma hadiseleri ile dolu. Ancak Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde tespit edilen bir belgeye göre ise ermenilerin farklı bir toplu kıyım yöntemini daha kullandıkları ortaya çıktı. ermenilerin Van bölgesinde binlerce Müslümanı zehirleyip öldürdüğü belirtiliyor. Üstelik bu hadise Avrupalı temsilcilerin tanıklığıyla kayıtlara geçmiş. SOMUN İÇİNDE ARSENİK 15 Mayıs 1915’te Van ve civarında isyancı ermeniler eylemlerinin şiddetini artırır. Diğer taraftan Ruslar da Van’a iyice yaklaşmıştır. Van’ı savunmakla görevli 3. Ordu Komutanı Halil Bey, Ruslarla birleşen ermenilere karşı başarılı olamaz. Aynı şekilde Van Valisi Cevdet Bey de çaresiz kalıp Van’dan çekilir. Van, önce ermenilerin sonra Rusların eline geçer. Şehre giren ermenilerin yaptıkları, arşiv kayıtlarına ’halka yaklaşımları korkunçtu’ şeklinde geçer. Ama bu tek taraflı bir değerlendirme değildir. Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Wangenheim de kendisine bölgeden gelen bilgiler doğrultusunda dışişleri bakanlığına gönderdiği telgrafta, Van’ın 17 Mayıs’ta işgal edildiğini, ermenilerin Müslümanları nasıl katlettiklerini bildirir. Sadece bunlar değildir Wangenheim’in geçtikleri. Daha sonraki tarihlerde de Müslümanların zehirle öldürüldüğü konusunu da ülkesine bilgi notu olarak geçer. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Resmî kayıtlara göre Van işgal edildiği sırada 80 bin kişi şehri terk etmek ister. Ama binlerce kişi ermeniler tarafından tutsak edilir veya Ruslar yakalayıp ermenilere teslim eder. Bitlis’e ulaşanların hayatları kurtulurken, esir alınanların neredeyse tamamı çeşitli yöntemlerle öldürülür. Van’daki katliamlardan sağ kurtulan Van’ın Hatuniye Mahallesinden Miraçoğlu Süvari Çavuşu Osman’ın eşi Nigar, kurulan komisyona verdiği ifadede nasıl zehirlendiklerini şöyle anlatıyor: "Yedikilise mütevellisi ve Van Esbak Sandık Emini Rupen Efendi gelerek katletmeyiniz, merkeze gönderiniz yollu tembihatı üzerine Haçyoğan mahallesine götürdüler, bir haneye bıraktılar. Zaman geçtikçe birçok aile getirdiler. Oradan Amerikan müessesesine (koleji) sevk olunduk. Bir müddet adam başına birer somun verildi. Bir aralık da akşamları birer miktar yahni verildi. Verilen somunları yiyenler saçları dökülerek ve vücutlarında kanlı sular akarak ölür ve naaşları şişerdi. Beş çocuğumun dördü bu yolda telef oldu. Amerikan müessesesine 8 bin insan toplanmıştı. Müessesenin içine ve bahçesine alınmadan orada iki ay kaldık. O kadar nüfus bu süre içinde yedikleri somunlardan telef oldular. Bunların yüzelli kadarı ancak kurtuldu." Nigar Hanım’ın verdiği bilgiler rapor halinde İstanbul’a gönderilir. Orada bulunan yabancı temsilciler de tanıklıklarını ülkelerine aktarır. İtilaf devletlerine bildirilen bu rapor sonucunda herhangi bir işlem yapılmadığı da tarihî vesikalarda geçiyor. Peki, zehirlenme hadisesi nasıl olmuştu, hangi kimyevi madde kullanılmıştı? Şüphesiz öldürülenlerin nereye gömüldüğü henüz tespit edilemediği için kemiklerinden örnekler alınıp analizlerinin yapılması mümkün değil. Fakat konunun uzmanları belgede anlatılan belirtilere bakarak kullanılan maddenin arsenik olabileceğini belirtiyorlar. İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erol Erçağ, o dönemlerde tarım ilaçlarının daha gelişmediğini, dolayısıyla bu maddenin 1500’lü yıllardan beri yaygın bir şekilde kullanılan arsenik olabileceğini öne sürüyor: "Kokulu tarım ilaçları vardı. Bunlar zehirlenmede fark edilirdi. Ancak arsenik hem zehirlenmede hem de tıpta frengi tedavisinde kullanılıyordu. Akut ve kronik belirtilere bakıldığında kullanılanın çok bilinen, nispeten kötü niyetli insanların bulabileceği ve ulaşabileceği kimyasal arsenik olduğu ortaya çıkıyor. Ancak o cesetlerden numune alınabilseydi daha kapsamlı bir değerlendirme yapılabilirdi." Adli Tıp Kurumu yetkilileri de bu maddenin arsenik olma ihtimalinin yüksek olduğunu ancak kemiklerin ortaya çıkarılması halinde yapılacak değerlendirmenin daha detaylı olabileceğini belirtiyorlar. İsminin açıklanmasını istemeyen birçok toksilog ise kullanılan kimyevi maddenin arsenik olduğunu gösteren en önemli belirtinin saç dökülmesi ve vücuttan kanlı suların akması olduğunu söylüyor. Yine toksiloglara göre, kaynatılan arsenik beyaz ve kokusuz hale dönüştürüldüğünde un ile birlikte veya yemeklerde fark ettirilmeden kullanılabilir. Herhangi bir şekilde vücuda giren arsenik yumuşak dokuları bulup yayılıyor ve bünyeyi güçsüzleştiriyor. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 FABRİKADA ÜRETTİLER ermeniler ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enver Konukçu, ermenilerin giriştiği katliamların her türlü boyuta ulaştığını belirtiyor. Konukçu, tarihte bu tür zehirleme hadiselerinin yaşandığını, dolayısıyla ermeniler tarafından kullanılmış bir yöntem olabileceğini vurguluyor. ermenilerin Van civarında isyan için gerekli bütün hazırlığı yaptıkları anlaşılıyor. ermeni çetelerin Van’da küçük bir fabrika inşa ettikleri, buradaki dökümhanede top döküp silahlar için cephane ürettikleri aktarılıyor. Belgelerde bir ermeni kimya öğretmeninin barut imal etmeyi başardığı ve basit bombalar yaptığı da aktarılıyor. Aynı öğretmenin değişik birleşiklerden kimyevi madde ürettiği, arseniği kaynatıp renksiz ve kokusuz hale dönüştürdüğü de vurgulanıyor. ermenilerin bu faaliyetleri o günlerde Osmanlı ordusunda subay olarak görev yapmış Venezüelalı Rafael de Nögalis’in "Hilal Altında Dört Yıl" adlı İspanyolca hatıratınca da doğrulanıyor. Nögalis, ermenilerin bu fabrika sayesinde çok iyi silahlandıklarını belirtiyor. Arsenik geçmişten beri hep korkulan en önemli zehirlenme objesi olmuş. 8. yüzyılda Arap simyacı Cabir bin Hayan, arseniği kaynatarak beyaz kokusuz ve tatsız arsenik tozu elde ediyordu. Arsenik zehirlenme literatürüne en sinsi ve tehlikeli olanı diye geçmiş, belirtileri kolera gibi hastalıklarla benzeştiği için teşhis edilmesi güç olmuştur. Bu yüzden 19. yüzyılın başına kadar hekimler arsenik zehirlenmesini teşhis etmekte zorlandılar. Bu kimyevi maddenin zaman zaman değişik ülkelerde mahkumlar üzerinde kullanıldığı da aktarılıyor. Osmanlı sarayı da arsenik yüzünden önemli tedbirler almış. Bugün gurme olarak bilinen Osmanlı’da çeşnicibaşı veya şikemperver olarak tabir edilen mesleğin gelişmesinde de zehre karşı duyulan korku önemli rol oynadı. Osmanlı sarayında kullanılan ve bugün Topkapı Sarayı’nda sergilenen zarif porselen tabakların zehirlenmelere karşı özenle hazırlanıyormuş. Yemekte zehir varsa tabaklar rengi değişirmiş. Bu zehirlerin en etkilisinin özellikle 1500’lü yıllarda yaygınlaşan arsenik olduğu da vesikalar bize aktarıyor. Arsenik vücuda girince iştahsızlık, kanlı ishal, karın ağrısı, baş dönmesi, vücuttan kanlı suların akması, saçların dökülmesi, tırnakların parçalanması, kalpte ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendisini gösteriyor. Ancak yumuşak dokuyu seven bu kimyevi madde vücuda girdikten sonra ondan kurtulmanın da çok zor olacağı biliniyor. Kana karışan arseniğin yavaş yavaş etkisini göstererek ölümlere yol açması ise bir diğer önemli ayrıntı. Bu ölümlerin ardından cesetlerin bilinenden çok kısa sürede şişmesi de arsenik zehirlenmesinin önemli belirtilerinden gösteriliyor. Günümüzde arsenik, deri, kağıt, seramik, cam, boya, cila, emaye, vernik, lastik endüstrisinde ve tıpta kullanılıyor. ERKEK ÇOCUKLARINA DA TECAVÜZ ETMİŞLER Nigar Hanım’ın anlatımıyla resmî kayıtlara geçenler sadece zehirlenme hadisesiyle sınırlı değil. Tecavüz olayları ve öldürmelerin o kampta nasıl gerçekleştiği de sözü edilen belgede yer alıyor. Avrupalı tanıkların kayıtlarına geçmiş haliyle Nigar Hanım, olayları şöyle anlatıyor: "Bizi Hacı Ziya Bey’in hanesine doldurdular. Daha önceden bulunduğumuz müessesede ve şimdiki yerde bize yapılmadık ayıp şey kalmadı. İhtiyar kadınlara, yedi yaşından yukarı erkek çocuklarına varıncaya kadar tecavüz edildi. Tecavüzlerden birçok kişi öldü. ermeni erkekler gelir beğendikleri kız ve kadınları götürür sabahleyin bazılarını getirirlerdi. Gündüzleri de Ruslar ve ermeni erkekler içeriye girip gözüne kestirdiklerini götürüp tecavüz ederlerdi. Beğenmedikleri kadınların da yüzüne tükürürlerdi. Bizi dışarı çıkarır, vefat eden cenazelerin ırzına kazık çakar sonra kuyulara doldururlardı. ’Sizi de böyle yapacağız derlerdi.’ Hatta muhasebe katibinden Hoca Hüseyin Efendi’nin kızı ve yoğurtçu oğullarından Kumru ve benim tanımadığım on beşten fazla kişi bu yöntemle öldürüldüler." DOÇ. DR. MUSTAFA BUDAK*: 2 MİLYON MÜSLÜMAN KATLEDİLDİ *Başbakanlık Osmanlı Arşivi Genel Müdür Yardımcısı ermeniler dünya çapında hep katliama uğradıklarını anlatıyor. Ancak bir de ermenilerin yaptıkları var. Katliamların en büyüğünü onlar yapmıştır. Sadece bu belge Müslüman Anadolu insanın nelere maruz kaldığını ortaya koyması açısından yeterli bir vesika. Van’dan kaçan savunmasız çocukların ve kadınların yaşadıklarını nasıl bir izahı gerektiriyor onu bir tarihçi olarak ben yapmıyorum. Üstelik yaşanılan bu olaylar, oluşturulan heyetler tarafından kayda alınıp raporlaştırılmış. Yani yanılma payını ortadan kaldırıyor. 1914-1919 başına kadar bir milyon Müslüman ermeniler tarafından katledildi. 1919-1921 tarihinde ise aynı şekilde bir katliam yaşandı. ermeniler toplamada 2 milyon Müslüman’ı öldürdüler. Osmanlı bu durumu itilaf devletlerine bir muhtıra olarak bildiriyor. İngiltere Kralı’na Cihnagiroğlu İbrahim Bey bir mektupla olanları aktarıyor. Ve yabancıların gözlemcilerinde olaylara yaşanılanlara tanıklık ediyor. Bütün bunlar tarihi bir gerçek ve göz ardı ediliyor. ermeniler soykırıma uğradık deyip kendilerini haklı çıkarma gayretindeler. Ama Nigar Hanım’ın anlattıkları tabloyu anlatmaya yetiyor... |
|
|
|
|
|
#275 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan ermenileri kullanmışlardır. Tarihte olduğu gibi günümüzde de, ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir. Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı "millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır. Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince, Türk-ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece, çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve ermeni hayatlarını kaybetmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ise; Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan ermenilere karşılık, ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve vaatleriyle ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır. Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir. Osmanlı devleti, Birinci Dünya Savaşı içinde, ermeni isyanının yoğun olduğu Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus ordularıyla ve Rusların yanında yer almış olan ermeni kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal tesislerine ve konvoylarına saldıran ermeni çeteleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmak durumunda bırakılmasına rağmen, 9-10 ay, cephe gerisindeki önemli tehlikeyi “mahalli tedbirlerle” çözüme ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24 Nisan 1915’te, cephe gerisinde faaliyette bulunan ermeni komitecilerine yönelik bir operasyon yapmış ve vatana ihanet eden 2345 komiteciyi tutuklamıştır. Komitecilerin dışında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerdeki ermeni halkın da devlete isyan halinde olduğunu görünce, son çareye başvurmuş ve bölgedeki ermenilerden sadece isyan hareketine karışanları savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskâna”, o dönemdeki ifadesiyle “tehcir”e tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı zamanda her şeyden önce cephe gerisinde iç savaş ortamında bulunan ermeni halkın can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü ermenilerin bölgedeki Türklere yaptıkları katliam ve mezalimin karşılığını müslüman halk da vermeye başlamıştı. ermenistan ile bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar için ermenileri kullanan bazı devletler, yer değiştirme uygulamasını ve 24 Nisan’daki tutuklamaları bir “soykırım” gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir(1). Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı devletini işgal eden devletlerden İngilizler, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi “ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” gerekçesiyle tutuklayarak Malta adasına sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki tutuklular hakkında iftiraları kanıtlayacak deliller mahkemeye sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta’daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan 1922’de serbest bırakılmışlardır. Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama gayretleri durmamış; Malta’daki yargılama sürecinde İngiliz basınında Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye’deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris’teki Milliyetçi ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır(2). Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde soykırım iddialarını gündemde tutmak için olağanüstü gayret sarf eden ermeni komiteleri, terör eylemlerine yönelmişlerdir. 1965’ten sonra, çeşitli ülkelerdeki ermenilerin, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve Türkiye kamuoyunda varlığını hissettiren sözde ermeni Sorunu, 1970’li yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik terör eylemlerine dönüşmüştür. Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı ermeni’nin 27 Ocak 1973’de ABD’nin Santa Barbara kentinde, Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i katletmesiyle başlayan "Bireysel ermeni Terörü", 1975’den itibaren tıpkı 1915 öncesinde olduğu gibi "Örgütlü ermeni Terörü"ne dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk görevliler, diplomatlar, elçilikler ve kuruluşlarına yönelik ermeni saldırıları, kısa sürede hızlı bir tırmanma göstererek yoğunluk kazanmıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır(3). ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye çıkarılmış ve Asala-ermeni terörü geri plâna çekilmiştir. Belgeler, Bekaa ve Zeli kamplarında ASALA ile PKK militanlarının birlikte eğitim gördüklerini ortaya koymuştur. Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile mücadelede başarı sağlamasının ardından ermeni komiteleri, sözde iddialarını ermenistan devletinin açık desteği ve ermeni Diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli ülke parlamentolarından “sözde ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasaların ve önerilerin çıkmasını sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Amaçları, sözde iddialarını tüm dünyaya “tanıtmak”, Türkiye’yi bu temelsiz iddiaları “tanımak” zorunda bırakmak, sözde soykırımdan dolayı Türkiye’den "tazminat" ve "toprak" almak ve "Büyük ermenistan" rüyasını gerçekleştirmektir... |
|
|
|
|
|
#276 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞI Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti’ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için ermenileri Türk toplumundan koparmayı hedeflemişlerdir. Özellikle Avrupa’nın bazı büyük devletleri "ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışırken, bir yandan da ermenileri, Osmanlı yönetimine karşı teşkilatlandırmışlardır. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan ermeni komiteleri ile ermeni Kiliseleri’nin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Türklerin iyi tutumuna karşın, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği" iddiasını dile getirmeye başlamışlardır. Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve Gayr-i Müslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya’dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması’nın Osmanlı Devleti’nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir: "ermenistan’dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti’ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder". Anlaşmanın bu hükmü, esas itibariyle bağımsızlık kazanmak isteyen ermenileri tam anlamıyla tatmin etmemiş olsa dahi "ermeni Sorunu"nun tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansıması ve "ermenistan" diye bir bölgenin varlığından söz edilmesi yönünden büyük önem taşımaktadır. 1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması’nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir: "Osmanlı Hükümeti, halkı ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir". Berlin Antlaşması’nın bu hükmü ile Türk-ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır. Böylece ermeniler, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanılmaya başlanmış ve İngiltere’nin elinde Rus yayılmacılığına karşı bir ileri karakol vazifesi görmüşlerdir. İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan ermeni Sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı Devleti’ni yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır. Sözde ermeni soykırımı iddiaları ve yalanları da işte bu politikanın propaganda ürünüdür!.. |
|
|
|
|
|
#277 |
|
Moderator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jan 2006
Üye numarası: #47801 Yer: im KALBİN
Mesaj sayısı: 9,821
Karma etkisi: 44090
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 4407476
|
Esc0, çalışmalarınız için teşekkür ederim.
Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Milli Unsurlar'daki başlık ile birleştirildi. Kolay gelsin. |
|
|
|
|
|
#278 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
teşekkürler ESTERGON...
|
|
|
|
|
|
#279 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
Bugünkü Durum ve Sonuç
SSCB’nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik "sözde soykırım" iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, dünya kamuoyunu başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslararası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadır. Böylece soykırım iddiaların kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye’den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan’ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990’da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler" maddesine yer vermiştir. Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin’de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye başlanmış, hatta bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alanda en önemli gelişme ise 29 Mayıs 1998’de Fransa meclisi tarafından sözde Ermeni soykırımının resmen tanınmasına dair tasarının onay için senatoya gönderilmesidir. Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998’de Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış, ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır. Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, birleşmiş milletler genel kurulu’nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir. Günümüzde sözde Ermeni soykırımı adı ile bütünleşmiş olarak görünen Ermeni sorununun; Türkiye’den tazminat almak ve ardından toprak talep etmek, PKK terör örgütüne örtülü de olsa destek vermek ve Türkiye’ye dost olmayan çevre ülkelerle ittifak kurmak suretiyle ülkemiz aleyhine faaliyetlerde bulunmak ve Yukarı Karabağ ile Azerbaycan konusunda uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmak gibi boyutları bulunmaktadır. Sonuç olarak Ermeni sorunu, Osmanlı döneminde bu imparatorluğu parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bu gün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek istemeleri ve bölgede güçlü bir Türkiye arzu etmemelerinden dolayı, çeşitli yönleriyle birlikte sıcak tutulan sun’i bir sorundur.. ERMENİLERİN FAALİYETLERİ HAKKINDA PATRİĞE YAZI Belge No: 1824 Osmanlı Ordu-yu Hümayun Başkumandanlığı Vekâleti Şube : l 26 Mart 331 Hususi Ermeni Patrikliği Canib-i Âlilerine Rütbetlü Efendim Hazretleri Malumat ve teşrihat-ı âliyeleri yedimizde mevcut vesaik ile tevafuk et-miyor. Maa-hazâ derç buyurduğunuz vekayi hakkında kumandanların na-zar-ı dikkatini celbettim ve ahali hakkında rıfk ve adaletin hakkıyle tatbiki hususundaki nokta-i nazar-ı hükümetin şiddetle muhafazasmı yeniden te’kid eyledim. Muhlisiniz Ermeni Milleti’nin vatandaşlığına ve Vatan-ı Osmanî’ye olan merbutiyet ve sadakatına bilhassa pek ziyade itimat ve atf-ı kıymet ediyorum. Bu esaslı itimadımı mahufaza musir ve sabitim. Ancak vatanımızın aksay-ı meratibine irtika etmiş bir recül-ü millet olarak tasdik buyuracağınıza şüphe yoktur ki iğfalat-ı ecanibe firifte olan bazı sebük-mağzân mateessüf mevcuttur. Bunların izhar-ı mâ-fil-zamir için dürüst vesaite tevessül etikleri ayandır) bunlara karşı hükümetçe, vesait-i şedide-i tedibiye kullanılmasında, Vatan-ı Osmani’nin muhafazası için mateessüf ıztırar hasıl oluyor. Bu ıztırar gayri kabili içtinap olduğu zamanlar hisset-tiğimiz teessür ve elemi tarif edemem. Milletin ileri gelenleri nesayihinizi hakkıyle tutarak bu kabil ecanip hadimlerinin ademi "kabulüne, ve takibat-ı hükümetin yalnız onlar aleyhine hasrına cidden çalışsalar pek çok taşkınlıklar hadis olmadan itfa edilebilir. İkaz ve irşat için ve efrad-ı vatan arasındaki vifak ve samimiyeti ten-miye ve ilâ için zat-ı âlilerinin mesai ve hidematı daima kıymettardır. Hidemat-ı mezkure-i hayriyenin devamına ve asar-ı meşkûresine itimad ile intizar ve bu vesile ile de teyid-i ihtiram eylerim efendim hazretleri. Arşiv No: 1/1 Dolap No:101 Göz No: Klasör No: 13 Dosya No: 63 Fihrist No: 4-2, 4-3 -------------------------------------------------------------------------------- ERMENİLERİN FAALİYETLERİ HAKKINDA PATRİĞE YAZI Belge No: 1824 8.4.1915 Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı Vekâleti Şube: l Özel Ermeni Patrikliği Yüksek Katına Sayın Bay Verdiğiniz bilgi ve etraflı açıklamalarınız elimizdeki belgelere uymamaktadır. Bununla beraber bildirdiğiniz olaylar hakkında komutanların konuyu incelemeleri gerektiğini bildirdim. Ahali hakkında tatlılık ve adaletle ve tam olarak uygulanması şeklinin hükümetin görüşü olduğunu önemle saklanmasını, daha önce yazılanları yeniden bildiririm. Kurtarılan Ermeni milletinin vatandaşlığına ve Osmanlı Vatanı’na olan bağlılık ve dostluğuna özel olarak pek ziyade güveniyor ve kıymet veriyorum. Bu esaslı güvenimi saklı tutuyor, direniyor ve kararımdan vazgeçmiyorum. Ancak vatanımızın en yüksek kademelerine yükselmiş, becerikli bir insan olarak kabul buyuracağınıza şüphe yoktur ki yabancıların kandırmalarına uyan bazı akılsızlar yazık ki vardır. Bunların gönüllerindekilerini meydana çıkarmak için kaba vasıtalara başvurdukları meydandadır. Bunlara karşı hükümetçe, terbiye için sert hareket edilmesinde, Osmanlı Vatanı’nın korunması için esef olunurki zorunluk hasıl oluyor. Bu zorunluluk kaçınılmaz olduğu zamanlar duyduğumuz sancı ve içlenmeyi anlatamam. Milletin ileri gelenleri öğütlerimizi hakkıyla tutarak bu türlü dış yardakçıları benimsemeyerek ve hükümet kavuşturmasının yalnız onlara karşı olmasına gerçekten çalışsalar pek çok taşkınlıklar meydana gelmeden söndürülür. Aklını başına toplama ve doğru yolu gösterme için vatan evlatları arasındaki aynı düşünce ve gönülden istemi yükseltmek için yüksek kişiliğinizin hizmet ve çalışmalarınız daima kıymetlidir. Adı geçen hayır hiz-metlerinin sürdürülmesine ve geleneklere teşekkürle güvendiğimi bekler ve üstün saygılarını sunarım. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Arşiv No: 1/1 Dolap No: 101 Göz - No: Klasör No: 13 Dosya No: 63 Fihrist No: 4-2, 4-3 * Orly Davası Bülteni, Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü Yayını, S.B.F. Kütüphanesi, ANKARA, 1985 -------------------------------------------------------------------------------- ERMENİ PATRİKLİĞİ HAKKINDA Belge No : 2004 Hasankale 9.12.31 (22 Mayıs 1915) Başkumandanlık Vekâletine "Şifre" 26.1.31 (8 Nisan 1915) Ermeni Patrikliği’nin müddeiyatı (iddiaları) hakkında tahkikat icra edildi. Bişare Çeto gönüllü olarak Azerbaycan’a gitmiş ve üç ay evvel şehit olmuştur. Mehmet Emin ise Azerbaycan’a giderken Ermenilerin pususuna uğramış ve elyevm (bugün) hanesinde oturmakta bulunmuştur. Van Vilayeti dahilinde hiçbir karye (köy) kâhyası jandarmalar tarafından katledilmemiştir. Bir çocuğun öldürüldüğü iddia olunan Zifo namında bir karyenin vücudu yoktur. Tercan muteberanından (ileri gelenlerinden) üç Ermeni’nin katli ve Bayburt’ta da silah toplamak bahanesiyle Ermeniler hakkında her türlü taaddiyat (düşmanlıklar) ve tazyikat icrası (baskılar yapılması) ve para taleb edilmiş olması meselesi Bekir Sıtkı Bey kumandasındaki gönüllü taburunun nahiye müdürü ile birlikte Bayburt’un Pülür Nahiyesi’nde üç dört köyde taharriyat (arama) icra ederek 52 silah müsadere edilmiş olmasından münfail (gücenmiş) olan ahalinin isnadatından (iftiralarından) ibarettir. Suşehri’nin Pörek Karyesi (köyü) Ermenileri de 12 Şubat’ta (25 Şubat 1915) oradan geçen gönüllü ve gayrı müsellah (silahsız) efrada tecavüz ve vilayetten gönderilen kuvve-i tedibiyeye (güvenlik kuvvetlerine) de ateş ederek iki kişinin mecruhiyetine (yaralanmasına) sebebiyet vermişler ve bittabi müfreze tarafından mukabele ile tenkil (uzaklaştırılarak) ve karyeden 139 tüfenk, 95 asker firarisi, 25 maznun (zanlı) elde edilmiştir. Binaenaleyh müddeiyat-ı sairede (diğer iddialarda) bu gibi hakikatin muhalif-i ekazip ve tasniatdan (yalan ve uydurmadan) mürekkep (oluşan) ve Hükümete isnad-ı mesuliyet (suç yükleme) emelinden münbais olduğu (ileri geldiği) anlaşılmış ve binaenaleyh Patrik Efendi’nin istihbaratı sıhhate gayrı makrun bulunmuştur (doğruya yakın bulunmamıştır). Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Elyevm Ermeniler, Sivas Vilayeti’nde kısmen ve Van Vilayeti’nde tamamen hal-i isyan ve kıyamda (ayaklanmada) bulunmaktadırlar. Diğer vilayettekilerin de vakt-i münasibde (uygun zamanda) bunlara piyrev olacakları (uyacakları) tabiidir. Vilayat-ı mezkûreden (adı geçen illerden) ve taraf-ı aciziden vekâyi-i yevmiye (tarafımdan günlük olaylar) hakkında takdim olunan telgrafnâmeler Ermenilerin iddia ettikleri veçhile mu- -------------------------------------------------------------------------------- ERMENİ PATRİKLİĞİ HAKKINDA Belge No : 2004 kabele-i bilmisil veyahut jandarmaların zulüm ve taaddiyatma karşı müdafaa-yı meşrua-i anelnefs (haklı nefis müdafaası) halinde olmayıp, mütearrız ve müteaddi (saldırgan ve düşman) vaziyetinde olduklarını aynen irae etmektedirler (göstermektedirler). Taarruzat-ı vakıanın evvelce mürekkep (planlanmış) ve Taşnaksiyon vesair komite?ler tarafından müstahzar (hazırlanmış) ve esliha-ı lazime müddehar (gerekli silahlar depo?lanmış) olduğu ve muhtelif kazalarda ihtilal heyetleri müteşekkil (kurulmuş) olup, ordu?nun gerisinde ika-yı şuriş edecekleri (kargaşalık çıkaracakları) Sivas Vilayeti’nin tahki?katından anlaşılmış ve Ordu-yu Hümayun’daki Ermeni efradının kamilen (tamamen) düşman tarafına veyahut memleketlerine firarı ve Van Vilayeti’nin vekayi-i ahiresi (son olayı) tahkikat-ı mezkurenin (anılan soruşturmanın) sıhhat ve isabetini müeyyed (doğ?rulayıcı) bulunmuştur. Binaenaleyh vatan-ı müşterekenin muhafazası için silah altında bulanan Ermeni efradının firarı ve Ordu-yu Hümayun’un hal-i harbde bulunduğu esnada Van Vilayeti’nde zuhur eden kıyam ve isyan ve Sivas Vilayeti’nde meşhut olan asar-ı kıyam (görülen ayaklanma belirtileri) Ermenilerin hükümete ihanetle düşmanla müşare?ket (işbirliği) ve düşmana hizmet ve muavenetlerini (yardımlarını) ispat etmekte bulun?muş ve muhafaza-yı hayat ve mevcudiyet için vatana hiyanetle kıyam edenleri kemal-i şiddet ve süratle tedib ve tenkil (uzaklaştırma) mecburiyet-i elimesi karşısında bulunul?muş olduğundan, 7 ve 8 Nisan tarihli telgrafnâmelerle arz olunduğu veçhile bütün eli silah tutanlardan icabında istifade olunması ve 46 : 50 yaşındaki efradın vaht-ı silaha ahzı (silah altına alınması) ve tedabir-ı saire-yi tedibiye ittihazı (diğer güvenlik önlemle?rinin alınması) vilayata ve kolordu vekâletlerine işar edilmiş (bildirilmiş), ahali-i mutia ve adıka ile aceze rencide edilmeyerek (devlete bağlı sadık halk ile güçsüzlerin incitilme-yerek) hükümete karşı silah bedest isyan olan (silahlı olarak isyan eden) hainlerin biiâ-merhamet (acımaksızın) son ferdine kadar imhasına karar verilmiştir. Rehin-i tasvib-i sâmileri buyurulduğu (Uygun gördüğünüz) halde hususat-ı maruzanın (arz edilen konu?ların) Ermeni Patriği Efendiye tefhimi (anlatılması) ve hain-i muhbirlerini havadis-i kâ-zibeleriyle (uydurma haberleriyle) ref-i şikâyet (şikâyetlerini büyütme) yerine vazife-i ruhaniyesi dalalette olanları irşacî (dinsel görevi yanlış yolda olanları aydınlatma) oldu?ğundan Ermeni Milletinin ikazına ve tarik-i itaat ve sadakate ircaına delalet (itaat ve sadakat yoluna getirilmesine öncülük) eylemesini emrü tenbih buyurmalarını istirham . eylerim... |
