Yeni Türk Imparatorluğu ManifestosuYENİ TÜRK İMPARATORLUĞU MANİFESTOSU Tarih sahnesinde belirmesinden bu yana sürekli olarak Emperyal bir misyon üstlenerek halklar kalabalığı üzerinde kaosu kosmosa dönüştürücü bir işlev üstlenmiş olan Türkler. Belirledikleri bütün coğrafyalarda çok
Konu canin cehenneme tarafından açılmış, 1145 kişi tarafından görüntülenip, 15 yanıt almış.
|
Özel Yazılım Trojan+, güncellemeli ve garantili. Sadece 690TL! Kredi kartınıza 12 taksit kolaylığı!
|
|||||||
Yeni Türk Imparatorluğu Manifestosu konusundaki toplam yorum: 15, okunma sayısı: 1145. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
#1 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Mar 2005
Üye numarası: #6072
Mesaj sayısı: 829
Karma etkisi: 778
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 77084
|
YENİ TÜRK İMPARATORLUĞU MANİFESTOSU
Tarih sahnesinde belirmesinden bu yana sürekli olarak Emperyal bir misyon üstlenerek halklar kalabalığı üzerinde kaosu kosmosa dönüştürücü bir işlev üstlenmiş olan Türkler. Belirledikleri bütün coğrafyalarda çok uluslu ve çok dinli imparatorlukları başarıyla idare etmişler ve Emperyal yeteneklerini göstermişlerdir. Pasifistlerin ve sahte barışçıların söylemlerinin aksine imparatorluklar ulusları sömürme aracı değil aksine farklı topluluklardan insanları yüksek bir adalet ülküsü ve düzen mevhumu dahilinde örgütlemek ve özlenen tanrısal barışı yeryüzüne yaymaktır. Bu yüzden Türk ulusunun mensubu olarak bizler Emperyal yeteneklerimizle gurur duyuyor ve son imparatorluğumuzdan bu yana içinde bulunduğumuz durumu bir koza evresi olarak görüyor ve kozamızın içinde kuruyup ölmeden yeniden Ortadoğu, Kafkasya ve Balkan coğrafyasını gölgeleyecek kanatlar kuşanmak istiyoruz. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Bu ülkü bizim lüksümüz değil fakat 600 sene bu topraklarda bir Pax Ottomanica (Osmanlı Barışı) kurmak için mücadele eden, vuruşan, toprağa düşen ama bağımsızlık sancağını ve imparatorluk ülküsünün meşalesini yere düşürmeyen şehitlerimizin bize verdikleri bir ödev, kanımızın son damlasına ve gayretimizin son haddine kadar uğruna mücadele etmemiz gereken bir ülküdür. Galiçya’ da, Kafkaslar’ da, Yemen’ de Hicaz cephesinde, Irak’ta kuzey Afrika’da Kanal’da çarpışa çarpışa tükenen ulusumuzun bizim omuzlarımıza bıraktığı mirastır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Türkiye Cumhuriyeti, ne orta sınıf bir devlet, ne pasifist bir aktör ve ne de uluslar arası teşkilatların sevimli çocuğu olma lüksüne sahip değildir. Tarih boyunca Anadolu topraklarını ellerinde bulunduran güçler ya emperyal devlet olmuş ya da yok olmuştur. Anadolu coğrafyası kararsız, kaotik ve iradesiz yönetimleri devletler mezarlığına gömmekte ve asla benimsememektedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Küçük Anadolu devletleri üzerinde kasırga gibi esen Pers imparatorluğu, ardından beliren Makedonya İmparatorluğu, Makedonya’nın parçalanmasından sonra onları birer birer yutan ve Anadolu coğrafyasına hükmeden Roma İmparatorluğu, Onun mirasçısı Bizans, Bizansın bu toprakları kollayacak yeterli dirayeti gösteremediğinden fırsatla onun hantal gövdesine aç bir arslan gibi saldıran Selçuklu-Oğuz Türkmenleri, Selçuklu’nun mirasını ele geçiren İlhanlı Moğol hükümdarlığı ve onun güç boşluğunda oluşan Anadolu beyliklerini birer birer kendine bağlayarak, Balkan, Kafkas ve Ortadoğu üçgeninde gelişen Osmanlı imparatorluğu bize bu tarihsel gerçeği acımasızca gösteriyorlar. Anadolu’da kurulması gereken yeni bir emperyal blok ideal değil, coğrafyanın ve Tarihin bize dayattığı bir kaçınılmazdır. Anadolu coğrafyası iktisadi olarak Iran, Hicaz yarımadası ve Kafkasya ile hayati bağlara sahiptir, Akdeniz Ticareti sürekli olarak Anadolu ve kuzey Afrika kıyıları arasında olagelmiştir. Karadeniz kıyıları milattan önceki yıllardan beri ekonomik bir sistemdir. Egenin iki yakası birbirinden uyduruk sınırlarla ayrılamaz. Kuzey ırak Anadolu’nun doğal bir parçasıdır. Bu coğrafyada var olan ve Türk devletlerinde hanlık tuğunun düşmediği hesaba katıldığında neredeyse bilinen 2000 yıllık bir bağımsızlık ve ülküsel sürekliliğe sahip olan. Bunların hiçbirine referans vermesek dahi 600 senelik Osmanlı ve 80 küsür senelik Cumhuriyet tecrübesi bulunan en az 400 senelik bir modernleşme serüveni bulunan Türk milleti bu coğrafyanın doğal hakimi ve herkesin tabi olması gerektiği lideridir. 1800 lü yıllara kadar adı bile bilinmeyen , sadece Bulgaristan dağlarındaki çobanların konuştuğu bozuk Slavca’dan türetilen Bulgar kültürü ve devleti, Eski yunan efsanesi ile motive edilen ve siz Yunalılarsınız diyerek zoraki kurdurulan Yunanistan,Tarih boyunca hiç olmamış, sadece başıbozuk Kazak gürühlarından oluşan Ukrayna, Son döneme kadar Türk kökenli şahlar ile yönetilen, 1700 lü yıllarda seyyahların ve elçilerin sarayda ve halk arasında yaygın dilin Türkçe olduğunu söyledikleri , bugün 35 milyon Türkün yaşadığı , batılılar tarafından ,ölü fars kültürünün zorla diriltildiği Iran,hiçbir tarihsel meşruiyeti olmayan ve Ingilizlerin o bölgeden çekilişinden sonra başka bir güç gelene kadar geçici olarak kurulan Irak,Varlığını Fransızlara borçlu olan Suriye,Rusların Azerbeycan ve Türkiye arasına sokmak için uydurduğu Ermenistan,Tarih boyunca dağların ulaşılmazlığına sığınmış bir beylik olarak kalan Gürcistan, Kafkasya’ nın davetsiz misafiri Rusya, asla bu coğrafyaların