TÜrkÇÜlÜkÇok kısa tanımı ile Türkçülük, Türk Milleti’ni sevmektir. Bu târif, elbette yeterli değildir. Türk olan herkes milletini sever. Milleti sevmek yetmez. Bizi biz yapan değerleri: dilimizi, dinimizi, târihimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi,
Konu GAME&OVER tarafından açılmış, 513 kişi tarafından görüntülenip, 8 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
TÜrkÇÜlÜk konusundaki toplam yorum: 8, okunma sayısı: 513. |
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2006
Üye numarası: #100819
Mesaj sayısı: 119
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: -6812
|
Çok kısa tanımı ile Türkçülük, Türk Milleti’ni sevmektir. Bu târif, elbette yeterli değildir. Türk olan herkes milletini sever. Milleti sevmek yetmez. Bizi biz yapan değerleri: dilimizi, dinimizi, târihimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi, örf ve âdetlerimizi vatanımızı, bayrağımızı, aynı soydan geldiğimiz halde Misak-ı Millî hudutlarımız dışında kalan insanlarımızı da sevmemiz gerekir.
Türkçülük düşüncesi, statik değil, dinamik bir yapıya sahiptir. Bu sebeple değişmez ve klâsik bir târif yapmak mümkün olmayabilir. Denilebilir ki, Türkçülük; Türk’e has değerleri bilmek ve korumak, Türk Milleti’nin bağımsız olarak daha iyi şartlarda yaşaması için fikir üretmek, Türk Milletine yönelik sevgiyi eyleme dönüştürmektir. Türkçü, bizi biz yapan değerleri bilecek. Bu değerleri sevecek, koruyacak ve daha geniş kitlelere sevdirecek. Kültürlü ve ahlâklı olacak. Giyimde, edebiyatta, müzikte, güzel sanatlarda, beslenme alışkanlıklarında ve hayatın her safhasında Türk gibi düşünmek ve Türk gibi yaşamak her Türkçünün aslî görevidir. Türkçülüğün bir adı da Türk Milliyetçiliği’dir. Genel anlamda milliyetçilik de milletini sevmektir. MİLLET NEDİR ? Peki, millet nedir ? Aynı coğrafyada oturmak, aynı geçmişi yaşamış olmak, aynı dili konuşmak, aynı dine inanmak… millet olmak için yeterli midir ? Değildir. Konuya, farklı bir açıdan girelim. Millet denilen topluluk, insanlardan oluşur. Fakat insanlardan oluşan her topluluk millet değildir. Bir futbol maçına giden, belli bir takımın taraftarları da bir insan topluluğudur. Pek çok müşterek yönleri vardır. Dil, coğrafya, kültür,din, târih… ortaktır. Fakat maç bittikten sonra dağılırlar. Gelecek maça kadar irtibatları kalmamıştır. O halde İnsanlar, meydana getirdikleri topluma, daha iyi bir gelecek hazırlamayı, kendilerinden sonra gelen nesilleri de düşündükleri takdirde millet olma vasfına sahip olabilirler. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 İnsan denilen yaratıkta 3 milyar hücre olduğu söyleniyor. her birinin ayrı ayrı fonksiyonu olan bu üç milyar hücreyi üretmek mümkün olsa, onları bir küvete doldursak, sonra da insan kalıbı içerisinde bu hücreleri birleştirsek… konuşan, düşünen, hareket eden bir yaratık elde ederiz. O yaratık, elini ateşe uzattığında geri çekebilir de. Bu özelliği de kazandırmak mümkün olabilir. Fakat insana ait her özellik kazandırılamaz. Anne ile evlâdı arasındaki, karşı cinsten insanlar arasındaki etkileşim gibi… gibi özelliklerin kazandırılması mümkün değildir. İşte bu sebeple o yaratığa insan denilemez. Milletler de böyledir. Müşterek bir geçmişi, iyi olması düşünülen bir gelecek düşüncesini paylaşmayan, tasada ve sevinçte bir olmayan insanların oluşturduğu topluma millet denilemez. İLK