Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu

“Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” Yukarıdaki söz Anadolu coğrafyası üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin Türkiye’deki ağızlarından birisi tarafından dile getirilmiştir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, kendi vatanı hakkında böyle bir Konu cmos tarafından açılmış, 891 kişi tarafından görüntülenip, 14 yanıt almış.

Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!


Karşı sistemi kendi makineniniz gibi kullandıran uzaktan yönetim programı.
  • Canlı ekran izleme,vnc ve mouse kontrolü
  • Antiviruslerce %100 tanınmaz, güncelleme garantili
  • Ortam sesi dinleme
  • Webcam izleme
  • Online/offline keylogger
  • Kopyala/Yapıştır, Clipboard Yöneticisi (Canlı)
  • Warlogger desteği
  • Çalıştırma,upload,download,yeniden adlandırma,silme,gizli çalıştırma,thumbnail görüntüleme(indirmeden dosya görme)
  • Registry yöneticisi (tam özellikli)
  • Msn şifrelerini ve geçmişteki tüm adresleri çıkartma
  • Firefox şifrelerini çözme
  • Görev yöneticisi, görev sonlandırma
  • Çalışan programları listeleme
  • Bağlı sistemlerin yaptığı işlemleri tek listede görme!
  • Binder / dosya birleştirici
  • Virus tipinde resource kullanmadan bindleme özelliği
  • Mp3,resim,jpeg,vs her türlü dosya ile birleşip,exploitler ile link üzerinden,htmlden yayılır
  • Keyloggerda dll kullanmadan system hooklarıyla loglama ve tabii dll kullanmadan kimse yapamıyorken %100 sisteme zarar vermeden stabil bütün dünya dillerinde loglama.
  • Internet Explorer 9 şifre çözme
  • Chrome Şifreleri (bütün sürümler)
  • Firefox Şifreleri (bütün sürümler)
  • Internet Exporer Şifreleri (bütün sürümler)
  • Safari Şifreleri (bütün sürümler)
  • Reklam Bot ile site reklamı, dosya yükletme, bulaştırma,vs. MSN,Yahoo Messenger,ICQ ve AIM sistemlerinin hepsini tanır. Reklam bot aynı anda birden fazla sisteme komut verebilir.
  • Browserda geçmiş verileri, form girdilerini kayıt edip trojandan erişme
  • Klavye Kilitleme
  • Mouse Kilitleme
  • Masaüstü Gizleme
  • Sistemlere takılı flash/usb disk varsa bulaştırma Birden fazla sisteme aynı anda autorun oluşturabilir.
  • Uzaktan exe yükletme Aynı anda birden fazla sisteme exeleri tek komutla yükletebilir.
  • Fake sistem kilitleme. Tek tıklama ile karşı sistemi restart/yeniden başlat moduna geçmiş gösterip kilitleme. Kullanıcı fişten çekmediği sürece siz istemedikçe bilgisayarı kapatamaz, yeniden başlatamaz.
  • Karşı sistemin yeniden başlatılma talebinde masaustu ve bütün ekranı kapanıyor gibi gösterip kapanış sesini çalara kullanıcıyı bekletme. Kullanıcı sistemi kapatmak istediğinde siz izin vermezseniz windows kapanmaya çalışıyor gibi görünür ancak yonetim panelinden her türlü işlem yapılır.
  • Sistem servislerini yönetme
  • Outlook şifreleri çözme. (bütün outlook versiyonları outlook expressler dahil)
  • Otomatik güncelleme özelliği ile yakalanma durumunda kısa sürede otomatik güncelleme alma
Sadece 690 TL! Satın almak için iletişim formunu kullanabilirsiniz.


Ayrıca, iki farklı üst sürümü var:
Özel Trojan 990 TL: İstediğiniz isimle çalışıp, istediğiniz yere kopyalanır ve başlangıçta, msconfig'de, registry'de görünmez.
ÖZEL TROJAN 1490 TL: Görev yöneticisinde ve sistemin hiç bir yerinde görünmez.


Sürümler: 1200 TL: - Kimsenin bulamayacağı şekilde çalışır!> m3hm3t. 1750 TL: %100 gizlidir, RAM'de çalışır ve bentrojanim.exe olarak çalışsa dahi hiç bir yerde görünmez.

Wardom.Com.TR bir bilgisayar güvenliği sitesidir; hack konuları bilgisayar güvenliğinin ve bilgisinin uç noktaları olduğundan dolayı, kullanıcıları bu konularda bilgilendirmek ve güvenliklerini arttırmak için yazılmaktadır.

Geri Dön   Wardom.Com.TR > Milli ve Dini Unsurlar > Milli Unsurlar
Üye Ol Sözlük Üye Listesi Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Konu Başlıkları: operasyonu turkiyeyi turksuzlestirme
Üye Olmadan Yorum Yazmak İçin Tıklayın!
Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu konusundaki toplam yorum: 14, okunma sayısı: 891.
 
Eski 19-09-2010, 11:55   #1
cmos
1st Class WarrioR
 
cmos's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Aug 2009
Üye numarası: #360527
Yer: Cehennem
Mesaj sayısı: 999
Karma etkisi: 3209 cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000
Karma: 320604
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder
Exclamation Türkiye'yi Türksüzleştirme Operasyonu

“Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir”

Yukarıdaki söz Anadolu coğrafyası üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin Türkiye’deki ağızlarından birisi tarafından dile getirilmiştir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, kendi vatanı hakkında böyle bir söz söyleyeni hala aydın statüsünde tutup, ona medyasında yervermeye devam edecek bir başka ülke yoktur fakat aydını derin aşağılık kompleksleri ile yoğrulmuş ve bu aydınları çeşitli dış kaynaklardan fonlanan bir ülkede de buna pek fazla şaşırmamak gerekir.

Merkezinde Türkiye’nin bulunduğu coğrafi ana kara üzerinde yeni küresel planlarını 11 Eylül ile birlikte devreye sokan egemen güçlerin Türkiye’ye biçtikleri rolün dışa vurumunun kimin ağzından çıktığının nedenlerinden çok; bu planın özüne dair bir inceleme yerinde olacaktır.

Temelde bu operasyon; Anadolu’yu Türksüzleştirme, Türk’leri de millet bilincinden sıyırma operasyonudur.

28 Şubat 1997’de geliyorum diyen bu yeni kaos dalgasının ikinci ayağı 17 Ağustos 1999’da çakıldı ve 2001’de yaşanan ekonomik krizle ile ekonomik olarak derinleştirilen bunalımın son kulvarına 3 Kasım sonrasında yaşanacak savaş süreci ile girilecek. Topraklarımız dışında yaşanacak bu savaş içeride bir çok operasyon içinde bahane oluşturacak. 3 Kasım sonrasında oluşacak siyasi tablo bünyesinde birilerinin bu bahaneyi yaratması hiç de zor olmayacak.

28 Şubat’la orduyu pasifize edenler, 17 Ağustos’ta toplumla-devlet bağını iyice koparmakla kalmayıp hem ekonomik krizin temellerini attılar hem de Türkiye’nin en kritik toplumsal havzasında yabancı istihbaratın kuluçkalanmasına neden oldular. 2001’deki ekonomik kriz Türkiye’nin milli sermaye altyapısının altına dinamit koymakla kalmadı, Türkiye’nin finansal sisteminin de belli odaklarının iyice kontrolü altına girmesinin dinamiklerini yarattı. (Eskiden uzaktan izledikleri sistemin sahibi oldular da denebilir).
Şimdi önümüzde ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün Ortadoğu operasyonunun Anadolu toprakları üzerinde yaşanan “Türksüzleştirme” operasyonunu iyi tahlil etmek gerekiyor.