barışlandırıcı ve gerçek sahipleri olamazlar. Tarihte olduğu gibi bugün de boşluk doldurulmaktadır ve biz seyretmekteyiz. Nitekim doğa boşluk kabul etmez. “Natura non facit saltus” Dikkat edilirse bu saydığım devletlerin hiçbiri kendi başına bir güç merkezi olmayı başaramamakta ve her biri uluslar üstü büyük güç bloklarının tesiri altına girmekte ve sanal devletlerinin sadece birer geçiş dönemi olduğunu göstermektedirler. Ukrayna Rusya’nın tesir alanından koparılıp Avrupa birliği (pan germen federasyonu) na dahil edilmek ve Almanların Lebensraum’una yem olmak üzeredir.Bulgaristan, Romanya,Yunanistan,Makedonya ve Arnavutluk çoktan yutulmuştur. Balkanlar bizim imparatorluğumuzun çalınan mirasıdır. Iran dinsel heyecanla tutuşturduğu dağılmaya mahkum devleti ile varolmaya çalışmaktadır, Irak artık yoktur.Orada Amerika ile komşuyuz. Romalılar “hannibal at portas” derlerdi yani Hanibal kapıda.Suriye çaresizlikle bize yaklaşmakta ve sıranın kendisine gelmesini beklemektedir. Ya biz ne yapmaktayız: Bizler yani dünyanın son büyük imparatorluğunun mirasçıları, kendimiz bir güç merkezi oluşturmak ve çevremizdeki bu tecrübesiz küçük ulusları, çağın egemenlik yöntemi olan iktisadi ve askeri birlikler yoluyla kendimize bağlamak yerine 1938 den bu yana başka güç odaklarına yamanmak ve elimizdeki imparatorluk mirası ve karizmasını çarçur etmek peşindeyiz. Ve bugün artık tehlike çok açıktır. Batılılar için Sovyet tehdidine karşı Ortadoğu’da jandarmalık yapan Türkiye’nin işlevi bitmiş ve bölünme zamanı gelmiştir.80 senelik ara dönemi ustalıkla kullanan ABD ve diğer batılı aktörler,1950 den sonra tüm ağır sanayi yatırımlarımızı durdurarak, bizi batının hammadde sağlayıcısı haline sokup kendi ekonomik çemberlerine dahil etmiş ve artı değerin akış yönünü değiştirmiş, askeri hibelerle kendi silah sanayimizin gelişimini engellemiş ve ordumuzu dışa bağımlı hale getirmiş. Teknoloji ve makine üretim güçlerimizi boğmuş ve bu şekilde çevremizdeki ufak devletlere iktisaden tahakküm gücümüzün gelişimini engellemiş, gümrük birliğine sokarak elimizi kolumuzu tek taraflı olarak bağlamış, Tarım politikaları ile asli unsurumuz olan köylü sınıfını yok oluşun eşiğine getirerek bağımsız direniş gücümüzü kırmış, sermaye hareketlerini serbestleştirerek piyasalarımızı nereden yönetildiği belli olmayan spekülatif sermaye hareketlerine duyarlı hale getirmiş, özeleştirme adı altında bağımsızlığımızı temellendiren milli servetlerimizi yok etmiş,bu gün dünyada en büyük silahların gücüne eşit olan,ve Çin, Norveç,Rusya,Petrol ülkeleri gibi devletlerin küstahça yararlandığı ULUSAL FON birikiminden bizi mahrum bırakmış,körüklediği mikro milliyetçilikle bizi bir arada tutan imparatorluk kültürünün son unsurlarını da hançerlemiş ,bizi bugün yok olmaya ve yutulmaya tamamen hazır hale getirmişlerdir. Durum vahimdir ve durumun vehametini kavramamak daha vahimdir. Ancak bu durumdan kurtuluşun yolu, ne pasifist zırvalar, ne salon diplomasisi, ne Türk ırkçılığı, ne ümmetçilik ne de sosyalizm gibi asla gerçek ile bağdaşmayan jargonlardır. Bize lazım olan emperyal bir silkinişle eğitim, sanayi ve orduda yeni reformlar yaparak komşularımızla ilişkilerde ve dış politikada pozitif bir yayılımcılık takip etmektir.[/size] |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Kalfası
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Mar 2005
Üye numarası: #6072
Mesaj sayısı: 829
Karma etkisi: 778
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 77084
|
Türkler tarih boyunca kurdukları hiçbir devlette ırkçı ve dinci yapılar kurmamışlardır. Cengiz hanın Türk Moğol imparatorluğundan Osmanlının çok uluslu dinli yapısına kadar tarih bunun örnekleriyle doludur.
Hatta Hindistan da Ekber Şah din tartışmalarından sıkılmış ve tüm dinleri birleştirme girişiminde bile bulunmuştur. Karakter olarak ne kan ırkçılığına ne de softalığa meyyal değiliz. Türkler her gittikleri ülkelerin kızlarını almayı ve onlarla karışmayı asla ayıp görmemişler ve hatta fetih kültürünün bir uzantısı olarak kabul etmişlerdir. Yeni imparatorluk ülküsü hiçbir ülkenin toprağını silah zoruyla alma emelinde değildir. Bu coğrafyanın barışı ulusal devletlerde ya da mikro milliyetçilikte değil de Bizim tecrübesine sahip olduğumuz çok uluslu çok dinli fakat bizim tarafımızdan mobilize edilecek bir imparatorluktadır. Yakın tarihimiz bu günde göstermiştir ki Pax Ottomanica ya ihanet eden uluslar ve ardılları bunun bedelini fazlasıyla ödemişler ve ödeyeceklerdir. Yugoslavya iç savaşı, Kafkasya kaosu, Kıbrıs, Ege sorunu, Irak, Filistin, Iran Irak savaşı, Lübnan, Suriye’nin durumu ve Güneydoğuda süren savaş bu gerçeği doğrulamaktadır. Bu gerçeklerin gayetle farkında olan, imparatorluk kültürüyle yetişmiş ve bu imparatorluk bünyesinde, Filistin de, Derne de Çanakkale de kendini ateşe atmaktan sakınmamış Mustafa Kemal Atatürk, yeni kurulan genç Türkiye cumhuriyetini son derece pozitif yayılımcı bir siyasetle yönetmiş ve bu gün bizim taraftar olduğumuz biçimde Balkan, Bağdat ve Sadabat paktlarını kurarak, Sovyet Rusya ile iyi geçinerek, sanayi kalkınma planlarıyla artı değer üreten ve artı değer çeken bir bir Türkiye’nin bölgesel liderliği için mücadele etmiş, ancak ölümünden sonra bu politikalar vizyonsuz ve ülküsüz hatta ruhsuz politikacılar tarafından terkedilmiş, ülkenin idealsizleştirilme, yozlaştırılma, iktidarsızlaştırılma dönemi başlamıştır. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Bütün bu gerçeklerle yüz yüze gelen bizler ne söylediğimizi biliyor, nerde durduğumuzu biliyor ve İmparatorluğumuzu geri istiyoruz. Asla vazgeçmediğimiz, içimizde yaşayan, teslim etmediğimiz, uğruna son nefesimize kadar kadın çocuk savaşarak koruduğumuz imparatorluk ülkümüzü ve imparatorluğumuzu geri istiyoruz. Bu ülke insanının kurtuluş savaşında ne için savaştığını Tarık Buğra’nın Küçük Ağa’sı gayet güzel anlatıyor. Kimse bizi daha azına razı edemez. Türkiye’yi lale bahçelerine, Lokuma Fese, dansöze, Tarkan’a, Futbola, indirgeyenler ve 600 senelik imparatorluğumuzu rezil edenler utanmalıdır. Yıkılmadan önce bile dünyanın ilk 5 devletinden biri olan, Ajanları Afganistan da Irakta, Sudan da Kuzey Afrika da işgalcilere karşı isyanlar tezgahlayan, İrlanda kurtuluş ordusunu kurarak ezeli düşmanı olan İngiltere’nin başına bela eden. Gerici çağdışı diye bugün dudak kıvıranlara inat 1. dünya savaşında teknik olarak diğer ordularla arasında pek az fark olan, hiçbir cephede savaş kaybetmeyen, Kutül Amere de Çağın devi İngilizlere 40 000 kayıp ve esir verdiren ve General Towsend’i esir eden imparatorluk ruhunu geri istiyorum! Büyük davaların büyüyen halkı olan Türk milleti ne başına çuval geçirilen askerlere, ne teslim olan erlere, ne yırtılan bayraklara, ne 50 sene Avrupa kapısında dilenmeye, ne IMF den övgü beklemeye, ne 1984 den beri bitmeyen teröre, ne ekonomik yardımlara, ne Kasımpaşa kabadayılığına, ne Teksas delikanlılığına, ne aşiret liderlerinden hakaret dinlemeye layık ve mecbur değildir. Utanacak olanlar ve hesap vermesi gerekenler bizi buna mecbur edenlerdir. Saygılarımla Alıntıdır... Konuyu nereye açabileceğimi bilemedim eğer yeri uygun değilse değiştirilsin. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Mar 2006
Üye numarası: #55471
Mesaj sayısı: 10,872
Karma etkisi: 20514
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2049777
|
Türkiye’yi lale bahçelerine, Lokuma Fese, dansöze, Tarkan’a, Futbola, indirgeyenler ve 600 senelik imparatorluğumuzu rezil edenler utanmalıdır.
Yıkılmadan önce bile dünyanın ilk 5 devletinden biri olan, Ajanları Afganistan da Irakta, Sudan da Kuzey Afrika da işgalcilere karşı isyanlar tezgahlayan, İrlanda kurtuluş ordusunu kurarak ezeli düşmanı olan İngiltere’nin başına bela eden. Gerici çağdışı diye bugün dudak kıvıranlara inat 1. dünya savaşında teknik olarak diğer ordularla arasında pek az fark olan, hiçbir cephede savaş kaybetmeyen, Kutül Amere de Çağın devi İngilizlere 40 000 kayıp ve esir verdiren ve General Towsend’i esir eden imparatorluk ruhunu geri istiyorum! Büyük davaların büyüyen halkı olan Türk milleti ne başına çuval geçirilen askerlere, ne teslim olan erlere, ne yırtılan bayraklara, ne 50 sene Avrupa kapısında dilenmeye, ne IMF den övgü beklemeye, ne 1984 den beri bitmeyen teröre, ne ekonomik yardımlara, ne Kasımpaşa kabadayılığına, ne Teksas delikanlılığına, ne aşiret liderlerinden hakaret dinlemeye layık ve mecbur değildir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Utanacak olanlar ve hesap vermesi gerekenler bizi buna mecbur edenlerdir.... Başka söylenecek birşey varmı ? |
|
|
|
|
|
#4 |
|
En Agresif Üye
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: May 2006
Üye numarası: #66357 Yer: AYDIN
Mesaj sayısı: 11,196
Karma etkisi: 26968
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 2695061
|
Yazı çok uzun ama ilgimi çekti... Kopyaladım mutlaka okuyacağım...
Okudum pek bir şey anlatmıyor... Benim hoşuma gitmedi... |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Dec 2006
Üye numarası: #99869
Mesaj sayısı: 154
Karma etkisi: 17
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 1193
|
bende okuyamadım ama kaydettim ilginç ve iddalı
![]() emegine saglık yüregine saglık |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Hızlı Çırak
![]() ![]() Kayıt Tarihi: Nov 2007
Üye numarası: #157494
Mesaj sayısı: 93
Karma etkisi: 139
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 13492
|
Durum vahimdir ve durumun vehametini kavramamak daha vahimdir.
Aynen katılıyorum. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Moderator
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jan 2006
Üye numarası: #47801 Yer: im KALBİN
Mesaj sayısı: 9,821
Karma etkisi: 44090
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 4407476
|
Yazı Türk Tarihi ne, farklı ama bilimsel bir bakış açısıdır.
Osmanlı, kendisine imparatorluk değil devlet demiştir. Osmanlıca konusunda uzmanlaşan batılı bilim adamlarının ifadesidir. Bizim okullarımıza kitap yazan sözde yazarlar, İmparatorluk ifadesini aynen almıştır. Yazı içinde Türklerin emperyal zihniyetlerinden söz edilmektedir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Burası tamamen diyalektik sosyalizmi savunan, aslında kapitalizmin çarklarına yağ olmuş bir zihniyetin ürünüdür. Yazınıda ki şu cümle Kod:
Türkler her gittikleri ülkelerin kızlarını almayı ve onlarla karışmayı asla ayıp görmemişler ve hatta fetih kültürünün bir uzantısı olarak kabul etmişlerdir. kalıcı olma talebini göstermektedir. Eleştirilebilecek bir çok yeri olmasına rağmen, okunması ve arşivlerinize alınması gereken bir yazıdır. Kolay gelsin. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Nov 2007
Üye numarası: #164478
Mesaj sayısı: 5
Karma etkisi: 0
![]() ![]() Karma: 180
|
Herşeyden önce ellerine sağlık.
