Türkçe Kur'an Meali

sagol kardes ellerine saglik Konu NeCoLaS tarafından açılmış, 6810 kişi tarafından görüntülenip, 191 yanıt almış.

Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!


Karşı sistemi kendi makineniniz gibi kullandıran uzaktan yönetim programı.
  • Canlı ekran izleme,vnc ve mouse kontrolü
  • Antiviruslerce %100 tanınmaz, güncelleme garantili
  • Ortam sesi dinleme
  • Webcam izleme
  • Online/offline keylogger
  • Kopyala/Yapıştır, Clipboard Yöneticisi (Canlı)
  • Warlogger desteği
  • Çalıştırma,upload,download,yeniden adlandırma,silme,gizli çalıştırma,thumbnail görüntüleme(indirmeden dosya görme)
  • Registry yöneticisi (tam özellikli)
  • Msn şifrelerini ve geçmişteki tüm adresleri çıkartma
  • Firefox şifrelerini çözme
  • Görev yöneticisi, görev sonlandırma
  • Çalışan programları listeleme
  • Bağlı sistemlerin yaptığı işlemleri tek listede görme!
  • Binder / dosya birleştirici
  • Virus tipinde resource kullanmadan bindleme özelliği
  • Mp3,resim,jpeg,vs her türlü dosya ile birleşip,exploitler ile link üzerinden,htmlden yayılır
  • Keyloggerda dll kullanmadan system hooklarıyla loglama ve tabii dll kullanmadan kimse yapamıyorken %100 sisteme zarar vermeden stabil bütün dünya dillerinde loglama.
  • Internet Explorer 9 şifre çözme
  • Chrome Şifreleri (bütün sürümler)
  • Firefox Şifreleri (bütün sürümler)
  • Internet Exporer Şifreleri (bütün sürümler)
  • Safari Şifreleri (bütün sürümler)
  • Reklam Bot ile site reklamı, dosya yükletme, bulaştırma,vs. MSN,Yahoo Messenger,ICQ ve AIM sistemlerinin hepsini tanır. Reklam bot aynı anda birden fazla sisteme komut verebilir.
  • Browserda geçmiş verileri, form girdilerini kayıt edip trojandan erişme
  • Klavye Kilitleme
  • Mouse Kilitleme
  • Masaüstü Gizleme
  • Sistemlere takılı flash/usb disk varsa bulaştırma Birden fazla sisteme aynı anda autorun oluşturabilir.
  • Uzaktan exe yükletme Aynı anda birden fazla sisteme exeleri tek komutla yükletebilir.
  • Fake sistem kilitleme. Tek tıklama ile karşı sistemi restart/yeniden başlat moduna geçmiş gösterip kilitleme. Kullanıcı fişten çekmediği sürece siz istemedikçe bilgisayarı kapatamaz, yeniden başlatamaz.
  • Karşı sistemin yeniden başlatılma talebinde masaustu ve bütün ekranı kapanıyor gibi gösterip kapanış sesini çalara kullanıcıyı bekletme. Kullanıcı sistemi kapatmak istediğinde siz izin vermezseniz windows kapanmaya çalışıyor gibi görünür ancak yonetim panelinden her türlü işlem yapılır.
  • Sistem servislerini yönetme
  • Outlook şifreleri çözme. (bütün outlook versiyonları outlook expressler dahil)
  • Otomatik güncelleme özelliği ile yakalanma durumunda kısa sürede otomatik güncelleme alma
Sadece 690 TL! Satın almak için iletişim formunu kullanabilirsiniz.


Ayrıca, iki farklı üst sürümü var:
Özel Trojan 990 TL: İstediğiniz isimle çalışıp, istediğiniz yere kopyalanır ve başlangıçta, msconfig'de, registry'de görünmez.
ÖZEL TROJAN 1490 TL: Görev yöneticisinde ve sistemin hiç bir yerinde görünmez.


Sürümler: 1200 TL: - Kimsenin bulamayacağı şekilde çalışır!> m3hm3t. 1750 TL: %100 gizlidir, RAM'de çalışır ve bentrojanim.exe olarak çalışsa dahi hiç bir yerde görünmez.

Wardom.Com.TR bir bilgisayar güvenliği sitesidir; hack konuları bilgisayar güvenliğinin ve bilgisinin uç noktaları olduğundan dolayı, kullanıcıları bu konularda bilgilendirmek ve güvenliklerini arttırmak için yazılmaktadır.

Geri Dön   Wardom.Com.TR > Milli ve Dini Unsurlar > Dini Unsurlar > Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Tefsiri
Üye Ol Sözlük Üye Listesi Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Konu Başlıkları: kuran meali turkce
Üye Olmadan Yorum Yazmak İçin Tıklayın!
Türkçe Kur'an Meali konusundaki toplam yorum: 191, okunma sayısı: 6810.
 