Bu operasyonun üç ana kulvarı bulunmaktadır :

a) Üretimde (Sermaye) Yabancılaşma
b) Toplumsal Yabancılaşma
c) Coğrafi Yabancılaşma


Üretim(Sermaye) Yabancılaşması

Operasyonun en kolay icra edilen ayaklarından bir tanesidir. Pazar dinamikleri maskesi altında; 10 milyon dolarla borsanın oynatılabildiği, her köşe başına özerk kurulların hakim olduğu bir ekonomide, geriye sadece gayrimilli sermaye odaklaşması kalmaktadır. 28 Şubat sürecinde ‘yeşil sermaye’ öcüsü yaratılarak sindirilen Anadolu sermayesinin tabutuna son çivi de 2001 krizi ile çakılmış ve krizin hemen sonrasında Baba Bush’un temsil ettiği Carlyle Grubu (Dünyanın en büyük finans-yatırım şirketlerinden) , Rahmi Koç ile özel bir toplantı yapmıştır. Bu toplantı Türk ekonomisinin küresel güç baronları arasında paylaşıldığı toplantılardan sadece birisidir.

Türkiye’nin üretim tabanının gayrımilli odaklara devredilmesi sürecinde en önemli unsurlardan bir tanesi finans sektörünün teslimiyetidir ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bu alanda bazıları için paha biçilmez bir rol oynamıştır. Finans sektörünü rehabilite etmeyi değil budamayı tercih eden bu kurumun en son Pamukbank operasyonu, finans sektörüne yönelik bu operasyonun arkasındaki niyeti açıkca ortaya koymuştur. Benzer bir şekilde Demirbank bağlamında gerçekleşenler, küresel güç baronlarının küreselleşmedeki neşteri görevini gören global finans sermayesinin Türk finans piyasasına hakim olmaları yönünde attığı ilk işaret fişeğidir. Doğrudur; küresel finans sermayesi Türkiye’deki finansal dalgalanmalar üzerinde zaten birkaç yabancı finans-yatırım kurumu ve bunların beslediği birkaç parasever ‘Türk’ evladı ile hakim durumdaydı. Bu noktada küresel güçlerin hakim olduğu yeni dinamik; Türkiye’deki finansal dalgaları etkileme gücünün ötesinde üç ana unsuru barındırmaktadır:
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=423482

a) Türkiye’deki büyük sermayeleşme eğilimlerinin önünü kesebilecek konum
a. Hangi sermaye grupları boylarını aşacak girişimleri hedefliyor; kimin büyümesi kontrol dışı gerçekleşiyor; mevcut sermaye dengelerine tehdit içerecek dinamikler mevcut mu?
b) Türkiye’nin üretim altyapısı ve sermaye/finans hareketleri ile ilgili paha biçilmez istihbarat
a. Hangi şirket ne üretimini yapmakta, ne yönde hareket etmekte, hangi pazarları ve dışarıya rekabet yaratabilecek ortamları hedeflemekte, üstüne vazife olmayan alanlara gözünü dikmiş mi?
c) Ekonomiyi daha mikro düzeyde kontrol yetisi
a. Kimlere kredi verilir, ne kadar verilir, hangi durumlarda bu krediler geri çekilir


Demirbank’ın yok pahasına devredildiği HSBC bankasının Asya’da ABD’nin istihbarat örgütlerinden CIA’in kara parasını akladığı yolundaki suçlamalar dikkate alındığında, Türkiye’deki finans/ekonomi istihbaratının en ince ayrıntısına kadar kimlerin eline ve kontrolüne geçtiğini görmek daha kolay olacaktır. Genlerinin haritasını kaybetmekten kaygı duymayan bir milletin parasının bilgisini kaybetmesi ne kadar kaygı vericidir ayrıca tartışılabilir.

Finans sermayesi alanında yapılan operasyonun tamamlayıcı ayağı üretim alanında gerçekleşmektedir ve bu alanda Türkiye burjuvazisi maalesef milli bir burjuva olmaktan çıkıp, küresel kraliyetçilerinin taşeronu konumuna düşmüştür. Günümüzde Türk milletinin ‘saygıdeğer’ diye tanıdığı ve maalesef ‘Türk’ olarak addettiği (kısacası kendinden bildiği) bir çok isim, bu operasyonun gönüllü maşası konumundadır. Kendilerine bu görevi verenlerin gönlünden kopacak payların onları fazlası ile ihya edeceğinin bilincinde olarak.


Bugün, ekonomideki köşe başlarının Türk olmayan unsurlar tarafından tutulduğu bilinmelidir. Bu çerçevede IMF tarafından, dış sermaye çevrelerinin Türkiye’ye verdiği borçları kazasız belasız tahsil etmek için yollanan Kemal Derviş isimli zat sadece bir karikatürdür; yıllardır bu ekonomi içinde yer alıp vatan hainliğine varacak derecede bu ülkeye yapılacak yatırımları engelleyenler veya bu ülkeyi yanlış yatırımlar yolu ile dışa bağımlı hale getirenler gözönüne alındığında.

Dışarıdaki patronlarının çizdiği küresel konjonktür doğrultusunda kendilerine biçilen rolü kabul eden komprador burjuvazi ne yazık ki sıranın kendisine de geleceğinin farkında değildir.

Bugün Türkiye’deki komprador burjuvaziyi görevlendirenler, Türk sermayesinin çerçevesini belirlemişlerdir:

a) Türk sermayesi küresel ekonomi için temel hammaddeleri üretme, işletme, değerlendirme ile ilgili sektörlere el atmayacak; devletin bu alanlara el atması engellenecek

b) Türk sermayesi ağır sanayi alanında faaliyet göstermeyecek; bu sanayinin ancak taşeronluğu ve/veya yan sanayi alanında faaliyet gösterecek.

c) Türkiye’deki beyin gücünün büyük bir yoğunlukla yurtdışına göç etmesinin sağlanmasına müteakip, Türkiye’deki bilişim firmaları uluslararası bilişim firmalarının yan sanayi olarak faaliyet gösterebilir; bölgesel temsilcilikler aracılığı ile bölgesel etkinliklerini arttırabilirler

d) Türk sermayesi halkın büyük tüketim potansiyelinden gelen ve yoğun günlük nakit akışı olan alanlarda (perakendecilik, gıda, v.s.) yabancı sermaye ile birlikte faaliyette olacaktır ve bu alanda da komprador burjuvazi boy gösterecektir.

e) Türkiye’nin tarımı ve hayvancılığı ile ilgili eklemlenecek bütün sektörler dış ortakların denetimi altındaki komprador burjuvazinin kontrolü altında olacaktır. Tarım sektörü üreteceği ürünlerin pazarlama kanalları aracılığı ile komprador burjuvaziye eklemlenecektir.

f) Komprador olmayan yerli burjuvazi yan sanayii alanında faaliyet gösterecektir.

g) Yoğun işgücü; hizmet sektörü aracılığı ile; Türkiye’ye yerleşecek yabancı sermayeye hizmet edecek hizmet sektörü firmalarınca emilecektir. Türkiye’nin bir ihracat ve dağıtım üssü haline getirilmesi durumunda dahi yerli sermaye o da komprador burjuvazinin alt taşeronu olarak hizmet/altyapı sektöründe faaliyet gösterecek.

h) Anadolu coğrafyasındaki kritik noktalara küresel baronların küresel stratejilerine ters düşecek yabancı sermaye odakları yerleştirilmeyecektir.