TÜRKÇÜLER Sümerler’in Türk olduğu söylenir. Doğrudur. Onlar hakkında fazla bir bilgiye sâhip değiliz. Bu sebeple o dönemden örnekler vermek gerçekçi olmaz. Bir başka kesim, tarihteki ilk Türk Devleti’nin, Hun İmparatorluğu olduğunu söyler. Hun İmparatorluğu ile ilgili olarak günümüze ulaşan bilgiler daha kapsamlıdır. Büyük Hun İmparatoru Mete Han, “Bir savaşçının kaderinde, atının üzerinde savaşırken ölmek olmalı. Bizler, ve bizden sonra gelenler, bu şekilde ölmeye devam edersek, milletimiz diğer milletleri yönetir. Böylece; kahraman ve üstün millet olduğumuzu dünyaya kabul ettiririz.” Demişti. Bu sözleriyle Mete Han’ı ilk Türk Milliyetçisi olarak kabul etmemiz, doğru bir değerlendirmedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 Sonraki yıllarda da pek çok Türk Milliyetçisi, tarih sahnesindeki yerlerini aldılar. Bunların en önemlilerinden biri Göktürk Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdârı Bumin Kağan’dır. O: Türk adını, devlet isminde ilk defa kullanan devlet kurucusudur. Türk Dili’nin en eski yazılı belgelerinden olan Orhun Âbideleri’ni diken ve taş üzerine: Ey Türk Milleti, yukarıda gök çökmedikçe, aşağıda yer delinmedikçe senin töreni kim bozabilir ?” Diye yazdırarak Türkün cihan hâkimiyetini 720 yılında ilân eden Bilge Kağan’ı da hatırlamamız gerekir. Tarihteki Türkçüler; Abdülkerim Satuk Buğra Han, Selçuk Bey, Çağrı ve Tuğrul Beyler, Alparslan, Birinci ve İkinci Kılıçarslan ile devam eder. Sonra tarih sahnesine Osman Gazi gelir. Osmanlı pâdişahlarının tamamına yakını Türkçüdür. Son Osmanlı Türkçüsü cennetmekân Sultan İkinci Abdülhâmid Han’dır. 1800’lü yılların ikinci yarısında, Askeri Okullar Bakanı olan Şıpka Kahramanı Süleyman Paşa, Türklük Bilgisi adlı dersin müfredat programını hazırladı ve Türk Tarihi isimli kitabı yazdı. Bu sebeple Süleyman Paşa, Türkçülük ülküsünün ilk teorisyeni olma özelliğine sahiptir. Yine aynı yıllarda, Bursa Valisi olan Ahmet Vefik Paşa, Ebü’l-Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türkî (Türklerin Soy Kütüğü) isimli eserini Doğu lehçesi olarak adlandırabileceğimiz Çağatay Türkçesi’nden İstanbul Türkçesi’ne çevirdi. Önemli Türkçülerden biridir. Kırım’da Gaspıralı İsmail ve O’nun teyze-zâdesi Tataristan’da Yusuf Akçura, Azerbaycan’da Ahmet Ağaoğlu, Hüseyin-zâde Ali Bey, Başkırdistan’da Zeki Velidî Togan… Türkçülüğün simge isimleridir. Türkiye’de Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, Rıza Nur, Hüseyin Nihal Atsız ve Alparslan Türkeş’le Türkçülüğün önderleri serisinde yakın tarihimize geliyoruz. Türkçüler, saydığım isimlerden ibâret değil elbette. Özetin özeti denilebilecek bu girişten sonra, çok kısa olarak yakın tarihimizde Türkçülük fikrinin nasıl doğup geliştiğine temas edip, 1944 TÜRKÇÜLÜK DÂVÂSI ve 3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI konusuna girebiliriz. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 TÜRKÇÜLÜĞÜN DOĞUŞU Osmanlı Devleti’nde Türkçülük, düşünce ve edebiyat alanında hissediliyordu. Devletin çöküş dönemi başladığında dîni ve etnik azınlıklar bağımsızlık hareketlerine giriştiler. Devletin aslî unsurunu oluşturanlar ise konuyu tartışmaya açtılar. Yine de Türkçülük fikrinin, Osmanlılık veya İslâmcılık gibi idare ve siyaset sistemi haline getirilmesi düşünülmüyordu. Türkçülük fikri, edebiyat alanında ve özellikle şiirlerde gelişti. Belli sayıdaki