Eski 23-01-2010, 14:26   #31
emirdagli-efsane
Forum Kalfası
 
emirdagli-efsane's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Mar 2007
Üye numarası: #114824
Yer: belçika
Mesaj sayısı: 1,645
Karma etkisi: 7692 emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000emirdagli-efsane seviye: 2000
Karma: 768556

sagol kardes ellerine saglik
emirdagli-efsane Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-01-2010, 18:27   #32
heckeroq
Forum Kalfası
 
heckeroq's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #340294
Mesaj sayısı: 933
Karma etkisi: 6615 heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000
Karma: 661278

Allah razı olsun süper paylaşım...
heckeroq Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-01-2010, 18:29   #33
heckeroq
Forum Kalfası
 
heckeroq's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Jun 2009
Üye numarası: #340294
Mesaj sayısı: 933
Karma etkisi: 6615 heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000heckeroq seviye: 2000
Karma: 661278

Allah razı olsun kardeş süper paylaşım...
heckeroq Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 23-01-2010, 22:09   #34
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

53. (Havârîler): Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz, dediler.
54. (Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.
55. Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.
56. İnkâr edenler var ya, onları dünya ve ahirette şiddetli bir azaba çarptıracağım; onların hiç yardımcıları da olmayacak.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
57. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir. Allah zalimleri sevmez.
58. (Resûlüm!) Bu söylenenleri biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur'an'dan okuyoruz.
59. Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona <<Ol!>> dedi ve oluverdi.

Hz. Âdem'i topraktan, anasız ve babasız yaratan Allah, İsa'yı da babasız olarak yaratmıştır. Yukarıda meâli geçen âyet, Allah'ın kudretinin sonsuzluğu yanında, Hz. Meryem'in de iffetli olduğunun bir ifadesidir.

60. Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.
61. Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lânet dileyelim. *

Bu âyete <<mübâhele âyeti>> denir ki, bir meselede haklı olanın ortaya çıkması için karşılıklı lânetleşmek demektir. Tefsircilerin belirttiğine göre Necran hıristiyanlarından bir heyet, Resûlullah (s.a.)ın huzuruna gelerek, Kur'an Hz. İsa'nın babasız doğduğunu kabul ettiğine göre onun Allah olması lâzım geleceğini iddia ettiler. Hz. Peygamber onları, bir araya gelerek kim yalancı ise Allah'ın ona lânet etmesi için dua etmeye çağırdı. Fakat Necran heyeti buna yanaşmayarak müslümanların himayesine girmeyi kabul eden bir antlaşma imzalayıp gittiler.


62. Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), doğru haberlerdir. Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhakkak ki Allah, evet O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
63. Eğer yine yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah, bozguncuları hakkıyla bilendir.
64. (Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.
65. Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?
66. İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz. *

Yahudiler ile hıristiyanlar aralarında tartıştılar; birinciler, Hz. İbrahim'in bir yahudi olduğunu, diğerleri de hıristiyan olduğunu savundular; her iki taraf da, iddialarını isbat için deliller getirmeye çalışıyorlardı. Halbuki, 66. âyette de belirtildiği gibi Hz. İbrahim ne yahudi ne de hıristiyan olabilirdi. Çünkü her iki din de Hz. İbrahim'den sonra gelmişti.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

67. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi.
68. İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.
69. Ehl-i kitaptan bir kısmı istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.
70. Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meali
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 24-01-2010, 15:22   #35
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

71. Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? *

Rivayete göre Hayber yahudilerinden 12 kişilik bir hahamlar topluluğu günün ilk saatlerinde güya İslâm'a girecekler, fakat akşama doğru, kendi kitaplarına baktıklarını, Hz. Muhammed'in risaletine dair bir işarete rastlamadıklarını öne sürerek İslâm'dan döndüklerini söyleyecekler, böylece müslümanların kendi dinlerinden dönmelerine önayak olacaklardı. 72. âyette onların bu planına işaret edilmektedir.

72. Ehl-i kitaptan bir gurup şöyle dedi: <<Müminlere indirilmiş olana sabahleyin (görünüşte) inanıp akşamleyin inkâr edin. Belki onlar (böylece dinlerinden) dönerler.
73. Sizin dininize uyanlardan başka hiçbir kimseye inanmayın.>> (Resûlüm!) De ki: Doğru yol ancak Allah'ın yoludur. Yine (onlar, kendi aralarında şöyle dediler): <<Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut Rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).>> De ki: Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir ve O her şeyi hakkıyla bilir. *

Müfessir Râzî'nin Kur'an'da anlaşılması en müşkil âyetlerden biri olduğunu belirttiği bu âyetin <<en yü'tâ...>> ile başlayan kısmı şöyle de anlaşılmıştır: <<(Ey ehl-i kitap!) Bir kimseye (Hz. Muhammed'e) size verilenin benzeri veriliyor diye mi (böyle karşı çıkıyorsunuz)? Yahut onlar (müslümanlar) Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirecek diye mi (böyle davranıyorsunuz)?>>

74. Rahmetini dilediğine ayırır. Allah üstün lütuf sahibidir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
75. Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, <<Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur>> demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar. *

Âyette geçen <<ümmîler>>den maksat, ehl-i kitaptan olmayan Araplardır.

76. Hayır! (Gerçek onların dediği değil.) Her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever.
77. Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.

78. Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları Kitap'tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar.
79. Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz. *

Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdir ki, Hz. İsa'nın gerçek dininde bulunmayan ve Allah'ın birliği ile asla bağdaşmayan bu iddia, İslâm inancına göre tamamen bâtıldır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in muhtelif âyetlerinde bildirildiğine göre Hz. İsa, kendisinin Allah'ın kulu olduğunu, Allah'ın kendisine kitap gönderdiğini ve Peygamber kıldığını söylemiş (Meryem 1930-36), kendisinin ve annesinin tanrı olduğu iddialarını şiddetle reddederek, Allah'ı şirkten tenzih etmiştir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

80. Ve size: Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi?
81. Hani Allah, peygamberlerden: <<Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz>> diye söz almış, <<Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?>> dediğinde, <<Kabul ettik>> cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.
82. Artık bundan sonra her kim dönerse işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir. *

Tefsirler, burada peygamberler tarafından verilen sözün, ümmetleri adına olduğunu belirtiyorlar. Bu söz, Hz. Muhammed (s.a.)e yardım vâdidir. Peygamberlerinin hüküm ve vâdi, Hz. Muhammed'e yardım yönünde olunca aynı hüküm ümmetleri için de geçerlidir. Bu sebeble ümmetler zikredilmeyip, verilen söz, onların peygamberlerine izafe edilmiştir.

83. Göklerde ve yerdekiler, ister istemez O'na teslim olduğu halde onlar (ehl-i kitap), Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki O'na döndürüleceklerdir.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meali
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 25-01-2010, 18:02   #36
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

84. De ki: Biz, Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya'kub ve Ya'kub oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyiz. Biz ancak O'na teslim oluruz.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
85. Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. *

Dinin esasına taalluk eden temel prensipler, vahye dayanan bütün dinlerde aynıdır. Değişiklikler daha ziyade ibadetler ve beşerî münasebetler konusunda olup, bu değişiklikler, insan topluluklarının tekâmül etmiş olmasının bir sonucudur. 84. âyetten anlaşılacağı üzere İslâm dini, daha önceki peygamberlere gönderilen ve esasa taalluk eden dinî prensipler bakımından kendisine aykırı olmayan bütün hak dinleri kabul eder. Ancak, İslâm dini, ilâhî dinler zincirinin son halkası ve devrinin insanlığının mânevî, ahlâkî ve içtimaî ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan yegâne din olduğundan, İslâm geldikten sonra başka bir din tanıyan, bir yol tutan kimsenin bu tutumu ile İslâm'a aykırı davranmış olduğu aşikârdır. Şu halde onun bu dininin ve bu yolunun İslâm dini nezdinde bir geçerliliği olamaz.

86. İman etmelerinden, Resûl'ün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
87. İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanlığın lânetine uğramalarıdır.
88. Bu lânete ebedî gömülüp gidecekler. Onların azapları hafifletilmez; yüzlerine de bakılmaz.
89. Ancak, bundan sonra tevbe edip yola gelenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
90. İnandıktan sonra kâfirliğe sapıp sonra inkârcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapıkların ta kendisidirler.
91. Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.

92. Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça <<iyi>>ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir. *

<<İyi>> şeklinde tercüme edilen âyetteki <<birr>> kelimesi, hayrın, iyiliğin kemal noktası, Allah'ın rahmeti, rızası ve cenneti manalarında anlaşılmıştır. Bakara sûresinin 177. âyetinde <<birr>>in etraflı bir izahı verilmiştir ki, buna göre <<birr>>, imanda, ibadette ve ahlâkta en doğru ve en güzel bir hayatı yaşamaktır. Yukarıdaki âyete göre böyle bir hayata ve Allah'ın lütuf ve inayetine ulaşmanın şartlarından biri, kişinin sahip olduğu ve sevip bağlandığı şeyleri Allah yolunda kullanmasıdır. Müfessirlere göre bu şeyler, servet, mevki, ilim ve beden kuvveti gibi maddi ve manevi imkânlardır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

93. Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Ya'kub'un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi. De ki: Eğer doğru sözlü iseniz, o zaman Tevrat'ı getirip onu okuyun.
94. Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte bunlar, zalimlerin ta kendisidirler.
95. De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbrahim'in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.
96. Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Mekke'deki (Kâbe)dir.
97. Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir. *

Bu âyet, müslümanlara haccın farz olduğunun delilidir. <<Yoluna gücü yetenler,>> hacca gitme imkânına kavuşanlar demektir ki, bu imkânın ölçüsünün ne olduğu konusunda mezhepler farklı görüştedirler. İmam Şâfiî'ye göre bu imkân vasıta ve yol masraflarını karşılama kudreti, İmam Mâlik'e göre yürüme ve çalışıp kazanma iktidarı, İmam Ebu Hanîfe'ye göre ise bu söylenenlerin tamamıdır.

98. De ki: Ey ehl-i kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?
99. De ki: Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 26-01-2010, 21:15   #37
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

101. Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
102. Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin. *

Müfessirlere göre <<Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkma>>nın anlamı, müslümanın, bütün varlığı ile Allah'ın emirlerini yerine getirmeye ve yasaklarından kaçınmaya çalışmasıdır. Nitekim Abdullah b. Mes'ûd (r.a.), âyetin bu kısmını şöyle açıklamıştır: <<O'na âsi olmayıp itaat etmek, nankör olmayıp şükretmek ve O'nu unutmaksızın hep hatırda tutmak.>>
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

103. Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. *

Müfessirler, bu âyetin emri uyarınca, müslümanlar içinde, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir içtimaî kontrol müessesesinin bulunmasının farz-ı kifâye olduğunu belirtmişler; ancak, bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir.

105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
106. Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).
107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler; orada ebedî kalacaklardır.
108. İşte bunlar, Allah'ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah hiçbir kimseye haksızlık etmek istemez.

109. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İşler, dönüp dolaşıp Allah'a varır.
110. Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır. *

Bu âyetin müslümanlarla ilgili ilk kısmı, bazı âlimlerce, icmâ-ı ümmetin, İslâm Dininin hüküm kaynaklarından birisi olduğunu gösteren delilleri arasında zikredilmiştir.

111. Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
113. Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.
114. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.
115. Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir. *

Bazı tefsirlerde bu âyetin nüzul sebebi şöyle anlatılır: Ehl-i kitaptan Abdullah b. Selâm ve çevresindekiler müslüman olunca, yahudiler onlara, <<Siz bu dine girmekle kendinize yazık ettiniz>> kabilinden sözler söylemişlerdi. Allah Teâlâ bu âyeti ile, iddia edilenin aksine, onların kurtuluşa erdiklerini ve gerek onların, gerekse diğer müminlerin yaptıkları iyiliklerin karşılıksız kalmayacağını, kusursuz adaleti ile her türlü hayırlı faaliyetlerin mükâfatını eksiksiz olarak lütfedeceğini ifade buyurmaktadır.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 28-01-2010, 00:23   #38
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

116. İnkâr edenler var ya, onların malları da evlâtları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar, cehennemliklerdir; onlar orada ebedî kalacaklardır.
117. Onların, bu dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgârın durumu gibidir. Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.

Kavurucu rüzgâr, henüz yeşermekte olan ekini nasıl yakıp kavurursa, onların dünya hayatında sarfettikleri mallar da kendilerine bir iyilik getirmek şöyle dursun, aksine, dünya ve ahiret hayatlarının mahvına sebep olur. Tefsirlerde buradaki benzetme için şöyle bir takdir de yapılmaktadır: <<... harcamalar, ... kavurucu rüzgârın vurup mahvettiği ekine benzer.>> Âyette rüzgârın sıfatı olarak geçen <<sırr>> kelimesi, <<çok soğuk>> anlamını da taşır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

118. Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.
119. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında <<İnandık>> derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.

Âyetin ilk cümlesi, bazı müfessirlerce şöyle yorumlanmıştır: <<Siz onları seversiniz; yani onların müslüman olmalarını istersiniz. Çünkü İslâm her şeyden hayırlıdır. Halbuki onlar sizi sevmezler; yani sizin kâfir olmanızı isterler, kâfir olmak ise her şeyden kötüdür.>>

120. Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
121. Hani sen, sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın...-Allah, hakkıyle işiten ve bilendir.

122. O zaman içinizden iki bölük bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. Müminler, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.

Uhud savaşında, Hz. Peygamber'in sağ ve sol kanatlara yerleştirdiği, Hazrec kabilesinden Seleme oğulları ile Evs kabilesinden Hârise oğulları düşmana karşı direnmekte korkaklık ve zaaf göstermişlerdi. Nitekim, bunlardan, 300 kişiye kumandanlık eden İbn Übey: <<Kendimizi ve çocuklarımızı ne diye tehlikeye sokalım!>> diyerek geri çekilmişti.

123. Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız.
124. O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?
125. Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.
126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.
127, 128. Allah, kâfirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler -ki bu işte senin yapacağın bir şey yoktur- yahut (müslüman olsunlar da) tevbelerini kabul etsin, ya da (ısrar ederlerse) onlara azap etsin diye (Allah Bedir'de size yardım etti). Çünkü onlar zalimdirler.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

127. âyette <<bir kısmı>> diye tercüme edilmiş olan <<taraf>> kelimesinin manalarından birkaçı, <<eşraf, liderler, kumandanlar>>dır. Nitekim burada söz konusu edilen Bedir savaşında müşriklerin birçok ileri gelenleri öldürülmüş veya esir alınmıştı.

129. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
130. Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Cenab-ı Hak, Bakara sûresinin 275, 276 ve 278. âyetlerinde alış-verişi helâl kıldığını ve faizi yasakladığını -bunların aynı şeyler olmadığını vurgulayarak- ifade buyurmuştur. Burada kat kat arttırarak faiz yemenin yasak olduğunun belirtilmesi ise, devrin Arap toplumunda yaygın olan ve vâdesinde ödenmeyen borçlar hakkında yapılan tefecilik uygulamalarına işaret içindir.

131. Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!
132. Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 28-01-2010, 23:29   #39
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

133. Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
134. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
135. Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. *

133, 134 ve 135. âyelerde İslâm ahlâkının bir hülâsası verilmiştir. Şöyle ki; 133. âyette, Rabbimizin bağışına, gökler ve yer genişliğinde cennetine kavuşmanın, bütün ahlâkî davranışlarımız için temel gaye olduğu; iyiliği, birtakım dünyevî menfaatlar kaygısıyla değil de, sırf Allah'a saygı ve sevgi demek olan takvâ sâiki ile ve sadece uhrevî saadet uğruna yapmak gerektiği hatırlatılmıştır. 134 ve 135. âyetlerde ise, İslâm'da ideal ahlâk tipi olan <<müttakî insan>>ın temel ahlâkî nitelikleri olarak sayılan <<herhalde cömert olmak, öfkeyi yenmek, insanları bağışlamak ve hatasını görerek kabul etmek ve vazgeçmek>> gibi vasıflar, ancak ihtirasları ve bencil duyguları karşısında hürriyetine kavuşmuş üstün ruhların faziletleridir.

136. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!
137. Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!
138. Bu (Kur'an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.
139. Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz. *

Bu âyet, müslümanların, Uhud savaşında uğradıkları geçici başarısızlıktan dolayı ümitsizliğe kapılmamaları gerektiğini onlara ihtar etmekte ve müslümanlara, güçlü bir imana sahip olmanın verdiği azim ve kararlılık sayesinde nice zaferlere ulaşmanın mümkün olduğunu müjdelemektedir.


140. Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler edinsin. Allah zalimleri sevmez. *

Meâlde <<ortaya çıkarsın>> şeklinde tercüme edilmiş olan, âyetteki <<li-ya'leme>> kelimesi için, <<Allah'ın, ilm-i ezelîsinde var olan bilgiyi vâkıa ile ayan-beyan ortaya koyması>> veya <<mümini münafıktan ayırdetme hükmünü vermesi>> şeklinde tefsirler yapılmıştır. Bu sebeple, <<şehitler>> manasına da gelen <<şühedâ>> kelimesi, meâlde <<şahitler>> karşılığı ile tercüme edilmiştir.

141. Bir de (böylece) Allah, iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kâfirleri de helâk etmek ister.
142. Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. Andolsun ki siz, ölümle yüzyüze gelmezden önce onu temenni ederdiniz. İşte şimdi onu karşınızda gördünüz. *

Bu âyette, Bedir savaşına katılmış olup Bedir şehitlerinin faziletlerine imrenen ve Hz. Peygamber'in, Medine'de kalarak düşmana orada karşı konulmasının uygun olacağı fikrine mukabil, Uhud'da savaşmayı isteyen sahâbîlere hitap edildiği rivayet edilir.

144. Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır. *

Uhud savaşında Abdullah b. Kamîe adında bir müşrikin attığı taşla Resûlullah (s.a.)in dişi kırılmış, yüzü yaralanmıştı. Bu düşman askerinin, <<Muhammed'i öldürdüm>> dediğini duyan biri <<Muhammed öldürüldü!>> diye bağırmaya başlamış, bu yalan haber müslümanlar arasına yayılmış, asker paniğe kapılmıştı. Hz. Peygamber ise: <<Buradayım! Buraya gelin!>> diye bağırıyordu. Etrafını çevreleyen yaklaşık 30 kişilik bir gurup, yiğitçe onu savundular. İşte 144. âyet, belirtilen yalan haber üzerine infiale kapılan müslümanları tenkit etmekte; Hz. Muhammed'in fâni, İslâm'ın ise bâki olduğunu; bu sebeple, o ölse dahi müslümanların bunu sükûnetle karşılayıp, dinlerinde sebat etmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır.

145. Hiçbir kimse yok ki, ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.
146. Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
147. Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!
148. Allah da onlara dünya nimetini ve (daha da önemlisi,) ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah, iyi davrananları sever.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 29-01-2010, 22:13   #40
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

149. Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz. *

Uhud savaşında <<Muhammed öldürüldü!>> şeklindeki yalan haberin yayılması üzerine, bu fırsatı kaçırmayan münafıklar, İslâm askerlerine: <<Eski dininize ve dostlarınıza dönün. Muhammed peygamber olsaydı, öldürülür müydü?>> şeklinde konuşmaya başlamışlardı. İşte bu âyet, her zaman ve her toplum içinde bulunabilen münafıkların bu tür bozguncu sözlerine karşı müslümanları uyarmaktadır.

150. Oysa sizin mevlânız Allah'tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır.
151. Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaları sebebiyle, kâfirlerin kalplerine yakında korku salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!

Bu âyet, Allah'a inanmanın verdiği moral gücünden yoksun olanların kalplerini kısa zamanda korku saracağını ifade etmektedir. Nitekim, bu âyetlerde bahis konusu edilen Uhud savaşında, bir ara müslümanların çoğu paniğe kapılıp dağılmalarına rağmen, müşrikler, önemli bir sonuç elde etmeden çekip gitmişlerdi. Hatta giderken bir ara geri dönüp müslümanların işini bitirmeyi düşünmüşler, ancak dönme cesaretini gösterememişler, büsbütün yenilmemiş olmayı yeğ tutmuşlardı.

152. Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok lütufkârdır.
153. O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

154. Sonra o kederin arkasından Allah size bir güven indirdi ki, (bu güvenin yol açtığı) uyuklama hali bir kısmınızı kaplıyordu. Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah'a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, <<Bu işten bize ne!>> diyorlardı. De ki: İş (zafer, yardım, herşeyin karar ve buyruğu) tamamen Allah'a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. <<Bu işten bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik>> diyorlar. Şöyle de: Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi. Allah, içinizdekileri yoklamak ve kalplerinizdekileri temizlemek için (böyle yaptı). Allah içinizde ne varsa hepsini bilir. *

Uhud savaşında düşman, sayısı ve silahıyla müslümanlardan kat kat fazla idi. Fakat zafer de, mağlubiyet de Allah'ın elinde olduğundan müslümanların üzerine bir emniyet duygusu indirildi. Bu yüzden bazı müslümanlar uyumaya koyulmuştu.
Abdullah b. Mes'ûd: <<Savaştaki uyku halinin Allah'tan, namazdakinin ise şeytandan>> olduğunu söyler.
Ebu Talha: <<Uhud günü ben de üzerlerine uyku çökenler arasında idim. Öyle ki, kılıcım defalarca elimden düştü; aldım, yine düştü, aldım yine düştü...>> der.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
Müfessirlere göre bu âyette bahsedilen ikinci gurup insanlarla münafıklar kasdolunmuştur. Münafıkların buradaki ifadeleri, <<Bize bundan bir fayda, bir pay var mı!>>, <<Bizim elimizden ne gelir!>>, <<Tedbir konusunda bizim görüşümüz alındı mı!>> gibi manalarla açıklanmıştır.