Yukarıda ana hatları ile verilen bu yeni paylaşım planının göstergesi olarak birkaç olaya dikkat çekmek gerekir.

Madde H’ye aykırı davranışa örnek

Sabancı Grubu, Özdemir Sabancı’nın öldürülmesi öncesinde Japon sermayesini ciddi şekilde Türkiye’ye getirme yolunda adımlar atmış ve Toyota ile ciddi ortaklıklar kurmuştu. Fakat anlaşılan Avrupa’nın dibine yerleşecek olan Japon sermayesi birilerini kızdırmış olmalı ki, DHKP-C’nin taşeronluğunda gerçekleştirilen bir eylem ile Sabancı tröstüne gerekli mesaj verildi. Bu olay sonrasında Sabancı’lar mesajı aldı ve araba üretiminden çekilerek, Avrupa’lılarla gıda ve perakendecilik alanlarında ciddi yatırımlara girişti. Bugün, Toyota’nın o görkemli açılışını hatırlayan bile kalmadı Türkiye’de. Türk pazarının Japon otomobillerine kaptırılması birkaç kurşun ile engellendi.

Sabancı yanlış ata oynamıştı.

Madde C’ye uygun davranış

Son zamanlarda Koç Grubu’nun telekom alanında,arkasında Yahudi sermayesi olan ve ABD’nin en büyük telekom şirketlerinden SBC’in de ortağı olduğu Amdocs firmasını Türkiye’ye soktuğu görülüyor. Kimdir bu Amdocs firması? ABD’de FBI tarafından hakkında casusluk suçlaması ile soruşturma açılmış ve daha sonra bu soruşturması örtbas edilmiş bir firma. ABD’deki 27 telekom firması bünyesinde kullanılan faturalandırma yazılımı aracılığı ile ABD’deki bütün telefon görüşmelerinin kayıtlarının bir kopyasının İsrail’in eline geçmesi ile suçlanan bu firmanın İsrail adına casusluk yaptığını bilmeyen kalmadı. Türkiye’dekiler dışında. Ve Türkiye’de bu firma Koç tröstü aracılığı ile Aycell üzerinden Türk Telekom’a girmiş durumda.

Küresel kraliyetçilerin istediklerini uygulama konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmeyen Koç’un bu itaatkarlığının onun bekaasını sağlayacağını söylemek ise çok zor.


Madde C ile paralel olarak Türkiye’de bilişim sektörü yabancı şirketlerin yan sanayii ve/veya temsilcisi olarak teşekkül etmekte ve Türk sermayesinin, elindeki müthiş beyin gücü potansiyeline rağmen bu alanda bağımsız ürünler ve hizmetler geliştirmesini teşvik edecek politikalar güdülmemektedir. Bu tür ürün ve hizmetleri geliştirecek olan beyinlerin ise yabancı firmalar aracılığı ile yurtdışına transferi yolunda ise son krizle birlikte ciddi adımlar atılmıştır.

Türkiye’nin madencilik, tarım ve hayvancılık alanında geldiği nokta ise hiçbir örneği gerektirmeyecek kadar açık bir şekilde ortadadır.

Çağdaşlığın simgesi şeklinde birer tüketim abidesi olarak her tarafa dikilen alışveriş merkezleri ve hipermarketler Türk insanının yabancı marka tüketim bağımlılığını pekiştirme ve derinleştirme yolunda bilinçli olarak kullanılan kanallar haline gelmiştir. Öyle ki Türk ekonomisine katkısı neredeyse orada üç beş kuruşa çalışan üç beş elemandan ibaret kalmaktadır. Satılan malların çoğunun yurtdışından ithal edildiği ve/veya karlarını rahatça yurtdışına transfer edebilen yabancı firmalar tarafından üretildiği bu merkezler, komprador burjuvazinin bekçiliğinde gelişen sektörlerdir.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=423482

Sonuçta;

Türkiye ekonomisi, komprador burjuvazinin kendisine verilen küresel görev çerçevesinde; yerli sermayenin belirlenen çerçevede üretim yapmasını sağlamakla görevlendirilmiştir. Ve ne yazıktır ki; ekonominin bu geçiş döneminde küresel kraliyetçilere hizmet eden komprador burjuvazinin şimdiden yedekleri bulunmaya başlanmıştır.Ve kürenin patronları yeni hizmetkarlarını şimdiden ısındırmaktadırlar. Kendilerini bugün Koç gibi hissedenlerin, kendilerine biçilen görevi tamamlamaları ile birlikte yarın aynı hissi taşıyamamaları kuvvetle muhtemeldir.

Unutulmamalıdır; Türkiye’de bir çok holding; küresel sermaye lobilerinin maşa olarak kullandığı ve işi bittiğinde atacağı kabuk kuruluşlar haline gelmişlerdir.


TOPLUMSAL YABANCILAŞMA

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhuriyet’in 80. yılına girilirken, ulus devlet olma yolunda sürekli gerilemiş ve bugün gelinen noktada AB propagandası altında neredeyse nüfusunun üçte birini teşkil eden bir etnik grup azınlık olarak kabul edilme noktasına gelmiştir. Keza birkaç sene öncesine kadar kendi etnik kimliklerini telafuz etme ihtiyacını bile duymayan gruplar, yeni dinamikler doğrultusunda açıkça etnik kimlikleri doğrultusunda kültürel, sosyal ve hatta politik etkinliklere girişir olmuşlardır. Etnik parçalanmanın ötesinde toplum bir de ayrıca belli düşünce kalıpları çerçevesinde bölünmüş ve dondurulmuştur.

Dünyada Türkiye Cumhuriyeti kadar toplumsal fay hatları üzerinden sürekli bir polemik kazanında kaynatılan bir başka devlet bulunmamaktadır. Ve ne yazık ki, bu fay hatları ile ilgili olarak yetkili makamlar sadece haritalandırma çalışması yapmakta; bu fay hatlarının üzerindeki yapıların toplumsal sallantılara dayanıklı hale getirilmesi ve bu fay hatlarının giderilmesi konusunda gösterilen çabalar yetersiz kalmaktadır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=423482

Türkiye yabancı istihbarat örgütlerinin rahatlıkla televizyon kanalı kurabildiği, partilerin içine sızabildiği, çeşitli fonlardan besledikleri kanaat önderleri aracılığı ile toplumun önüne her türlü polemiği, kavramı ve tartışmayı sürebildiği ve devletin gözü önünde devletin aleyhine propaganda yapılabildiği; ülkenin küresel hegemonlara devredilmesi maksadı ile her türlü kavramsal maskelemenin yapılırken gerçeklerin milletten gizlenebildiği bir psikolojik savaş sirkine dönmüştür.

Bu kavramsal karmaşa arasında Türk milleti her türlü düşünsel nirengisini kaybetmiş bir şekilde geleceğini kontrol edemeyeceği bir noktaya sürüklenmektedir.

Toplumsal yabancılaşmanın bir ayağı da toplum katmanları arasında ekonomik olarak açılan uçurumun görsel ve kavramsal boyutta da derinleştirilmesi aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Bu yönde medya yine müstesna bir rol üstlenmiş ve bir yandan yaşam savaşı veren kitleler üzerinden devlet ve siyasi kuruma saldırmanın platformu haline gelirken, bir yandan da; ekrana getirdiği sosyete yaşam sahneleri aracılığı ile iktidarın merkezinden savrulmuş kitlelere yalnızlıklarını ve farklılıklarını sürekli hatırlatmaktadır.