En iyi ve acımasız yaptığımız şey eleştirmek. Öncelikle, kime ait olursa olsun, katılırız katılmayız, ihanet içermeyen, ahlak dışı olmayan, insani olan her türlü emeğe saygı duymalıyız. Bu Manifesto alelacele kaleme alınmış bir yazıya benzemiyor. Bana, üzerinde çokca düşünülmüş, kelimeleri, cümleleri özenle seçilmiş, defalarca değiştirilmiş ve son haline gelmesi uzun zaman almış bir metin izlenimini verdi. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Genel olarak katılıyorum ve destekliyorum. Ama bu bölük pörçüklüğü ve dağınıklığı kim toparlayacak? Bu tür girişimleri olan yüzlerce, binlerce irili ufaklı grup var. Çoğunun da iyi niyetli olduğunu kabul edebiliriz. Anadolu bozkırında kurulmuş bir küçük çadırda filizlenecek ve dünyayı yönetmeye aday yeni Türk imparatorluğu benim de hayallerimi süslüyor. Bir zamanlar olduğu gibi, biz bunu Amerika'dan çok daha iyi yaparız ve kimsenin itirazı olmaz. Benim buna ulaşabilmek için tezim şudur; her alanda güçlü olmak mutlaktır ancak adil olmayan güç ergeç bir gün çökmeye mahkumdur. O halde her birey, kendi alanında ve çevresinde güçlü ve mutlaka adil olmaya çalışmalı ve bağrından bu adil gücü yöneyecek, yüceltecek liderini çıkartmalıdır. Bu dünyanın başına gelebilecek en büyük felaket Türklerin kendilerini mutsuz ve çaresiz hissetemeleridir. Türkler mutlu ve umutlu olmadıkça dünya rahat edemez. Saygılarımla |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Forum Ustası
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Aug 2007
Üye numarası: #140016 Yer: MERSİN
Mesaj sayısı: 12,463
Karma etkisi: 64233
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 6421621
|
Akdeniz havzasındaki üç tarihî imparatorluktan birini kuranların torunları ve çocuklarıyız. Osmanlı’ nın tarihini, kimliğini bilmek ve anlamak kolay değil; bütün etrafımızı, yani yeryüzünün en esaslı uygarlıklarını tanımamız, incelememiz, Osmanlı’ nın kurumlarını, anlayışını, olaylara bakışını bilmemiz lazım. Osmanlı’ yı tanıdıkça, araştırdıkça, okudukça kendimizi daha çok sevecek ve tarihimize daha çok ısınacağız.
Osmanlı'yı 'son imparatorluk' yapan yönetim şekli, devletlerle olan ilişkileri, farklı kültürlere, dinlere yaklaşımı ve kurumlarıyla kısacası kendine özgü kimliğiyle keşfetmeye çalışmak lazım. Osmanlı kendisine imparatorluk sıfatını takmamıştır.Onlar kendilerine "Devlet'i-Ali Osman" demişlerdir. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Cool Üye
![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Jul 2006
Üye numarası: #77045
Mesaj sayısı: 147
Karma etkisi: 14
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 811
|
canın cehenneme: Bu güzel manifestoyu paylaştıgın,uyardıgın.uyuanları uyardıgın için teşekürü birborç bilirim.
ikincisi ise okumaktan nefret eden okumaya üşenen.okumayıp polat almedarcılık oynayan,lafta türk osmanlı ruhunu benimseyip dibine derinine inmeyen araştırmayan arkadaşlarıma söylenecek tek söz önce Yüce Allahında(C.C) emrettigi gibi OKUYUN arkadaşlar üşenmeyin OKUYUN! Yazılanlar anlatılanlar çok güzel ama Tagrık bugranın alıntısı olayı zaten özetlemekte.Bilgi arkadaşlar Bilgi! Bilgi kapısını tutan dünyaya hükmeder!olay bukadar basit.artık eski dünya düzeni yok savaş topla tüfekle degil bilgiyle sürdürülmekte(Gerçi ozamnki osmanlı galibiyetlerini bilimle ilimle kendini geliştirerek 600 sene galibiyetlerle sürdürmüştür o yarı)o yüzden nerden başlanmalı sorusuna hangi alanla ugrasıyorsak hacking olur tıp olur mühendislik olur hiç farketmez bilginin sınıfı olmadıgı gibi ırkıda yoktur. kendimizi geliştrerek daha fazla çalışarak ben bu ömrümd ebunu göremem deyip kenara çekilmeden uluscu bir zihniyetle bu bilgi ve becerileri paylaşark aktarmaktan geçer.ben inanıyorumki birgün bu hayal gerçekleşecek.Ama bunun gerçekleşmesinde dış siyasetimzide saglam yere basar az tavizli ve kendinden emin yapmak gerekmekte.AB saçmalıgını üretmedigimiz içn seçiyoruz.(seçiyorlar ben seçmiyorum) Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 ürettigimzi anda Ne AB si kalır NE ABD si nezaman teknolji satarız üretimleirmi kendi teknolojileirmizle gerçekleştirirz.Nezaman bize ait olan topraklardaki yeraltı zenginlikleirmizden pay almasını istemesini bnun ciddiyetini karşı tarafa hissettirmeisni biliriz.nezaman kendi topraklarımızdaki dogal kaynaklarımızı israf etmeden saga sola peşkeş çekmeden kullanmasını biliriz.nezaman bu kaynaklar bize yetmediginde bize yakın olan yerlerden adaletlice almasını biliriz ozaman Devlet'i-Ali Osman OLURUZ!!! Düzenleyen xantia : 04-12-2007 at 12:37. |
|
|
|
|
|
#11 | ||
|
Banned
![]() ![]() ![]() ![]() Kayıt Tarihi: Mar 2005
Üye numarası: #7771 Yer: im, yurdum ''vatanımdır.''
