Türkçe konuşalım mı?İnsanları diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliklerinden birisi konuşabilmesidir. Yeryüzünde yüzlerce konuşma dili ve binlerce lehçesi konuşulmaktadır. İnsanlar iletişim kurabilmek için öncelikle kendi ana dillerini kullanır. Yeryüzündeki 6 milyardan fazla
Konu +Zafer tarafından açılmış, 302 kişi tarafından görüntülenip, 2 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Türkçe konuşalım mı? konusundaki toplam yorum: 2, okunma sayısı: 302. |
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2007
Üye numarası: #140016 Yer: MERSİN
Mesaj sayısı: 12,463
Karma etkisi: 64233
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 6421621
|
İnsanları diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliklerinden birisi konuşabilmesidir.
Yeryüzünde yüzlerce konuşma dili ve binlerce lehçesi konuşulmaktadır. İnsanlar iletişim kurabilmek için öncelikle kendi ana dillerini kullanır. Yeryüzündeki 6 milyardan fazla insanın yaklaşık 75 milyonluk kısmı, konuşup anlaşabilmek içim Türkçe dilini (Anadolu Türkçesi) konuşmakta, yazmaktadır. Bu sayı ile yeryüzünde en fazla konuşulan 20. dildir. Tarih boyunca Türkler kendilerine yurt edindikleri bölgelerde birçok kültür ve medeniyet ile içli dışlı yaşamışlar ve birbirlerinden etkilenmişlerdir. Türkler 3 kıtada yaşam alanı bularak kültürlerini buralara götürmüşler ve buralardaki çeşitli kültürlerden kültürlerine renk katmışlardır. Durum böyle olunca da yabancı dillerden en fazla etkilenen diller arasına girmişlerdir. Bu durum Türk dilinin yok olmasına değil renklenmesine neden olmuştur. Bu şekilde birbirlerinden etkilenen diller kaybolmaz veya silinmezler. Ancak yabancı dillerin etkisi aşırı artış gösterirse kültürel erozyondan söz edilebilir. Türklerin göçebe kültüründen çıkıp yerleşik ya da yarı yerleşik hayata geçmesinin gecikmesi, yazılı kaynakların da gecikmesine neden olmuştur. Türk dilinin ilk yazılı belgeleri yazının bulunmasından çok sonralara rastlamaktadır. Aslında birbirine yakın coğrafyalarda olan iki topluluğun bu kadar geç etkileşimi tarihsel araştırma konusu olmalıdır. Orhun Yazıtlarında kullanılan yazı dilinden sonra Türkler birçok yazı dilini kullanmışlar ve halen büyük bir bölümü Latin alfabesini kullanmaktadırlar. Bir kısım Türkler ise Kiril alfabesi, Çince, Arapça gibi yazı dillerini kullanmaktadırlar. Konuşma ve yazı dillerinin farklı olması çeşitli Türk toplulukları arasında kültür farklılıklarını da ortaya çıkarmaktadır. Ancak kim ne derse desin kullandığımız Türkçemiz ifade zenginliğine sahip ahenkli bir dildir. Yeter ki kullanmasını bilelim. Son zamanlarda farklı nesillerin birbirlerini anlamadıkları; hatta aynı kuşak insanlarının birbirlerini anlamadıkları, yazdıklarından tat alamadıkları söylenmektedir. Adeta birbirimize karşı bir sağırlaşma durumunun varlığı söz konusudur. Son zamanlarda ülkemiz insanları konuşurken, yazarken, kısacası iletişim kurarken belirli sayıda kelime arasına sıkışıp kalmakta ve Türkçenin engin tadına varamamaktalar. Bunun nedeni doğrudan doğruya kültür yozlaşması veya dilin kısırlaşması değildir. Bunun nedenlerini düşünme gereği görmemek, kolaycılığa kaçmak, basit ve kısa konuşma ve yazma isteği, yabancı kelimelerin istilası olarak gösterebiliriz. Bir eğitimci olarak öğrencilerde Türkçe üzerine gördüğüm