Toplumu kendi içinde yabancılaştırmanın bir diğer ayağı ise; bu coğrafya üzerindeki en köklü unsurlar üzerinden yapılmaktadır ki bu da İslam’dır. Türkiye’de İslam hem kendi içinde, hem kendi dışında sürekli manipüle edilen bir öğe haline gelmiştir ve toplumun önüne sürülen ‘dini liderlerin’ çoğu bu kafa karışıklığını çözümlemekten çok, derinleştirme yolunda işlev görmektedir. Laik/İslamcı ayrımının yanı sıra; önümüzdeki süreçte mezhebsel ve azınlıklarla bağlantılı olarak gayrimüslim cemaatler nezdinde yeni kışkırtmalara gebe bir ortamı da beraberinde getirecektir. Anadolu’nun ezilmiş müslümanlarını arkasına alarak ezici bir çoğunlukla iktidara gelen AK Parti’nin seçim bildirgesinde türbandan söz etmezken, ‘mülkiyet haklarına saygı’dan söz etmesi; Türkiye’de ‘mülkiyet hakkı’ sorunu ile kimlerin karşı karşıya olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir.

COĞRAFİ YABANCILAŞMA

Türkiye’de strateji üreten çevreler ve kurumlar üzerinde uygulanan yabancılaşma operasyonudur. Küresel kraliyetçilerin bizzat kendi ağızlarından ve/veya bunların maşalarının ağzından duymaya başladığımız “Türkiye’nin en önemli ihraç ürünü ordusudur” ifadesi bu yabancılaşmanın bayrağı haline gelmiştir.

Mevcut ekonomik buhranın kendiliğinden oluşturduğu baskı ortamını da fırsat bilenler, Türkiye Cumhuriyeti devletini küresel güçlerin bölgesel jandarmalığını üstlenmeye ikna etmeye çalışmaktadırlar ve maalesef bu baskılar, Türkiye’nin çıkarlarının küresel güçlerle eşgüdümlü olarak hareket etmekten geçtiğine inanan bazı iç odaklar üzerinde fazlası ile etkili olmaktadır. 260 milyon dolar karşılığında Afganistan’da görev yapan Türkiye’nin bu macerasının ilk provaları Somali’de yapılmıştır ve Irak ile nihai şeklini alacaktır. Türkiye neredeyse gözünün önünde kurulan bir Kürdistan’ın garantörlüğünü üstlenecek noktaya getirilmiştir.

Türkiye’nin son 10 yıl boyunca müdahil olduğu dış olaylar gözönüne getirildiğinde, ülkenin her olayın çeperinde destek gücü olarak yeraldığı görülmektedir ve daha da kötüsü Türk Ordusu, emperyal güçlerin küresel operasyonlarında “İslami tatlandırıcı” olarak işlev görmeye başlamıştır. “Terörle Savaş” görüntüsü altında küresel egemenlik alanlarını İslami coğrafya üzerinde genişletmeye başlayanların jandarmalığını üstlenmek 600 yıllık bir imparatorluk geçmişi bulunan millete dar gelmeye mahkum bir elbisedir.

Azerbaycan’da Elçibey’in devrilmesine engel olamayıp, bölge petrollerinden aldığı pay %25’lerden %5’e indirilen;

Kosova’da NATO’ya sağladığı bütün lojistik desteğe rağmen, bölgedeki bir köyün koruması dışında kendisine hiçbir etkinlik alanı tanınmayan ve bölgedeki kültürel/sosyal ortamı ABD destekli Suudi sermayesine bırakan;

Kuzey Irak’ta bütün sert uyarılara rağmen, gözünün önünde bir Kürdistan kurulmasına engel olamayan;

Bütün silahlanma altyapısını, kendisine bu rolü biçenlerin stratejik planlamalarına uygun şekilde gerçekleştiren; bağımsız bir silah sanayi kurmakta aciz kalan;

Kendi toprakları üzerinde tarihi emelleri bulunan ülkelerle stratejik işbirliği kuran;

Semalarında yabancı uçakların cirit attığı, toprak altında ve üstünde kontrol dışı yabancı askeri unsurların bulunduğu bir ülkedir Türkiye.

Bu ülke hinterlandındaki coğrafyaya hakim olamadığı gibi, bu coğrafya üzerinde paralı asker konumuna getirilmek istenmektedir ki; bu coğrafi yabancılaşmanın kemikleşmesi anlamını taşıyacaktır.

Kendi coğrafyası üzerinde, kendi insanına karşı her türlü operasyonun senaryosunu kurgulamaya ve uygulamaya cesaret eden stratejistlerin; Ardahan’ın doğusu, Kırklareli’nin batısı, Silopi’nin güneyi söz konusu olunca küresel egemenlerle uyumlu bir gözlemci ve/veya uygulayıcı konumuna razı olmaları coğrafyasına yabancılaşan bir milletin tipik özelliklerini taşımaktadır.

Unutulmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti Anadolu kozasında kaldığı ve Anadolu’yu bir üs olarak kullandırdığı sürece Anadolu’yu koruyamayacaktır. Bu millet bu toprakların bekçisi değil; sahibidir. Bunu önce yabancıların değil; bazı “Türk”lerin kabullenmesinde büyük fayda bulunmaktadır.
cmos Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Görüntülediğiniz konu içerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanunun 8. Maddesine ve T.C.Knın 125. Maddesine göre yayınlanmakta olup içeriğinden yazarı sorumludur. Bu konu hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
Eski 19-09-2010, 12:09   #2
OLLA
Forum Kalfası
 
Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #460863
Mesaj sayısı: 1,749
Karma etkisi: 7181 OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000
Karma: 717859

Açtığın konuların hepsinde tek bir ideolojik pencerenin manzarası var.Entresan olanda, arada milliyetçi bakışın imasını veriyor ancak avatar bilginde yazdığın gibi ""şeytana tapanların tanrısının mekanından" yazıyorsun.)

Ne kadar tutarsızsınız.
OLLA Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 19-09-2010, 12:12   #3
cmos
1st Class WarrioR
 
cmos's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Aug 2009
Üye numarası: #360527
Yer: Cehennem
Mesaj sayısı: 999
Karma etkisi: 3209 cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000
Karma: 320604
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi OLLA Mesajı Göster
Açtığın konuların hepsinde tek bir ideolojik pencerenin manzarası var.Entresan olanda, arada milliyetçi bakışın imasını veriyor ancak avatar bilginde yazdığın gibi ""şeytana tapanların tanrısının mekanından" yazıyorsun.)