Mesaj sayısı: 1,620
Karma etkisi: 0
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Karma: 31027
|
Alıntı:
Alıntı:
görecegiz barzani o zaman sonunu hazırlamış olacak... böyle devam etsin **** mun revizyonisti... şalvarında bir batman b.kla... ![]() |
||
|
|
|
|
|
#12 |
|
Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Jan 2008
Üye numarası: #190404
Mesaj sayısı: 4
Karma etkisi: 0
![]() Karma: 61
|
Zygmunt Bauman,Küreselleşmenin toplumsal sonuçları adlı kitabında şöyle demektedir:Egemenliği ve bağımsızlığı iptal edilmiş,politik sıfatı silinip kaybolmuş ulus devlet mega şirketlerin basit bir güvenlik birimi haline gelir.Dünyanın yeni efendilerinin doğrudan yönetmeye ihtiyacı yoktur.Ulusal hükümetler onların adına işleri yoluna koymayı üstlenmişti.Ekonomik savaşın bugünkü vehametini anlayabilmek için öncelikle Cumhuriyetin kuruluşunda başladığımız yer ve mantalitemiz ile şu an içinde bulunduğumuz durumu kıyaslayalım:1960 sonrasında Milli Otomobil Sanayinde ve “Devrim” otomobil projesinde büyük rol oynayanYüksek Mühendis Şükrü Er şöyle anlatmıştır: 1927 de Türkiye de ilk Otomobil ve Kamyon fabrikasının kurulduğunu kaç kişi bilir ? Şimdi Ben 1930 yılında 4000 işçiyle faaliyete geçen bu fabrikada günde 55 binek otomobil ve 10-15 kamyon üretiliyordu desem kaç kişi ciddiyetle inanır ?”Vaktiyle uçak fabrikası kurduk 150 uçak mühendisi yetiştirdik,o günün tekniğine uygun uçaklar imal ettik,Hollanda ya bile sattık.Devrim otomobili ile ilgili olarak Şükrü Er şunları anlatmıştır:”devrim prototip olmasına rağmen başarılı ve övünülecek bir eserdir. Bu otomobillerden biri 20 bin diğeri 15 bin km civarında yol yapmıştır.900 000 TL ye 4 otomobil ile 7 adet motor ve bunların yapımı için gerekli projeler kalıplar ve takımlar imal edilmiş ve hazırlanmıştır.Devrim otomobilleri deneylere göre o günlerin Japon yapımı otomobillerinden Çek yapımı Skodalardan daha iyi oldukları saptanmıştır.Devlet planlama teşkilatı eski müsteşarı ve merkez bankası meclisi üyesi Prof Dr.Bilsay Kuruç şöyle demiştir:” Türk Hava Kurumu uçak imal ederdi.1927’lerde Türkiye Danimarka’ya sekişer kişilik yolcu uçakları sattı.Uçak Yapma işi 1950 de MKE ye geçti.Uğur tipi eğitim uçakları Milli Savunma İçin Yapılırdı.Bunların motor gövdesi dışında her şeyi dizaynı MKE de yapılırdı.Son parti olarak 65 uçaktan 4 tanesi Ürdün’e verildi,ve uçarak gittiler.Ama Amerikan yardımı başlayınca bu üretim durduruldu.Şimdi sizleri kısa bir süreliğine ufak bir düş görmeye ve bugüne gelmeye çağırıyorum. Yıl 1930.Türkiye çevresinde yeni kurulmuş,ekonomik gelişimi bırakın daha ulus olamamış bir yığın devletle çevrili.Osmanlı devleti henüz yıkılmış ve genç Türkiye cumhuriyeti,emperyalist orduları ilk ve tek mağlup eden Müslüman devlet olarak III.Dünya halklarının mazlum milletlerin idolü konumundadır.Cumhuriyet yeni kurulmasına rağmen işe ciddiyetle sarılmıştır ve büyük ekonomik hamleler ve ağır sanayileşme planları yapmaktadır.Otomobil kamyon ve Uçak üretimine dört elle sarılmıştır.O sıralar İngiltere sömürgelerindeki isyanlarla boğuşmakta,İtalya faşizm ile çalkalanmakta,Almanya da Naziler iktidara yürümektedir.Sovyet Rusya ise Sovyet ekonomisini inşa ve geniş coğrafyasını idari ve ekonomik olarak birbirine bağlamak peşindedir.ABD içine kapanmış ve küresel aktörlüğe henüz tam anlamıyla soyunmamıştır.Bize kapitülasyon uygulayan kimse yoktur.Gümrük birliği zırvalarıyla henüz bağlanmamışızdır.Bize paramızı nasıl kullanacağımızı söyleyen bir IMF de yoktur henüz.Bunların benzerlerinden de yeni kurtulmuş,bize vurulan prangalardan kurtulmuş ve yeni kazanılan bir zaferin verdiği heyecanla geleceğimize gururla bakmaktayızdır.Yavaş yavaş pazarımız genişler.Öncelikle iç piyasayı doyuran üretimimiz ülkenin mobilizasyonunu arttırır.Bu ekonomiye çevre ülkelerde olmayan bir devinim kazandırır.Bölgeler arası ekonomik ağ oluşumu hızlanır.Ve Türk yapımı araba ve kamyonlar yavaş yavaş dış piyasalara sızmaya başlar.Balkan ülkelerine İran’a doğru gelişir pazarımız,bu arada uçaklarımızda alıcı bulmaktadır.Hollanda ve Danimarka dan sonra Avrupa’nın diğer ülkeleride rağbet eder Türk uçaklarına.Talep arttıkça içerideki üretim tesisleri genişler.Karlılık yatırıma ve Ar-GE ye harcanır.II. Dünya Savaşı öncesinde hatırı sayılır bir üretici konumuna geçer ülkemiz ve keşif vb amaçlı uçaklar bol miktarda üretil,ir ve Avrupaya satılır.Bu arada araba üretimimiz de yerleşmektedir ve Pazar payı genişlemektedir .Ne de olsa daha Japonya Kore ya da Hindistan araba üretiminden fersah fersah uzaktır. Hatta Kore ortaçağı yaşamakta ve Hindistan ise İngiliz sömürgesiyle boğuşmaktadır.Yani önüm arkam sağım solum bomboş ve münbit pazarlardır.Eski imparatorluk bağlarınıda kullanarak,kurtuluş savaşının yarattığı sempatiyi de kullanarak pazarımzı genişletiriz.Bu ülkede kalifiye bir mühendis ve işçi sınıfının oluşmasına neden olur.II dünya savaşında yıkılan Avrupa’ya satacak çok şeyimiz vardır.Bizim araçlarımız yaralarını sarmakta olan ülkelerin pazarlarını işgal eder.Uçaklarımız artık bir fenomendir ve Türkiye den uçak almak kimseye garip gelmez.Bu arada II dünya savaşında bağımsızlığını kazanan sömürgelerle de mazlum milletlerin lideri ve ağabeyi olarak iyi ilişkiler geliştiririz.Otomotiv Endüstrimiz büyük bir hızla büyümektedir.Pazara yayılan otomobillerin yedek parça endüstriside gelişmek zorundadır.Bu inanılmaz bir ivme olur ekonomiye.Bu üretim hatları için gerekli hammadde ihtiyacı devletin Demir çelik ve maden endüstrilerini teşvik etmesiyle karşılanır.Ülkedeki kaynakların karlılıkla ve öz sermaye tarafından milletin yararına işlenmesi başlamıştır.Traktör ve tarım araçları fabrikalarımız otomotiv sanayisinde edindiğimiz tecrübeyi kullanarak ülkeyi bir baştan bir başa makinelaşmış tarımla donatır ve derinliğine sürülen mümbit ovalarımızdan ihracata yetecek derecede verim elde eder ve bunu da büyümek ve gelişmemizde kullanırdık.Uçak ve otomotiv sanayindeki tecrübelerimiz bizi silah sanayiinde de aktif olmaya iter.İlk prototip savaş uçaklarını geliştirir ve milli savunma sanayinin temelini atarız.II. Dünya savaşının hemen sonrasında tank üretmeye ve ve kendi askeri kamyonlarımızı geliştirmeye başlamışızdır.Bu sektör otomotivden daha karlı bir gelecek vaat etmektedir.Öyle ya yeni bağımsız olmuş devletçikler kendi ordularını inşa etmek ve askercilik oynamak peşindedirler.Ruslardan çok önce bizim askeri araçlarımız Ortadoğu pazarlarına girmiştir bile .Ne de olsa onlarla ortak bir geçmişi ve değerleri paylaşıyoruzdur.Bizden almayacaklarda kimden alacaklardır.Haa daha İran da birileri Islam devrimi yapıp bizim Afganistan ve Pakistan üzerinden Hindistan ve Çin e giden yolumuzu kesmemiştir henüz.Daha Irakta ve Suriye de sosyalist Baas partileri iktidara gelmemiştir.Gelemeyecektirler de. Türkiye geleceğini çok iyi görür ve Sadabat paktı ile taa Pakistan’a kadar bir oluşum hazırlar. Yeni Türkiye cumhuriyetinden ekonomistler,mühendisler ve askeri uzmanlar işgal eder bu coğrafyayı.Makine ve mamul madde ihracatımızın neden olduğu dış fazlayı ekonomik yardımlar ve krediler vermek yoluyla politik yayılma olarak kullanırız.Hatta daha ileri gider Doğu ve güneyimizdeki bu ülkelerle kuracağımız gümrük birliği ve ticaret anlaşmaları yoluyla onlardan ucuz hammadde alır ve onlara mamul madde satarak artı değerin bizim ülkemizdeki ticaret merkezlerinde toplanmasını sağlarız daha sonra bu artı değer gerekli koşullara göre yeniden askeri politik ve ekonomik yatırımlar için kullanılacaktır. Bu arada yapmış olduğumuz istiklal savaşını bayraklaştırarak hala işgal altında olan milletlere ışık olmaya devam ederiz.Uluslararası konferanslar tertip eder,Kızılay vasıtasıyla bu milletlere yardım elini uzatır,ve geleceğin ekonomik ve politik işbirliğinin tohumlarını atarız.İçeride biriken ulusal fonların desteğiyle kurulan çeşitli yardım kuruluşlarını bu ülkelere gönderir ve orada yeni bir dünya algısının propagandasını yaparız.Türkiye artık sanayileşmiş ve hızla gelişen bir ülkedir.Bu ülkenin kalifiye eleman ve yönetici talebini karşılamak için üniversitelerimiz ciddi atılımlar yaparlar.