aydınlar, Türkçülük üzerine düşünce üretiyorlardı. Bu aydınlar içerisinde siyasete girmemiş, Türkçülük dışında bir düşünce akımı içerisinde bulunmamış insanlar olduğu gibi İslamcılık ve Osmanlılık taraftarları da vardı. Osmanlı aydınlarını Türkçülük üzerinde düşünmeye sevk eden âmiller hakkında şunlar söylenebilir: * Batıda Türkler aleyhinde görüşler oluşuyordu. O halde, Türkler lehinde de görüşler oluşturulması, Türkçülük fikrinin gelişmesi sağlanmalıydı. Aksi takdirde Türk aleyhtarları, Türkleri yok edebilirlerdi. * İslâm Medeniyeti, Arapların eseridir. Türkler, Arap topraklarını yönetimi altına alınca, iddiaya göre Arap medeniyeti gelişme imkânı bulamamıştır. O halde Türkler, Arap topraklarından kovulmalıdır. Halbuki Türkler o toprakları kan dökerek, can vererek almışlardı. O topraklar vatan olmuştu. Vatanı korumak da Türklük düşüncesinin bir unsuru idi. * Hıristiyanlar da Türkleri hem Avrupa’dan hem de Avrupa’nın uzantısı olan Anadolu’dan kovmak, Orta Asya’ya sürmek istiyorlardı. Bu açıdan da vatana sahip çıkmak, Türkçülük düşüncesinin bir defa daha aslî unsuru oluyordu. * Anadolu’da yaşayan gayrimüslimler ile Türk ırkına mensup olmayan etnik gruplar da Türkler aleyhinde önce fikir bazında, sonra da eylem bazında gelişmeler sağlıyorlardı. Bütün bu gelişmeler karşısında Anadolu’da yaşayan Müslüman Türklerde bir kanaat oluştu: Türk’ün, Türk’ten başka dostu yoktur. Bu düşünce Türkleri bir araya getirdi Kurtuluş Savaşı böylece başladı. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2006
Üye numarası: #100819
Mesaj sayısı: 119
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: -6812
|
CUMHURİYET DÖNEMİ
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 20 yılındaki uygulamalar, Türkçülük esasına dayalıdır. Bu atmosfer içerisinde dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu, 5 Ağustos 1942 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir konuşma yapar. Konuşmada şu cümleler yer alır: “Biz Türk’üz. Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük, bir kan meselesi olduğu kadar, en az bir o kadar da vicdan ve kültür meselesidir. Biz, azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit, bu istikamette çalışacağız.” Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 Başbakan böyle diyordu. Fakat Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel himâyesinde, Sabahattin Ali’nin önderliğini yaptığı bir grup eğitimci, anti Türkçü ve komünist fikirlerin yayılması için geniş kapsamlı faaliyetler içerisindeydi. Türk Milliyetçiliği’nin önder şahsiyeti Hüseyin Nihal Atsız, Başbakan’a hitaben bir açık mektup kaleme alır. Açık mektubun birinci bölümünü çıkarmakta olduğu Aylık Orhun Dergisi’nin 1 Mart 1944 tarihli sayısında, ikinci bölümünü de 1 Nisan 1944 tarihli sayısında yayınlar. Mektuplarda, devletin içine ve hatta beynine sızmaya çalışan zararlı cereyanlara dikkat çekmektedir. TARİHÎ DÂVÂ Sabahattin Ali, yine Hasan Ali Yücel’in teşvikiyle, bu mektupta kendisine hakaret edildiği iddiasıyla, Hüseyin Nihal Atsız aleyhine dâvâ açar. İlk duruşma, 26 Nisan 1944 tarihinde Ankara’da yapılır. Üniversitede okuyan milliyetçi gençler duruşmayı tâkip etmek üzere mahkeme salonunu hınca hınç doldurur. Söylenildiğine göre mahkeme heyeti duruşma salonuna pencereden girebilmiştir. Hüviyet tespiti yapıldıktan sonra mahkeme 3 Mayıs 1944 tarihine ertelenir. Bu