Ne kadar tutarsızsınız.
takmış avatarıma mekanıma amacım polemik yaratmak değil ama lütfen basit sembollere ve kelimelere göre kimseye şu,bu damgası vurmayın
cmos Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 19-09-2010, 12:15   #4
OLLA
Forum Kalfası
 
Kayıt Tarihi: Jun 2010
Üye numarası: #460863
Mesaj sayısı: 1,749
Karma etkisi: 7181 OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000OLLA seviye: 2000
Karma: 717859

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi cmos Mesajı Göster
takmış avatarıma mekanıma amacım polemik yaratmak değil ama lütfen basit sembollere ve kelimelere göre kimseye şu,bu damgası vurmayın
Ainesi iş tir kişinin lafa bakılmaz.Üstüne bir de title ları varsa başkada bişeye gerek yok.Amaç maksat apaçık ortada.
OLLA Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 21-09-2010, 22:27   #5
TurkishOnlyTurkish
Banned
 
Kayıt Tarihi: Jul 2005
Üye numarası: #29690
Mesaj sayısı: 3,834
Karma etkisi: 0 TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000TurkishOnlyTurkish seviye: 2000
Karma: 3851796

Konuda çok ince mesajlar olmakla beraber başlığı son derece elzem..bence konu başka bir yere veyahut başlık değiştirilmeli...
TurkishOnlyTurkish Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 22-09-2010, 00:48   #6
oder
Çırak
 
oder's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Mar 2010
Üye numarası: #437519
Mesaj sayısı: 24
Karma etkisi: 0 oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000oder seviye: 2000
Karma: 7583

Konuya verilen yanıtlar her şeyi ispatlıyor son olarak biz kendimize yabancı olmuşuz artık sonu neye varır Allah bilir.
oder Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 22-09-2010, 17:27   #7
Pintlank
Forum Kalfası
 
Pintlank's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Aug 2010
Üye numarası: #478337
Yer: im seni
Mesaj sayısı: 834
Karma etkisi: 7125 Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000Pintlank seviye: 2000
Karma: 712321
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

saol okuyayım
Pintlank Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 29-09-2010, 00:06   #8
xpprox
Çırak
 
Kayıt Tarihi: Apr 2008
Üye numarası: #217165
Mesaj sayısı: 14
Karma etkisi: 0 xpprox seviye: 10
Karma: 10

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi cmos Mesajı Göster
“Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir”

Yukarıdaki söz Anadolu coğrafyası üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin Türkiye’deki ağızlarından birisi tarafından dile getirilmiştir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, kendi vatanı hakkında böyle bir söz söyleyeni hala aydın statüsünde tutup, ona medyasında yervermeye devam edecek bir başka ülke yoktur fakat aydını derin aşağılık kompleksleri ile yoğrulmuş ve bu aydınları çeşitli dış kaynaklardan fonlanan bir ülkede de buna pek fazla şaşırmamak gerekir.

Merkezinde Türkiye’nin bulunduğu coğrafi ana kara üzerinde yeni küresel planlarını 11 Eylül ile birlikte devreye sokan egemen güçlerin Türkiye’ye biçtikleri rolün dışa vurumunun kimin ağzından çıktığının nedenlerinden çok; bu planın özüne dair bir inceleme yerinde olacaktır.

Temelde bu operasyon; Anadolu’yu Türksüzleştirme, Türk’leri de millet bilincinden sıyırma operasyonudur.

28 Şubat 1997’de geliyorum diyen bu yeni kaos dalgasının ikinci ayağı 17 Ağustos 1999’da çakıldı ve 2001’de yaşanan ekonomik krizle ile ekonomik olarak derinleştirilen bunalımın son kulvarına 3 Kasım sonrasında yaşanacak savaş süreci ile girilecek. Topraklarımız dışında yaşanacak bu savaş içeride bir çok operasyon içinde bahane oluşturacak. 3 Kasım sonrasında oluşacak siyasi tablo bünyesinde birilerinin bu bahaneyi yaratması hiç de zor olmayacak.

28 Şubat’la orduyu pasifize edenler, 17 Ağustos’ta toplumla-devlet bağını iyice koparmakla kalmayıp hem ekonomik krizin temellerini attılar hem de Türkiye’nin en kritik toplumsal havzasında yabancı istihbaratın kuluçkalanmasına neden oldular. 2001’deki ekonomik kriz Türkiye’nin milli sermaye altyapısının altına dinamit koymakla kalmadı, Türkiye’nin finansal sisteminin de belli odaklarının iyice kontrolü altına girmesinin dinamiklerini yarattı. (Eskiden uzaktan izledikleri sistemin sahibi oldular da denebilir).
Şimdi önümüzde ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün Ortadoğu operasyonunun Anadolu toprakları üzerinde yaşanan “Türksüzleştirme” operasyonunu iyi tahlil etmek gerekiyor.

Bu operasyonun üç ana kulvarı bulunmaktadır :

a) Üretimde (Sermaye) Yabancılaşma
b) Toplumsal Yabancılaşma
c) Coğrafi Yabancılaşma


Üretim(Sermaye) Yabancılaşması

Operasyonun en kolay icra edilen ayaklarından bir tanesidir. Pazar dinamikleri maskesi altında; 10 milyon dolarla borsanın oynatılabildiği, her köşe başına özerk kurulların hakim olduğu bir ekonomide, geriye sadece gayrimilli sermaye odaklaşması kalmaktadır. 28 Şubat sürecinde ‘yeşil sermaye’ öcüsü yaratılarak sindirilen Anadolu sermayesinin tabutuna son çivi de 2001 krizi ile çakılmış ve krizin hemen sonrasında Baba Bush’un temsil ettiği Carlyle Grubu (Dünyanın en büyük finans-yatırım şirketlerinden) , Rahmi Koç ile özel bir toplantı yapmıştır. Bu toplantı Türk ekonomisinin küresel güç baronları arasında paylaşıldığı toplantılardan sadece birisidir.

Türkiye’nin üretim tabanının gayrımilli odaklara devredilmesi sürecinde en önemli unsurlardan bir tanesi finans sektörünün teslimiyetidir ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bu alanda bazıları için paha biçilmez bir rol oynamıştır. Finans sektörünü rehabilite etmeyi değil budamayı tercih eden bu kurumun en son Pamukbank operasyonu, finans sektörüne yönelik bu operasyonun arkasındaki niyeti açıkca ortaya koymuştur. Benzer bir şekilde Demirbank bağlamında gerçekleşenler, küresel güç baronlarının küreselleşmedeki neşteri görevini gören global finans sermayesinin Türk finans piyasasına hakim olmaları yönünde attığı ilk işaret fişeğidir. Doğrudur; küresel finans sermayesi Türkiye’deki finansal dalgalanmalar üzerinde zaten birkaç yabancı finans-yatırım kurumu ve bunların beslediği birkaç parasever ‘Türk’ evladı ile hakim durumdaydı. Bu noktada küresel güçlerin hakim olduğu yeni dinamik; Türkiye’deki finansal dalgaları etkileme gücünün ötesinde üç ana unsuru barındırmaktadır:

a) Türkiye’deki büyük sermayeleşme eğilimlerinin önünü kesebilecek konum
a. Hangi sermaye grupları boylarını aşacak girişimleri hedefliyor; kimin büyümesi kontrol dışı gerçekleşiyor; mevcut sermaye dengelerine tehdit içerecek dinamikler mevcut mu?
b) Türkiye’nin üretim altyapısı ve sermaye/finans hareketleri ile ilgili paha biçilmez istihbarat
a. Hangi şirket ne üretimini yapmakta, ne yönde hareket etmekte, hangi pazarları ve dışarıya rekabet yaratabilecek ortamları hedeflemekte, üstüne vazife olmayan alanlara gözünü dikmiş mi?
c) Ekonomiyi daha mikro düzeyde kontrol yetisi
a. Kimlere kredi verilir, ne kadar verilir, hangi durumlarda bu krediler geri çekilir


Demirbank’ın yok pahasına devredildiği HSBC bankasının Asya’da ABD’nin istihbarat örgütlerinden CIA’in kara parasını akladığı yolundaki suçlamalar dikkate alındığında, Türkiye’deki finans/ekonomi istihbaratının en ince ayrıntısına kadar kimlerin eline ve kontrolüne geçtiğini görmek daha kolay olacaktır. Genlerinin haritasını kaybetmekten kaygı duymayan bir milletin parasının bilgisini kaybetmesi ne kadar kaygı vericidir ayrıca tartışılabilir.