|
|
|
|
|
#280 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin itirafları
Türklere biz savaş açtık Burhaneddin AYDIN 11/09/2006 ERZİNCAN (İHA)- Uluslararası faaliyet gösteren Ermeni lobilerinin sözde soykırım iddiaları, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni tarafından yalanlandı. Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu rapor gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kaçaznuni’nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafından Rusça’dan Türkçe’ye tercüme edilerek kitap haline getirildi. Kitapta yer alan bilgiler Türkler’in Ermeni soykırımı yaptığı iddialarını kesin bir dille yalanlarken, kitap Türkiye genelindeki bütün kütüphanelere ulaştırıldı. Kaçaznuni’nin yakın tarihe ışık tutan belge niteliğinde sözlerinin yer aldığı kitap, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı nasıl bir ihanet içinde olduklarını da gözler önüne serdi. Yıllarca sözde soykırıma uğradıklarını iddia eden ve dünya kamuoyunu baskı altına almaya çalışan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk başbakanları, 128 sayfalık raporunda şu çarpıcı ifadelere veriyor: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Operasyona katıldık 1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasına hem de Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri askerî operasyonlara aktif biçimde katıldı. Barışı sabote ettik Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türkler’in düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye’den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler’le savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki? Gerçekleri göremedik Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. Aklımız dumanlanmıştı Biz Ermeniler kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık. Türkler doğru yaptı 1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kızgınlık ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, ’suçlu’ arıyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus Hükümeti’ne karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Barış teklifini reddettik 1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu’da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye’de millî bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar küçük Asya’da istiklâllerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşması’na askerî güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı. Herkes bizi kandırdı "Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Sanki uzak görüşlü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık." Barışı sabote ettik Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletlerinin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik. HALAÇOĞLU: Bu itiraflar gerçeğin ta kendisidir Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni’nin itiraflarının gerçeğin ta kendisi olduğunu söyledi. Halaçoğlu, "1923’te başbakanlık görevine gelen Kaçaznuni, aynı yıl Bükreş’te Ermeni meselesinin ele alındığı Taşnak Parti Konferansı’nda, şimdi Türk Hava Kurumu tarafından kitap hâline getirilen 128 sayfalık raporu tebliğ olarak sunmuştur. Bu konferansa katılan SSCB ve Avrupalı delegasyonun huzurunda Kaçaznuni, bütün gerçekleri açıklamıştı. Kaçaznuni, buradaki konuşmasında, ’İtilaf devletleri bizi hep Anadolu’da bir Ermenistan hayaliyle kandırdı. Bu boş hayale kapılarak Taşnak çeteleri kurup, 7 cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere saldırdık. Sonuçta İtilaf devletleri verdiği sözü tutmadı. Biz de Osmanlı’ya ihanetimizin bedelini tehcir ile ödedik. Böyle yapmasaydık belki de bu tehcir olayı başımıza gelmezdi’ diyerek bugünkü sözde soykırım iddialarını ortaya atanlara tokat gibi bir cevap vermiştir. Türk Hava Kurumu’nun bunu kitap hâline getirmesi sözde soykırım iddialarını savunan devletlere de ibret olacak bir harekettir. Bunda emeği geçenleri takdir ediyorum ve kendilerini destekliyorum" diye konuştu... |
|
|
|
|
|
#281 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
Türk Tarih Kurumu Ermeni Masasından Prof.Dr.Kemal Çicek tarafından Türkçeye tam olarak çevrilmiş Ermeni tasarısı ve verilen cevaplar.
Eylül 2000 yılından beri ısıtılıp ısıtılıp Amerikan kongresine getirilen “Ermeni Soykırımı Karar Tasarısı” bu defa Demokrat Kongre başkanı Nancy Pelosi sayesinde geçecek kaygısı Türkiye’de hakimdir. Aslında tasarının geçip geçmemesinin birkaç açıdan önemli olmadığı kanaatindeyim. Birincisi, zaten benzeri karar tasarıları Eyalet Parlamentolarında kabul edilmiştir. ANCA’nın resmi sitesine göre şu an 42 Eyalette Ermeni soykırımı kabul edilmiş durumda. Gerçi bu sayı abartılıdır gerçek rakam 32 kadardır ama bunun da önemi yoktur. Nasıl olsa önümüzdeki yıl içinde hedeflenen sayıya ulaşmaları mümkündür. İkincisi, tasarının yaptırım gücü yoktur. ABD Başkanından 24 Nisan günü 1,5 milyon Ermeninin öldürüldüğünü ifade etmesi istenmektedir. Bu güne kadar Amerika’nın Cumhuriyetçi veya Demokrat başkanları 24 Nisan konuşmalarında “soykırım” sözcüğünü telaffuz etmeden aynı anlama gelebilecek sözler sarf ettiler. Ancak bu söylediklerimizden Türkiye’nin tasarıyı engellemek için mücadelesine son vermesi anlamı çıkarılmamalıdır. Elbette Türkiye var gücüyle hakkındaki bu son derece haksız, ahlaksız ve karalayıcı tasarıyı engellemek ve Türk milletinin sonsuza dek “soykırımcı” olarak damgalanmasının önüne geçmek için mücadele edecektir. Aksi takdirde diasporadaki Türk çocukları okul kitaplarında katil olarak ilan edilmenin ezikliği ile bulundukları ülkelerde asosyal bir kişilik geliştireceklerdir. Diğer taraftan Alt Temsilciler komitesine sunulan söz konusu tasarı tarihi açıdan gayri ciddi ve maddi hatalarla doludur. Gerekçeler özensiz ve bu senatörler ne versek kabul eder mantığı ile hazırlanmıştır. Tasarı, Başkan’ın ABD dış politikalarını, insan hakları, etnik temizlik ve ABD arşiv kayıtlarının ortaya koyduğu Ermeni soykırımı gibi konulara daha duyarlı bir şekilde yürütülmesini temin etme çağrısında bulunmaktadır. Ayrıca yine Başkan’dan 24 Nisan’ı ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ olarak ilan etmesini talep etmektedir. Bu çağrı, doğal olarak Türkiye ABD arasındaki ilişkileri etkilemeye yöneliktir. Bu bakımdan yaptırım gücü olmamakla birlikte, Türk-Amerikan ilişkilerinin dostluk ve işbirliği çerçevesinde yürütülmesine pürüz getireceği için önemlidir. Çünkü bu tasarıda önceki tasarıdan farklı olarak Türkiye Cumhuriyeti soykırımdan sorumlu tutulmaktadır. Halbuki önceki tasarının politika deklarasyonu kısmında üçüncü bir madde vardı ve burada soykırımın Osmanlı İmparatorluğu tarafından yapıldığı ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin soykırım yapmadığı açıkça belirtiliyordu. Belki daha da önemli olan, tasarı kabul edildiği takdirde ABD’de Türk imajının çok olumsuz bir şekilde etkileneceğidir. Bu da iki ülkenin ticari ve kültürel ilişkilerinde önümüzdeki yıllarda önemli bir kambur oluşturacaktır. Bu yüzden tasarının doğruları yansıtmadığı Amerikan kamuoyuna anlatılmalıdır. Bu amaçla, tasarının maddelerindeki maddi hatalar aşağıda değerlendirilmektedir. (1) Ermeni soykırımı 1915 -1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni’nin sınır dışı edilmesiyle, bunlardan 1,5 milyon kadın, erkek ve çocuğun öldürülmesiyle, kurtulan 500 bininin de evlerinden kovulmasıyla ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatanından tasfiye edilmesiyle sonuçlandı. Bu maddede sözde soykırımın Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915-1923 yılında gerçekleştirildiği, 2 milyon Ermeni’nin sürgüne gönderilerek 1,5 milyon kadın, çocuk ve erkeğin ölümüne sebep olunduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca hayatta kalan 500.000 Ermeni’nin evlerinden çıkarılmak suretiyle Anadolu’daki 2500 yıllık Ermeni varlığının sona erdirildiği öne sürülmektedir. Halbuki 1923 yılında Osmanlı Devleti artık tarih sahnesinde yoktur. Başta V. Dadrian ve pek çok diğer Ermeni araştırmacı da 1915-1916 yıllarında 1,5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğünü ve sözde soykırımın gerçekleştiğini iddia ettiği bilinmektedir. O halde neden tarihin 1923’e kadar uzatıldığı sorusu akla gelmektedir. Muhtemelen Ermeni lobileri tarihi bu aralıklarda tutmak suretiyle, Türkiye’nin reddi miras yoluyla cezasız kalmasının önüne geçmeyi planlamakta ve T.C. devletini de karalamaktadırlar. Diğer taraftan öldürüldüğü veya hayatta kaldığı belirtilen Ermeni sayısı hakkında tasarıda yer alan rakamlar abartılı ve yanlıştır. 1914 Ermeni nüfusunun tahminlere göre 1.400.000-1.700.000 arasında olduğu artık bir çok bağımsız araştırmacı tarafından ortaya konulmuştur. Dr. Johannes Lepsius-ki pro Ermeni bir papaz ve yazardır- Patrikhanenin verdiği rakamların üzerini çizerek 1.845.450 rakamını yazmıştır (Der Todesgang des Armenischen Volkes, Potsdam 1919, s. 308). 2 milyon nüfus rakamı ise hiçbir kaynakta geçmemektedir. (Bkz. H. Özdemir ve diğ. Ermeniler: Sürgün ve Göç, Ankara, 2004, s. 49-50). 1.5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü de bir efsanedir. Bu efsane 24 Temmuz 1915 tarihinde (yani tehcirin resmen 44. günü) Harput Amerikan konsolosu Leslie Davis’in raporunda “ne kadar Ermeni’nin öldürüldüğünü söylemek imkansızdır, fakat sayının bir milyondan az olmadığı tahmin edilebilir” demesiyle başlamıştır (NARA 867.4016/269) Kaldı ki Ermenilerin teorisyeni Dadrian bile 1 milyon hayatta kalan Ermeni’den bahsetmekte ve kayıpları da 1.1 milyon olarak pek çok yayınında beyan etmektedir. 