|
|
|
|
|
|
#13 |
|
Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Jan 2008
Üye numarası: #190404
Mesaj sayısı: 4
Karma etkisi: 0
![]() Karma: 61
|
Tüm Ortadoğu ,Balkanlar ve Kuzey Afrika dan öğrencilerin gelecekleri üniversiteler kurarız.Kendi üniversitelerimizde sermayemizin yayıldığı coğrafyayı didik didik eder etnik unsurlarına ve onların konuştukları dillere kadar bölgeyi tanıyan uzmanlar yetiştirir,Iran enstitüsü,Arap halkları Enstitüsü,Türk Dünyası Enstitüsü,Kuzey Afrika enstitüsü ,Slav Halkları Rusya ,Balkan ve Kafkas enstitüleri kurar ve bunları kendi içlerinde ülke ülke bölümlere ayırır her bölümün o ülkede çıkan mahalli gazetelere kadar takip eden bir sistem oluşturulur,buralardan gelen bilgiler doğrultusunda parlamentoya raporlar hazırlayacak üst birimler kurulur ve bu birimlerle on yılların stratejileri belirlenir. Kuzey ve Orta Afrika’nın fakir halklarının çocukları bu üniversitelerde eğitilir.Ülkelerine döndüklerinde her biri Türkçe bilmekte ve Türkiye ye karşı bir sempati beslemektedirler.Yavaş Hindistan’dan Balkanlara kadar olan bu coğrafya da ortak bir zihniyet şekillenir.Kalkınan ve gelişen komşularımızla ilişkiler ortak pazardan federatif bir politik organizmaya doğru evrilir. Ortak bir savunma gücü tesis edilir,Ortak bir para fonu kurulur ve bu tüm dünya üzerinde kapital ihtiyacı olan ülkelerden diplomatik kazanımlar karşılığı kullandırılır.Ortak bilim konseyleri oluşturularak atom enerjisi,enformasyon teknolojileri vb konularda ortak projeler hazırlanır.Artık Ortadoğu bu topraklara yabancı güçlerin ağzının suyunun akacağı bir no mans land değildir.Buraları kimse vaat edilmiş topraklar olarak göremeyecektir.Bu topraklarda hak iddia edenler muazzam bir insan gücü,inanılmaz bir üretim potansiyeli ve küresel bir tepki örgütleyebilecek bir politik güç ile savaşmaya hazır olmalıdır.Ekonomik tesir ve askeri gücümüzün oluşturduğu politik ve kültürel tesir o kadar etkilidir ki ,Sovyet Rusya’nın içerisindeki Türk halklarla önce kültürel ilişkileri sıklaştırır ardından ,Ardından Rusya’nın bu halklar üzerindeki asimile edici politikalarına müdahaleler ve eleştiriler başlatır ve muazzam bir Müslüman Türk unsurunun bulunduğu bu ülkeyi kendi çabalarımızla çözülmek zorunda bırakabilir ya da kendi tesir sahamıza sokabilirdik(Nitekim SSCB nin tek kurşun atılmadan dağılmasını Rusya’nın içindeki Türk ve Müslüman unsurların nüfus artışı yüzünden SSCB nin sesiz dönüşümünün engellenmek için yapıldığı söylenmiştir).Tüm dünyadaki mazlum milletlerin ağabeyliğine soyunur ve Doğu Türkistan konusunda Çin’e uygulayacağımız ekonomik ve politik baskı ile tavizler koparabilirdik.Ayrıca bu geniş coğrafya da oluşan blok tarih boyunca halkların didişmesine sahne olan ortadoğuyu ekonomik refahla barışlandırır ve dünya barışına da büyük katkıda bulunurdu.Öyle olurdu ki bölgedeki kürt gruplarını kışkırtmaya gelen Avrupalılara Kürtler : Siz bize bu coğrafyanın verebileceğinden daha fazla ne verebilirsiniz ki der ve ancak gülerlerdi.Ama bunların hiçbiri olmadı. Peki neden ??.Çünkü II. Dünya savaşından sonra Marshall yardımını alan Türkiye elbette bu yardım karşılığında bazı tavizler de vermişti.Mesela artık otomobil uçak üretmeyecek,ağır sanayi yatırımlarından vazgeçecekti. Ne de olsa ABD ve Avrupa dan satın alınırdı bunlar.Biz sadece tarım ürünü üretecek ve hammadde satacaktık Avrupalı dostlarımıza.Savunma sanayi mi ? Ne gerek vardı canım. ABD bize karşılıksız askeri yardımlarda bulunacak ve bizi Nato nun müşfik kanatları altında koruyacaktı nasıl olsa.Çünkü o dönemki devlet adamları devlet adamlığı vasfından çok uzaktılar.Çünkü vizyonumuz yoktu,herhangi bir düşümüz yoktu,en önemlisi cesaretli adamlarımız ve cesur bir politikamız yoktu.Çünkü bu acıdır ancak bu topraklarda son 300 senedir bizi boğan tökezleten iradi ve zihinsel bir dejenerasyonun kıskacındaydık.Uyumakta ve uyuşmaktayız.Kısaca arkadaşlar yukarıda bahsettiğim tarihsel olasılıkları üç kuruşluk yardım için sattık. Peki nasıl insanlardı düşlerimizi ,geleceğimizi satanlar ? Bu insanlar ya geri zekalıydı ya da su katılmamış hainlerdi.Geri zekalı olmaları daha olası,Yeni İmparatorluğun elitleri yazımda bahsettiğim gibi bu ülkenin tarih boyunca halklar mezarlığı olmasından dolayı,her türlü yüksek hareketi bozucu aşağılık bir tortu vardır içimizde. Büyük Konağın soylu sahibi ölmüştü,Konağın varisi nin yerine oturan nereden çıktığı belli olmayan ucube ,konak sahibinin asil soyunun yüzyılarca uğraşarak biriktirdiği hazineleri yok pahasına satmaktadır elden çıkarmaktadır.
Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Uzun lafın kısası geleceğimiz satılmıştır,düşerimiz satılmış,çocuklarımızın geleceği harcanmıştır ve bu satma harcama işi günümüzde yapılan tek taraflı anlaşmalar,Gümrük birlikleri,Avrupa Anayasasına imza atmalar,Bedavadan özelleştirme,tarım ve madencilik politikaları ile sürmektedir ve oyunun sonuna gelmiş bulunmaktayız.Yukarıdaki mizansen ve kurgu vaktiyle yapılan ufak boş vermelerin neye mal olacağını göstermesi açısından anlamlıdır.Yukarıdaki tablo devlet adamlığının ne kadar önemli olduğunu ve ülkenin yönetiminin alelade adamlara bırakılamayacak kadar hayati bir şey olduğunu,alınan kararların bir milletin yeryüzündeki kaderini ilgilendirdiğini göstermesi açısından anlamlıdır.Görülmektedir ki yüzyılları ilgilendirecek kararlar ,yüzyılları hissedecek ve kavrayacak zihin ve iradi sorumluluğa sahip bireylere bırakılmalıdır.Milletlerin kaderi üç kuruş paraya tav olan,dönere ekmeğe fikrini satan,bu gün eğri dediğine üç gün sonra doğru diyen adamlara bırakılmamalıdır. Nesillerin hayatı konusunda karar vermeye talip olanlar kendi kefenlerini ceplerine alıp geçmelidirler iktidar kürsülerine.Devletin nimeti büyük olduğu gibi bu nimetten istifa de edenler ,bedel ödemeye de aynı derece de istekli olmalıdırlar vakti gelince.Nitekim başarı da sorumlulukta iktidar tarafından kayıtsız şartsız sahiplenilmelidir.ancak bu başlı başına farklı bir tartışma konusudur.Sonuç olarak bu gün yukarıda ilerlettiğimiz düşün yerine acı hatta zehirli gerçeklerle karşı karşıyayız.Ekonomimiz bağımsızlığını tamamen yitirmiş durumdadır.Politik egemenliğimiz Avrupa birliğine devredilmek istenmektedir.Bizim mirasımız olan coğrafyalar işgal edilmiş harabeye çevrilmiş ve yeni işgaller hazırlanmaktadır.Çevremizdeki coğrafyaları bırakın biricik misakı millimiz kırmızı çizgilerimiz tartışılır hale gelmiştir.Sivil Toplum Örgütleri maskesiyle istihbarat örgütleri içimizde cirit atmakta ve geleceğimize yönelik tezgahlarına devam etmektedirler.Satılan adamların bini bir paradır.Milletin alın teri ve emeği ile biriktirilen ulusal yatırımlar ve sermaye birilerinin babasının malı gibi ne idüğü belirsiz gruplara satılmaktadır. Milli Eğitimin sadece adı millidir ve yakında korkarız Türkiye Cumhuriyetinin sadece adı Türkiye cumhuriyeti haline gelecektir.Tablo ortadadır ve bu tabloyu daha fazla detaylandırmaya gerek yoktur.Bu durumda bizi bekleyen görev çetindir.uzlaşmalara oyalanmalara ve zevzek düşlerle vakit harcamaya mahal yoktur. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Jan 2008
Üye numarası: #190404
Mesaj sayısı: 4
Karma etkisi: 0
![]() Karma: 61
|
Yayılım alanı olarak eski imparatorluk coğrafyasını benimseyecek olan Yeni Türk İmparatorluğu, bu bölgedeki dağınık etnik grupları ve zayıf devletsel örgütlenmeleri ekonomik ve kültürel olarak etki altına almayı hedeflemelidir.
Bunun için öncelikle Britanya imparatorluğunun eski sömürgelerinin bir araya gelerek oluşturdukları Commonwealth gibi bir oluşuma öncelik edilmeli ve Osmanlı Mirası milletler ligi adı altında üye ülkelerin ekonomik ve kültürel kalkınmasını hedefleyen bir organizasyona gidilmelidir. Kurulacak lig öncelikle devlet başkanları seviyesinde ilişkilere başlayarak üye ülkelerin parlamenterlerinden oluşturulacak bir üst parlamentoya dönüşmeli ve oluşturulacak ortak fon bu parlamentonun denetimine bırakılmalıdır. Üye ülkeler arasında vücuda getirilecek gümrük birliği ,enerji anlaşmaları ve ortak kamusal yatırımlar vasıtasıyla oluşturulacak üretim alanlarıyla bölgeler birbirlerine ekonomik anlamda kenetlenmelidir. Gümrük duvarlarının karşılıklı kaldırılması ile komşularına göre nispeten teknolojik üstünlüğü bulunan Türkiye değer çekmeye başlayan ve dış ticaretten daha çok kar eden ülke konumuna gelecektir. Komşu ülkelerin atıl hammadde kaynakları tesbit edilip Anadolu da bunları değer yoğun mamul maddelere çevirecek ve dünyaya satacak iktisadi yatırımlar yapılmalıdır. Karşılıklı eğitim anlaşmalarıyla öğrenci değiş tokuşu hızlandırılmalı ve misafir öğrencilerin koşulları iyileştirilmelidir. Üye ülkelerin ordularıyla askeri ilişkiler sıklaştırılmalı ortak tatbikatlar tertip edilmeli ve ortak bir savunma gücü tesis edilmelidir. Üye ülkelerin hepsinin katılımını içeren spor müsabakaları tesis edilmeli ve haklar arası iletişim yoğunlaştırılmalıdır. Üye ülkelerin tamamını hedefleyen İngilizce ve o ülkenin dilinde yayın yapacak bir televizyon kanalı kurulmalı ve ortak bakış geliştirilmeye çalışılmalıdır. Üye ülkelerin az gelişmiş bölgeleri ,Ortak yatırımlarla imar edilmeli , bu iş için fonlar yaratılmalı ve bu fonların denetimi ülkeler arası üst parlamento tarafından yapılmalıdır. Üye ülkeler arasında daha önce bulunan tarihsel sorunlarda ortaklık anlayışına göre çözümler üretilmelidir bölgesel işbirliği projelerinin yoğunlaştırılması barışlandırma projeleri düzenlenmelidir. Üye ülkelerin ortak kültürel mirasının ortaya çıkarılması için Osmanlı arşivlerinde kapsamlı çalışmalar yürütülmeli bu iş için Her ülkeden akademik katılımcılar ile ortak geçmiş tarafsız bir şekilde öne çıkarılmalı ve yeni oluşum için tarihsel meşruiyet sağlanmalıdır. Türkiyenin bölge ülkelerinin etnik,dinsel ve kültürel dokularını analiz edeceği ,yeni kurulacak lige akademik danışmanlık yapacak ciddi bir Think Tank kuruluşu yada bölgesel bir üniversite olmazsa olmaz bir ihtiyaç ve acil bir projedir. Bu gün Türkiye cumhuriyeti olarak ,üniversitelerimizde ve istihbaratımızda komşularımıza ilişkin profosyonel analizler komik denecek seviyede dir. Siyaset bilim ve Uluslarası ilşkiler fakültelerimizin kaçında bölge ciddi olarak analiz edilmektedir ?? Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya araştırma enstitülerimiz yoktur ! Bu bölgelerde konuşulan yerel ve resmi dilleri bilen yetişmiş elemanı bırakın profösörlerimzin sayısı parmakla gösterilir kadardır.ıstihbarat faaliyetlerimiz ABD ve Israil kaynaklı , kendi yapabildiklerimiz ise bu bölgelerden derlediğimiz Türk kökenliler yada devşirmeler sayesinde elde edilen teşkilat-ı mahsusa dönemindeki üsullerle yapılan karadüzen istihbarattır.Eski imparatorluk topraklarında neler olup bittiğini an be an izleyen akademik kurumlar gizli yada açık oluşturulmalı ve dış politika ve işbirliği projesi bu kuruluşlar tarafından şekillendirilmelidir. |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Çırak
![]() Kayıt Tarihi: Jan 2008
Üye numarası: #190404
Mesaj sayısı: 4
Karma etkisi: 0
![]() Karma: 61
|
İthalata dayalı büyüme politikalarından ve sıcak para girişli ekonomik iyileşme paketlerinden süratle vazgeçilmelidir.Esasen kendi coğrafyasındaki en büyük köylü nüfusuna sahip olan ülkemizde ,atılması gereken en önemli adım Bilimsel tarım ve hayvancılığın teşvikidir.
Belli bir dönümün altında olan toprak sahiplerinin toprakları birleştirilmeli ve bölgesel kooperatiflerin denetiminde işletilmelidir.Bu kooperatiflerin istihdamı için bölge halkı tercih edilmeli ve bu yolla köyden kente göçün önüne geçilmeye çalışılmalıdır. Esasen Köyden kente göç kendi topraklarımızın terk edilmesi,tüketici nüfusun şişmesi,toplumsal dokunun bozulması ve ülkemizin yaşamsallığını gerçek anlamda yitirmesidir. Kaynak: Wardom http://www.wardom.com.tr/showthread.php?t=177020 Büyük kentlerde göç ciddi anlamda takip edilmeli ve vize uygulaması başlatılmalıdır. Ülke genelinde yerel toprak sahiplerinin katılımı ile kurulacak tarım ve hayvancılık kooperatifleri merkezi bir denetim tarafından düzenli olarak verimlilik denetimine tabi tutulmalı kar amacıyla hareket edilmelidir.Her yıl düzenli olarak katılımcılara bir şirketin hisselerine sahip hissedarlara kar paylarının dağıtıldığı şekilde payları dağıtılmalıdır. Bu yolla üretimi standardize edilen ve üretim gücü artan bölgelerin tabandan gelen bir dinamikle gelişmesi beklenebilir. Meslek okullarının sayısı çoğaltılmalı ve işsiz üniversite mezunlarının kaynak, zaman ve ülke nüfusunun israfı olduğu düşünülerek tabela üniversiteleri kapatılmalı ve gençlerin ümitleriyle oynanmamalıdır.Ülke genelinde o bölgenin dokusuna uygun üretim kompleksleri devlet eliyle kurdurulmalı ve meslek okullarından yetişecek gençlere bu yerlerde istihdam garantisi verilmelidir.Ülkede güçlü bir zanaatkar sınıfı yaratılmalı , kobiler için nitelikli bir iş gücü ordusu yaratılmalı ,bu yolla küçük kentlerden endüstriyel bölgelere göç engellenmeli,bölgesel ekonomiler canlandırılmalı bu yolla vergi toplama potansiyeli arttırılmalıdır. Oluşturulacak uluslararası birlikte kobilerin üretimleri için pazarlar yaratılmalı ve yayılma hızlandırılmalıdır. Ekonomide devletin ağırlığı arttırılmalı ,sağlık eğitim haberleşme konularında devletin özel sektöre göre yüzdesel ağırlığı olmalıdır.Devlet teşebbüsleri karlılık esasına göre yeniden düzenlenmeli ve bürokrasinin dışında bir verimlilik denetim merkezi tarafından yönlendirilmelidir. Ülkemizdeki atıl doğal kaynaklar devlet tarafından verimlilik esasına göre işletilmeli ,bu konuda kurulacak bir devlet şirketinin fonlarıyla komşu ülkelerde doğal kaynakların işletme hakları alınmalı ve ulusal fonlar biriktirilerek emperyal yayılım amaçlı kullanılmalıdır. Devlet borçlanması kesinlikle yüksek faizli bono ve tahvil satışıyla karşılanmamalı sabit faiz üzerinden kapital birikimi olan ülkelerden borç alınmalı ve borç alırken aracı kullanılmamalıdır. Alınan borçlar fizibilite çalışması ile sirkülasyonu sağlayacak ve kendilerini finanse edilecek yatırımlarda kullanılmalıdır. Ülkemizin güneydoğusunda sürdürülen savaşta kullanılan askeri malzemelerin tamamı,hammaddelerine varıncaya kadar yurtiçinden temin edilmeye çalışılmalı silah sanayimiz için bu savaş bir denek olarak kullanılmalı ve bu şekilde savaşı ekonomiyi canlandırıcı bir güç olarak kullanılmalıdır. Şu çok iyi bilinmelidir ki : eğer terör örgütü faaliyetlerine uzun dönemde son verilemeyecekse, yerli üretim terör örgütünün silah ve mühimmatını dahi bizzat kendisi satabilecek rekabet düzeyine ulaşmalıdır. Bize karşı yapılan bu savaşta başka hiç kimsenin kar etmemesi sağlanmalıdır. |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | Bu Konuda Ara |
|
|