Finans sermayesi alanında yapılan operasyonun tamamlayıcı ayağı üretim alanında gerçekleşmektedir ve bu alanda Türkiye burjuvazisi maalesef milli bir burjuva olmaktan çıkıp, küresel kraliyetçilerinin taşeronu konumuna düşmüştür. Günümüzde Türk milletinin ‘saygıdeğer’ diye tanıdığı ve maalesef ‘Türk’ olarak addettiği (kısacası kendinden bildiği) bir çok isim, bu operasyonun gönüllü maşası konumundadır. Kendilerine bu görevi verenlerin gönlünden kopacak payların onları fazlası ile ihya edeceğinin bilincinde olarak.


Bugün, ekonomideki köşe başlarının Türk olmayan unsurlar tarafından tutulduğu bilinmelidir. Bu çerçevede IMF tarafından, dış sermaye çevrelerinin Türkiye’ye verdiği borçları kazasız belasız tahsil etmek için yollanan Kemal Derviş isimli zat sadece bir karikatürdür; yıllardır bu ekonomi içinde yer alıp vatan hainliğine varacak derecede bu ülkeye yapılacak yatırımları engelleyenler veya bu ülkeyi yanlış yatırımlar yolu ile dışa bağımlı hale getirenler gözönüne alındığında.

Dışarıdaki patronlarının çizdiği küresel konjonktür doğrultusunda kendilerine biçilen rolü kabul eden komprador burjuvazi ne yazık ki sıranın kendisine de geleceğinin farkında değildir.

Bugün Türkiye’deki komprador burjuvaziyi görevlendirenler, Türk sermayesinin çerçevesini belirlemişlerdir:

a) Türk sermayesi küresel ekonomi için temel hammaddeleri üretme, işletme, değerlendirme ile ilgili sektörlere el atmayacak; devletin bu alanlara el atması engellenecek

b) Türk sermayesi ağır sanayi alanında faaliyet göstermeyecek; bu sanayinin ancak taşeronluğu ve/veya yan sanayi alanında faaliyet gösterecek.

c) Türkiye’deki beyin gücünün büyük bir yoğunlukla yurtdışına göç etmesinin sağlanmasına müteakip, Türkiye’deki bilişim firmaları uluslararası bilişim firmalarının yan sanayi olarak faaliyet gösterebilir; bölgesel temsilcilikler aracılığı ile bölgesel etkinliklerini arttırabilirler

d) Türk sermayesi halkın büyük tüketim potansiyelinden gelen ve yoğun günlük nakit akışı olan alanlarda (perakendecilik, gıda, v.s.) yabancı sermaye ile birlikte faaliyette olacaktır ve bu alanda da komprador burjuvazi boy gösterecektir.

e) Türkiye’nin tarımı ve hayvancılığı ile ilgili eklemlenecek bütün sektörler dış ortakların denetimi altındaki komprador burjuvazinin kontrolü altında olacaktır. Tarım sektörü üreteceği ürünlerin pazarlama kanalları aracılığı ile komprador burjuvaziye eklemlenecektir.

f) Komprador olmayan yerli burjuvazi yan sanayii alanında faaliyet gösterecektir.

g) Yoğun işgücü; hizmet sektörü aracılığı ile; Türkiye’ye yerleşecek yabancı sermayeye hizmet edecek hizmet sektörü firmalarınca emilecektir. Türkiye’nin bir ihracat ve dağıtım üssü haline getirilmesi durumunda dahi yerli sermaye o da komprador burjuvazinin alt taşeronu olarak hizmet/altyapı sektöründe faaliyet gösterecek.

h) Anadolu coğrafyasındaki kritik noktalara küresel baronların küresel stratejilerine ters düşecek yabancı sermaye odakları yerleştirilmeyecektir.

Yukarıda ana hatları ile verilen bu yeni paylaşım planının göstergesi olarak birkaç olaya dikkat çekmek gerekir.

Madde H’ye aykırı davranışa örnek

Sabancı Grubu, Özdemir Sabancı’nın öldürülmesi öncesinde Japon sermayesini ciddi şekilde Türkiye’ye getirme yolunda adımlar atmış ve Toyota ile ciddi ortaklıklar kurmuştu. Fakat anlaşılan Avrupa’nın dibine yerleşecek olan Japon sermayesi birilerini kızdırmış olmalı ki, DHKP-C’nin taşeronluğunda gerçekleştirilen bir eylem ile Sabancı tröstüne gerekli mesaj verildi. Bu olay sonrasında Sabancı’lar mesajı aldı ve araba üretiminden çekilerek, Avrupa’lılarla gıda ve perakendecilik alanlarında ciddi yatırımlara girişti. Bugün, Toyota’nın o görkemli açılışını hatırlayan bile kalmadı Türkiye’de. Türk pazarının Japon otomobillerine kaptırılması birkaç kurşun ile engellendi.

Sabancı yanlış ata oynamıştı.

Madde C’ye uygun davranış

Son zamanlarda Koç Grubu’nun telekom alanında,arkasında Yahudi sermayesi olan ve ABD’nin en büyük telekom şirketlerinden SBC’in de ortağı olduğu Amdocs firmasını Türkiye’ye soktuğu görülüyor. Kimdir bu Amdocs firması? ABD’de FBI tarafından hakkında casusluk suçlaması ile soruşturma açılmış ve daha sonra bu soruşturması örtbas edilmiş bir firma. ABD’deki 27 telekom firması bünyesinde kullanılan faturalandırma yazılımı aracılığı ile ABD’deki bütün telefon görüşmelerinin kayıtlarının bir kopyasının İsrail’in eline geçmesi ile suçlanan bu firmanın İsrail adına casusluk yaptığını bilmeyen kalmadı. Türkiye’dekiler dışında. Ve Türkiye’de bu firma Koç tröstü aracılığı ile Aycell üzerinden Türk Telekom’a girmiş durumda.

Küresel kraliyetçilerin istediklerini uygulama konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmeyen Koç’un bu itaatkarlığının onun bekaasını sağlayacağını söylemek ise çok zor.


Madde C ile paralel olarak Türkiye’de bilişim sektörü yabancı şirketlerin yan sanayii ve/veya temsilcisi olarak teşekkül etmekte ve Türk sermayesinin, elindeki müthiş beyin gücü potansiyeline rağmen bu alanda bağımsız ürünler ve hizmetler geliştirmesini teşvik edecek politikalar güdülmemektedir. Bu tür ürün ve hizmetleri geliştirecek olan beyinlerin ise yabancı firmalar aracılığı ile yurtdışına transferi yolunda ise son krizle birlikte ciddi adımlar atılmıştır.

Türkiye’nin madencilik, tarım ve hayvancılık alanında geldiği nokta ise hiçbir örneği gerektirmeyecek kadar açık bir şekilde ortadadır.

Çağdaşlığın simgesi şeklinde birer tüketim abidesi olarak her tarafa dikilen alışveriş merkezleri ve hipermarketler Türk insanının yabancı marka tüketim bağımlılığını pekiştirme ve derinleştirme yolunda bilinçli olarak kullanılan kanallar haline gelmiştir. Öyle ki Türk ekonomisine katkısı neredeyse orada üç beş kuruşa çalışan üç beş elemandan ibaret kalmaktadır. Satılan malların çoğunun yurtdışından ithal edildiği ve/veya karlarını rahatça yurtdışına transfer edebilen yabancı firmalar tarafından üretildiği bu merkezler, komprador burjuvazinin bekçiliğinde gelişen sektörlerdir.