155. (Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı. Yine de Allah onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.
156. Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında: <<Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi>> diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaatı onların kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koydu. Canı veren de alan da Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür.
157. Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah'ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 30-01-2010, 20:10   #41
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

158. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
159. O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.

Şûrâ (meşveret, danışma) prensibinin İslâmiyette önemli bir yere sahip olduğu âyette açıkça ifade edilmiştir. Ancak, şûrânın kapsamı, şekli ve bağlayıcılık gücü konularında İslâm bilginlerince farklı görüşler ileri sürülmüştür.

160. Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
161. Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese -asla haksızlığa uğratılmaksızın-kazandığı tastamam verilir.

Bedir savaşında elde edilen ganimetlerin taksimi sırasında, kayıp bir eşya için, münafıkların <<Herhalde Muhammed almıştır>> demeleri üzerine bu âyetin nâzil olduğu rivayet edilir. Uhud savaşında Hz. Peygamber'in stratejik bir noktaya yerleştirdiği okçuların, İslâm ordusunun savaşı kazanma belirtisi üzerine, Hz. Peygamber tarafından <<Herkesin aldığı ganimet, kendisinin olacaktır>> gibi bir söz söylenebileceği zannına kapılarak görevlerini terketmeleri üzerine, onların bu zannını reddetmek için indirildiği de rivayet edilir.


162. Allah'ın hoşnutluğunu gözetenle Allah'ın hışmına uğrayan bir olur mu hiç? Berikisinin yeri cehennemdir. Cehennem ise ne kötü bir varış noktasıdır.
163. Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
164. Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
165. (Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi <<Bu nasıl oluyor!>> dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.

Bedir'de müslümanlar müşriklerden yetmiş kişi öldürmüş, yetmiş kişi de esir almışlardı. Uhud'da ise yetmiş şehit verdiler. Âyet-i kerimede geçen <<musibet>>le buna işaret ediliyor. Ve bunun, okçuların Allah Resûlü'nün emrini tutmamalarından dolayı başlarına geldiği vurgulanıyor.

166, 167. İki birliğin karşılaştığı gün sizin başınıza gelenler, ancak Allah'ın dilemesiyle olmuştur ki, bu da, müminleri ayırdetmesi ve münafıkları ortaya çıkarması için idi. Bunlara: <<Gelin, Allah yolunda çarpışın; ya da savunma yapın>> denildiği zaman, <<Harbetmeyi bilseydik, elbette sizin peşinizden gelirdik>> dediler. Onlar o gün, imandan çok, kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah, onların içlerinde gizlediklerini daha iyi bilir.
168. (Evlerinde) oturup da kardeşleri hakkında: <<Bize uysalardı öldürülmezlerdi>> diyenlere, <<Eğer doğru sözlü insanlar iseniz, canlarınızı ölümden kurtarın bakalım!>> de.
169, 170. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah'ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.
171. Onlar, Allah'tan gelen nimet ve keremin; Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.
172. Yara aldıktan sonra yine Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına uyanlar (özellikle) bunların içlerinden iyilik yapanlar ve takvâ sahibi olanlar için pek büyük bir mükâfat vardır.
173. Bir kısım insanlar, müminlere: <<Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!>> dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve <<Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!>> dediler. *

Rivayete göre Uhud savaşında müslümanların bir ara bozulduktan sonra tekrar toparlanmaları üzerine önemli bir sonuca ulaşmayan düşman ordusunun kumandanı Ebu Süfyân, savaş alanını terkederken Hz. Peygamber'e <<Ey Muhammed! Önümüzdeki yıl Bedir meydanında seninle tekrar karşılaşacağız!>> tehdidini savurmuş; Hz. Peygamber de: <<İnşaallah!>> demişti. Ertesi yıl, Ebu Süfyân'ın böyle bir hazırlık içinde bulunduğu haberi Medine'ye ulaşınca, Hz. Peygamber, bir süvari birliği ile düşmanı karşılamaya çıkmıştı. İşte bu âyet, düşman tarafından gelen bu haber karşısında müslümanların azim ve kararlılığını, onların yüksek moral gücünü takdir ve ifade etmektedir.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 31-01-2010, 17:19   #42
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

174. Bunun üzerine, kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'ın nimet ve keremiyle geri geldiler. Böylece Allah'ın rızasına uymuş oldular. Allah büyük kerem sahibidir.

Hz. Peygamber'in komutasındaki birlik, Ebu Süfyân ile bir yıl önce sözleşilen yerde onları bir hafta kadar bekledi; ancak bir miktar asker ile yola çıkan Ebu Süfyân'ın savaşmaktan korkarak geri dönmesi üzerine müslümanlar da kârlı alış-verişler yaparak tekrar Medine'ye geldiler.

175. İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde, eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.

Âyete <<İşte o şeytan, sizi kendi dostlarından korkutmaktadır>> şeklinde mana vermek de mümkündür. Nitekim bazı müfessirler burada, Mekkelilerin Medine'deki müslümanları ürkütmesi için propaganda yapmak üzere gönderdikleri Nuaym isimli kişiye işaret edildiğini belirtirler.