1919 Paris görüşmelerinde Bogos Nubar Paşa yaklaşık 600-700 bin Ermeni’nin tehcir edildiğini belirtmektedir. Ayrıca Patrikhane savaş sonunda Anadolu’daki toplam Ermeni sayısını en az 644.000 olarak vermektedir. Cemiyet-i Akvam 1922 yılında dünyadaki Türkiye Ermeni sayısını 817.873 olarak açıklamaktadır. Üstelik aynı belgeye göre Müslüman olan veya Türkiye’de kalan 281.000 Ermeni bu rakama dahil değildir. (NARA 867.4016/816) O halde nasıl 1.5 milyon Ermeni öldürülmüş olabilir. Kaldı ki savaş sonrasında Ermeni Patrikhanesi tarafından İngiltere ve Fransa büyükelçilerine gönderilen bir memorandumda 1914-1918 arasında “200.000 Ermenin canlı canlı gömüldüğü veya Van Gölü, Fırat ve Karadeniz’de boğularak öldürüldüğü” iddia edilmektedir. Bu memorandum, Paris Barış görüşmeleri öncesinde Amerikan delegasyonuna verilen bir rapora “Report Presented to the Preliminary Peace Conference by the Commission on the Responsibility of the Authors of the war and on the Enforcement of Penalties, March 29, 1919) da aynen yansımıştır.Demek ki 1919’da Ermeni Patrikhanesi de Ermeni kayıp sayısını 200 bin olarak tahmin etmektedir. (2) 24 Mayıs 1915 Müttefik Kuvvetler; İngiltere, Fransa ve Rusya ilk kez açıkça bir başka hükümeti “insanlığa karşı suç” işlemekle itham eden ortak bir bildiri yayınladı. Tasarının 2. maddesinde 24 Mayıs 1915 tarihindeki Müttefik deklarasyonuna yer verilerek güya Osmanlı devletinin sürgünden önce uyarılmasına rağmen etnik temizlik yaptığı ileri sürülmekte ve bu şekilde devletin planlı ve sistematik bir operasyon ile Ermenileri imha ettiği fikri uyandırılmaya çalışılmaktadır. Elbette bu deklarasyon yayınlanmıştır ama yayınlayanlar o tarihte Osmanlı’yı parçalamak için gizli anlaşmalar yapan devletlerdir. Ayrıca deklarasyonu yayınlayan Rusya o tarihlerde ülkesindeki Yahudilere karşı katliam yapmaktaydı. İngiltere ise Alman kökenli isyancı vatandaşlarını sınır dışı etmekte yada toplama kamplarına göndermekteydi. Ayrıca belirtilmelidir ki, deklarasyonda bahsedilen iddialar Ermeni siyasi partilerinin görüşlerine dayanmakta ve tarih 20 Mayıs 1915’de Rusların Van şehrini tamamen işgal etmesi ve Ermenilerin Müslümanları kılıçtan geçirdiği bir dönemdir. (3) Bu ortak bildiride, "Müttefik Kuvvetler’in, bu suç için Osmanlı Devletinin tüm üyelerini ve yanında bu katliamlara bulaşmış işbirlikçilerini de bizzat sorumlu tutacağını açık açık Bab-ı Ali’ye beyan eder” deniliyordu. Yukarıda ifade edildiği gibi bu Müttefiklerin bir propaganda faaliyetidir. Nitekim Osmanlı Devleti verdiği cevapta, Osmanlı topraklarında Ermenilere karşı katliam yapıldığı kesinlikle yalandır demiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun cevabında çok ilginç bir detay da vardır: Bu iftiraların kaynağı Romanya ve Bulgaristan’da bulunan İngiltere ve Rusya konsoloslarıdır. Gerçekten de Taşnaksutyun Siyasi propaganda büroları da bu iki ülke başkentindeydi ve Mavi Kitap’taki pek çok katliam haberiyle ilgili raporlarda bu bürolardan çıkmıştır. (4) I. Dünya Savaşı sonrası Türk hükümeti, Ermeni soykırımının “organizasyonu ve uygulamasında” ve “Ermenilerin katliamı ve imhasında” yer almış bulunan üst düzey yöneticileri suçladı. Tasarının 4. maddesi savaş sonrasında Osmanlı’nın suçu mahkemelerinde kabul ettiğini ve soykırım sanıklarının tutuklu olanlarını mahkum ettiğini iddia etmektedir. Ünlü Amerikan tarihçisi Justin McCarthy bu mahkemeleri “kanguru mahkemeleri” olarak değerlendirmekte, mahkemelerin işgalci müttefiklerin kukla yönetimi tarafından kurulduğunu hatırlatmaktadır. İngiliz Yüksek Komiseri S.A.G. Caltorphe Londra’ya yazdığı bir raporda yargılamaların maskaralığa dönüştüğünü ve hem Türk hem de kendi hükümetlerinin itibarını zedelediğini belirtmiştir. (FO 371/4174/118377) Ferudun Ata adlı bir tarihçi tarafından hazırlanan İşgal İstanbulu’nda Tehcir Yargılamaları, Ankara 2005 adlı eserde ifade edildiğine göre, dönemin hükümeti, Paris Barış Konferansı’nda daha uygun koşullar elde etmek ve muhalifi olduğu İttihat ve Terakki Milletvekillerinden intikam almak için mahkemeleri kurmuştur. Mahkemeler de sorgular da düzmecedir. Yalancı şahitler, sanıklar aleyhine ifade vermeye zorlanmıştır. Örneğin Yozgat tehcir davasından sanık olan Jandarma komutanı Binbaşı Tevfik aleyhine ifade veren kunduracı Artolos ücret karşılığı ifade vermesi için İstanbul’a getirilmiş, daha sonra aynı kişi Dr. Ata’nın tespitine göre Müslüman olmuş Rifat adıyla komisyona ifade vermiştir. Dr. Ata’nın eseri bunun gibi yalancı tanık ifadelerini deşifre etmektedir. Tanıklar lehine ifade veren kimse mahkemeye çıkarılmamıştır. Mahkeme başkanları yalan şahitleri bazen ortaya çıkarmalarına rağmen asla cezai işleme baş vurmamışlardır. Dr. Ata şahitlerin İngiliz Yüksek Komiserliğinde oluşturulan “Ermeni-Rum Şubesi”nde eğitilerek mahkemeye gönderildiğini tespit etmiştir. Tevfik Paşa hükümeti döneminde mahkeme kararlarının temyizi için açılan davaların büyük bir çoğunluğu da bozulmuştur. Temyiz sonucu kararı bozulanlar arasında maalesef idam edilen Nusret Bey’in davası da vardır. Öte yandan İngiliz Komiseri Amiral Caltorphe da bu mahkemelerin Müttefik güçler için utanç verici olduğunu rapor etmiştir (FO 371/4173/61185’den naklen Gunther Lewy) 4. Nisan 1919’da ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck, “ yaygın bir şekilde, [yargılamaların] çoğunun kişisel intikam saikiyle veya İtilaf Devletleri yetkililerinin ve özellikle İngilizlerin kışkırtmasıyla yapılmakta olduğuna inandığını” rapor etmiştir. (NARA 867.00/868; M 353, roll 7, fr. 448) Kaldı ki haksız yargılamalarla bu kararların alınmasına yardımcı olan İngiltere, 144 İttihatçı ileri gelen mahkumu benzeri suçlamalarla Malta’ya götürmüş ama haklarında somut delil bulamadığı için mahkemeye çıkarmamıştır. (5) Jön Türk Rejiminin (İttihat ve Terakki Partisi) yetkilileri, kurulan askeri sıkıyönetim mahkemelerinde, Ermeni halkına karşı katliamlar organize etme, uygulama suçlamasıyla yargılanarak mahkum edildiler. Dr. Feridun Ata’nın yukarıda işaret ettiğimiz tespitleri dışında, Justin McCarthy, Gunter Lewy gibi tarihçiler bu mahkemelerin güvenilir olmadığını, sanıklar aleyhine şahitlik yapanların sorgulamalarının yasal zeminde yapılmadığını, savunmalarının dikkate alınmadığını, mahkeme başkanlarının savcı gibi hareket ettiğini, sanığa savunma hakkının usule uygun olarak verilmediğini belirtmişlerdir. Lewy’nin de belirttiği gibi yargılamalar boyunca mahkeme hiçbir tanık dinlememiş ve hükümler tamamıyla savunmanın yanıtı dikkate alınmadan yalan şahitlerin ifadelerine dayanılarak verilmiştir. ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck Yozgat mahkemesindeki sanıkların “anonim mahkeme kayıtlarına” dayanılarak yargılanmalarını onaylamadığını ifade etmiştir. (NARA 867.00/81’den naklen Gunther Lewy). Ayrıca mahkemeye çıkarılanların büyük bir çoğunluğu görevlerini suiistimal ve askeri emre itaatsizlik gibi suçlardan mahkum olmuşlardır. (6) Ermeni soykırımının başta gelen organizatörleri olan Harbiye (Savaş) Bakanı Enver, İçişleri Bakanı Talat ve Donanma Bakanı Cemal işledikleri suçlardan dolayı idama mahkum oldular, ancak mahkemelerin kararları uygulanmadı. İşgal İstanbul’undaki olağanüstü mahkemelerde Enver, Talat ve Cemal gıyaplarında yargılanmışlar ve idama mahkum edilmişlerdir. Ancak tasarı metninde ima edildiği gibi bu üç kişi, “Ermeni halkına karşı katliamlar organize etmek ve uygulamak”tan değil, ülkeyi korkunç bir savaşa sokmak gibi siyasi bir suçtan dolayı mahkum edilmişlerdir. Ayrıca not etmek gerekir ki, İttihat ve Terakki Partisinin I. Dünya savaşında en etkili bu üç kişisinin mahkemeleri firarda oldukları için gıyaben yapılmış, mahkemelerinde hiçbir somut delil gösterilmeden mahkumiyet kararı verilmiştir. Dolayısıyla bu sanıklara verilen cezanın infaz edilmemesi ihmal veya işlenen suça kayıtsız kalmakla alakalı değildir. Üstelik Cemal Paşa Suriye’deki kamplarda Ermenilere yaptığı yardımlar dolayısıyla Ermenilerin bile takdirini kazanmış, Lepsius bile onun yardımlarını övmüştür. Sonuçta, bu üç tarihi şahsiyet firar ettikleri ülkelerde Nemesis adlı gizli bir Ermeni terör örgütünün tetikçileri tarafından öldürülmüşlerdir. Üstelik bu örgüt, mahkemelerde suçlu bulunmayan Sait Halim Paşa, Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi gibi devlet görevlilerini de yargısız infaza tabi tutarak öldürmüştür. (7) Ermeni soykırımı ve bu adlî başarısızlıklar, Avusturya, Fransa, Almanya, Büyük Britanya, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Vatikan ve diğer birçok ülkenin ulusal arşivlerinde yer alan karşı konulamaz delillerle belgelenmiştir. Bu belgelerdeki sayısız kanıt, bu gerçekleri, bu olayları ve bu sonuçları doğruluyor. Tasarının 7. maddesinde Avusturya, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve ABD arşivlerinde yeterli arşiv belgesinin soykırımı ispat için mevcut bulunduğu iddia edilmektedir. Ancak tarafımdan Amerikan arşivlerindeki bütün malzeme görülmüş ve didik didik edilmiş olmasına rağmen somut olarak kişiler hakkında kullanılabilecek nitelikli belgelerin sayısının çok az olduğu tespit edilmiştir. Ölümlere veya katliamlara doğrudan tanıklık edenlerin ifadelerini içeren belge sayısı çok azdır. Tanık ve konsolos raporlarında sözü edilen hemen bütün katliam bilgileri duyumlara dayanmaktadır. Belgelerin önemli bir kısmı da Patrikhane ve Taşnak siyasi propaganda bürolarının deklarasyonlarından ibarettir. Nitekim Malta’da tutuklu bulunan 144 Türk hakkında Amerikan arşivlerinde yapılan araştırma sonucunda hiçbir somut veriye ulaşılamamış ve R.G. Craigie, Lord George Curzon’a yazdığı 13 Temmuz 1922 tarihli yazıda delil teşkil edebilecek somut bir bilgiye ulaşamadığını belirtmiştir. Bu yüzden olsa gerek Türk Hükümeti tarafından resmen Ermenistan Cumhuriyetine önerilen ortak bir tarih komisyonu kurulması ve çalışma sonuçlarının her iki tarafça kabul edilmesi teklifi reddedilmektedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 (8) ABD Ulusal Arşivleri, Ermeni soykırımı İle ilgili çok kapsamlı ve doğru belgeleri bünyesinde barındırmaktadır. Özellikle de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 59. kayıt grubu altındaki 867.00 ve 867.40 numaralı dosyalar kamuoyu ve ilgili kuruluşların kullanımına büyük ölçüde açıktır. Amerikan arşivlerinde bulunan belgeler çeşitli tasnifler altında toplanmıştır. Ermenilerin genelde iddialarını dayanak olarak kullandıkları koleksiyon “Dışişleri Bakanlığı Belgeleri” ve özellikle de “Türkiye’nin İçişleri”dir. Bu belgelerin büyük bir çoğunluğu Morgenthau’nun iki Ermeni tercümanının yorumuyla derlenmiştir. Ermeni siyasi propaganda bürolarının hazırladığı sahte tanık ifadeleri söz konusu raporlara girmiştir. Bununla birlikte özellikle konsolos raporlarındaki duyumlarla ilgili satırlar göz ardı edilerek bu belgeler okunduğunda tehcir operasyonun olumlu tarafları hakkında çok değerli bilgiler içerdikleri görülecektir. Mesela Halep’te bulunan J. Jackson’ın raporlarında Halep’e ulaşan Ermenilerin sayısının 500.000’lere ulaştığı, bunların kent içinde ve dışında evlere, köylere ve kamplara yerleştirildikleri, Cemal Paşa’nın yaptığı yiyecek yardımları, kampların yönetimi ve gelenlerin din, mezhep ve ulaşım vasıta çeşitlerine göre tasniflerinin yapıldığı görülmektedir. (9) 1913-1916 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nu nezdinde ABD Büyükelçisi olan Henry Morgenthau, aralarında