önemli bir hastalık, ifade mantığının kayıplara karışmış olmasıdır. Ayrıca yazılanlarda itina, temizlik, sentaks, hatta ve hatta Türkçe yok olmaya başlamış. İnsan bir şeyleri yazarken şöyle bir düşünmelidir. Yazacağı yazıyı bir aşk mektubu gibi özenli yazmalıdır. Aklından geçirdiği ifadeleri anlatabilmek için etkili, yumuşak, müzik tadında ahenkli kelimeleri seçmelidir. Binlerce deyimleri kullanmalı, yanlış kelime kullanmamaya özen göstermeli, kelimelerin dizilişine önem vermelidir. İnsanların dikkati o kadar çok dağınık ki, kendini ifade edecek o kadar çok yollar bulabilecekken ifadesizlik ön planda çıkmaktadır. Türkçemizi arı, saf, öz kullanacağız derken, anlaşılmazları seçip kullanmakta ifadesizliğin bir başka türünü oluşturabilmektedir. Dilimize çok önceleri girmiş ve kendine yer edinmiş yabancı kelimeler dilimizin anlaşılır olmasını sağlıyorsa kullanılmasında hiçbir engel olmamalıdır. Ama yabancı dillerin dilimizin içinde çok fazla yer tutması ya da batı özentisi olunması yersiz ve gereksizdir. Bundan 30 yıl önce dışarı çıkıp çarşıda biraz turlamış olsaydınız Türkçenin daha fazla kullanıldığını görebilirdiniz. Şimdilerde ise çarşı Pazar dolaştığımızda birçok yabancı dilden işyeri adları göze çarpmaktadır. Hatta bazılarının yabancı dillerde bile yeri yokken kulağa hoş gelsin, iş yerine gizemli bir hava versin diye anlamsız kelimeler bile kullanılmaktadır. Televizyonlarda program isimleri, dergi isimleri, market isimleri aklınıza gelebilecek her yerdeki isimler Türkçe ile uzaktan yakından ilgisi olmayan sözlerdir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=215217 Televizyonun günlük hayatımıza hızlı etkili ve aşırı girmesi, internet üzerinden iletişimin gelişmesi Türkçemizin bozulmasını daha da hızlandırmıştır. 150 kelime ile konuşmak, hatta tartışmak bir kültür marifeti gibi gösterilir olmuştur. Bırakın kelimeleri, internet ortamında birine selam gönderecekseniz “slm” yazmanız yeterli olabilmekte. Giderek konuşmayan ve konuşmayı gereksiz bulan bir topluma dönüşüyoruz. Nasıl olsa internet ortamında “slm” “nbr” “ii” gibi yazılarla anlaşabiliyoruz. Bizim bir hastalığımızda okumadan alim, yazmadan katip olma isteğimizdir. Daha doğuştan her şeyi biliriz. O halde okumaya ne gerek var. Gazete, dergi, kitap okumak ta neymiş. Aydın okumuyor, politikacı okumuyor, doktor okumuyor, öğretmen okumuyor ve onları gören öğrenciler hiç okumuyor. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=215217 Başka bir açıdan baktığımızda her yıl okuma yazma oranı yükseliyor, üniversite mezunu sayısı yükseliyor ama okunan gazete ve kitap sayısı yükselmiyor. Bu hastalık Türkiye’ye özgü bir durumu yanıstmakta. Durumu biraz açarak ne durumda olduğumuza bir bakalım. Türkiye’de 36 günlük ve ulusal düzeyde yayınlanan gazete var. En yüksek satış rakamına ulaşanı 600.000’i biraz geçebiliyor ve toplam ise 5 milyona bile erişemiyor. Bu yeni bir şey değil. Uzun yıllardan beri aynı durum devam etmektedir. 40 yıl önce bile. Zaman zaman çeşitli promosyonlarla bazı gazeteler bir milyon barajını geçebildi. Dergi olarakta 1970 li yıllarda bir tek “Gırgır” dergisi 500 bin barajını zorlamıştı. Diğer ülkelerin satış rakamlarına baktığımızda durumun korkunçluğu ortaya acı bir şekilde çıkmakta. Dünyanın en çok gazete okunan dört ülkesi: Dünyanın en çok gazete okunan dört ülkesi; Norveç (bin kişiye 575 gazete), Japonya (bin kişiye 570 gazete), Finlandiya (bin kişiye 445 gazete) ve İsveç (bin kişiye 417 gazete) ile okuma rekorunu ellerinde bulunduruyorlar. Türkiye'de ise bin kişiye 61,6 gazete düşüyor. Medyanın en güvenilir kurum olduğu Japonya'da günlük gazete satış rakamları 72 milyon, yani her bin kişiye 570 gazete düşüyor. Üstelik gazete satışlarının yüzde 93'ü de eve ulaştırılarak gerçekleştiriliyor. Merak edenler için kim ne kadar satıyor bir de ona bakalım: Yomiuri Shimbun (Japonya) 14.5 milyon, Asahi Shimbun (Japonya) 12.5 milyon, Mainichi Shimbun (Japonya) 7 milyon, Chinichi Shimbun (Japonya) 5 milyon, Nikkei Shimbun (Japonya) 4 milyon, Bild (Almanya) 4.4 milyon, The Sun (İngiltere) 4.1 milyon, Daily Mirror (İngiltere) 2.5 milyon, Daily Mail (İngiltere) 2.1 milyon, Daily Express (İngiltere) 1.2 milyon, FAZ (Almanya) 1.2 milyon, Neu Kronenzeitung (Avusturya) 1.1 milyon, Daily Telegraph (İngiltere) 1.1 milyon, Ouest-France (Fransa) 800 bin, De Telegraf (Hollanda) 800 bin. Japonya, İngiltere, Almanya ve Fransa’nın nüfusları fazla diyebilirsiniz. Ama nüfusu 8 milyon olan Avusturya’da satış rakamı 1.1 milyon olan gazete var. Dergi ve kitap basım sayıların da ise durum daha kötü. Çizmiş bulunduğumuz tabloya baktığımızda durumumuz içler acısı görünebilir. Ama durumumuzun içler acısı olması bizim bu işin peşini bırakacağımız anlamına gelmemeli. Güzel Türkçemizi yaşatacak olan da, layık olduğu zirveye oturtacak olan da öğretmenlerimiz ve onların yetiştireceği öğrencilerimizdir. Sanılanın aksine Türkçemizdeki ifade bolluğu, deyim bolluğu, anlam değişmesi oldukça fazladır. Türkçemizi benimseyelim ve değer vererek kullanalım. İnsanlara Türkçenin dar çerçeveli bir dil olmadığını gösterelim. Dilimizin zenginliğini gösterelim. Az önce satış rakamlarını vermiştik. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=215217 Şimdi başka bir örnek vereyim. Avrupa’da bir çok edebiyat dergisinin satışı yüz binlerle ifade edilir. Hatta bazı gazetelerin edebiyat ekleri 15-20 sayfayı bulmaktadır. Artık söze gerek yok. Biraz gayret edip okusak ne olur ki? Biraz gayret edip bir şeyler yazsak ne olur ki? Yeni Nobel adayları yaratsak olmaz mı? Haydi! Okuyalım. Yazalım. Okumayanları, yazmayanları uyaralım. Kısacası kendimize gelelim. Hüseyin ASAR |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Oct 2007
Üye numarası: #147320 Yer: TForm1 = class(TForm)
Mesaj sayısı: 1,875
Karma etkisi: 1020
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 101491
|
Toplumun en belirgin özelliği onu oluşturan iletişim yani dili ,konuşabilmesidir.
İnsanları diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliklerinden birisi konuşabilmesi değildir.Yoksa birçok hayvan kendi içerisinde iletişim içerisindedir yani konuşur. Düşüncemizi oluşturan ve bizi biz yapacak olan dilimize öenm vermeleyiz.Dilin gelişimimizde çok büyük rolü vardır.Saols +Zafer güzel yazı. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,196
Karma etkisi: 26968
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Okuyalım, yazalım kendimize gelelim... Ama uyarma işini kim yapacak... Hepimiz Türkçeden bi haberiz...
Yabancı kelimeler kullanmayı adamlık sayıyoruz... Nasıl birbirimizi uyaralım... |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