176. (Resûlüm) İnkârda yarışanlar sana kaygı vermesin. Çünkü onlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onlara, ahiretten yana bir nasip vermemek istiyor. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
177. Şurası muhakkak ki, imanı verip inkârı alanlar, Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elîm bir azap vardır.
178. İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179. Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takvâ sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

Tefsirlerde bu âyetin <<Ey Muhammed! Bize kimlerin iman edip kimlerin etmediğini bildir>> diyen kâfirlere cevap teşkil ettiği belirtilmektedir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

180. Allah'ın, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, sanmasınlar ki o, kendileri için hayırlıdır; tersine bu onlar için pek fenadır. Cimrilik ettikleri şey de kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. *

Âyette geçen <<miras>> kelimesi dolayısıyla tefsirlerde genellikle şu açıklamalar yapılmıştır: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ın mülküdür. Ondan yararlananlar, hep O'nun mülkünü birbirinden devralmaktadırlar; o halde, Allah'ın mülkünde cimrilik etmeleri ne kadar yanlıştır! Bir gün, herkes ölecek ve malik olduğu şeyler üzerindeki mülkiyetini kaybedecektir; halbuki Allah bâkidir, mülk yine O'nundur.

181. <<Gerçekten Allah fakir, biz ise zenginiz>> diyenlerin sözünü andolsun ki Allah işitmiştir. Onların (bu) dediklerini, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ile birlikte yazacağız ve diyeceğiz ki: Tadın o yakıcı azabı! *

Yahudilerin bu alaylı ifadelerinin, peygamberleri öldürme günahı ile bir tutulması, bir taraftan bu sözleri söylemenin büyük günah sayıldığını, diğer taraftan da onların ilk günahının bundan ibaret olmadığını, daha önce de peygamberlerin canlarına kıydıklarını göstermektedir.

182. Bu, dünyada iken kendi ellerinizle yapmış olduğunuzun karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına zulmetmez.
183. <<Doğrusu Allah bize, (gökten inen) ateşin yiyeceği (yakıp kor edeceği) bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti>> diyenlere şöyle de: Size, benden önce mucizelerle, (özellikle) dediğiniz (mucize) ile nice peygamberler geldi. Eğer doğru insanlar iseniz, ya onları niçin öldürdünüz? *

Bazı tefsirlerde nakledilen bir rivayete göre Medine'deki yahudilerin, müslüman olmamak için bahane olarak ileri sürdükleri bu özel mucize şartı, Hz. İsa'nın risaleti ile kalkmıştır.

184. (Resûlüm!) Eğer seni yalancılıkla itham ettilerse (yadırgama); gerçekten, senden önce apaçık mucizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren nice peygamberler de yalancılıkla itham edildi.
185. Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir.
186. Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 01-02-2010, 23:37   #43
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

187. Allah, kendilerine kitap verilenlerden, <<Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz>> diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!
188. Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
189. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
190. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.
191. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru! *

Allah Teâlâ, 190. âyette, göklerin ve yerin yaratılışı ile gece ve gündüzün değişimini, bir başka deyişle, mekân ve zamanın ilâhî kudrete delâletini aklıselim sahiplerinin ibret nazarına sunduktan ve böylece bizden, varlığın gerçek bilgisine ulaşma çabasını göstermemizi, özlü bir ifade ile istedikten sonra; 191. âyette, bu çabayı gösterenlerin, Allah'ın üstün kudretinin ve eşsiz sanatının eserlerini idrak etmeleri sonunda, O'na derin bir saygı ile yönelmelerinin kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır.


192. Ey Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.
193. Ey Rabbimiz! Gerçek şu ki biz, <<Rabbinize inanın!>> diye imana çağıran bir davetçiyi (Peygamber'i, Kur'an'ı) işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al, ey Rabbimiz!
194. Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!

195. Bunun üzerine Rableri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki) Ben, erkek olsun kadın olsun -ki hep birbirinizdensiniz- içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfat, Allah tarafındandır. Allah; karşılığın güzeli O'nun katındadır.
196. İnkârcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın! *

Bazı müminlerin, müşrikleri geniş maddi imkânlar içinde görmeleri sebebiyle: <<Gördüğümüze bakılırsa Allah'ın düşmanları huzur içinde, biz ise sıkıntıdayız>> demeleri, bu âyetin inmesine sebep olarak gösterilmiştir. Elbette ki, bu ve benzeri ikazlarla Hz. Peygamber'in şahsında bütün müminlere seslenilmektedir.