Osmanlı İmparatorluğumun müttefiklerinin de yer aldığı çeşitli ülkelerin resmi görevlilerinin Ermeni soykırımına ilişkin protestolarını organize etti ve başını çekti. Madde 9-10. da Morgenthau’nun kitabını soykırım iddialarını desteklemek için kullanmak bilimsel açıdan kınanacak bir durumdur. Amerikalı tarihçi Heath Lowry, Morgenthau’nun Hikayesi adını verdiği kitabında büyükelçinin iki Ermeni tercümanının raporları nasıl tahrif ettiklerini delilleriyle göstermiştir. Kaldı ki Morgenthau’nun eseri yerine onun Dışişleri Bakanlığına göndermiş olduğu raporların aslını kullanmak daha doğru ve bilimsel metotlara uygun bir yaklaşımdır. Diğer taraftan Morgenthau Anadolu’ya ayak basmış bile değildir ve kendisi fazlasıyla Ermenilerin davasına angaje olmuş bir kişidir. Kendisinden sonra İstanbul’da görev yapan Amiral Bristol de raporlarında Morgenthau’yu taraf olmakla ve katliam haberlerini abartılı olarak bildirmekle suçlamıştır. Morgenthau’nun eserinin 1918 yılında Paris Barış Konferansında Ermenistan delegasyonunun devlet kurma taleplerini desteklemek üzere yazılmış bir propaganda eseri olduğu kanaati bilim çevrelerinde hakimdir. (10) Büyükelçi Morgenthau, ABD Dışişleri Bakanlığı’na Osmanlı İmparatorluğu hükümetinin politikasını "bir ırkın imha kampanyası" olarak açıkladı ve kendisine 16 Temmuz 1915’te Dışişleri Bakanı Robert Lansing tarafından “Bakanlık, Ermeni zulmünü durdurmak için (yürüttüğünüz)....prosedürünüzü onaylıyor” şeklinde bir talimat verildi. Morgenthau’nun raporunda geçen bu tür ifadeler onun tercümanı Arshag Schmavonian ve sekreteri Hagop Andonian’ın ne kadar etkisinde kaldığını göstermektedir. Morgenthau’nun bu tespitlerini yaptığı günlerde henüz pek çok ilde sevk ve iskan faaliyeti ya başlamamış ya da birkaç hafta önce başlamıştır. Unutulmamalıdır ki Erzurum dışında pek çok doğu vilayetinden sevk 1Temmuz 1915 sonrasında başlamıştır. Harput’tan sevkıyat 4 Temmuz’da Elazığ’dan 1 Temmuz’da, Trabzon’dan 1 Temmuz’da ve Yozgat’tan 18 Temmuz’da sevk başlamıştır. Demek ki Morgenthau’nun raporunu kaleme aldığı Temmuz ayı, henüz yaşananları “bir ırkın imha kampanyası” olarak betimlemek için çok erkendir. Bu rapor, olsa olsa büyükelçinin ön yargısını anlamak bakımından uygun olabilir. ABD Dışişleri Bakanlığının söz konusu talimatı, kuşkusuz Büyükelçisinin bakanlığa verdiği raporlar doğrultusundadır. Henüz erken bir tarihte ABD Dışişleri Bakanlığının katliamların bir ırkın imhası boyutunda olduğuna kanaat getirerek bir talimat vermesi zaten mümkün değildir. (11) 9 Şubat 1916’da Kongre’nin hem Senato hem Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen 12 sayılı kararında, ABD Başkanından, “bu ülkenin vatandaşlarının, o tarihlerde açlık, hastalık ve tarifsiz acılarla boğuşan Ermenilerin refahı için toplanmakta olan fonlara katkıda bulunarak onlara olan sempatilerini ifade edebilecekleri bir gün ayırmasının” önerilmesi kararlaştırdı. Robert Lansing’in bu önergesi de Amerikanın Ermeni kamplarındaki mültecilere yardım faaliyetine katkıda bulunmaya yönelik bir faaliyetin sonucudur. Dolayısıyla Lansing’in önergesinin Ermenilerin iddia ettiği gibi bir amaçla hazırlanmadığı açıktır. Zaten Dışişleri Bakanı Lansing, Başkan Wilson’a gönderdiği 21 Kasım 1916 tarihli yazısında Ermeni tehcirinin aslında Ermenilerin ihanetinden dolayı yapıldığı savunulmuştur. Ayrıca altı çizilmesi gereken bir nokta da şudur ki, o tarihlerde Müslüman köylü de aynı şartlardan muzdariptir. Justin McCarthy’in “Death and Exile” kitabında belirtildiği gibi Müslümanların kayıpları da 2 milyonun üzerinde olup, çoğu açlık ve salgın sebebiyledir. Hikmet Özdemir’in “Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918” kitabında belirtildiği gibi hastane kayıtlarına göre ordunun bile salgınlardan kaybı 401.859 kişidir. (12) Başkan Woodrow, bir Kongre kararıyla, Amerikan halkının evlatları sayılan 132.000 öksüz ve yetim dahil, Ermeni soykırımından kurtulanlara yardım temelinde 1915-1930 arasında $116.000.000’lık bir tutara ulaşan ve “Yakın Doğu Fonu” olarak bilinen derneğin oluşturulmasını onayladı ve teşvik etti. Öncelikle bu derneğin ilk oluşumu “Ermeni ve Süryanilere Yardım Komitesi” şeklinde olmuş ve kuruluşunda ABD İstanbul Büyükelçisi H. Morgenthau önemli bir görev ve sorumluluk üstlenmiştir. Bu yardım komitesinin taşradaki üyeleri misyonerler ve fakat özellikle konsoloslar olmuştur. Mesela Halep koordinatörü konsolos J. Jackson’dır. Bu komite 1919 yılında aynı amaçla kurulan diğer fonları bir çatı altında toplayarak NER “Yakın Doğu Fonu” adını almıştır. Bu tasarıda vurgulanmayan husus, bu yardım kuruluşlarının Osmanlı hükümetinin destek, teşvik ve izniyle Ermeni ve diğer vatandaşlara yardım götürdükleridir. Savaşın başlangıcında Osmanlı Devleti yabancı kuruluşlarının Ermenilere yardım etmelerine, “tehcire karşı direnişin cesaretlendirilebileceği” ve mültecilerin her türlü ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Ancak devletin maddi olanaklarının yetersiz kalması üzerine bu dernek de dahil yabancı yardım kuruluşlarına sınırsız çalışma imkanı verilmiştir. Bu şekilde kampları yardım kuruluşlarına açmak bile aslında başlı başına Ermenilere karşı bir ırk imha politikası uygulanmadığına kanıttır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 (13) 359 Sayılı, 13 Mayıs 1920 tarihli Senato Önergesi, “Senato Dış İlişkiler Komitesinin Alt Komitesi tarafından yürütülen oturumlarda alınan tanık ifadelerinin rapor edilen katliamların ve Ermeni halkının çektiği diğer mezalimlerin doğru olduğunu açıkça doğruladığını” ifade ediyordu. Maalesef şimdi ve o dönemde Amerikalı politikacılar olaylara zaman zaman sırf Ermeni seçmenlerinin gözüyle bakmayı alışkanlık haline getirmişlerdir. Ermeni propagandası masum Ermenilerin barbar Türkler tarafından katledildiği şeklindeki masalı temsilcilerine kabul ettirmişlerdir. Kaldı ki kısmen bu tanıklık ifadelerinde doğruluk payı bile olsa, tarafsız bir ülke, Türk tanık ifadelerine de başvurmayı görev bilmelidir. Nitekim Ermeniler de doğu Anadolu’da 1914-20 arasında yüz binlerce Türk ve Müslüman öldürmüşlerdir. Amiral Mark L. Bristol, Türkiye’de görev yaptığı sırada Ermeni propagandalarının ne kadar hayal mahsulü olduğunu görmüştür. 12 Mart 1926 tarihinde yazdığı geçmişte olanları özetlerken şunları yazmıştır: “Rusların Doğu Anadolu bölgesine ilerlediği sırada Süryani ve Ermeniler Rusya saflarına katılmışlardır.Rusların ilk ve ikinci ileri harekatları sırasında Ermeni ve Süryaniler işgal edilen bölgedeki Müslüman nüfusa karşı intikam fırsatını kullanmışlardır. Ruslar özellikle Erzurum civarında Ermenilerin taşkınlıklarını ve şehrin Müslüman mahallelerinin büyük bir kısmının katledildiğini rapor ediyorlar. Ne kadar büyük boyutta taşkınlıklar yaşandığı belki hiç bilinmeyecektir. Fakat Ermeni ve Süryanilerin kuvvetlerini Rusya ordusu ile birleştirdikleri güneye doğru olan bölgede, Amerikalılardan aldığım raporlara göre, Hıristiyanlar Müslüman nüfusu tamamen imha etmişler,o kadar ki, yörede “yaşayan tek bir canlı hatta köpek, kedi, tavuklar bile kalmamıştır” (NARA 767.90g15). Ne var ki raporların bu kısımları Ermeni yazarlar tarafından özenle ve gayri ahlaki boyutlarda gizlenmektedir... |
|
|
|
|
|
#282 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
(14) Önerge, General James Harbord tarafından yönetilen Ermenistan Amerikan Askeri Misyonu Senatosuna gönderilen ve “tecavüz, ihlal, işkence ve ölüm yüz güzel Ermeni vadisinde unutulmayacak hatıralar bırakmıştır ve o yörede gezenler bütün devirlerin bu en muazzam cürümünün delillerinden kendilerini pek uzak tutamazlar” diye yazan 13 Nisan 1920 tarihli raporun ardından geldi.
General Harbord görevi gereği gerçekleri öğretmek için gittiği Doğu Anadolu’da pro-ermeni bir kişi olmasına rağmen Müslüman köylülerin Andranik’in yaptığı mezalimleri duyduğunda çok etkilenmiş ve raporunda bunları da yazmıştır. Bununla birlikte Ermeni tarihçiler onun Ermenilerin mezaliminden bahseden satırlarını görmemezlikten gelmektedirler. Nitekim Harbord yapılan bütün propagandalara rağmen “Ermenistan’ın mandasını üstlenecek devlet, aynı zamanda, Anadolu, Rumeli, İstanbul ve Kafkasya’nın da mandasını üzerine almalıdır” şeklinde rapor hazırlayarak kongrenin salt Ermenistan’ın mandasını üzerine alma yönündeki görüşünün değişmesinde rol oynamıştır. (15) ABD Holokost Anma Müzesi’nde de gösterildiği gibi, Adolf Hitler, komutanlarına 1939’da Polonya’ya saldırı emri verdiğinde kendisine yöneltilen eleştirileri "Bugün Ermeni soykırımını kim hatırlıyor" diyerek bertaraf etmiş ve Yahudi soykırımının önünü açmıştı Tasarı’da Adolf Hitler’in sözüne sığınılması da (madde 15) tam bir aldatmacadır. Ermeni bilim adamı Dr. ROBERT JOHN, Amerikalı bilim adamı Heath Lowry ve Türk bilim adamı Türkkaya Ataöv bu sözün bir sahte alıntı olduğunu ispatlamışlardır. Nürnberg’de Hitler’e atfedilen hiçbir konuşma metninde bu alıntı bulunamamıştır. Mahkeme Alman Askeri kayıtları arasında Hitler’in 22 Ağustos 1939 günü ordu komutanlarına yaptığı konuşmanın iki versiyonunu dosyaya almıştır. Bunlar US-29/786 PS ve US-30/1014 PS sayılarını taşımaktadır. Her iki belgede de Ermenilerden söz edilmemektedir. Maalesef pek çok bilim adamı benzeri Ermeni yalanlarını tespit etmelerine rağmen dile getirememekte, eleştirememektedirler. Çünkü Ermeni diasporasının fanatikleri Atatürk’e atfedilen bir yalan röportajı ortaya çıkardı ve eleştirdi diye, The Armenian Review dergisinin editörünü işten attırmıştır. (16) Soykırım sözcüğünü 1944 yılında ilk olarak kullanan Raphael Lemkin, BM Soykırımı önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi’nin ilk savunucularındandı. Lemkin, Ermeni meselesini 20. yüzyıla ait kesin bir soykırım örneği olarak tanımlıyordu. Rafael Lemkin’in bu soykırım suçunu tanımlarken “Hitler’in Yahudilere ve Türklerin Ermenilere yaptıkları gibi....bütün milli, ırkî veya dinî grupların sistematik imhası” ibaresini kullanması günümüzde hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü Lemkin bir tarihçi değildir ve hukuki tanımı sahip olduğu bilgiler doğrultusunda yapmaktadır. Elindeki bilgilerin Ermeni görüşleri doğrultusunda olduğu açıktır. Ayrıca o günden beri yapılan çalışmalar Ermenilere yapılan sevk ve iskan operasyonunun tanımda yer alan unsurlara uymadığını ortaya koymuştur. Lemkin’in tanımı yaptığı dönemde Ermeni tehciri hakkında bilgi ve belge çok azdır ve bilimsel çalışmalar son derece sınırlıdır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 (17) Soykırımla ilgili ilk karar BM tarafından Lemkin’in önerisi üzerine 11 Aralık 1946’da benimsendi. BM Genel Kurul kararı (96) ve BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi, BM’nin mevcut hükümlerini yasalaştırarak benzer suçları önleme ve cezalandırma amacıyla Ermeni soykırımını bir suç olarak tanımladı. Ermenilerin hemen her tasarıda yer verdiği bu iddia etkileyici olmakla birlikte, tamamen asılsızdır. “Ermeni soykırımı” BM tarafından asla kabul edilmemiştir. Bilakis 1948 sözleşmesinin geriye işlemediği hem sözleşmede hem de Ermeni yanlısı olarak hazırlanıp BM’ye sunulan raporlara karşı yapılan eleştirilerde dile getirilmiştir. 1985’te toplanan Alt Komite (yukarıda da değinildiği gibi) soykırım iddialarına karşı ortaya konulan deliller ışığında raporu kabul etmeyi reddetmiş ve “not” etmekle yetinmiştir. (18) 1948 yılında BM Savaş Suçları Komisyonu Ermeni soykırımı hakkında ’insanlığa karşı suçlar terimini kesin olarak karşılayan fiillerden biridir’ tanımıyla Nurenberg Mahkemeleri için bir öncül olarak kullandı. Tasarının bu maddesi de Ermeniler tarafından sıklıkla işlenen bir yanlış yoruma dayanmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki Nüremberg mahkemelerinde sanıklar insanlığa karşı işlenen suçlardan ceza almışlardır. Zaten aksi de mümkün değildir çünkü soykırım sözleşmesinin kabul tarihi 1951 yılıdır. Nitekim BM Ekonomik ve Sosyal Kurulu, İnsan Hakları Komisyonu, Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu 1985 yılında 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu Anadolu bölgesindeki olayları soykırım olarak tanımamıştır. (19) Komisyon, “Sevr Barış Antlaşması’nın 230. maddesinin hükümlerinin, 1915’teki İttifak Devletleri beyannamesiyle uyum içinde...Türk topraklarında Ermeni veya Rum asıllı Türk vatandaşlarına karşı işlenmiş suçları” kapsadığını belirtiyordu. Bu nedenle, bu madde, Tokyo ve Nuremberg sözleşmelerinin 6c ve 5c maddelerine göre “insanlığa karşı suçlar” kategorilerinden birine örnek teşkil etmektedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Önceki maddede açıklandığı gibi Nuremberg mahkemeleri, II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçlar için mağlup hükümetleri cezalandırmak üzere Müttefik devletler tarafından kurulmuştur. Bu mahkemelerin davaları “soykırım davaları” değildir. Dolayısıyla Nuremberg ve Tokyo Sözleşmelerinin 6c ve 5c Maddesi Ermeni tezleri açısından asla emsal oluşturamaz. (20) 8 Nisan 1975’te kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (148) ile "Bu yılın 24 Nisan’ı ’insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü’ olarak düzenlenmiştir. ABD Başkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, Özellikle de Ermenilerin hatırlanması için Amerikan vatandaşlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çağrıda bulunması kendisinden istenmiştir" denmiştir. Ne yazık ki Ermeni propagandalarının etkisiyle alınan bu karar gereği ABD Başkanları I. Dünya Savaşında çeşitli sebeplerle ölen Osmanlı vatandaşlarını etnik ve dini bakımdan ayrıma tutmakta ve sadece Ermeni ölüler için anma gününde konuşma yapmaktadır. Ölüleri dinleri ve etnik kökenleri nedeniyle siyaset konusu yapmak medeni insanlara ve ülkelere yakışmasa gerektir. Kaldı ki ABD Başkanları soykırım sözcüğüne bugüne kadar konuşmalarında yer vermemişlerdir. Bu isabetli bir yaklaşım tarzıdır, çünkü olayların hangi şartlarda yaşandığını konu alan “Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1917” adlı çalışmamızda, açık bir şekilde sevk ve iskanın sistematik, planlı bir yok etme planının uygulaması olmadığı kanıtlanmıştır. Bu çalışmamız özellikle konsolos ve misyoner raporlarına dayanmaktadır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 (21) Başkan Ronald Reagan 22 Nisan 1981 tarihli 4838 no’lu kamuoyu açıklamasında kısmen, Ermeni soykırımı, Kamboçya soykırımı ve Yahudi soykırımından çıkarılan derslerin asla unutulmaması gerektiğini” belirtti. Ermenilerin ABD’de güçlü bir lobi faaliyeti olduğu bilinmektedir. Ayrıca Boston ve Massachusetts ve California Eyaletlerinde çok sayıda Ermeni yaşıyor olması buradaki senatörleri Ermeni tezlerine sıcak bakmaya yöneltmektedir. Başkanlar da politikacılardan farksızdır ve seçmen kitlelerinin taleplerini göz ardı edemezler. Üstelik Ronald Reagan’ın konuşma yazarı Ermeni asıllı bir ABD vatandaşıdır. Bu yüzden Ronald Reagan’ın kişisel olarak soykırıma inandığını belirtmesi sürpriz teşkil etmez. (22) 10 Eylül 1984’te kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (247) ile "Bu yılın 24 Nisan’ı ’insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü’ olarak düzenlenmiştir. ABD Başkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, özellikle de 1,5 milyon Ermeni’nin hatırlanması için Amerikan vatandaşlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çağrıda bulunması kendisinden istenmiştir" denmiştir Böyle bir karar alınmış olsa bile ABD Başkanı bu talep doğrultusunda 24 Nisan gününü “Ermeni soykırım günü” olarak kabul etmeyi ve anmayı reddetmiştir. Temsilciler Meclisinin kararı elbette siyasi nitelikli bir karardır ve doğru olup olmaması çok az imza sahibini ilgilendirmektedir. (23) 1985 yılı Ağustos ayında, ABD Ayrımcılığı Önleme ve Azınlıkları Koruma Alt Komisyonu 14/1 oyla, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve cezalandırılması Sorunu” adlı bir çalışma raporunu kabul etti. Bu raporda "Nazi sapkınlığı 20. yüzyıldaki tek soykırım olayı değildir. Diğer örnekler arasında “1915-1916’da Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenileri katliamı” gösterilebilecek örnekler arasına girebilir, deniyordu. Tasarının en ciddi yalanı ise BM İnsan Hakları Komitesinin bir raporunun 1915-1916 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından katledilmesini kabul ettiğine dair bir raporu kabul ettiğidir. Mr. Whitaker raporu olarak hazırlayanın adıyla anılan bu rapor alt komitede kabul edilmemiştir. Tam tersine komite raporu teslim almayı “alındı” sözcüğünü taslaktan silerek (Dosya E/CN.4/1986/5-E/CN.4/Sub.2/1985/57; Para.57) reddetmiş, bunun yerine “not alındı” şeklinde özel rapora (E/CN.4/1986/5 E/CN.4/Sub.2/1985/57 sayfa 99. para 1). Maalesef bu kuyruklu yalan bilimsel toplantılarda bile karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca taslak 10 leyhte, 6 karşı ve 6 çekimser oy ile İnsan Hakları Komitesine sunulmamıştır. Diplomatik ve hukuki açıdan bakıldığında Mr. Whitaker raporu kabul edilmemiş “not” edilmiş ve daha yüksek karar organına transferi reddedilmiştir. (24) Bu raporda "Birtakım tanık ve bağımsız otoritelerin söylediklerine göre Ermeni nüfusunun muhtemelen yarısından fazlasını teşkil eden 1 milyon kişi öldürülmüş ya da ölümcül koşullarda tehcir edilmiştir" deniyordu. Bu durumu, ABD, Almanya ve İngiltere arşivlerindeki ve Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiki Almanya’nın o dönemki diplomatları da dahil raporları doğrulamaktadır. Mr. Whitaker’in raporunun Ermeni tarihçilerin görüşleri doğrultusunda hazırlandığı açıktır. Nitekim alt komite toplantısına ABD temsilcisi Mr. Carey bile “bütün mevcut kaynakların dikkate alınmadığı ve bu sorun titiz bir şekilde derinlemesine incelenmemiştir....Soykırım sorunu yeterince titizlikle ele alınmamıştır”. Aynı komitedeki toplantı da Fransa temsilcisi Mr. Joinet “Mr. Whitaker’in raporu hakkındaki tartışma aslında tarih hakkında bir tartışmadır” demiştir. Nitekim 1. madde hakkındaki yorumumuzda bir milyon rakamının bir duyumdan ibaret olduğu ve tehcirin ilk günlerinde gündeme geldiği belirtilmiştir. (25) ABD Soykırımı Anma Konseyi (bağımsız bir federal teşekkül) oybirliğiyle 30 Nisan 1981’de kendi müzelerinde Ermeni soykırımına yer vermeyi kararlaştırdı ve o günden beri de yer vermektedir. Müze yetkililerinin Ermeni propagandası ve baskısı altında aldığı bu karar “soykırım tezini” güçlendiren veya realiteye dönüştüren bir karar olarak değerlendirilemez. (26) ABD Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi’nce 1993’te ortaya konan, Ermeni soykırımıyla ilgili eldeki dokümanların muğlak olduğuna ilişkin iddia ABD’nin uzun dönem politikasına uymayacağı gerekçesiyle geri çekildi. Türk tarafının tarihi olaylar hakkındaki görüşleri alınmadan alınan her karar gibi bu kararın da bağlayıcılığı yoktur. Bu ve benzeri kararlar Ermeni tarihçilerin ortaya koyduğu veriler ışığında alınmaktadır. (27) 5 Haziran 1996’da Temsilciler Meclisi yabancı yardımlar ve uluslararası dış ticaretle ilgili 3540 kanunda değişiklik yaparak, Türkiye Hükümeti’nin Ermeni soykırımını tanıyıp kurbanlarını onurlandırıncaya kadar Türkiye’ye yapılan yardımlarda 3 milyon dolarlık bir kesinti yapılması kararlaştırıldı. Yine bu karar da, Ermeni propaganda faaliyetlerinin Temsilciler Meclisinde etkili lobisi sayesinde alınmıştır. Politikacılar maalesef gerçeklerle ilgilenmemekte, çok az bilgi sahip oldukları konularda bile oy kaygısıyla yanlı hareket edebilmektedirler. Zaten Türkiye de soykırımı tanıma şartı getiren hiçbir yardımı kabul etmeyecek kadar bu konuda kesin politika sahibidir. (28) Başkan William Jefferson Clinton 24 Nisan 1998’de "Bu sene geçmişte de olduğu gibi Amerikan Ermenilerini tarihin en üzgün bölümlerinden biri olarak anacağız. Bu anma, yurdundan edilmeler ve 1,5 milyon Ermeni için yapılacaktır" demişti. Görüldüğü gibi Başkan Clinton katliam ve tehcirden söz etmekte ama yaşanan trajediyi “soykırım” olarak tanımlamamaktadır. Soykırım hukuki çerçevesi çizilmiş bir suçtur ve 1948 BM Sözleşmesi ile koşulları ortaya konulmuştur. Başkan Clinton hukuki bakımdan Ermenilerin yaşadıklarını soykırım olarak açıklayan her hangi bir karar olmadığının farkında olarak “soykırım” sözcüğünü kullanmamaktadır. Kaldı ki katliam ile soykırım hukuken çok farklı kelimelerdir. Katliam her zaman her toplumda görülebilecek adi vakalardır. (29) Başkan George W. Bush ise 24 Nisan 2004’te "Bugün 20. yüzyılın en korkunç trajedilerinden birinin anılmasına ara vereceğiz. 1,5 milyon Ermeni’nin sürülerek öldürülmesini hatırlamak amacıyla saygı duruşundayız" dedi. Yine burada da yaşananlar trajedi olarak nitelendirilmektedir. Savaşın kurbanları karşısında saygı duruşuna geçmek her insanın insanlık görevidir. Ermeni tasarısının başlangıcından beri iddia ettiği ise olayları soykırım olarak nitelendirilmiş göstermeye çalışmaktadır. ABD Başkanlarının bile hukuken olayları “soykırım” olarak tanımamış olmaları aslında bu tasarının başından beri çelişkili olduğunu ortaya koymaktadır. (30) Ermeni soykırımının uluslararası alanlarda tanınıp kabul edilmesine rağmen yerli ve uluslararası otoritelerin soykırımı cezalandırmadaki başarısızlıkları benzeri soykırımların olmasına ve gelecekte de olabilmesine bir nedendir ve Ermeni soykırımını tanımak gelecekte soykırımın önlenmesi için tek çözümdür. Düzenleyen Esc0 : 18-08-2009 at 10:44. |
|
|
|
|
|
#283 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
Ermeni meselesinin İngiltere tarafından ortaya atıldığına ilişkin Fransız Parlamentosu Stenografı George Buisson’un 8 Mayıs 1895’te verdiği konferansın tutanakları.