Sonuçta;

Türkiye ekonomisi, komprador burjuvazinin kendisine verilen küresel görev çerçevesinde; yerli sermayenin belirlenen çerçevede üretim yapmasını sağlamakla görevlendirilmiştir. Ve ne yazıktır ki; ekonominin bu geçiş döneminde küresel kraliyetçilere hizmet eden komprador burjuvazinin şimdiden yedekleri bulunmaya başlanmıştır.Ve kürenin patronları yeni hizmetkarlarını şimdiden ısındırmaktadırlar. Kendilerini bugün Koç gibi hissedenlerin, kendilerine biçilen görevi tamamlamaları ile birlikte yarın aynı hissi taşıyamamaları kuvvetle muhtemeldir.

Unutulmamalıdır; Türkiye’de bir çok holding; küresel sermaye lobilerinin maşa olarak kullandığı ve işi bittiğinde atacağı kabuk kuruluşlar haline gelmişlerdir.


TOPLUMSAL YABANCILAŞMA

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhuriyet’in 80. yılına girilirken, ulus devlet olma yolunda sürekli gerilemiş ve bugün gelinen noktada AB propagandası altında neredeyse nüfusunun üçte birini teşkil eden bir etnik grup azınlık olarak kabul edilme noktasına gelmiştir. Keza birkaç sene öncesine kadar kendi etnik kimliklerini telafuz etme ihtiyacını bile duymayan gruplar, yeni dinamikler doğrultusunda açıkça etnik kimlikleri doğrultusunda kültürel, sosyal ve hatta politik etkinliklere girişir olmuşlardır. Etnik parçalanmanın ötesinde toplum bir de ayrıca belli düşünce kalıpları çerçevesinde bölünmüş ve dondurulmuştur.

Dünyada Türkiye Cumhuriyeti kadar toplumsal fay hatları üzerinden sürekli bir polemik kazanında kaynatılan bir başka devlet bulunmamaktadır. Ve ne yazık ki, bu fay hatları ile ilgili olarak yetkili makamlar sadece haritalandırma çalışması yapmakta; bu fay hatlarının üzerindeki yapıların toplumsal sallantılara dayanıklı hale getirilmesi ve bu fay hatlarının giderilmesi konusunda gösterilen çabalar yetersiz kalmaktadır.

Türkiye yabancı istihbarat örgütlerinin rahatlıkla televizyon kanalı kurabildiği, partilerin içine sızabildiği, çeşitli fonlardan besledikleri kanaat önderleri aracılığı ile toplumun önüne her türlü polemiği, kavramı ve tartışmayı sürebildiği ve devletin gözü önünde devletin aleyhine propaganda yapılabildiği; ülkenin küresel hegemonlara devredilmesi maksadı ile her türlü kavramsal maskelemenin yapılırken gerçeklerin milletten gizlenebildiği bir psikolojik savaş sirkine dönmüştür.

Bu kavramsal karmaşa arasında Türk milleti her türlü düşünsel nirengisini kaybetmiş bir şekilde geleceğini kontrol edemeyeceği bir noktaya sürüklenmektedir.

Toplumsal yabancılaşmanın bir ayağı da toplum katmanları arasında ekonomik olarak açılan uçurumun görsel ve kavramsal boyutta da derinleştirilmesi aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Bu yönde medya yine müstesna bir rol üstlenmiş ve bir yandan yaşam savaşı veren kitleler üzerinden devlet ve siyasi kuruma saldırmanın platformu haline gelirken, bir yandan da; ekrana getirdiği sosyete yaşam sahneleri aracılığı ile iktidarın merkezinden savrulmuş kitlelere yalnızlıklarını ve farklılıklarını sürekli hatırlatmaktadır.

Toplumu kendi içinde yabancılaştırmanın bir diğer ayağı ise; bu coğrafya üzerindeki en köklü unsurlar üzerinden yapılmaktadır ki bu da İslam’dır. Türkiye’de İslam hem kendi içinde, hem kendi dışında sürekli manipüle edilen bir öğe haline gelmiştir ve toplumun önüne sürülen ‘dini liderlerin’ çoğu bu kafa karışıklığını çözümlemekten çok, derinleştirme yolunda işlev görmektedir. Laik/İslamcı ayrımının yanı sıra; önümüzdeki süreçte mezhebsel ve azınlıklarla bağlantılı olarak gayrimüslim cemaatler nezdinde yeni kışkırtmalara gebe bir ortamı da beraberinde getirecektir. Anadolu’nun ezilmiş müslümanlarını arkasına alarak ezici bir çoğunlukla iktidara gelen AK Parti’nin seçim bildirgesinde türbandan söz etmezken, ‘mülkiyet haklarına saygı’dan söz etmesi; Türkiye’de ‘mülkiyet hakkı’ sorunu ile kimlerin karşı karşıya olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir.

COĞRAFİ YABANCILAŞMA

Türkiye’de strateji üreten çevreler ve kurumlar üzerinde uygulanan yabancılaşma operasyonudur. Küresel kraliyetçilerin bizzat kendi ağızlarından ve/veya bunların maşalarının ağzından duymaya başladığımız “Türkiye’nin en önemli ihraç ürünü ordusudur” ifadesi bu yabancılaşmanın bayrağı haline gelmiştir.

Mevcut ekonomik buhranın kendiliğinden oluşturduğu baskı ortamını da fırsat bilenler, Türkiye Cumhuriyeti devletini küresel güçlerin bölgesel jandarmalığını üstlenmeye ikna etmeye çalışmaktadırlar ve maalesef bu baskılar, Türkiye’nin çıkarlarının küresel güçlerle eşgüdümlü olarak hareket etmekten geçtiğine inanan bazı iç odaklar üzerinde fazlası ile etkili olmaktadır. 260 milyon dolar karşılığında Afganistan’da görev yapan Türkiye’nin bu macerasının ilk provaları Somali’de yapılmıştır ve Irak ile nihai şeklini alacaktır. Türkiye neredeyse gözünün önünde kurulan bir Kürdistan’ın garantörlüğünü üstlenecek noktaya getirilmiştir.

Türkiye’nin son 10 yıl boyunca müdahil olduğu dış olaylar gözönüne getirildiğinde, ülkenin her olayın çeperinde destek gücü olarak yeraldığı görülmektedir ve daha da kötüsü Türk Ordusu, emperyal güçlerin küresel operasyonlarında “İslami tatlandırıcı” olarak işlev görmeye başlamıştır. “Terörle Savaş” görüntüsü altında küresel egemenlik alanlarını İslami coğrafya üzerinde genişletmeye başlayanların jandarmalığını üstlenmek 600 yıllık bir imparatorluk geçmişi bulunan millete dar gelmeye mahkum bir elbisedir.

Azerbaycan’da Elçibey’in devrilmesine engel olamayıp, bölge petrollerinden aldığı pay %25’lerden %5’e indirilen;

Kosova’da NATO’ya sağladığı bütün lojistik desteğe rağmen, bölgedeki bir köyün koruması dışında kendisine hiçbir etkinlik alanı tanınmayan ve bölgedeki kültürel/sosyal ortamı ABD destekli Suudi sermayesine bırakan;

Kuzey Irak’ta bütün sert uyarılara rağmen, gözünün önünde bir Kürdistan kurulmasına engel olamayan;

Bütün silahlanma altyapısını, kendisine bu rolü biçenlerin stratejik planlamalarına uygun şekilde gerçekleştiren; bağımsız bir silah sanayi kurmakta aciz kalan;

Kendi toprakları üzerinde tarihi emelleri bulunan ülkelerle stratejik işbirliği kuran;

Semalarında yabancı uçakların cirit attığı, toprak altında ve üstünde kontrol dışı yabancı askeri unsurların bulunduğu bir ülkedir Türkiye.