duruşmada gençlerin mahkeme salonuna alınmaması kararlaştırılır. Gençler, hem bu kararı protesto etmek, hem de hocaları ve önderleri Nihal Atsız’a destek vermek için duruşmadan sonra, o dönemde Anafartalar Caddesinde bulunan Adliye binasından Ulus’a doğru bir yürüyüş düzenlerler. Yürüyüş sırasında onbinlerce genç İstiklal Marşı söyleyerek, “Kahrolsun Komünistler”, “Yaşasın Atatürk”, Yaşasın Türk Milliyetçiliği” diyerek sloganlar atmışlar, Şükrü Saraçoğlu lehine de bağırmışlardır. Yürüyüşe katılanların sayısı gittikçe artmıştır. Kimi meraktan, kimi destek vermek için yol kenarına toplanan halk da sloganlara katılınca, dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, kalabalığın atlı polislerle dağıtılmasını emretti. Bu olay, birçok kişinin yaralanmasına ve sakat kalmasına yol açtı. Yüzlerce kişi tutuklandı. Tutuklamalar daha sonra İstanbul’da VE Türkiye’nin diğer bölgelerinde devam etti. Onlar, ilk duruşmadan sonra serbest bırakıldılar. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944’te Gençlik ve Spor Bayramı kutlama töreninde irat ettiği nutuktan sonra, tutuklamalar şuurlu bir hal aldı. Ankara, İstanbul ve diğer bölgelerde, anti komünist çalışmalara etkili olarak katılan, Türkçü fikirlere sâhip ve fikirlerini kitap ve makalelerle yazıya döken gençler tevkif edildi. İlk sorgulamalardan sonra elebaşı olarak belirlenenler İstanbul’da mahkemeye sevk edildi. O dönemde İstanbul’da Sıkı Yönetim uygulaması vardı. Ankara’da başlayan Nihal Atsız – Sabahattin Ali Dâvâsı’nın da sıkı yönetim mahkemelerinde görülebilmesi için, sonradan tutuklanan kişilerin dosyası ile birleştirilerek İstanbul’a nakledildi. Toplam 24 kişi, duruşma dışındaki günlerde tabutluk denilen hücrelerde tutuldu, işkencelere mâruz bırakıldı. Sol basının 1944 Irkçılık – Turancılık Dâvâsı olarak adlandırdığı gerçekte ise Türkçülük Dâvâsı olarak anılması gereken, duruşma günleri, Türk Milliyetçileri’nin acılı günleridir. Başlangıçta Türk Milliyetçileri, o acı günleri, hüzünle anmak için toplanıyorlardı. Dâvânın mağdurlarının tamamı, Askerî Mahkeme’de görülen Temyiz duruşmalarından sonra 3 Mart 1947 tarihinde suçsuz bulunup beraat edince, toplantılar bayram günü kutlamalarına dönüştü. Adına Türkçüler Bayramı denildi. 1988 yılı kutlamalarında merhum Başbuğ Alparslan Türkeş, ‘Türkçülük’ kelimesinin ırkçılık kavramını çağrıştırdığını belirterek, 3 Mayıs için ‘Milliyetçiler Günü’ denilmesinin uygun olacağını söylemişti. 1944 Türkçülük Dâvâsı’nın duruşmaları, Türk Milliyetçileri’nin; inanç, cesâret ve yüksek ahlâk anlayışı ile vatanseverlik konularında imtihanı olmuştur. Her yıl o imtihanda elde edilen üstün başarı kutlanmaktadır. Ulu dağlar zirvesinde, asâletin ve temizliğin timsâli bembeyaz karlar gibi beklemekte olan Türk Milliyetçiliği ülküsü, 3 Mayıs 1944’te küçücük bir kıpırdanışla büyüyen çığ oldu. Zararlı ideolojiler o çığın altında ezildiler. Belki yok olmadılar. Fakat Türkiye’mizin geleceğini tümü ile etkileme imkânlarını bulamadılar. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Sep 2006
Üye numarası: #89570 Yer: THE-END
Mesaj sayısı: 9,072
Karma etkisi: 55070
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 5505555
|
Teşekkür ederim.Sitemizde bu aralar Türklüğün tanımına,vatan nedir,millet nedir,bayrak nedir bunların anlatımına ihtiyaç duyan arkadaşlar vardı.İyi zamanlama yapmışın.