Osmanlı İmparatorluğu Büyükelçiliği Sayı: 8867/194 Paris, 16 Mayıs 1895 Hariciye Nazırı Ekselans Said Paşa’ya Konu: Anadoludaki kargaşalar hakkındaki konferans. Sayın Bakan, Sayın Nicolaides’in teşvikiyle Millet Meclisi’nde stenograf olan George Buisson’un Anadolu’daki kargaşaların kökeni hakkında bir konferans yapacağını öğrendikten sonra güvendiğim bir kişiyi bu konferasta bulunmak ve bana bu konuda bilgi vermekle görevlendirdim. Gerçekten de sayın Buisson, “La Sociéte’de Geographie” salonunda, çok az bir dinleyici önünde söz konusu olan kargaşalardan gerçekten bu ayın 8’inde bahsetmiştir. Sayın Ekselanslarına, yukarıda bahsi geçen kişi tarafından ele alınan toplantının raporunu ekte sunmaktan onur duymaktayım. Sayın Ekselansları, en içten saygı ve selamlarımın kabulü dileğiyle. Ziya Bâb-ı Âlî Tercüme Odası Numara:115 Tarih: 29 Mayıs 1895 Hariciye Nezareti’ne 16 Mayıs 1895 tarihiyle Paris Büyükelçiliği’nden gelen 194 numaralı tahriratın tercümesidir. Ermeni meselesi hakkında Mösyö Nicolaides’in teşvikiyle Fransız Parlamentosu Stenografı Mösyö George Buisson’un düzenlediği konferans tutanağının ekte gönderildiğine dair Parlamento Stenografı George Buisson’un Anadolu’da meydana gelen karışıklıkların mahiyet ve kaynağı hakkında bir konferans verdiğini haber alınca bu konferansta hazır bulunarak nasıl geçtiği konusunda bana bilgi vermek üzere güvenilir bir kişiyi Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 görevlendirdim. Gerçekten de Buisson bu ayın sekizinde Coğrafya Cemiyeti salonunda dinleyiciler huzurunda konuşmuştur. Görevlendirdiğim memur tarafından bu konuda verilen rapor ekte sunulmuştur. Belgenin Tercümesi “Theatre de familles” Derneği mevsimin son suaresini dün Coğrafya Cemiyeti (Sociéte’de Geographic) salonunda vermiştir. Katılanlar çok idiyse de çoğunluğu kadınlar ve genç kızlardan oluşmakta, sadece elli kadar erkek bulunmaktaydı. Bu toplantıda Parlamento Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 Stenografı George Buisson tarafından Anadolu’da meydana gelen karışıklıkların mahiyeti ile Osmanlı Hükümeti’nin yaptığı zorlama ve baskılardan, İngilizlerin o bölgede yaşayan Hıristiyanlar lehinde gösterdikleri kayırma ve gayretten doğan siyasî sıkıntılardan ve diğer konulardan söz edilmiştir. Bu toplantı sadece yirmi dakika sürdüğü için konuşmacı birçok önemli bilgiyi ortaya koymaya ancak vakit bulabilmiştir. Kaydetmeye ve tekrarlamaya değer diğer ifadeler aşağıda kısaca yazılmıştır: “Özellikle İngiltere tarafından uydurulmuş bir masaldan ibaret olan Ermeni katliamı hakkında Paris halkının dikkatini çekmek amacıyla bu salonda üç kez toplantı yapılmıştır. Hırs ve açgözlülük öyle bir alışkanlıktır ki ahlak üzerinde çok kötü tesir yapar. İngilizler kendi amaçlarına ulaşmak için güçleri yettiğinde zor ve kuvvet kullanırlar. Bunu yapamadıkları zaman da hile ve iftiraya başvururlar. Bu Ermeni karışıklıkları dolayısıyla Avrupa’da ilk kez ortaya çıkan bir olaydır. İngilizler çok az bir düşünce ve dikkatle uzak ihtimal olduğuna hükmedilen öldürme olayını bahane ederek insanlık meselesini ortaya koymaya kadar vardırırlar. Oysa tahta çıkışından beri geçen on sekiz yıllık süre içerisinde bütün tebasına karşı merhamet ve şefkat dolu barışsever bir hükümdarın yaptıkları incelenirse bu gibi rivayetlerin gerçekleşmesinin imkansız olduğu görülür.” Adı geçen şahıs Ermeni komiteleri tarafından Osmanlı memurları ve askerlerine atfedilen bir takım yalan rivayetleri reddederek bunun ne derece mantıksız olduğunu ortaya koymuştur. Kendisi bu bahaneyle bin sekiz yüz altmış iki yılında Çin gazetelerinin de aynı bu şekilde vehim ve hayalden ibaret yani Fransız ve İngiliz askerlerinin Çin’de bulundukları süre içerisinde kadınların namusuna tecavüz ederek erkekleri diri diri yaktıkları, çocukları parça parça keserek tuzlayıp yedikleri ve bunun gibi bir takım mezalim ve düşmanlıkta bulundukları hakkında bazı iftiralar attıklarını hatırlatmış, Ermeni komitelerinin bu gibi uydurmalar konusunda Çinlileri geride bıraktıklarını belirtmiştir. Daha sonra da İngiltere Hükümetiyle halkının fikir ve düşüncelerinin neden ibaret olduğunu kanıtlayarak “işin aslı incelenirse İngiltere’nin amaçlarına hizmet edenlerin memleketlerinden kovulmuş bir takım ipsiz sapsız ve serseri takımından Ermenilerden ibaret olduğu görülür. İşin esası ise Mısır’ın İngiltere tarafından sürekli olarak işgalinden ibarettir. Hidiv, padişahın bir valisi olduğundan bu ünvanın ortadan kaldırılması kesin bir işgale bağlıdır. Bunun için ise Osmanlı ülkesinin harita üzerinde olduğu gibi bölünmesi gerekir. Fakat Fransız basını bu hileyi çabucak anlamakta ustadır.” demiş ve bütün Fransızlardan nefret eden İngiltere’nin hırslı bakış açısıyla haince hareketleri tarif edildikten sonra olan karışıklıkları tarih açısından inceleyerek “esas meselenin bir takım hayvan sürülerinin gasbedilmesinden dolayı her zaman olduğu gibi Ermenilerle Doğu Anadolu halkı arasında meydana gelen bir mücadeleden ibaret olduğu ve bölge memurlarının askerlerin yardımını istemeye mecbur olduklarını ve az çok çatışma olduğunu, bütün karışıklık hareketlerinde olduğu gibi bu çatışmada da bazı ölen ve yaralananlar olduğunu” sözlerine eklemiştir. Konuşmacı daha sonra İngiltere’den para alan bazı fesatçıların gösterdikleri olaylara benzer olayların uygar ülkelerde de birçok kez ortaya çıktığını, hatta şu anda bile, meydana gelmekte olduğunu göstererek bu gibi isyan hareketlerinin nerelerde ortaya çıkmışsa oradaki hükümet tarafından bastırılmış olduğunu hatırlatmış ve sözü tarihe getirerek “Ermeniler kendilerini bir hükümet halinde şekillendirme konusunda yeteneksiz bir millet olduklarını eski zamanlardan beri göstermişlerdir. Daha doğrusu Ermeniler tarih sayfalarında millet adını taşıyacak bir millet değildir. Tarih sayfalarına göz gezdirilecek olursa bu milletin eskiden beri İranlılara, Ispartalılara, Romalılara, Abbasilere, Moğollara, Kürtlere vergi veregelmiş oldukları görülür.” dedikten sonra Cengiz Han ile Luzinyan’ın hüküm sürdüğü dönemi ve “Haçlılar”dan sonra Fransızların Ermenistan’da bir süre hüküm sürdüklerini belirtmiş ve sonunda Ermenilerin “Avrupa, İran ve Mısır”da tüccar, banker yahut yüksek dereceli memur olabilen, çalışkan ve zeki insanlar olduklarını ancak bağımsız bir hükümet oluşturmaya kesinlikle kabiliyet ve yeteneklerinin bulunmadığını göstermiştir. Kendisi toplantıya son vermeden önce Anadolu’nun kuzeyinde yaşayan halkın nüfus miktarını açıklayarak Ermeni Hıristiyanların tüm nüfusun ancak üçte birini oluşturabileceklerini Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 belirtmiştir. Şurada burada bulunan Ermenilere gelince “özellikle İstanbul’dakiler serseri ve evsiz barksız insanlardır, bir Ermeni yönetimi kurma fikri ise İngilizlerin uydurmalarından biridir.” demiştir. Kendisi, bir takım çıkarcılar tarafından yayılmaya çalışılan yalan haberleri bu ifadeleriyle Fransa kamuoyunda tashihe ve İngiltere tarafından, Fransa’nın çıkarlarıyla Osmanlı Devleti’nin itibar ve haysiyetine aykırı olarak uzun süreden beri beslenen düşüncelere engel bir set çekmeye yardımcı olabilirse bu durumun kendisi için bir mutluluk kaynağı olacağını belirterek konuşmasına son vermiştir. Bunun üzerine alkışlanmış ve toplantı dağılmıştır... |
|
|
|
|
|
#284 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
Otto Fenscher’in Anıları:Rusya’dan Kaçışım
Rusya’dan Kaçışım: İsmim Otto Fenşer. Gradons’da bulunan 141 nci Piyade Alay.na mensubum. 27 Ocak 1914’te Doğu Prusya’da yaralanarak Ruslar tarafindan esir edildim. Ruslar beni Obonisk’te bir hastaneye götürdüler. Burada altı hafta kaldıktan sonra, sağlık durumumun elverişli olmasından dolayı Sibirya’da Turkosfu’ya gönderdiler. Zarurî masraflarımıza karşılık günlük 10 kapik veriyorlardı. Açlıktan ve soğuktan çok etkileniyorduk. Bu husustaki şikayetlerimize, başımızdaki muhafızlar; "Alman domuzlan her şeye katlanmalı!" diyerek, karşılık veriyorlardı. Ruslarm bize reva gördükleri bu muameleler, bize çok acı veriyor ve sabrımızı tüketiyordu. Arkadaşlarımdan birçoğu kaçmayı tasarlıyordu. Toplam 200 kişi bir barakadaydık. Barakamızın yanında, esir subaylarm ikameti için ayrılmış bir bina vardi. Bizimie beraber bulunan Avusturyali esirler de kaçma fikrine katiliyorlardi. 20 Nisan 1915’te ilk defa kaçmaya teşebbüs ettik ve kaçış yönümüz Romanya hududu idi. İki Alman subayı, iki Avusturyali subay adayi bir başçavuş ve bir de ben olmak üzere toplam altı kişi idik. Hudutta bulunan Onkoten kasabasina geldik. Burada bir nehirden geçmek gerekiyordu. Aramizda, ilk defa subaylarm geçmesi kararlaştırıldı. Onlar geçtiler, tam biz geçmek üzereyken, düşman devriyeleri üzerimize ateş ettiler. Durmaya mecbur olduk. Sonunda yakalandık ve çok kötü muamele gördük. Muhafızlar, çoğu defa kırbaçla üzerimize yürüyerek bizi dövüyorlardı. Hapishaneden hapishaneye gönderildik. Nihayet Rusya ihtilali, herkesin olduğu gibi bizim de imdadımıza yetişti. Bizim için de kurtulma vakti gelmişti. ilkfırsattan faydalanmaya hazırdık. Şansımız bu hususta bize yardımcı oldu ve kaçışımızı kolaylaştıracak fırsatlar ortaya çıktı. İhtilal sırasında, Volga nehri üzerinde bulunan Asizhan şehrinde idik. Geçim darlığımızı gören Rus idarecileri bize büyük bir iyilik yaptı ve kasabada amelelik yaparak para kazanmamıza izin verdiler. Bu fırsatı kaçırmadık. Önce kasabada oturan felâketzede hemşehrilerimizle tanıştık. Ruslar, Doğu Prusya’yı istiiâları sırasında, oradan birçok genç kızı beraberlerinde Rusya’ya getirmişlerdi. Birbirimize yaptığımız yardımlardan dolayı, duygulanıyorduk. Ruslar bu kasabada bulunan Alman ve Rus esirlerinden 80 kişiyi, ben de dahil olmak üzere çalışmak için Tiflis’e gönderdiler. Buradan kaçmak için tekrar fırsat aramaya başiadım. Aslmda Almanyali olan bir Rus’tan pasosu ile elbiselerini satin aldim ve bir Rus askeri olduğumu iddia ederek trene bindim. Sarıkamış’a geldim. Sarıkamış İstasyonu’nda, ilk defa Ermenilerin Türklere gaddarca yaptıkları hareketlere şahit oldum. İstasyon civarında, 10 kadar Turk askeri odun taşımakta idiler. Bir gün önce yağmuryağdığından, nakliyat yeterince seri bir şekilde yapılamıyordu. Turk askerlerini gözeten bir Ermeni, bu duruma kızarak Türklere sövüp saymaya başladı ve elindeki sopayi Türklerden birine vurarak, çaresiz Türk’ü toprağa serdi. Sarıkamıştan sonra Karaurgan’a geldim. Bu kasaba Sarıkamış’tan 30 km uzaklıktadır. Karaurgan’da üç gün kaldım. Burada Ermenilerin Türklere karşı sürdürdükleri gaddarca hareketlere şahit oldum. Misafir olduğum evin sahibi Türk’tü. Ermenilerin, haftada en az iki defa evlerini aradıklarını, ellerine geçen kıymetli eşyaları aldıkları gibi, hiç yoktan bahanelerle kendilerini dövdüklerini anlattılar. Karaurgan’dan itibaren demir yolu hattindan istifade ederek, Erzurum’a geldim. Burada da bir hafta kaldım. Şehir, harabe halinde idi. Camilerin tamami hamam ve ambara dönüştürülmüştü. Gece saat 8’den sonra Türklerin dışarı çıkmaları kesinlikleyasaklanmıştı. Bir akşam, üç Ermeninin bir Türk kızına sataştıklarmı gördüm. Kızın feryadı üzerine, Ermenilerden biri, üzerinde taşıdığı bıçakla kızı hemen öldürdü. Koşarak, civarda bulunan polislerden birine durumu bildirdim. Polis geldi, öldürülen kızın Türk olduğunu anladıktan sonra küçümseyerek omuzlarını kaldırdı ve "Zararı yok, Türk kızıymış, Türkler tamamen mahvolmalılar!" diye karşılık verdi. Erzurum’dan Mamahatun’a gitmek üzere hareket ettim.Yolda taş kırmakla uğraşan Turk esirlerine rastladim benden tütün ve ekmek istediler. Mamahatun’da bir Turk dükkânına gittim ve birkaç kutu konserve satin aldim. Mağazaya aynı zamanda bir de Ermeni subayi geldi. 12 adet konserve aldi ve dükkân sahibine konservenin fiyatmi sordu. Fiyatinm 27 ruble olduğunu öğrenince, küfretmeye başladı ve aldığı şeylerin parasını vermeden gitti. Dükkân sahibi, bu tür olayların sık sık meydana geldiğini ve Ermenilerin satın aldıkları malların paralarını ödemediklerini söyledi. Birkaç gün sonra, otomobille irşensun’a hareket ettim. Şoför, birkaç gün evvel KCirtlerin cephede bulunan bir Ermeni taburuna taarruz ettiklerini, Ermenileri başlangıçta mevzilerinden uzaklaştırsalar da Ruslar tarafindan gönderilen yardımcı kuwetlerin karşı taarruzu üzerine geri çekilmeye mecbur olduklarmi anlatti. Civarda bulunan bir Turk köyünün, kaçamayan kadın, ihtiyar ve çocukları, Ermeniler tarafindan tamamen katledilmiş ve köydeki kıymetli eşyalar Ruslar tarafindan yağma edilmişti. irşensun’da 153 ncü Alaya kaydoldum ve birkaç gün sonra ileri karakolda görevlendirildim. Ancak ilk fırsattan istifade ederek Türklerin tarafına kaçtım. Beni iyi bir sûrette kabul ettiklerinden dolayi Turk subay ve askerlerine tekrar teşekkür etmeyi büyük bir borç bilirim... |
|
|
|
|
|
#285 |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Apr 2007
Üye numarası: #121972 Yer: altı mafyası
Mesaj sayısı: 430
Karma etkisi: 194
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 18856
|
İsveçli binbaşının 1917 tarihli mektubu; Ermeni soykırımı yalan.!