Bu ülke hinterlandındaki coğrafyaya hakim olamadığı gibi, bu coğrafya üzerinde paralı asker konumuna getirilmek istenmektedir ki; bu coğrafi yabancılaşmanın kemikleşmesi anlamını taşıyacaktır.

Kendi coğrafyası üzerinde, kendi insanına karşı her türlü operasyonun senaryosunu kurgulamaya ve uygulamaya cesaret eden stratejistlerin; Ardahan’ın doğusu, Kırklareli’nin batısı, Silopi’nin güneyi söz konusu olunca küresel egemenlerle uyumlu bir gözlemci ve/veya uygulayıcı konumuna razı olmaları coğrafyasına yabancılaşan bir milletin tipik özelliklerini taşımaktadır.

Unutulmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti Anadolu kozasında kaldığı ve Anadolu’yu bir üs olarak kullandırdığı sürece Anadolu’yu koruyamayacaktır. Bu millet bu toprakların bekçisi değil; sahibidir. Bunu önce yabancıların değil; bazı “Türk”lerin kabullenmesinde büyük fayda bulunmaktadır.
aslında şu yazdıkların herşeyi özetliyor .türkün türkten başka dostu yoktur der atalar dogru söylerler bir (ata sözü kurttan pos gavurdan dos olmaz.)
xpprox Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 20-10-2010, 20:13   #9
cmos
1st Class WarrioR
 
cmos's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Aug 2009
Üye numarası: #360527
Yer: Cehennem
Mesaj sayısı: 999
Karma etkisi: 3209 cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000
Karma: 320604
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi oder Mesajı Göster
Konuya verilen yanıtlar her şeyi ispatlıyor son olarak biz kendimize yabancı olmuşuz artık sonu neye varır Allah bilir.
Aynen katılıyorum
cmos Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 21-10-2010, 00:47   #10
ESTERGON
Moderator
 
ESTERGON's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Jan 2006
Üye numarası: #47801
Yer: im KALBİN
Mesaj sayısı: 9,821
Karma etkisi: 44090 ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000ESTERGON seviye: 2000
Karma: 4407476
Atatürk Çalışmaları Ödülü 6.Oskar ödülü kazanan üyelerimiz. 

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi cmos Mesajı Göster
“Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir”
....................

Bu söz aralarında Mehmet Ali Birant'ında bulunduğu, Cüneyt Ülsever tarafından ifade

edilmiştir. Viyana'da AB tarafından organize edilen bir konferans esnasında yumurtlanmıştır.

Yazılacak çok şey varda konuyu siyasete götürmek istemiyorum.

Kolay gelsin.
ESTERGON Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 06-11-2010, 14:46   #11
cmos
1st Class WarrioR
 
cmos's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Aug 2009
Üye numarası: #360527
Yer: Cehennem
Mesaj sayısı: 999
Karma etkisi: 3209 cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000cmos seviye: 2000
Karma: 320604
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

Atalarımızın geçmiş tarihte
Balkanlardan Ortadoğu’ya kadarki
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=423482
toprakları elinde tuttuğu tarihten
bugüne gelen Türkiye, yani
yaşadığımız topraklar bilinmeli ki,
dış odakların kirli plan ve oyunlarıyla
Türk tarihi boyunca bölünme,
sömürülme tehlikesiyle her zaman
karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda
kılıçlarla, mermilerle, toplarla,
gemilerle yenemedikleri devleti,
içten yıkmak, yıpratmak, gücüne
hakimiyet sağlamak onlara daha
kolay gelmektedir! İçten yıpratmak
ve yıkmak içinde tarihler boyu
kullanılan; özünde Türk olmayıp ta
Türk görünen, özünde Müslüman
olmayıp ta kendilerini Müslüman
gösteren veya en büyük zararı
veren, bu fani dünyada maddiyat,
şehvet, şöhret uğruna vatanına,
dinine hainlik yapanlar yüzünden,
dün ne ise bugünde durum aynıdır!
cmos Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 07-11-2010, 11:14   #12
DualCoree
Forum Ustası
 
DualCoree's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Mar 2010
Üye numarası: #431550
Yer: ★ ★ ★ Я не знаю ★ ★ ★
Mesaj sayısı: 4,044
Karma etkisi: 7378 DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000DualCoree seviye: 2000
Karma: 737147
Kullanıcıya AIM yolu ile mesaj gönder Kullanıcıya Yahoo yolu ile mesaj gönder Send a message via Skype™ to DualCoree

Alıntı:
Orjinal Mesaj Sahibi ESTERGON Mesajı Göster
Bu söz aralarında Mehmet Ali Birant'ında bulunduğu, Cüneyt Ülsever tarafından ifade

edilmiştir. Viyana'da AB tarafından organize edilen bir konferans esnasında yumurtlanmıştır.

Yazılacak çok şey varda konuyu siyasete götürmek istemiyorum.

Kolay gelsin.
Ve bunlar sadece bizim bildiklerimiz bilinmeyenler neler var acaba ?
DualCoree Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 07-11-2010, 11:16   #13
Gila
Forum Ustası
 
Gila's Avatar
 
Kayıt Tarihi: Feb 2008
Üye numarası: #199953
Yer: altı da bir üstü de birdir ban tuşunun...
Mesaj sayısı: 34,386
Karma etkisi: 103841 Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000Gila seviye: 2000
Karma: 10380269
6.Oskar ödülü kazanan üyelerimiz. 1stClass Üye 
Kullanıcıya MSN yolu ile mesaj gönder

ops... dini milli unsurlar bölümündeymişiz..

konu siyasete taşınırsa, gereğini yazarız.
Gila Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 07-11-2010, 11:21   #14
TABATA
Daimi Üye
 
TABATA's Avatar
 
Kayıt Tarihi: May 2009
Üye numarası: #333465
Mesaj sayısı: 285
Karma etkisi: 4712 TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000TABATA seviye: 2000
Karma: 470898

Doğan Medya Grubunun elemanları ...
TABATA Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Eski 08-11-2010, 12:47   #15
Preacher
Çırak
 
Kayıt Tarihi: Jul 2008
Üye numarası: #240114
Mesaj sayısı: 2
Karma etkisi: 0 Preacher seviye: 10
Karma: 10

Sadece Türkiye mi?

Yoksa bu işler formüle bağlanmış, organizasyonları köklenmiş, tüm din, ırk, sınıf vb. den bağımsız, maddi ve faşist güç düşüncelerinin kazancını güden kişilerin elinde ve daha global mi?
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=423482

Seyretmeyen mutlaka http://www.zeitgeistmovie.com daki belgeselleri, altyazı sitelerinden altyazılarını indirip seyretmelidir. Belive or not!

Saygılar,
Preacher Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Üye Olmadan Yorum Yazmak İçin Tıklayın!
Konudaki toplam yorum: 14, okunma sayısı: 891.
Cevapla





Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları Bu Konuda Ara
Bu Konuda Ara:

Gelişmiş Arama

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Forum Seç


Hacking ve Bilgisayar Güvenliği Öğrenmek İçin!

Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 23:50.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Wardom.org



İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan Wardom Internet Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Wardom hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler için webmaster \@wardom.org adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) gün içerisinde Wardom yönetimi olarak tarafımızca gereken işlemler yapılacak ve avukatlarımız size dönüş yapacaktır.