Belki hepimiz ermeniyiz diye dem vururken bir nebze bu yazıyada göz atarlar. |
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Daimi Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2006
Üye numarası: #100207 Yer: K.Çekmece / İstanbul
Mesaj sayısı: 344
Karma etkisi: 22
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1690
|
Alıntı:
![]() Gerçekten açuılması gereken bir zamanda açıldı konu teşekkürler ![]() |
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2005
Üye numarası: #31099 Yer: İzmir
Mesaj sayısı: 1,561
Karma etkisi: 723
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 71508
|
Teşekkürler kardeşim anlayana gitsin
|
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Sep 2006
Üye numarası: #84403
Mesaj sayısı: 1,355
Karma etkisi: 528
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 52142
|
Alıntı:
bencede ...okulmalı bunu hepsi ermeni arkadaşlarımız... |
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2006
Üye numarası: #99869
Mesaj sayısı: 154
Karma etkisi: 17
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1193
|
ermeyim diyenler gönderelimde okusunlar gerçi türk deyince biraz tırsarlar ama olsun
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Mar 2005
Üye numarası: #3502
Mesaj sayısı: 244
Karma etkisi: 0
![]() ![]() Karma: 139
|
Her yıl 24 Nisan yaklaşırken Türkiye'yi yönetenleri bir panik basar. Çünkü bu tarih, sözde Ermeni soykırımının dünyanın her noktasında ve özellikle de ABD'de yoğun bir şekilde gündeme getirildiği tarihtir, Beyaz Saray'da oturana, "Soykırımı tanı" mektuplarının yazıldığı tarihtir. Beyaz Saray'da oturanlar için her 24 Nisan, Türkiye'den bir şeyler koparmak için mükemmel bir fırsattır.
* * * Erdoğan da Yahudi tuzağına fena düştü Her yıl 24 Nisan yaklaşırken Türkiye''yi yönetenleri bir panik basar. Çünkü bu tarih, sözde Ermeni soykırımının dünyanın her noktasında ve özellikle de ABD''de yoğun bir şekilde gündeme getirildiği tarihtir, Beyaz Saray''da oturana, "Soykırımı tanı" mektuplarının yazıldığı tarihtir. Beyaz Saray''da oturanlar için her 24 Nisan, Türkiye''den bir şeyler koparmak için mükemmel bir fırsattır. Tabi bu fırsatı ABD''deki Yahudi lobisi de çok iyi kullanır. Zaten ABD Başkanları Türkiye''yi yönetenlere sinyal gönderir. Bu bir lobi işidir, derler. Biliyorsunuz, bizde Ermeni lobisinden de güçlü bir Yahudi lobisi vardır. Ermeni lobisine karşı bizi güçlü kılmak için Yahudi lobisini devreye sokun, böylece bu yıl da Ermeni iddialarını üstü kapalı geçmemiz kolaylaşır, Türkiye de rahat eder. Dedik ya, bu yıl da öyle oldu. Ermeni lobisi Bush''a, "Soykırımı tanı" diye bir mektup gönderdi. Bush da Türkiye''den İncirlik''in kullanım hakkını uzatma ve genişletmesini istedi. Aynı anda Yahudi lobisi devreye sokuldu. Erdoğan hemen telefona sarıldı, İsrail Devlet Başkanı''nı arayıp "Filistin''de yaptıklarınız için teşekkür ederim" dedi ve bu ülkeye 200 milyon dolarlık bir ihale veriverdi. Bu jestler karşısında Ankara bekliyor ki Beyaz Saray İncirlik jestine karşı Ermeni''lere mesafeli dursun, Yahudi lobisi de İsrail''e verilen ihaleler hürmetine Ermeni lobisini çelmelesin. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 Görüldüğü gibi Türkiye''ye bir iftira atılıyor ve bu iftirayı kayda geçirmemek için bir yandan Yahudiler, diğer yandan ABD yönetimi Türkiye''den sürekli bir şeyler alıyor. Bu devletlerarası bir ilişki değil, bu mafyavari bir soygundur ve vermekle bu işin sonu gelmez. Nitekim gelmiyor, her 24 Nisan yaklaşırken Türkiye İsrail''e, Yahudi şirketlerine ve ABD''ye sürekli bir şeyler veriyor, sürekli tavizkâr oluyor. Çünkü tezgâh zaten onların tezgâhı. Ve çünkü Ermenileri azdıran da ABD''yi ele geçirmiş bulunan Yahudiler ve masonlar. Şimdi sizlere Ali Özoğlu'nun yazdığı 'Şifre Çözüldü-Masonlar'dan Türkiye'ye kanlı hediye: ASALA-PKK' isimli kitaptan bir mason toplantısında yapılan bir konuşmayı aktaracağım. Tarih: 13 mayıs 1983 Ülke: Kanada Konuşma, " Yüce Musa adına Tevrat adına, Talmut adına, ulusumuz adına.." cümlesiyle başlıyor. Gündem maddesi "Ermenistan-Asala-Türkiye" Konuşma çok uzun. Selçuklular ve Osmanlı''nın kuruluş ve yıkılışı anlatılıyor, sonra söz günümüze, sözde soykırım bahsine geliyor. İşte konuşmacı üstat masonun ağzından dökülenler: Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 "-Tarihin çeşitli bölümlerinde Ermenileri kışkırttık. Dünya basınındaki biraderlerimiz aracılığıyla konuyu açtık, yaydık, destekledik. Ermeni gençlerini Filistin kamplarında CIA yardımıyla eğittik. ASALA adını verdiğimiz bu örgütü eylem yapacak seviyeye getirdik, silah ve patlayıcı konusunda deneyim kazanmalarını sağladık. Örgüte ürettiğimiz silah ve malzemeleri sattık, para kazandık. Boğuşsun dursun, oyalansın, kontrolümüzde olsun ve bize ihtiyaç duysun diye Türkiye''ye sorun hediye ettik." 13 Mayıs 1983''te, Kanada''daki mason toplantısında, "üstat" şecaatini arza devam ediyor: "- Dünyanın neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, Ermenilerde bir öç alma duygusu yarattık. Geçmişte Ermenilerin Türklere yaptıklarını, sanki Türkler Ermenilere yapmış gibi değiştirip kaşıyarak kapanmış, iyi olmuş bir yarayı yeniden kanattık. Ermenilerin Türkiye''den toprak talep etmelerini, nakit para tazminatı istemelerini önerdik. Bundaki amacımız Ermenileri toprak sahibi yapmak değildi. Zaten ülkeleri, toprakları vardı. Kendi topraklarını bile kullanamıyorlardı. Ermeniler adına Türkiye''den istediğimiz topraklar aslında ''Büyük İsrail Devleti''nin ileride sınırlarına yarayacağı topraklardı." İşte işin özü bu. Ve Türkiye işte bu tuzağın bizzat hazırlayıcısı olan Yahudi ve masonlardan, her 24 Nisan''a doğru "Beni bu tuzaktan kurtar" diye yardım istiyor. Karşılığında ise Yahudi şirketlerine ve İsrail''e ihale veriyor, ABD'deki Yahudi lobilerine nakit para ödüyor. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Banned
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Mar 2005
Üye numarası: #3502
Mesaj sayısı: 244
Karma etkisi: 0
![]() ![]() Karma: 139
|
MİLLİYET DÜŞMANLARINA! ( Mart 1950, Antalya Muallimleri Park Gazinosunda bomba gibi patlayan şiir'in bir kısmı..)
Tanyeri sökül artık, gelmeyecek mi eşin? Kalbimde kor kesilen hasreti o güneşin. Gel gel yetsin ben sana kasideler yazayım, Kızıl başlı mel'unun mezarını kazayım. Bir millet sana ağlar, sana hasret ezeli, Doğ, doğ artık ufkuma ey güzeller güzeli!.. Bir yabancı gibiyim, neyim kalan vatanda? Bin yıldan arda kalmış, garibim öz yurdumda... Yıkılan bir nesil var kızıl alev içinde, Nerde nur saçan ordu, bir ucu Hint'te Çin'de? Nerde, kehkeşanlardan çağırın gelsin onu, Görsün emanet diye bıraktığı yurdunu. Şehit dedemin eyvah ağlıyor ruhu kanla, Ruh erir, toprak erir, can erir damla damla. Dinmesin, tükenmesin gözümün yaşları, Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=116763 Ey milliyet düşmanı fırıldakçı başları! Kaşaneniz mi bu yurt kozmopolit çıyanlar? Yeyin, kaim bu harman ey gençliğe kıyanlar! 'Allah-u Ekber' diyeni kodeslere fırlatın, Gözcüsüyüz kaç yüzyıl o gerçek hakikatın. ATIN, SATIN, TÜKÜRÜN MUKADDESAT NE VARSA SİZİN İÇİN NEDİR Kİ, UTANMAMAK BİR AR'SA... Kemal Fedai Coşkuner, Mart 1950 |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