Ermenilerin sözde soykırım iddialarına bir yalanlama da İsveç tarihinden geldi. İsveç’te1917’de yayınlanan ve son günlerde ortaya çıkan "Nya Dagligt Allehanda" isimli İsveç gazetesinde, 1915 - 1917 arasında Ermenilerle yaşayan binbasi Hjalmar Pravitz’ın yazdığı yazıda sözde Ermeni soykırımının bir yalan olduğunu ortaya koydu. Yayınlanan mektubunda Binbaşı Pravitz, "Iran’dan, Türkiye’den geçerek (2 sene kalıyor) İsveç’e geldiğim zaman, Marika Stjerstedt’in "Ermenilerin Acınacak Durumu" adlı kitabını okudum. Baştan aşağı yalanlarla dolu olan kitabı hemen çöpe attım" derken, Ermenilerin arasında iki sene kaldığını, tamamem kendi gözlemlediklerini yazdığını kaydediyor. Mektubunun devamında Binbasi Pravitz, "Her zaman sefilliğe şahit oldum. Ancak önceden planlanmış bir katliama hiç bir yerde şahit olmadım. Savaşın başında, güvenilmez Ermenilerin, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuzey kısmından sürülmelerinin sebebini kavramak ve Osmanlının zorunlu nedenlelerle bu işi yaptığını anlamak gerekiyordu. Ermenilerin bir çeşit Türk esareti altında yaşadıklarını ve sürekli baskı gördüklerini söyleyen ve yazanların yalan söylediklerini söylüyorum. Öte yandan söz konusu büyük Ermeni göçü hakkında, Türk yetkili kuruluşlarının göçmenlerin sıkıntılarını azaltmak için yaptıkları çabaların çok eksik ve yetersiz olduğunu itiraf etmek zorundayım. Ama hiç bir zaman bu talihsiz insanlara karşı bir Türk saldırısı görmedim. Bir görgü şahidi olarak, göçmenleri gözeten Türk jandarma birliklerinin Ermenilere katliam yaptığı iddialarına kesinlikle karşı çıkıyorum" diye yazıyor. 23 Nisan 1917 tarihli "Nya Dagligt Allehanda" Gazetesi’ndeki mektubun Türkçeleştirilmiş metni, şöyle: "NYA DAGLIGT ALLEHANDA (YENİ GÜNLÜK ÇEŞİTLİLİK GAZETESİ) Pazartesi, 23 Nisan 1917" "Aralarında bulunmuş olan birinin ağzından Ermenilerin durumu İsveç’li bir subay, bayan Marika Stjernstedt’in yazdıklarını derinlemesine inceliyor. "Geçenlerde yurt dışından (İran’dan) ülkeme döndüm. Biraz geç de olsa elime geçen Ermeni sorunu ile ilgili İsveç’te yazılmış iki kitabı inceleme fırsatını buldum. Bunlardan birincisi (Karl Gustav) Ossiannilsson’un "Soylu insan - Sven Hedin - ", ikincisi Marika Stjernstedt’in "Ermenilerin Acınacak Durumu". "Birinci kitabı doğrudan çöpe attım. Sven Hedin’e karşı kötü, gizli manalı ifadeler beni, Dagens Nyheter gazetesindeki bir baş makale kadar bile ilgilendirmedi. İkinci kitapta verilmek istenen, Ermenilerin çektikleri acıların abartılı olarak ifade edilmesi. Bu kitabı sonuna kadar bir solukta okudum. İşte benim şimdi yapmak istediğim, olayları anlatmak ve bu iki kitaptaki yanlış ve çarpıklıkları ortaya çıkarmak. "Ermenilerin sefaletini, benim kadar yakından başka hiç bir İsveçlinin görme ve inceleme fırsatı olmadığını söyleme cesaretini gösteriyorum. Bir aylık bir süre için bu zavallı göçmenlerin arasında yolculuk ettim ve bu yolculuk, her iki yazara göre iddia edilen katliamın gerçekleştiği 1915 yılının sonbaharının sonunda gerçekleşti. "Yukarıdaki her iki çalışmada yazılanlarla söylenmek istenen, Türkler ve Almanların insanlık dışı ve barbarca davrandıkları şeklindedir. Ben, aşağıda tamamen kendi gözlemlerime göre gördüklerimi yazdım. Bunu yaparken, yukarıdaki bu iki yazarca okuyucuya verilmek istenen izlenimlerin, aslında doğru olmadığını anlatabilmeyi umut ediyorum. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 "Kitapların içeriğinden anladığım kadarıyla, her iki yazar da hem Türklerin hem de Almanların bilinçli olarak saldırı ve katliam işlediklerini anlatmak istemişler. Yaşananların şahidi durumunda olmam, bana, bu gibi yalan iddiaları kınama hak ve yükümlülüğünü veriyor ve buna ek olarak kendi gördüklerim bu protestoyu güçlendiriyor. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=54218 "İşin gerçeğine bakarsak büyük ölçüde Almanların ve müttefiklerinin (Türkiye, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan) dostuyum. Öte taraftan tarafsız ülkenin (İsveç) vatandaşı olarak tutarlı olmak gerekiyor. İstanbul’dan Anadoluya doğru yolculuğuma başladığımda kulaklarım Amerikalı gezginlerin, zavallı Ermenilerin Türk efendileri tarafından nasıl katliama uğradığı şeklinde anlatılanlarla, yani önyargılarla doluydu. Tanrım! Nasıl bir kargaşa görecektim acaba ve nasıl bir zulme şahit olacaktım? Orta Doğu’da görevli olarak (İran Jandarma teşkilatını kurmak ve geliştirmek için) uzun yıllar yaşadığım için, Hıristiyan olduklarından dolayı, Ermenilerin Tanrı’nın en sevgili kulları olduğu şeklindeki görüşe katılmam kesinlikle mümkün değildir. Türklerin saldırıları ve isimsiz kurbanlar hakkındaki söylentilerin doğru olup olmadığını anlayabilmek için gözlerimi açmaya karar verdim. "Her zaman sefilliğe şahit oldum. Ancak önceden planlanmış bir katliama hiçbir yerde şahit olmadım. Kesinlikle hayır. İşte bu nedenle gördüklerimi yazma gereği duydum. "Savaşın başında, güvenilmez Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nun kuzey kısmından güneye sürülmelerinin sebebini kavramak ve Türk hükümetinin zorunlu nedenlerle bu işi yaptığını anlamak gerekiyordu. "Nefret ettikleri bölge yetkililerine karşı istila ordusu ile birlikte ortak bir saldırı yapmak için sadece Rusların gelmesini bekleyen tüm bu Ermeni yerleşim birimlerini Erzurum bölgesinden çıkarmak önemliydi ve gerekliydi. Erzurum, Şubat 1916’da düştüğünde, Rusya’da tutsak kaldığım sırada tutsaklığı paylaştığım bir Ermeni, bana şunları dedi: "Biz sürülmeyip Erzurum’da bırakılsaydık, Erzurum çok daha önceden düşerdi". Eğer güçlü dış düşmanlar tarafından tehdit edilen ve saldırıya uğrayan Türkiye gibi bir ülke, sinsi iç düşmanlara karşı kendini korumaya çalışıyorsa buna kimse karşı çıkamaz. "Ermenilerin bir çeşit Türk esareti altında yaşadıklarını ve sürekli baskı gördüklerini iddia edenlerin kuruntu yaptığını düşünüyorum. Daha kötü durumda olan uluslar bulunmaktadır. Mesela İngiliz sömürgesi altında yaşayan Hint kulilerine ve Bengallilere, Rusların "penétration pacifique" (hissettirmeden ülkeye girme) politikası altında İran Azerbaycan’da yaşayan milliyetçilere ve Belçikalı Kongo’sundaki zencilere ve Fransa Guyana’daki Kauçuk bölgesinde yaşayan yerli halka ne demeli! Tüm bu uluslar, bence, Ermenilerin görmüş olduğu iddia edilen sürekli baskıdan ve verdikleri kurbanlardan çok daha fazla baskı görmüşlerdir. Kural olarak, bir ulusun sürekli ve bir nebze daha hafif bir zulme dayanması, kanlı ama hızlı bir şekilde biten bir zulme veya git gide Avrupa’nın dikkatini üzerine çeken, Ermeni sorunu olarak nitelendirilen sadece bir saldırıya dayanmasından çok daha zordur. Dönem dönem ortaya çıkan katliamlar bir yana bırakılırsa, - ki bu katliamların kuşkusuz büyük ölçüde nedeni yine Ermenilerdir -, Ermenilere oldukça iyi davranıldığını düşünüyorum. Kendi dinleri, kendi sözlü ve yazılı dilleri ve kendi okulları vs. hepsi var. "Öte yandan sözkonusu büyük Ermeni göçü hakkında, Türk yetkili kuruluşlarının göçmenlerin sıkıntılarını azaltmak için yaptıkları çabaların çok eksik ve yetersiz olduğunu itiraf etmek durumundayım. Ancak işin doğrusunu söylemek gerekirse ve bir kez daha vurgulamak isterim ki, Türkiye’nin içinde bulunduğu zor koşullar, yani üç güçlü düşman tarafından saldırıya uğramış olduğu göz önüne alındığında, Türklerin böyle koşullarda organize bir yardım faaliyeti yürütmesi imkânsız olmuştur. "Ben, "Tanin"in (Türk gazetesi) deyimiyle bu zavallı "göçmenleri - muhacirleri" çok yakından gördüm. Onları Anadolu’da trende, Konya’da ve başka yerlerde öküz arabalarında ve Toros dağlarında sayısız kafileler halinde yürürken, Tarsus ve Adana’da çadır kamplarında gördüm. Ayrıca Halep’te, Deir-el-Zor ve Ana’da gördüm. "Yol kenarlarında ölmek üzere olanları ve ölüp kalanları gördüm. Ancak yüz binlerce insandan elbette ölenlerin olması normaldir. Çakallar tarafından parçalanmış çocuklar ve kollarını küçük bir parça "ekmek" için uzatan ve bağıran acınacak halde insanlar gördüm. Ama hiçbir zaman bu talihsiz insanlara karşı bir Türk saldırısı görmedim. Bir keresinde bir Türk jandarmanın geçerken geride kalan bir kaç kişiyi kamçısıyla dövdüğünü gördüm. Ancak aynı davranışlara kendim Rusya’da da maruz kaldım ve bunun için ne o zaman ne de sonradan tepki gösterdim. "Konya’da bir Fransız, bayan Soulié, ailesiyle ve İtalyan bir hizmetçi kadınla beraber oturuyordu. Savaşa rağmen orada oturuyorlardı ve Türkler onlara hiçbir şey yapmıyordu. Şehire Almanlar yerleştiklerinde bu bayan onları "bizim meleklerimiz" diye adlandırdı. "Sahip oldukları her şeyi Ermenilere verdiler!" Almanların yaşadığı yerlerde, Almanların fedakârlığını gösteren bu tarz kanıtları her yerde gördüm. "Halep’te büyük bir otelin sahibi olan Ermeni Baron’a (Ermeni Erkek - Bay) konuk oldum. Kendisiyle hemşehrilerinin durumu üzerine birçok defa sohbet etmemize rağmen bana Türklerin katliamından hiç bahsetmedi. Ertesi gün Cemal Paşa ile bir görüşme yapacaktım. Bu nedenle Cemal Paşa hakkında konuştuk. Bir çok kişi tarafından bir cellat olduğu iddia edilmesine rağmen, Ermeni Baron bu ünlü adamdan çok olumlu olarak bansetti. "Halep’te Ermeni bir hizmetkar ile tanıştım. Bu kişi daha sonra birkaç ay boyunca bana yol arkadaşlığı etti. Bu kişi ne Halep’te, ne de doğum yeri olan Maraş’ta veya başka bir yerde Türk katliamından tek kelime etmedi. Bayan Stjernstedt’in yazdığı abartılara kesinlikle inanmıyorum ve Ermeni otoritelerinin ileri sürdüklerine hiç mi hiç değer vermiyorum. "Örneğin bayan Stjernstedt’in yazdığı kitabın 44. sayfasında Meskene kentinden ve bir Ermeni doktoru olan Turoyan’dan bahsediyor. Bu kişinin güya orada bulunduğu dönemde ben de Meskene’deydim. Tarihi yapıları görmek ve incelemek için etrafıma dikkatlice bakıyordum. Çünkü Büyük İskender buradan Fırat Nehri’ni geçmişti, dahası Tevrat’ta da bu yerden bahsediliyordu. Burada benim şimdi bahsettiğim Ermeni hizmetkarımdan başka hiç bir Ermeni’nin izine rastlamadım. Dr. Turayan’ın varlığı ve tanıklığını meselesine şüphe ile bakıyorum. Eğer böyle biri var olsa bile, belirtilen zamanda orda olduğundan dahi şüpheliyim. Eğer Meskene’deki koşullar gerçekten belirtildiği gibi olsaydı, şüpheci Türkler "hükümet görevlisi" olarak bir Ermeni’yi oraya yollarlar mıydı? Siz buna hiç inanır mısınız? "On dört gün boyunca Fırat Nehri üzerinde yolculuk yaptım. Bu süre boyunca bayan Stjernstedt’in verdiği bilgilere göre en azından bir kez Ermenilere karşı yapılmış bir saldırı görmeliydim. Bu durumda bir çoğu Fırat Nehri’nin üzerinde ölü olarak yüzüyor olmalıydı. Bu nehir yolculuğunu Dr. Schacht (Alman Hekim Binbaşı Dr. Roland Schacht) ile birlikte yaptık. Daha sonra kendisiyle Bağdat’da yine buluştuk, konuştuk. Bana hiç böyle şeyler anlatmadı. "Konuyu özetlersek, bayan Stjernstedt’in, hiç bir yönden eleştiri yapmadan, güvenilir olmayan kaynakların anlattıkları uydurma hikayeleri olduğu gibi kabul ettiğini ve bu saç baş yaran korkunç hikayeleri ve söylentileri, yazdıklarına dayanak olarak aldığını düşünüyorum. Ancak, bayan Stjernstedt’in, bu yazılarıyla Ermenilerin zor durumlarına dikkat çekmek istediğini de inkar etmek istemiyorum. "Ancak, bir görgü şahidi olarak, göçmenleri gözeten düzenli Türk jandarma birliklerinin Ermenilere katliam yaptığı iddialarına kesinlikle karşı çıkıyorum. "İleride, daha değişik bir yerde ve boyutta Ermeni konusunu, aynen şimdi olduğu gibi tamamıyla tarafsız olarak ele almak istiyorum. Ancak şu an için bu kadarını yeterli görüyorum." "Rättvik, Nisan 1917 Hjalmar Pravitz" Yukarıdaki gazete yazısının sonunda okunduğu gibi, İsveçli Binbaşı Pravitz, başka bir yerde bu konuda daha ayrıntılı bilgi vereceğini yazmış. Bunun üzerine acaba kendisi bir kitap yazmış mı diye baktığımızda, hakikaten de kütüphanelerde böyle bir kitap olduğunu gördük. Kitabın adı, "FRÅN PERSIEN, I STILTJE OCH STORM (Major Hjalmar Pravitz - Stockholm, Oktober 1918)". 1918 yılında basılmış. Kitabın 215 - 228 sayfaları arası, konuyla ilgili bölümü oluşturuyor... |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