197. Azıcık bir menfaattır o. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir!
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674
198. Fakat Rablerine karşı gelmekten sakınanlar için, Allah tarafından bir ikram olarak, altlarından ırmaklar akan, ebedî olarak kalacakları cennetler vardır. İyi kişiler için Allah katındaki (nimetler) daha hayırlıdır.
199. Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
200. Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 02-02-2010, 22:37   #44
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

4.en-NİSÂ
Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 âyettir.
<<Nisâ>> kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına <<Nisâ>> denmiştir.
Bismillâhirrahmânirrahîm

1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.
2. Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır.
3. Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. *

Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna rağmen âyetin, erkeklere birden fazla kadınla evlenme izni vermesi öteden beri -daha ziyade gayr-i müslimlerce- tenkit ve itiraza konu edilmiştir. Ancak İslâm'ın bu iznini diğer talimatı ve hayatın değişen şartları içinde ele almak gereklidir. İslâm'a göre zina kesin olarak haramdır; şu halde zinaya giden yolları tıkamak gerekir. Erkeğin güçlü ve yeterli, kadının ise zayıf ve isteksiz olması veya doğurgan olmaması halinde, savaş vb. sebeplerle erkeklerin azalması ve kadınların çoğalması gibi durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi zaruri olabilir. Böyle durumlarda erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir emir değil, bir izindir; ikinci ve üçüncü… eş olacak hanım da buna mecbur değildir. Ayrıca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp adalet şartına bağlanmış, buna riayet edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla yetinmeleri emredilmiştir. Bütün bu kayıtlar ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman İslâm'ın bu izninin, zaman içinde değişen şartlara ayak uydurma bakımından en müsait yol olduğu açıkça anlaşılacaktır.

4. Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.
5. Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
6. Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

7. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.
8. (Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.

7. ve 8. âyetten birincisi cahiliye devri geleneklerini yıkarak mirastan kadının da payı olduğunu, Allah'ın onlar için ayırdığı bu payın mutlaka kendilerine verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. İkinci âyet ise İslâm'ın getirdiği en geniş kardeşlik ve en insanî dayanışma anlayışı ve sosyal adalet prensibi içinde, mirasta payı olmayan -nisbeten- uzak akrabaya, o civarda bulunan fakir fukaraya da mirastan bir şeyler verilmesini, gönüllerinin alınmasını, emeksiz elde edilen servete karşı muhtemel menfi duyguların önlenmesini emretmektedir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

9. Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak olanlar (yetimlere haksızlık etmekten) korkup titresinler; Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.

Yetimlerin veli ve vasileri, onlara kendi çocuklarına davranılmasını istedikleri gibi davranmalıdırlar; çünkü kendi çocukları da bir gün yetim ve çaresiz kalabilir.

10. Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.
11. Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

İslâm'ın miras hukukunda, paylar ile mükellefiyetler arasında dengeleme yolu tutulmuş, daha çok harcama yapmak mecburiyetinde olanlara çok, daha az harcama durumunda olanlara az hisse verilmiştir. İslâm aile hukukuna göre evlenirken mehir verecek, düğün masrafı yapacak olan erkektir. Evlendikten sonra da gerek muhtaç olan yakın akrabasına ve gerekse eş ve çocuklarına bakacak, onlara yiyecek, giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları temin edecek yine erkektir. İşte bu sebepledir ki, genellikle mirasta erkeklerin payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.

Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 05-02-2010, 14:40   #45
NeCoLaS
Banned
 
Kayıt Tarihi: Nov 2008
Üye numarası: #282929
Yer: Dini Unsurlar
Mesaj sayısı: 1,984
Karma etkisi: 0 NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000NeCoLaS seviye: 2000
Karma: 3370568
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Arrow

12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=333674

Kelâle şeklinde, malı yan hısımlarına kalan kimselerin paylarını açıklayan kısımda geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat, ana bir kardeşlerdir. Öz kardeşlerin durumu sûrenin sonunda açıklanacaktır.

13. Bunlar, Allah'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.
14. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.

Hukuk sistemleri, vârislerin alacağı paylarda olduğu gibi, yakınlık ve uzaklık derecelerine göre akrabanın vâris olup olmayanını tayin konusunda da farklı telakki ve uygulamaları benimsemişlerdir. Mesela İslâm dışı bazı sistemlerde ölenin çocukları varsa ana-babası vâris olamamaktadır. İslâm miras hukuku payları dağıtırken âdil denge esasına riayet ettiği gibi, vârisleri tayin ederken de yakınlık derecesi ile beraber faydayı gözönüne almış, dünya ve ahiret hayatında ölüye faydası dokunan ve dokunacak olan akrabayı mirastan mahrum etmemiştir.

15. Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.
16. İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.
17. Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
18. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca <<Ben şimdi tevbe ettim>> diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır.
19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.

İslâm'dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden olarak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ediyorlar, kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yoluna gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık olduğu hakları getirmiştir.
Kaynak: Diyanet Vakfı Kur'an Meal
NeCoLaS Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Üye Olmadan Yorum Yazmak İçin Tıklayın!
Konudaki toplam yorum: 191, okunma sayısı: 6810.
Cevapla

Etiketler
ibadet, kur'an, peygamber, sayfa





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama

Bu Konuda Aradığınızı Bulamadıysanız Şunlara Bakmanızı Öneririz
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
>>> Ramazan Ayı Sabit BaşLığı <<< sudem Genel 81 20-09-2009 00:11
portable kuran meali kurulum gerekmez munib Programlar 15 22-03-2009 04:22
portable kuran meali kurulum gerekmez i munib Programlar 4 12-03-2009 20:50
Telefon Modelleri İçin Dini Programlar. CaNiXTR Cep Telefonları 22 06-12-2008 01:29
Cep Telefonunda Kuran Meali Programı w133 Cep Telefonları 1 08-05-2005 17:32

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Forum Seç


Hacking ve Bilgisayar Güvenliği Öğrenmek İçin!

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 16:11.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Wardom.org



İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.


You Rated this Thread: